GeriSıtkı ŞÜKÜRER Paslı mengene
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Paslı mengene

OSMANLI bir aile düzeniydi.

 

Her şey hanedanın menfaatine göre şekillenirdi.
Esas olan kurulu yapının devamıydı.
Bu amaçla kapsamlı bir “devlet” organizasyonu oluşturulmuştu.
Neticede “düzen” 700 yıl sürdü.
Sıradan insanların bu yapıya karşı çıkacak gücü yoktu.
“Hükümran bir yönetim” kader bellenmişti.
Sonra “Cumhuriyet” geldi.
Onlar da Osmanlı’dan farksızdı.
Hatta, halkı kendi tasavvurlarına göre biçimlemeye çalışıyorlardı.
İktidarlarının devamı için bürokrasiyi daha da katmerlendirdiler.
“Aile” gitmiş “Ankara” ikame olmuştu.
Adına “devlet” denilen iktidar aparatı kullanıcısına imkân sağlayan bir “paslı mengeneydi”.
Geçici sahiplerden bağımsız bürokratik bir buyurgandı.
Dünden bugüne hiçbir şey değişmemiştir.
Vazgeçilmezliğine kitleleri inandırmış, meşruiyetini sorgulatmayan, insanları nazara almayan, kaskatı ve çöreklenmiş bir yapıdan söz ediyoruz.
Önemli zannedilen, tehdit diye algılanan ne varsa bu düzene hizmet için zihinlere yükleniyor.
Vatan, millet, din, iman, demokrasi, protesto, STK, odalar, belediye... Tiyatronun dekorunu tamamlamak üzere figüranları rahatlatmak için verilen “doz ilaçlar”.
“Tahakküm” üstü örtülü ya da açık; asker, polis, savcı, hâkim, maliye, medya ve benzerleri ile soluksuz ve kesintisiz sürdürülüyor.
Diyeceğimiz “Ulus devlet” bu haliyle “özgür aklın” kaderi üzerinde en belirleyici etken.
Bu baskıyı bir nebze azaltmanın yolu “yerelliği” geliştirmekten geçiyor.
Bırakın ulus ölçeğini, şehir, ilçe, hatta semt bazında “özerkleşmiş” beldeler hafifletici bir çözüm olarak önümüzde duruyor.
Pek tabii, ne mümkündür, bilmiyoruz sadece hayal kuruyoruz.

