Sıtkı Şükürer

Sıtkı Şükürer

Gücün yeni ahlakı: Dünya korku dengesine mi sürükleniyor?

Biden’dan önce Trump seçildiğinde dünya sadece şaşırmadı, aynı zamanda bir belirsizliğin içine sürüklendi.

Haberin Devamı

Çünkü Amerika’da değişen bir lider, yalnızca bir ülkenin değil, tüm dünyanın kaderine dokunuyordu.

İlk dönem, aslında büyük bir kırılmanın habercisiydi.

Söylenenler vardı, ama yapılamayanlar daha fazlaydı.

O dört yıl, adeta yaklaşan fırtınanın provasıydı.

Ve ikinci perde açıldığında, artık tereddüt yoktu.

Trump, dünyaya ne söylemek istediğini değil, ne yapacağını göstermeye başladı.

Gümrük duvarları yükseldi.

Ekonomik sınırlar sertleşti.

Ticaret bir iş birliği alanı olmaktan çıktı, bir silaha dönüştü.

“Amerika artık dünya jandarması olmayacak” denildi.

Ama çok geçmeden anlaşıldı ki mesele jandarmalık değil, oyunun kurallarını yeniden yazmaktı.

İçe kapanma söylemi, yerini bölgesel hâkimiyet arzusuna bıraktı.

Amerika kıtası bir “arka bahçe” olarak tanımlandı.

Haberin Devamı

Venezuela, Küba, Kanada, Grönland…

Haritalar sadece coğrafya kitaplarında kalmadı, yeniden zihinsel olarak çizilmeye başlandı.

Ve ardından sahne büyüdü.

İran.

Sadece bir ülke değil, yeni dünya düzeninin test alanı.

İsrail ile birlikte yürütülen operasyonlar, artık geri dönüşü olmayan bir eşiğe gelindiğini gösterdi.

Çünkü bu noktadan sonra diplomasi değil, doğrudan güç konuşuyordu.

İran savaşı, insanlığa sert bir gerçeği yeniden hatırlattı:

Hukuk, çoğu zaman güçlü olanın yazdığı bir metinden ibarettir.

Evrensel değerler ise ancak güçle desteklendiğinde anlam kazanır.

Aksi halde, sadece iyi niyetli cümleler olarak kalır.

Bugün dünya, bu çıplak gerçekle yüzleşiyor.

Ve bu yüzleşme, korkuyu da beraberinde getiriyor.

Çünkü artık mesele yalnızca savaş değil, kimsenin dokunamayacağı bir güce sahip olmak.

Nükleer silahlar tam da bu noktada devreye giriyor.

Kuzey Kore, bunun en net örneği.

Küçük, izole ama dokunulmaz.

Çünkü elinde, kendisine yöneltilecek her tehdidi anlamsız kılacak bir güç var.

Bu durum, diğer ülkelere açık bir mesaj veriyor:

“Güvende olmak istiyorsan, güçlü olmak zorundasın.”

Ve bu güç artık sadece ekonomi ya da ordu değil.

Nükleer kapasite, yeni dünyanın sigortası haline gelmiş durumda.

İran bu yolu bırakmayacaktır.

Savaş bitse bile, yer altına iner, görünmez olur ama devam eder.

Haberin Devamı

Çünkü vazgeçmek, savunmasız kalmak demektir.

Bu denklem Türkiye için de yabancı değil.

İttifaklar, anlaşmalar, garantiler…

Hepsi bir yere kadar.

Asıl soru şu:

Gerçek güç kimin elinde?

Dünya giderek daha karanlık bir dengeye sürükleniyor.

Bir yanda nükleer caydırıcılık, diğer yanda bunun yarattığı dokunulmazlık zırhı.

Bu zırh, sadece ülkeleri değil, rejimleri de koruyor.

Demokrasi dışarıdan getirilemez hale geliyor.

Çünkü nükleer güce sahip bir yönetim, artık sadece bir hükümet değil, aşılması imkânsız bir duvara dönüşüyor.

Tarih, bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyor.

Eğer nükleer silahı ilk bulan Hitler olsaydı, bugün özgürlükten söz etmek bile mümkün olmayabilirdi.

Haberin Devamı

İşte bu yüzden nükleer güç sadece bir silah değil…

Aynı zamanda zamanı donduran bir kudret.

Ve bugün insanlık tam bu çizginin üzerinde yürüyor.

Ya herkesin birbirinden korktuğu bir denge kurulacak…

Ya da bu korku, bir gün birinin elinde kontrolden çıkacak.

Ve o gün geldiğinde…

Artık ne diplomasi kalacak ne sınırlar ne de geri dönüş ihtimali.

Sadece kazananın Pirus zaferiyle yazdığı yeni bir dünya olacak.

Tabii ki geride bir gezegen kalmışsa.

Yazarın Tüm Yazıları