Sıtkı Şükürer

Sıtkı Şükürer

Yeni dünya düzeni: Güç dengesi yeniden kuruluyor

DÜNYA artık geri dönülmez bir şekilde çok kutuplu bir döneme doğru ilerliyor.

Haberin Devamı

Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra oluşan ve uzun yıllar Amerika Birleşik Devletleri’nin belirleyici olduğu tek kutuplu düzen yavaş yavaş yerini yeni bir güç dengesine bırakıyor.

Bugün küresel siyasette iki büyük güç açık biçimde öne çıkıyor: Amerika Birleşik Devletleri ve Çin.
Ancak bu tablo yalnızca iki aktörle sınırlı değil.

Rusya; geniş toprakları, enerji kaynakları ve askeri gücüyle hâlâ küresel dengelerin önemli oyuncularından biri.
Avrupa Birliği ise her ne kadar eski gücünden bir miktar kaybetmiş görünse de tarihsel birikimi, ekonomik kapasitesi ve bazı ülkelerinin sahip olduğu nükleer güç sayesinde dünya siyasetinde etkisini tamamen yitirmiş değil.

Bir başka yükselen güç ise Hindistan.
1.4 milyarlık nüfusu, büyüyen ekonomisi ve gelişen teknolojik kapasitesiyle Hindistan’ın önümüzdeki 15-20 yıl içinde küresel dengelerde çok daha belirleyici bir aktör haline gelmesi sürpriz olmayacaktır.

Haberin Devamı

Uzun vadede Afrika kıtası da bu denklemin önemli bir parçası olacak.
Genç nüfusu, doğal kaynakları ve geniş coğrafyasıyla Afrika, geleceğin rekabet alanlarından biri olmaya aday.
Her ne kadar Afrika ülkelerinin kendi içinde güçlü bir siyasi birlik kurması şu an için zor görünse de Afrika’yla güçlü ilişkiler kuran ülkeler küresel rekabette ciddi avantaj elde edecektir.

Bugünün fotoğrafına bakıldığında ise Çin’in dikkat çekici bir avantaj yakaladığı görülüyor.
Çin bir yandan ekonomik gücünü sürekli büyütürken diğer yandan askeri kapasitesini artırıyor ve uzun vadeli bir stratejiyle ilerliyor.

Amerika Birleşik Devletleri ise özellikle Donald Trump döneminde daha sert ve agresif bir dış politika çizgisi izledi.
Grönland’dan Kanada’ya, Venezuela’dan Meksika’ya, Küba’dan Ortadoğu’ya kadar pek çok bölgede Amerika’nın ağırlığını daha güçlü biçimde hissettirmeye çalıştığı görüldü.

Buna karşılık Çin daha sabırlı ve temkinli bir politika izliyor.
Ancak bu sakinliğin arkasında güçlü bir hazırlık süreci olduğu da açık.
Özellikle Tayvan konusu Çin açısından stratejik önem taşımaya devam ediyor ve Pekin yönetimi bu konuda geri adım atmaya niyetli görünmüyor.

Haberin Devamı

Amerika Birleşik Devletleri bazı ülkelere karşı askeri baskı kurabiliyor.
Örneğin, İran’a yönelik sert politikalar uygulayabiliyor.

Ancak aynı yaklaşımın Çin ya da Rusya gibi nükleer güçlere karşı uygulanması neredeyse imkânsızdır.
Böyle bir senaryo doğrudan nükleer bir çatışma riskini doğurur ki bu da yalnızca ülkelerin değil, tüm gezegenin geleceğini tehdit eder.

Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri’nin bu ülkelerle doğrudan savaş yerine daha temkinli ve dolaylı yöntemler izlediği görülüyor.
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta Amerika’nın doğrudan sahaya girmemesi ve daha çok arkadan destek vermesi bunun en açık örneklerinden biridir.

Bütün bu gelişmeler bize şunu gösteriyor:
Dünya yavaş yavaş birkaç büyük gücün belirlediği yeni bir denge sistemine doğru ilerliyor.

Haberin Devamı

Bu denge sistemi ironik bir şekilde yeni bir barış dönemini de beraberinde getirebilir.
Çünkü nükleer güçlerin birbirini dengelemesi, büyük savaşların önünde caydırıcı bir duvar oluşturuyor.

Ancak bu tablo içinde küçük ama nükleer silahlara sahip ülkeler de önemli bir risk oluşturuyor.
Kuzey Kore bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

Kuzey Kore sahip olduğu nükleer kapasite sayesinde kendine bir tür dokunulmazlık alanı yaratmış durumda.
Ancak ekonomik ve siyasi gücüne kıyasla bu silahların sağladığı etki oldukça orantısız.

Bu nedenle büyük güçlerin Kuzey Kore’nin bu kapasitesini kontrol altında tutmak isteyeceği açık.

Öte yandan, İran meselesi de son dönemde önemli bir tablo ortaya koydu.
Yaklaşık 90 milyona yaklaşan nüfusu ve yıllardır geliştirdiği balistik füze kapasitesi İran’ın direncini ciddi biçimde artırmış durumda.

Haberin Devamı

Bu nedenle İran’a yönelik baskı politikalarının kısa sürede kesin bir sonuç vermesi kolay görünmüyor.
Savaşın uzaması ise hem Amerika hem İsrail hem de İran için ciddi maliyetler yaratıyor.

Ancak süreç uzadıkça Amerikan kamuoyunda şu soru daha fazla sorulmaya başlanacaktır:
“Amerika neden ve hangi zorunlulukla İsrail’e bu kadar güçlü destek veriyor?”

Eğer bu sorgulama büyürse, Amerika’nın desteği olmadan İsrail’in Ortadoğu’daki etkinliğini sürdürmesi de oldukça zorlaşacaktır.

Tüm bu gelişmelerin ortasında Çin ise dikkat çekici bir sabırla ekonomik gücünü büyütmeye devam ediyor.
Ekonomik kapasitesini artırırken askeri caydırıcılığını da güçlendiren Çin, önümüzdeki yıllarda küresel dengelerin en belirleyici aktörlerinden biri haline gelecektir.

Haberin Devamı

Ancak şunu da unutmamak gerekiyor:
Bu yükselişin merkezinde Tayvan meselesi hâlâ kritik bir başlık olarak duruyor.

Ve dünya bugün belki de yeni bir çağın eşiğinde duruyor.

Artık mesele yalnızca hangi ülkenin güçlü olduğu değil.
Asıl mesele, bu güçlerin birbirleriyle nasıl bir denge kuracağıdır.

Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Dünya düzenleri savaşlarla kurulur, ama kalıcı barış ancak dengelerle yaşar.

Yazarın Tüm Yazıları