-----

Hükmedemediğin mekân kaybeder

Yurt dışında restoranları değerlendiren kuruluşların en bilineni Michelen Rehberi’dir.
Bu kuruluş, kimliği gizli müfettişleri marifetiyle yeme-içme mekânlarını denetler ve öngördükleri kalite çizgisini tutturanları “yıldız”lar vermek suretiyle derecelendirir.
“Michelin üç yıldızlı” olmak bir aşçı için en büyük onurdur.
Hiç şüphesiz, bu mertebeye erişmek de çok zordur.
Daha zor olanı, o zirvede kalabilmeyi başarabilmektir.
Geçenlerde bir dostumuz böylesi bir mekân için aylar öncesinden yer ayırtmak istediğinde, güçlükle iki ay sonrasına ve öğlen saatleri için rezervasyon yaptırabilmiş.
Sonrasını kendi ağzından aktaralım;
“İspanya’da Bask bölgesindeki bu yer, nerede ise dağ başında zor bulunan bir mekândı. Tam vakinde restorana geldik. İçeride 35-40 kişi vardı. Epey bir masa boştu. Garsona biraz da istihza ile neden talepleri geri çevirdiklerini sorduğumuzda, kapasiteyi masa, sandalye sayısının değil ‘şefin’ layıkıyla hizmet verebileceği kişi sayısının belirlediğini söyledi.”
İşe dünya çapında bir mekân olabilmek böyle bir şey...
Bizim ülkemizde ise genelde, “müşteri velinimettir” gerekçesiyle, şefin, garsonun, patronun hatırı ile mekânın tıka basa doldurulması tercih edilir.
Hani tek ürünlü kebapçı, dönerci, köfteci salonlarının ya da standart menü satan zincirlerin çok sayıda müşteri esasına göre çalışması normaldir.
Biz daha özel mekânlardan söz ediyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda iyi isim yapan bir restoran talep görünce aynı ilçede iki mekân daha açtı. Durmadı, şehirde dördüncü bir yeri üstelik 750 kişilik kapasite ile zincirine ekledi.
Bakınız, bu tip bir işletmecilik anlayışı ile başlangıçta yaratılmış “büyü” korunamaz.
Zira, ne aşçıyı ne de tecrübeli garsonları klonlayamazsınız.
Bırakın ikinci, üçüncü mekânları 100 kişiyi aşan büyüklükler sadece tek bir mekân için bile tehlike çanlarıdır.
Büyük şefler (aşçılar), mesleğine aşkla bağlı, mekânının hakimi, aşırı titiz, mükemmeliyetçi, araştırıcı, yaratıcı, müşteriyi değil, malzemesini kovalayan insanlardan çıkıyor.
Bakın sözünü ettiğimiz yerlerin mutlaka lüks mekânlar olması gerekmiyor.
Kemeraltı’nın efsanevi esnaf lokantalarından Koçarlı’daki pideciye ve Türkiye’nin (1) numarası Od Urla’ya kadar “özel” bellediklerimizin kumaşı, boyut fark etmez, aynıdır.
Bu işten zengin olunmaz değildir.
Ancak “maddiyat” temel motivasyon olmamalıdır.
O unsur “sonuç” getirisidir.
Neticede; bu uhrevi zenaatta kendine ve mesleğine saygı esastır, işinizi de iyi yapıyorsanız her yönden tatmin sağlanacağı kesindir.

X

Alsancak Mustafa Denizli Stadı

HER spor kulübü, hele “camia” ağırlığına sahip yüz yıllık bir maziyi taşıyorlarsa, mutlaka efsane olmuş sporcuları vardır.

Bu durum İzmir kulüpleri için de geçerlidir.
Karşıyaka; Gode Cengiz, Erol Baş, Kör Hikmet’lerle,
Göztepe; Gürsel Aksel, Ali Artuner, Halil, Ertan, Fevzi’lerle,
Altay; Ayfer, Büyük Mustafa’larla,
İzmirspor; Kral Metin Oktay, Hasan Elidemir’lerle,
Hakeza tüm spor kulüplerimiz nice sembol isimle kendi özel tarihini oluşturur.
Camialar bu sporcularına vefalarını tesislerine ve statlarına onların isimlerini vermek suretiyle göstermek ister

Yazının Devamını Oku

Pandemi halleri

CUMA günü başlayan ve 17 gün sürecek “tam kapanma”, pandeminin yaşam biçimimize etkisini bu defa tüm ağırlığıyla hissettirecek.“Tam kapanma” deniliyorsa da özellikle “mavi yakalılar” yönünden üretimin devam etmesi sebebiyle risk sürüyor.Bu durum maalesef anlaşılmaz değil...


Hele ihracata yönelik tedarik zincirinde yer alıyorsanız, üretiminizin aksaması zincirleme etki yaratacağından, kapanma kararı kolay alınamıyor.
Bu arada, herkes bir parça pandemi uzmanı haline geldi. Hani, uzun süre kapansak da neticede “aşı”lama geniş kitlelerde realize edilmemişse salgına ne ölçüde çare olur, hepimiz bu tereddütü yaşıyoruz.
Çin aşısında, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarına göre bir aksama söz konusu, Alman aşısının yeterli temin edilmediğini biliyoruz, Rus aşısını bekliyoruz...
Diğer yandan, kapanma sürecinde özellikle havaların ısınması gençleri ne ölçüde baştan çıkaracak, bu husus da bir soru işareti.

EKONOMİK BOYUTU DA VAR
İdari tedbirlerin sıkı uygulanması halinde, tepki olarak kapalı ortamlarda kalabalıkların oluşması bir diğer sosyal gerçekliğimiz.

