Sıtkı Şükürer

Sıtkı Şükürer

Güç çağına girerken: Hukukun geri çekildiği dünya

DÜNYA alışık olduğumuz dengelerin hızla çözüldüğü yeni bir döneme giriyor.

Haberin Devamı

Bu dönüşüm Donald Trump’la birlikte daha görünür hâle gelse de yalnızca bir kişilik meselesi olarak okunamaz.

Amerika Birleşik Devletleri derin bir ‘establishment’ geleneğiyle, değişen küresel koşullara uygun yeni bir pozisyon arayışındadır.

Trump benzeri sert ve sonuç odaklı figürler bu geçiş döneminin araçlarıdır.

Büyük olasılıkla bu agresif tutum görevini tamamladığında yerini daha mutedil bir çizgiye bırakacaktır.

Amerika, özellikle Çin’le artan rekabet karşısında uzun süredir güç kaybeden bir konumdaydı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdürdüğü tartışmasız küresel liderlik artık ciddi biçimde aşınmaktadır.

Dünya jandarmalığı rolü, 39 trilyon dolara yaklaşan borç stoku, devasa bütçe ve dış ticaret açıklarıyla sürdürülemez bir yük hâline gelmiştir.

Haberin Devamı

Doların küresel güvenilirliği dahi tartışma konusu olmaya başlamıştır.

Bu tablo Amerika’yı yeni bir siyasal ve ekonomik modele yöneltmiştir.

Trump’ın faiz indirme çağrıları, gümrük vergileri ve ikili ticaret anlaşmaları bu arayışın ilk adımlarıdır.

Buna rağmen Amerika, teknoloji yatırımları, üniversiteleri, beyin göçü ve Silikon Vadisi şirketleriyle hâlâ güçlü bir merkez olmayı sürdürmektedir.

1980’lerden itibaren liberal ekonomi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü söylemi Amerika’nın küresel meşruiyet aracıydı.

Avrupa Birliği de bu ideolojik zeminde bir ‘medeniyet projesi’ olarak yükselmişti.

Ancak bugün Amerika, Avrupa ile mesafeyi bilinçli olarak artırmakta; NATO’dan çekilmeyi dahi tartışmaya açmaktadır.

Stratejik otonomi söylemiyle, Monroe Doktrini’ni andıran bir anlayışa geri dönülmektedir.

Güney Amerika’nın yeniden ‘arka bahçe’ olarak tanımlanması, Orta Doğu’nun İsrail ve Suudi Arabistan ekseninde dizayn edilmesi, Grönland ve Kanada’ya yönelik söylemler bu zihniyetin yansımalarıdır.

Aynı yaklaşım Rusya, Çin ve Tayvan politikalarında da görülmektedir.

Bu yeni düzende hukuk ve evrensel ilkeler geri plana itilmiştir.

Adalet artık gücün çıkarına hizmet ettiği ölçüde anlamlıdır.

Pascal’ın dediği gibi, dünyanın kraliçesi yeniden kuvvet olmuştur.

Haberin Devamı

Bu durum Rusya’nın Ukrayna’ya saldırganlığını, Çin’in otokratik kapitalizmini ve küresel ölçekte demokrasinin değer kaybını açıklamaktadır.

Amerika’nın etki alanındaki ülkelerde demokrasi tali bir meseleye dönüşmüş, uyumlu liderlerin desteklenmesi temel strateji hâline gelmiştir.

Avrupa’da dahi milliyetçi ve otoriter eğilimler yükselmekte, yaşlanan kıta küresel ağırlığını giderek kaybetmektedir.

Türkiye ise bu tablonun dışında değildir.

Tarihsel olarak hukukla kurduğu sorunlu ilişki bu süreci toplum açısından daha az sarsıcı kılmaktadır.

Sessizlik, uyumun en yaygın biçimi hâline gelmiştir.

21’inci Yüzyıl’ın ikinci çeyreğinin nasıl şekilleneceğini bu güç merkezli dünyada hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

Yazarın Tüm Yazıları