Paylaş
Ama her şey gibi o da biter, yerini kışın babacan soğukluğuna bırakır.
İzmir’de yaz her yıl aynı heyecanla karşılanır.
Daha mayıs ayı gelmeden ‘çoraplara itiraz’ başlar.
Kıştan kalma kalın kazaklar dolaplara kaldırılır; çekmiş, küçülmüş olsa da kısa kollular hemen tedavüle girer.
Sanki şehir derin bir nefes alır: ‘Yaz geliyor!’
Karpuz kabuğu denize düşmeden denize girmek marifet sayılır bu şehirde.
Denizin tuzu, rüzgârın yumuşaklığı, geceleri sahil boyunca yankılanan kahkahalar…
Hepsi İzmir’in yazına özgü o tasasız ruhun parçalarıdır.
Haziranın gelişiyle balkonlarda sabahlara kadar süren sohbetler başlar.
Temmuz sıcağıyla sınar ama kimse aldırmaz.
Ağustos geldiğinde ise şehir yanar, deniz parlar, hayatın her köşesinde bir tembellik ve huzur hissedilir.
Ama bir gün, kimse fark etmeden güneşin ışığı eğilmeye başlar.
Rüzgârda bir serinlik, gecelerde bir ürperti hissedilir.
Eylül gelir, ardından o meşhur cümle:
“Bu sene kış geç gelecekmiş!”
İzmirli yazın bitişini kabullenmek istemez.
Denizin üstü durulmuştur, sıcaklar hâlâ devam etmektedir, balık bollaşmıştır.
Her yaz sonu bu söylemler nöbet tutar, herkes kendini kandırmak ister biraz.
Ama deniz rengini değiştirir, gökyüzü daha solgun bir maviye bürünür.
‘Sarı yaz’ kapıyı çalar, bir iki hafta daha umut verip kaçar gider.
Sonra, bir sabah kalkarsın artık güneş ısıtmamaktadır.
Kış selektör yaparak kendini hatırlatır.
Ve işte azametli kış mevsimi…
Mevsimlerin çatık kaşlı, sert ama babacan hükümdarıdır o.
Zeytinler toplanır, nar suyu çıkarılır, mandalina kokuları sokaklara yayılır.
Yazın yapış yapış halleri bitmiş, klimaların hükmü sona ermiştir.
Sıcak kahvenin dumanı, battaniyenin altındaki huzur, yağmurun cama vuruşu…
Hepsi kışın sunduğu yeni bir mutluluğun ifadesidir.
Ağustos böceği susar, karınca gibi yaşamanın telaşı başlar.
Sinema salonları dolar, televizyon dizileri yeniden başlar.
Şehir yavaşlar ama insanlar içsel bir canlılığa bürünür.
Belki de bu yüzden her mevsim birbirine ihtiyaç duyar.
Kışı severiz, çünkü yaza özlem duyarız; yazı severiz, çünkü kışı biliriz.
Her mevsim bir diğerini güzelleştirir.
Ve döngü yeniden başlar.
Hoş geldin kış mevsimi, sefa getirdin.
Biraz üşüyelim, biraz duralım.
Yaz elbet yine gelir ama şimdilik sıcak kahvenin buğusuna sığınma zamanıdır.
Paylaş