Yazının Devamını Oku

Demokrasi zamanları

2023 yılında, belki de daha öncesinde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yaşanacak.Cumhuriyetin 100. yılına yaklaşırken onu taçlandıracak başarımız tüm kurum ve kurallarıyla bu topraklarda “demokrasiyi” oturtmak olmalı.Demokrasi tecrübelerle kıvamlanan bir süreç...


Cumhuriyetin ilk dönemlerinde demokrasinin olması gereken dengesini tesis etmek kolay değildi.
Atatürk muasır medeniyet seviyesi derken, her yönüyle katılımcılığı hayata geçirmiş, özgür bir toplum düzeni hayal ediyordu.
Demokrasi çabamız halen sürüyor. Bu kalite giderek anlaşılan manası itibari ile tüm toplum bileşenlerine güçlerinin sınırlarını hatırlatıyor.
Demokrasilerde toplumun her kesimi bir diğerinin hukukuna saygı gösterme durumundadır. Ülkemizde kesintiler yaşanmış olsa da her şeye rağmen işleyen bir sandık rejimine sahibiz.
Yaşanmış sorunların ana sebebi iktidarı elinde tutanların toplumun çok sesliliğine güvensizliği ve bağlı olarak devlet gücüyle tedbirlenmesiydi.
Ama şimdilerde bedeller ödenerek anlaşıldı ki, hiçbir kesim diğerini yok sayarak sürdürülebilir bir iktidar yapısı oluşturamaz.

Yazının Devamını Oku

Geri dönüş vakti

KİŞİLİĞİMİZE dair biriktirdiklerimizin “tarlası” doğup büyüdüğümüz topraklardır. Çocukluğumuzdaki “turşucu amca”, “öğretmenlerimiz”, “haytalıklarımız”, “gençlik aşkları”, “okul – mahalle” hatıraları... Hepsi bizi bütünleyen, inşa eden parçalardır. Hatıraların nesnelerle büyülü ve kenetlenmiş bir ilişkisi vardır.Kan şekerin düştüğünde Kemeraltı’nda yediğimiz pidenin unutulmazlığı o dekorun bütününde saklıdır.


Foça’da o bakir koyda ayağına batan deniz kestanesidir bize denizi sevdiren. Aradığımız lezzet ve koku okul çıkışındaki fırının gevreğinde işlenmiştir zihnimize. Bu sebeple memleketi terk ettiğimizde vazgeçtiğimiz kendimizdir biraz da. Uzaklaşmak nasıl dolacağı meçhul bir eksilmedir. Neye değdiğinin vahim sonucunu hesap etmemektir. Çoğu kez azar azar azalıp, yabancılaşmaktır.
Mevzuyu İzmir’i terk eden eğitimli insanlarımıza getirmek istiyorum. Hoş şimdilerde tersine göç başladıysa da yıllar boyu kanama çok oldu. Henüz telafiden çok uzağız. Her şeyi geride bırakıp mesela Kanada’ya yerleşmek ya da bazı gerekçeleri çok dert edip İsrail’e gitmek, hatta İstanbul keşmekeşine bir marifetmiş gibi savrulmak..
Geriye doğru 20-25 yıl içerisinde adeta bir “moda humması” gibi eğitimli İzmirlileri yadellere kaptırdık. Şimdilerde dönüş çağrısının yapılmasının vakti gelmiştir, diye düşünüyoruz. İnsanlarımızdan daha evvel bu gökyüzünün farkına varanlar öbek öbek İzmir’e geliyorlar. Son birkaç yıl içinde on binlerce “dışarlıklı” eğitimli insan İzmir’de yaşamayı tercih etmeye başladı. Başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere kentin tüm bileşenlerinin donanımlı evlatlarımızı memleketlerine geri dönmeye teşvik etmelerinin gereğine inanıyoruz. Bir kentin kadim olması insanlarının kuşaktan kuşağa o topraklarda anılarını biriktirmeleri ile mümkün olabilir.
Kentleri özel kılan temel olgu, böylesi değerlere sahiplenen ve vazgeçmeyi aklından bile geçirmeyen insanlar sayesinde mümkündür.

