Paylaş
Bu konuda çeşitli düşünürler değerlendirmeler yapıyor.
Örneğin Etyen Mahçupyan, bu süreci ‘Yeni İttihatçılık’ olarak adlandırıyor.
Mahçupyan’a göre Türk devleti artık siyasete doğrudan yakınlaşıyor.
Eskiden devlet daha yukarıda, kenarda duran, siyaseti ise siyasetçilerin yürüttüğü bir yapıydı.
Bugün ise devlet, özellikle bürokratik kadrolar üzerinden siyasetin içinde belirleyici bir aktör hâline geldi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve kadrolarına verdiği açık teşekkür bu yeni ittifakın ve iradenin simgesi olarak görülüyor.
Bu tablo, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni bir kurucu irade ile yeniden şekillendiğine işaret ediyor.
Devlet artık millî bir karakterle doğrudan dünya siyasetinde özne olarak var olmayı hedefliyor.
Yeni devlet yapısı merkezileşmiş bir hükümet gücünü savunuyor.
Ancak bu yapıya ‘İslamcı’ demek doğru değil.
Aksine milliyetçi bir iktidar modeli söz konusu.
Bu model Kürtleri ve Arapları da kapsayarak Türkiye’nin bölgesel etkisini artırmayı amaçlıyor.
Türkiye, özellikle Suriye’deki gelişmeleri bu vizyon için fırsat olarak görüyor.
Suriye’de bağımsız bir Kürt devleti istemiyor.
Şam merkezli, otoriteye bağlı bir ulusal yapılanmadan yana.
İçeride ise terörü bitirip bu konuda dış ülkelerle pazarlık ederek tavizlerden kurtulmayı hedefliyor.
Bu yaklaşım Kürtleri ve Arapları ’makbul vatandaş’ kategorisine alma girişimiyle radikal bir değişime işaret ediyor.
1923’te devrimci bir irade ile kurulan Cumhuriyet’in ardından bugün adeta yeni bir rejim teklifi yapılıyor.
Ancak özellikle seküler kesimler bu değişimi tam olarak görmek istemiyor.
Bu yeni düzen vurguladığım gibi esasen devlet projesi.
Yeni devlet istihbarat bürokrasisi üzerinden şekilleniyor ve ittihatçı dönemdekine benzer bir güç yoğunlaşması görülüyor.
Dünyada da bu dönüşümü kolaylaştıran bir ortam mevcut.
ABD’nin kan kaybettiği, Çin ve Rusya’nın güçlendiği bir dönemde Türkiye, Müslüman dünyayı konsolide ederek adeta ‘altıncı veto hakkını’ temsil etme arayışında.
Erdoğan’ın sık sık dile getirdiği ‘Müslümanların lideri olma’ söylemi de bu vizyonun bir parçası.
Yeni rejim Kürtlerle ve Araplarla birliktelik tarif ediyor.
Ancak özellikle Kürtlere yönelik öneri bir ‘refah paylaşım modeli’nin ötesine gitmiyor.
Kısmi özerklik ya da federatif bir yapı söz konusu bile değil.
Bu noktada Kürtlerin taleplerinin ne seviyede kabul göreceği tam olarak kamuoyuna yansımadı.
CHP ise bu süreçte net bir tavır ortaya koymuyor.
Ne düşündüğünü halkla paylaşmıyor.
Belirsiz ve çekingen duruşu Kürtleri mevcut iktidara daha da yaklaştırıyor.
CHP’nin bazı anketlerde önde çıkması kendi doğrularını teyit ettiği algısını güçlendiriyor ama bu onları pasif kılıyor.
Oysa daha vizyoner, araştırıcı ve alternatif üreten bir muhalefete ihtiyaç var.
Bugün Türkiye’de yeni bir devlet yapılanması açıkça görülüyor.
İnşa edilen kimlik Batı karşıtı ve Müslüman paydalı.
Bu, tipik bir kurucu iktidar tavrıdır.
Ancak muhalefet, özellikle CHP bu değişimi yeterince okuyamıyor.
Mikro sorunlarla oyalanıyor, makro bir vizyon ortaya koyamıyor.
Yeni paradigma karşısında Türkiye hızla değişirken muhalefetin de ezberleri bozan, entelektüel kadrolar yetiştiren, topluma yeni bir vizyon sunan bir tavır geliştirmesi gerekiyor.
Aksi hâlde yeni devletin kurucu iradesi muhalefetsiz bir ortamda daha da güçlenecektir.
Paylaş