-----

Yaratıcı şehirler

AMERİKA ve İskandinav ülkelerinde yapılan araştırmalarda mutluluk ve refahı bir arada temin etmek istiyorsanız “Yaratıcı Ekonomi” modellerinin arayışına geçmeniz gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

İzmir Futbol Holding A.Ş.

FUTBOL geniş kitlelerin ilgi alanları arasında belki de en önde gideni. Bu sporun dünyada çok ciddi bir ekonomisi var. Bulunduğu kentin her yönüyle gelişimine doğrudan etkisi var. “Barcelona” bu durumun en tipik örneği. Kulüp bazındaki gelirleri ile de büyük bir ekonomik potansiyel.Arap ya da Rus zenginlerinin Avrupa’nın marka takımlarına ilgisi sadece prestij arayışı değildir.

 


Kulüplerin uluslararası ve ulusal organizasyonlardan elde ettikleri gelirler, stat bilet gelirleri, yayın gelirleri, ürün satışları, resmi bahis gelirleri, sponsorluk, transfer, yetiştiricilik payları ile büyük fonlar yaratmaya imkân sağlayan bir ekonomisi söz konusudur.
Konuyu İzmir futboluna getirmek istiyoruz. İzmir kulüpleri, özellikle Karşıyaka, Göztepe, Altınordu ve Altay, bir adım geride İzmirspor, gerek geçmişleri gerekse taraftar sayılarıyla, her biri bir kent değeri konumunda.

MODEL OLUŞTURDULAR
Göztepe Mehmet Sepil’in stratejik yönetimiyle Süper Lig’e yükselerek kendini mali olarak döndürebilen bir yetkinliğe ulaştı. Yine Altınordu’da Mehmet Özkan muhteşem tesisleri ilk alt yapıyı önceleyerek yetiştiricilik gelirleriyle sağlam bir modelleme oluşturdu ve Türk futboluna damga vuracak adımları herkese hissettiriyor. Bu süreçte Karşıyaka ve Altay’ın da gecikmeden benzer bir yolculuğa çıkması elzem gözüküyor. Ancak bir şehire bu kadar çok takım gerçekçi bir gözle bakıldığında fazla duruyor.
Ama, biliyoruz ki bu kulüpler birer camia niteliğindedir ve hiçbiri diğerleri adına kalıcı bir fedakarlığa asla yanaşmaz. Bu sebeple yapılacak her “makro planlama” bu realiteyi göz önüne almak zorundadır.

Yazının Devamını Oku

Bir siyasi analiz

AK parti ve MHP birlikteliklerini “cumhur ittifakı” olarak isimlendiriyorlar.

 

Siyasi müktesebatları itibari ile bu birliktelik Türk - İslam sentezi izlenimi veriyor.

Son dönemlerde sayın Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi, “Arap olmayan Müslümana Türk derler”, “İslam demek Türk demektir” tarzındaki, İsmet Özel’in ısrarla vurguladığı söylem tekrar bir ideolojik çerçeveye oturtulmaya çalışılıyor.

Açıktır ki, İslam ve Türk kavramlarının devlet yönetiminde alacağı rol eşit olamaz.

Zira, İslam kendini sadece uhrevi bir alanla sınırlamaz.

Onun ekonomik, sosyal, siyasal konularda detay belirlemeleri vardır.

Bu anlamıyla İslam her yönüyle özel bir yaşam biçimi tarifler.

Oysa Türklük kavramı bir aidiyettir.

Yazının Devamını Oku

İstanbul Sözleşmesi

MEDENİ bir toplum olmanın ön koşulu kimlikler arasında ayrım yapmamaktır.


Her insan kendi tasavvuruna göre kendini gerçekleştirme hakkına sahiptir.
Uygar dünyada insanlar arasında kimliklerine göre ayrım yapılamaz.
İnsan olarak doğmak, temel insan haklarına istisnasız sahip olmayı gerektirir.
Bu anlamıyla; etnik, dini, cinsel, tüm kimlikler yasalar ve vicdanlar önünde eşittir.
“İstanbul Sözleşmesi” de bu yaklaşım üzerinden vücut bulmuştu.
Özellikle, başta kadınlar olmak üzere, toplumun ezilen ve hor görülen kesimlerine yönelik önleyici, koruyucu tedbirlerin alınmasını prensip mutabakatı olarak ifade ediyordu.

Yazının Devamını Oku

Mustafa Aslan ve Hasan Küçükkurt

SİVİL toplum kuruluşlarında “nöbet değişim” mevsimi yaşanıyor.

 

Pandemi nedeniyle ertelenen seçimler genel kurulların serbest bırakılması ile arka arkaya yapılmaya başlandı.
Geçen hafta ESİAD’daki değişimden söz etmiştik.
Bu defa EGİAD ve İZSİAD yönetimleri yenilenme bilgisini paylaşmak istiyoruz.
Ege Genç İş İnsanları Derneği’nde (EGİAD) Mustafa Aslan ve yönetimi, görevi Avni Yelkenbiçer ve ekibine devretti.
EGİAD, unvanında yazan “gençliği” her zaman avantaja dönüştürmüş ve olumlu anlamıyla sinerjinin, ufuk açıcı projelerin, sosyal sorumluluğun simgesi olmuş bir dernektir.
Her dönem birbirinden başarılı yönetimleri ile dernek çizgisini hep yukarıya taşımışlardır.

Yazının Devamını Oku

Fadıl Sivri

İZMİR sivil toplum dünyası Türkiye’nin diğer illerine göre farkını daima hissettirmiştir.

Gerek kanunla kurulmuş Oda’ları gerekse gönüllülük esasında çalışan dernek ya da vakıf şeklindeki örgütlenmiş yapılarıyla hemen her konuda takdir edilesi bir duyarlılıkla faaliyet gösterirler. Bugün bahse konu yapıların en başarılılarından bir tanesi “Ege Sanayicileri ve İşinsanları Derneği”nin dört yıldan beri sürdürdüğü başkanlık görevini bu ay içerisinde devredecek olan sevgili Fadıl Sivri’den söz etmek istiyoruz. Sivri ailesi Ege Bölgesi’nin duayen nitelikteki sanayici ailelerindendir. Fadıl Bey ESİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlendiği andan itibaren bu neviden işlerin ancak büyük bir ciddiyetle yapılırsa anlamlı olabileceği mesajını vermiştir. Hakikaten sivil toplumculuk ucundan tutularak yapılacak bir iş değildir. Pek tabii bu gibi yerlerde yöneticiliğe soyunanların bulundukları ortama katkı koyabilecek birikime sahip olmaları icap eder. Fadıl Bey de bu esasa uygun olarak iki dönem yönetim kurulu üyesi sıfatıyla çalıştıktan sonra kurumun bayrağını çok daha ileriye taşıyabilecek bir zihinsel hazırlıkla başkanlık direksiyonuna geçmiştir. Başkanlık süreci boyunca ESİAD’ın geleneksel demokrat tavrını cesur söylemleriyle sürdürürken, özellikle bilgi toplumuyla dönüşen ve teknolojiyle birlikte yeniden tariflenen iş yapış şekilleri üzerine çok sayıda ufuk açıcı etkinlik ve projelerle derneği çok özel bir çizgiye taşımıştır.

KENTİN ÖNCELİKLERİ

Her yıl geniş katılımla güncellenen Ekonomik Değerlendirme raporları ile kentin önceliklerini saptamaya yönelik anket çalışmaları bu dönemde bir klasik halini almıştır. Ekonomi kurmayları ile toplantılar, tarımda sürdürülebilirlik konusu öncelikler arasında yer almıştır. Faaliyetleriyle nitelikli eğitimin gereğine dikkat çeken Sivri, genç işsizliğine cevap olarak iş garantili teknoloji eğitimi projesinin yanı sıra, ESİAD mentorlar ekibinin 2 yıl boyunca mezun öğrencilere destek olmasını sağlamıştır. Komitelerin de katkısı ile sürdürülebilirlik ve inovasyon alanında girişimcilere ilham veren Climathon fikir yarışması, sanayide dijital dönüşüm günleri, Avrupa Birliği, Brexit, Çin gibi uluslararası gündemlere ek olarak kent vizyonuna ve kent kalkınması alanında öneriler üreten “İş Dünyası Gözüyle Gelecek İzmir” dosyası yerel yönetimlerle paylaşılmıştır. “Verilerle İzmir” kitapçığı yerli yabancı yatırımcılar için referans niteliğinde bir kaynak olarak hazırlanmış, “İzmir’de Ticaret Hayati ve Çarşılar” kitabı bu dönemdeki iz bırakan yayınlar arasında yer almıştır.

KARABAĞLI DEVRALACAK

Avrupa Birliği tarafından desteklenen sivil toplumun güçlendirilmesi projesi ve bu kapsamda 18 ay boyunca faaliyet gösteren Ankara İletisim Ofisi’yle Ege’nin diğer şehirlerindeki STK’larla birlik olup kamu kurumları ile daha yakın ilişkilerin kurulmasına öncülük edilmiş oldu, çareleri yerinde aktarabilme şansını yakalamıştır. Şimdi nöbeti, tabii ki yapılacak genel kurulun onaylaması halinde, pırıl pırıl ODTÜ’lü bir mühendis ve çok başarılı bir iş insanı olan Mustafa Karabağlı’nın devralması bekleniyor. Pek tabi Sayın Sivri cephesinden, bunca edinilmiş tecrübe, bu tip görevler tamamlanınca asla boş bırakılmamalı. Sivil toplumculuk bir ömür boyu heyecan duyulabilecek ve bu sorumluluğu hissedenlerin bir biçimde kulvarını yaratabileceği bir sevdadır. Bu anlamıyla sayın Sivri’ye kent adına teşekkürlerimizi iletirken çizmelerini çıkartmasının mümkün olamayacağını hatırlatmak istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yeryüzü meleği

HANİ hepimiz iyi insan olmaya gayret ederiz. Bu bir anlamda kendimizle mücadelemizdir. Toplum içerisinde olumlu algılanmak hoş bir şeydir hiç şüphesiz. Ama çok nadir de olsa bir başka tür insan hali daha vardır. Onlar böyle bir gayret içerisine girmezler. Zaten doğuştan iyidirler. Fıtratlarında hiçbir arka plan, küçük hesap yoktur. Biz onlara “yeryüzü meleği” deriz.

 


Ama nasıl bir adalettir ki bu insanlar bazen aramızdan çabuk ayrılırlar. Sözü birkaç gün önce kaybettiğimiz çok bir özel insana getirmek istiyorum. “Nilgül Uysal” 60’lı yaşlarının başlarında amansız bir hastalık sebebiyle yaşama veda etti. Her koşulda nezaket, her daim zarafet ve hiç tükenmeyen bir enerji ve güler yüzle erişebildiği ihtiyaç sahiplerine fedakârca kendini vakfetti. Onu yıllarca görme engellilerin eğitimi için çabalarken ve onlar için alfabeler hazırlarken hatırlıyoruz. Yine “Barış Çocuk Senfoni orkestrası”nın oluşturulmasında, “Ege Sevgi Çemberi Kulübü” ile taşın altına elini koyarak çocuklara ve gençlere yönelik pek çok projede durmaksızın çalışırken yorulmazlığına hayret ederdik...
Sevgili eşiyle birlikte kurdukları vakıfta onlarca öğrenciye burs verdiler, onların dertleriyle yakından ilgilendiler. Hayatının son demine kadar insanlara hep faydalı oldu. Ama vurguladığımız gibi, heyhat, kader onu elimizden erken koparttı.
Sevgili kardeşim rahat uyu.
Gençler, çocuklar, engelliler ve etrafında oluşturduğun sevgi haresi ile dostların seni asla unutmayacak.

-----

Çekin elinizi futboldan

Yazının Devamını Oku

Futbol İzmir projesidir

İDDİALI bir kent olmak lafla olmuyor.

İzmir bizim iftiharımız.
Kentimize ölesiye bağlıyız.
Ama gereklerini ne ölçüde yerine getiriyoruz.
Olması gerekenleri listelemeye kalksak sahifeler yetmez.
Burada, sadece bir konuya vurgu yapmak istiyoruz.
Bu şehrin, hani diğer sporlar da çok önemlidir, ama dünyayı kasıp kavuran bir futbol takımı neden yok?
Barcelona’yı marka şehir yapan, “turist kabul etmiyoruz” noktasına getiren, Nou Camp’ı bir mabede dönüştüren olgu futbol takımıdır.

Yazının Devamını Oku

Cemreler düşerken

SİYASET ısınıyor.

 

2021 baharı yoğun gündemlere gebe gözüküyor.
Her ne kadar 2023 yılında yapılacak olsa da siyaset ritminin yükseldiği dönemlerde erken bir “seçim” sürpriz olmaz.
Sayın Cumhurbaşkanı yeni Anayasa çalışmalarından söz ediyor.
Bilindiği gibi Meclis’te 400 oyu bulamadıkları takdirde Anayasa değişiklikleri sadece referandumla mümkün oluyor.
Referandum, hiç kuşku yok ki, bir güven oylamasına dönüşür ve siyasal sonuçları kaçınılmaz olur.
Öte yandan, muhalefet partilerinin üsluplarının giderek sertleştiği gözleniyor.

Yazının Devamını Oku

Bir karış altı simsiyah

TARİHİ, hele “yakın tarihi” galipler yazar.

Oysa gerçekler her zaman anlatıldığı gibi olmazlar.
Bazen yakın tarih özellikle karartılır.
Sebebi “milliyetçi kaygılardır” mesela...
Ancak, gün gelir, bilimsel bir şüphecilik “aslında doğrusu neydi”nin peşine düşer.
İzmir yangınından söz ediyoruz.
Hayır, yangını kimin çıkardığı değil aradığımız...
O konuda araştırmacıların ideolojik bir şerbetle yazdıkları zaten hepimizi ikna etti(!)

Yazının Devamını Oku

Çeşme Turizm Projesi

28 Ocak 2021’deki İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu toplantısına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy davetliydi.Konu; Çeşme Turizm Projesi’ydi.

 

Bakan Ersoy, yaklaşık 100 dakika boyunca Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon (İEKK) üyelerini bilgilendirdi.
Projeyi kısaca hatırlayacak olursak;
Devlet, Yarımada’da 97 hektar (97 milyon m2) yeri öncelikli proje alanı ilan etmişti.
Burada, tüm Yarımada’nın makûs talihini değiştirecek dev bir turistik proje planlanıyordu.
Bu alanın sadece %6’sı özel mülkiyete ait.
Sayın Bakan, tüm dünya örneklerini incelediklerini ve proje sonunda Cannes gibi bir yeri gerçekleştirmeyi hayal ettiklerini söyleyerek şunları aktardı.

Yazının Devamını Oku

Bürolar boşalırken

KOÇ Holding’in başarılı CEO’su Levent Çakıroğlu, grubun 35 bin çalışanı için “evden çalışma” uygulamasının “kalıcı hale” getirileceğini açıkladı.

 

Söylentisi hep olan, ama hayata geçirilmeyen bir olgu böylelikle “de facto” gerçeklik kazandı.
“Ev”den çalışmanın zaman kayıplarını ve giderleri azaltan bir yönü olduğunda tereddüt yok...
Ama meselenin sosyal boyutlarının da irdelenmesi gerekiyor.
İş yerine gitme zorunluluğunun insan hayatına getirdiği dinamizm çok değerlidir.
Her şeyden önce iş yeri ortamı, yüz yüze iletişime imkân sağlar.
Hani, birkaç ay için evden çalışmanın konforu hoşa gidebilir.

Yazının Devamını Oku

100. Yılında Cumhuriyet

BU coğrafyada devlet erkini elinde tutanlar, kendi doğrularını topluma benimsetmeyi doğal hak görürler.

Özellikle ulus-devlet yapılanmaları ideolojik olarak “homojen” bir toplum yapısını hedefler.
Cumhuriyet, bu anlamıyla toplum tasavvurunu kendi doğruları üzerinden hayata geçirmeye çalışmıştır.
Bilindiği üzere bu model “laiklik” esası üzerinden kurgulanmış bir yapıydı.
Çok partili hayata geçişle birlikte, yenilenen iktidarlar Devletin dini kurallarla olan mesafesini azalttı.
Ancak yaşanarak görülmüştür ki, yönetimlerin toplumları biçimlendirme çabası kalıcı bir sonuç doğurmuyor.
Türkiye, bu anlamıyla toplumsal çeşitliliğini hep korumuştur.
Ancak bu renklilik bir çatışma sebebi değildir.

Yazının Devamını Oku

Agamemnon kent değerimizdir

GEÇEN hafta “Agamemnon” ismi üzerinden küçük çaplı bir dalgalanma yaşandı.

 

Pasaport İskelesi’nin tadilatı esnasında geçici olarak getirilen yüzer iskelenin adı “Agamemnon” imiş.
Bazı siyasi parti yetkilileri, bahse konu iskeleye verilen isme tepkili yaklaştı.
Agamemnon, Troya savaşları döneminin mitolojik bir figürüdür.
Aynı ismi taşıyan Balçova’daki kaplıcalarda söylentiye göre şifa bulmuş, bu sebeple kaplıca onun ismiyle anılmaya başlanmıştır.
Agamemnon’un Ege’deki izleri üzerine kitaplar yazılabilir.
Bakınız, üzerinde yaşadığımız coğrafya hiç kuşku yok insanlık tarihinin doğal dekorudur.

Yazının Devamını Oku

Mutluluk tüketmek değildir

PANDEMİ mecburen tüketim alışkanlıklarımızı değiştiriyor.

 

Herşeyden evvel, hane halkı olarak daha az harcıyoruz.
Bu durum bize özgü değil...
Almanya’da yapılan araştırmada hane halkının tasarrufu bir önceki yıla göre, 2020 yılında yüzde 5,9 oranında 393 milyar euro artmış.
İnsanlar hem kapanma hem de ekonomik belirsizlikler nedeniyle frene basmış.
Benzer durum bizim ülkemiz için de geçerli...
Kredi kartı harcamaları üzerinden yapılan bir araştırmada 2020 yılı Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre; yakıt, giyim, aksesuar, kozmetik, yemek, restoran, eğitim, kırtasiye, ofis malzemesi, seyahat, taşımacılık, hava yolları, konaklama, kuyumculuk, perakende alışverişler vb. gibi harcama kalemlerinde düşüşler yaşanmış.

Yazının Devamını Oku

Lokomotif durmaz gider

ÖYKÜ standarttır.

Ekonomimizin yönetim performansı her daim eleştirilir.
Ekonomi bir bilim değil, disiplindir.
Tek doğrusu yoktur.
Hele geçiştirici önlemlerle kalıcı bir çözüm elde edilemez.
Düzgün bir ekonomik model, stratejik ve yapısal düzenlemeleri tarifleyen, bu esaslara göre günlük akışı takvimlendiren bir bütünlüklü yapıya ihtiyaç gösterir.
Böyle bir çerçeve ekonomiye “öngörülebilirlik ve istikrar kalitesi” kazandırır.
Ancak, hayat nedense bu şekilde tecelli etmez.

Yazının Devamını Oku

Tarihi Albayrak Pasajı

KAMU ve özel işbirlikleri ile üretilen projeler tüm dünyada çok revaçta.

 

Şehrimizde de bunun güzel bir örneği var.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TARKEM’in işbirliğinden söz ediyoruz.
TARKEM, yaklaşık 8 yıl önce 116 kişi ile kurulmuştu.
Kurucular genelde İzmirli’ydi.
TARKEM tarihi alanın ve Kemeraltı’nın “rehabilite fitilini” ateşlemek için kamu ve özel sektör ortaklığıyla kurulmuş bir “Anonim Şirkettir”.
Böyle olmakla beraber, tüm kurucuların başlangıçta imzaladıkları sözleşmeye göre, kazanç fikrini geri planda tutan bir kuruluş amacına sahiptir.

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI