GeriSıtkı ŞÜKÜRER Ekonomiye makro bakış
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ekonomiye makro bakış

EKONOMİK hayatın durması, geniş kitlelerin gelirlerini kaybetmesi sonucunu doğurur.

 


Bu durumda mecburen birikimlerine yönelirler.
Tasarrufun tüketime harcanması, yatırıma gidecek kaynakların azalmasıdır.
Makro planda resim budur...
Ticari boyutta da durum farklı değildir.
Gelir yaratmayan gider, işletme açısından külliyen zarardır, ülke açısından da heba olan kaynak.
Meselenin efektif talep ve sosyal boyutunu bilerek analize dahil etmiyoruz.
Ekonomik faaliyetini durduran işletmeler, mal ve hizmet üretmeyince sabit giderlerini nasıl telafi edecekler?
Pek çok sektörde “kaybolan talep” geri gelmeyecek, çalışılmayan zamanların zararı geleceğin gelirlerine ilave maliyet olarak dahil olacaktır.
Üç ay kimsenin gitmediği lokanta açıldığı zaman geçen süredeki geliri yok olmuştur.
En iyi ihtimalle “kaldığı” değil “yeniden başladığı dip” yerden devam edecektir.
Üç aydır müşterisine ulaşamayan berberin dükkân kirasından, kalfa çırak masrafına, tedirgin müşterisinin daha bir mesafeli kalacak olmasına kadar çok muhtemeldir ki, 2020 yılı geliri yarı hasar alacaktır.
Hizmetler sektörünün tamamına yakını bu tecelliye mahkumdur.
İmalat sektöründe de durum farklı değildir.
“Pandemi tatili” şirin bir kavram değildir ve geri dönüşsüz kayıptır.
Mesela, hazır giyim sektöründe bahar aylarına özgü ürünler büyük ölçüde üretilememiş, depoda, rafta kalmış ve bazıları çöp olmuştur.
Oysa bu işletmelerin kapısına kilit vurulmamıştır.
Sabit giderler tıpkı “borusu patlamış su” gibi sokağa akmaktadır.
Her boyuttaki iktisadi birim, bu süreçte işletme sermayesinden harcamaktadır.
Bütçe dengeleri altüst olan devletin telaşla yaptığı müdahalelerin de sağlıklı kaynaklara dayanmadığı ortadadır.
Her halükarda; kaynakların çarpık kullanımı, yok olan üretim, kaybolan ya da belirsiz tarihe ötelenen gelir, arz ve talebin birlikte çökmesi, derin bir “ekonomik çukur” oluşturmuştur.
Çok muhtemel, ekonomi ikinci çeyrekte çift haneler mertebesinde küçülecektir.
Gün gelir, yönümüz yukarıya çevrildiğinde “çömeldiğimiz” noktadan başlayacağımız gerçeğini unutmamalıyız.
Genel çerçevede “cari gün”, “dün”ün plan ve hayalleri üzerinden şekillenir.
Pandemi öncesine kadar hayat bu esas üzerinden akardı...
Pandeminin yarattığı endişe ve ümitsizlik hayatın her alanında frene basılmasına sebep olmuştur.
Yaşanan “belirsizlik” hali, geleceğe yönelik planlamaların ve iş iştahlarının ertelenmesine yol açmıştır.
Bu sebeple yarınlara dair bu anlamıyla hazırlıksızlık hali oluşuyor.
İş dünyasının sorunların ikinci ve üçüncü çeyrekte vahim hal alacağını ifade etmesi boşuna değil...
Pandeminin hayırlı sonuçlara vesile olacağı beklentisi bir yana, oluşan ekonomik sıkıntılar hayatın an itibariyle en yakıcı gerçekliliği.
Çok da kısa olmayan bir zaman dilimi için iyimser olmak ise çok zor gözüküyor...

X

Bitti güzelim dizi

NECİP halkımızın en büyük eğlencesidir televizyon dizileri.

 

Türkiye bu konuda çok üretken. Sektör, hele dizi tutulmuşsa kendi yıldızlarını yaratıyor, yapımcısına yurtiçi-yurtdışı para kazandırıyor, hepsinden önemlisi izleyenlerine hoş vakitler geçirtiyor. Bu sektörde rekabet çok yoğun ve acımasız. Şayet umulan reytingler elde edilmese, genelde 13 hafta sonunda yayından kaldırılıyor. İşte bu noktada, yani tutmayan dizinin apar-topar bitirilmesi, bir şekilde onu izleme alışkanlığı edinmiş insanlara karşı nezaketsiz bir durum oluşturuyor. Esasında tantanalı reklamlarla başlayacağı ilan edilen bir dizi izleyicileri yazılı olmayan bir sözleşmeye davet ediyor demektir. Onun davetine icap edenlere karşı bu anlamıyla yapımcının artık bir vecibesi oluşur.
Bu konuya nereden geldik? Bir kanalımızda son derece absürt “batman-superman” karışımı üstün güçleri olan bir kişiyi konu alan yerli yapım bir dizi başlamıştı. Dizi öylesine fütursuzdu ki, tıpkı Cüneyt Arkın’ın “Dünyayı Kurtaran Adam” filmi gibi, dünya çapında “absürt literatüre” girecek bir potansiyel içeriyordu.
Kahramanımız bir vuruşta on kişiyi yere serdikçe bu türün müptelası olan bizler keyifleniyorduk. Bir ara nedense diziyi özel kılan bu değerin farkında olmayan yapımcılar senaristlere müdahale etmişlerdi.
Jenerikte danışman olarak sektörün saygın senaryo yazarı Ahmet Yurdakul’un ismini görünce, eyvah dedik, şimdi dizimiz mantıklı, derli-toplu bir hale dönüşecek, “tutarsız tutarlılığı” mundar edilecek. Nitekim gelişmelerde o şekle dönüşmeye başlamıştı. Bereket ki bahse konu danışman birkaç bölüm sonra diziden ayrıldı. Tekrar eski mutlu günlere dönmüştük. “Akıncı”mız asıp kesiyordu ki, halkımız maalesef bu mümtaz eserin kıymetini takdir etmedi. Bu sebeple bir anda “sezon finali” yapıldı ve tüm karakterler rol gereği öldürüldü, yok edildi. Şimdi soruyoruz, bu “emri vaki” azınlıkta kaldık diye bizim gibilere yapılan açık haksızlık(!) değil midir?

 

KSK’DE ÖNEMLİ GELİŞMELER

İZMİR futbolu üzerinde ısrarla durmaya çalışıyoruz. Göztepe ve Altınordu örneğinden “şirketleşme” olgusunun önemini hep vurguladık. Çok güçlü bir camia olan Karşıyaka’da da bu anlamıyla olumlu gelişmeler yaşanmaya başladı. Eski başkanlardan Cenk Karace’nin önderliğinde kulübe gönül vermiş iş insanları 100 milyon TL sermayeli bir şirket kurma yolunda hayli mesafe aldılar. Bahse konu şirket dernekten Futbol şubesini sınırlı bir süre için aktif ve pasifiyle devir almayı hedefliyor. Tabii ki konu, önce dernek genel kurulunun onayı, sonrasında başta Türkiye Futbol Federasyonu izni olmak üzere bir takım hukuki prosedürleri gerektiriyor. Öncelikle belirtelim ki bu fedakâr girişimi yürekten alkışlıyoruz. “Kaf Kaf” ne denli büyük bir camia olduğunu bir kere daha gösteriyor. Kurulacak şirket 25.000 TL’lik sermaye paylarından oluşuyor ve hiçbir kişinin hissesinin yüzde 5’i geçmemesi öngörülüyor. Yıllar boyu Yaşar Holding’in milyonlarca dolara ulaşmış desteklerine ilaveten ilk defa bu boyutta toplu bir çaba her Karşıyakalıyı mutlu ediyor, iyi günlerin kısa zamanda geleceğine dair umutlandırıyor.

Yazının Devamını Oku

Vesayet fanusunun narin çiçekleriydik

BELİRLİ bir yaşta olanlarımızda hep bir söylemimiz vardır.

 

Çocukluğumuzun mütevazi koşullarda geçtiğinden dem vururuz. Aynı zamanda, kimsenin diğerinin dinini, mezhebini sorgulamadığını, ötesinde farkını dahi bilmediğini belirtir dururuz. Buradan hareketle, günümüzde nereden nereye geldiğimize hayıflanır, o zamanları yücelterek anarız. Hani ima ettiğimiz şekliyle, kişilerin birbirleriyle “birey” kimlikleri itibariyle, “insan” oluşlarının yeterliliği üzerinden ilişki kuruyor olması, tabii ki müthiş bir medeni seviyedir. Ancak “geçmiş” gerçekte böyle miydi?
1970’ler ve öncesinde Türkiye dışa kapalı bir ülkeydi. “Genç Cumhuriyet” toplumu kendi değerlerine göre biçimliyordu. Eğitim ve kültür politikaları ile rejime uyumlu kitleler, “geçmişleriyle mesafelendirilmiş” insanlar haline dönüştürülmüşlerdi. Kişi başı gelirin 1000 dolarlara zor ulaştığı “statik” bir toplumda “sorgulama ihtiyacından” arındırılmış zihinler hesapta “huzur” içinde yaşıyorlardı. Oysa Alevilerin kendi kimliklerini gizleme ihtiyacı içine sokulduğu, Yahudilerin 1946 varlık vergisi mezaliminden söz edilmesini kendilerine bile yasakladıkları, Dersim’de yaşananlardan, hatta 1980’lerde Diyarbakır cezaevinde insanlık dışı acılardan bihaber bırakılmamız, kimi dindar çevrelere uygulanan baskılar... Bunların hiç biri ne derdimizdi ne de merak ediyorduk.
Bizler; Süryanilerin, Ermenilerin, Pontusluların, mübadelenin, bu sebeple yaşanan insani dramların ne ayırdında olduk, ne de doğru bilgimiz vardı. Açıkça, verildiği ile yetinen mazbut insanlardık. Bu anlamıyla böylesi makbul addedilirse, evet o günlerde hem mutlu, hem huzurluyduk. Neyse; bu eleştirisel bakış tabii ki Cumhuriyet’in kazanımlarını gölgede bırakmaz. 1920’lerin şartlarında darmadağın olmuş bir toplumdan bir millet, ötesinde bir devlet oluşturmak, İttihat Terakki ile başlayan “katı tercih”leri dayatmış olabilir. Ama her “tercih” beraberinde “vazgeçişleri” getirmiştir. O vazgeçişler ki, bu coğrafyanın tarihi boyunca gördüğü en kapsamlı tedbirlerin ve sosyolojik inkârların hayata geçirilmesi şeklinde olmuştur. Bu sebeple “yaralar kolay kapanmıyor.”
Dediğimiz gibi; Cumhuriyet’in olumlu katkıları tartışılmaz. En azından “laiklik” kalitesini kazandırma çabası bile çok önemlidir. Ama, bugüne yansıyan sıkıntılarda onun da payı vardır ki; jakoben tabiatı icabı toplumda demokrasi kültürünün oluşmasını teşvik etmemesi en temel eksikliğidir.

 

KADIN MAKAM ŞÖFÖRLERİ

Yazının Devamını Oku

Futbol İzmir’le özdeştir

İZMİR futbolu ciddi bir atak içerisinde. Göztepe ve Altınordu bu fitili ateşleyen kulüpler. Göztepe, Mehmet Sepil kulübün hisselerini aldıktan sonra büyük yürüyüşüne başladı.

Bu yıl süper ligin güçlü bir takımıydı. Sayın Sepil’in bu süreçte çok mücadele verdiği biliniyor. Bu ülkede, pek çok şeyde olduğu gibi, futbol dünyasının da maalesef yıpratıcı zorlukları vardır. Yaşadıklarının detayını bilmesek de tüm bunların Sevgili Sepil’de bir birikim yarattığı anlaşılıyor. O sebeple kulüp yönetiminden ayrılacağını anons etti. Yükselen İzmir futbolunun bayraktarlarından olan Mehmet Sepil’in bu kararından vazgeçirilmesi önem taşıyor. Umarız sevgili başkan ikna edilir.
Diğer bir futbol şövalyemiz Altınordu Başkanı Mehmet Özkan. Altınordu, bugün alt yapı tesisleri, ortaya konulan felsefesi, uygulamada elde ettiği harika sonuçlar ile tam bir “yetiştirici kulüp” hüviyetinde.
Kurumsal bir anlayışla planlı hareket edilince, “başarı” size talip oluyor. Nitekim genç oyuncularıyla yakın gelecekde Süper Lig’de fırtınalar estireceklerdir.
Altay’a gelince. O her zaman “Büyük Altay”dır. Fedakâr başkanları Özgür Ekmekçioğlu ile birlikte yeni sezonla birlikte Süper Lig’in en dişli takımlarından olacaklar. Sevgili Mustafa Denizli’nin de takımını sahiplenmesi ilave bir motivasyon oluşturdu. Karşıyaka’nın da bahse konu uyanışın dışında kalması düşünülemez. Basketbolda Yaşar Holding sayesinde Pınar Karşıyaka iftihar vesilemiz. Futbolun mevcut durumu camiayı üzüyor. Şimdilerde şirketleşme çalışmaları yeniden başlıyor. Göztepe ve Altınordu tecrübeleri ile gerek KSK’nin gerekse Altay’ın doğru modellerle “şirketleşme” olgusundan uzak kalmaması gerekir. İzmirspor, Buca, Menemen aynı şekilde İzmir futbolunu zenginleştiren camialar.
Özetle; asırlık kulüpler, şanlı geçmişler, meftun taraftarlar, akil camia büyükleri ile İzmir takımlarının ülke futboluna damga vuracağı günler çok yakın görünüyor.

 

Kulüpler kent emanetidir

FUTBOL kulüpleri, hele İzmir’de olduğu gibi “asırlık” oluşumlarsa her biri bir kent değeridir. Hal böyle olunca bu yapıların mülkiyeti anonimdir. Yani herkesin kent aidiyetine ilişkin bilinçli ve duygusal bütünlüklerinin bir parçasıdır. Mevzuyu futbol kulüplerinin şirketleşme olgusuna getirmek istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Savaş insanlık dramıdır

SAVAŞ kötü bir şeydir. Hele günahsız siviller zarar görüyor ise...


Filistin ve İsrail arasında bayram öncesi başlayan ve devam eden acımasız bir süreç var. Hükümetimiz Filistinlilerin tarafında, Netenyahu yönetimini “Terörist Devlet” olarak nitelendiriyor. Buna mukabil İsrail Devleti de, pek çok Batı ülkesi gibi Hamas’ı terörist olarak değerlendiriyor. Her iki taraf sivillerin yerleşim yerlerine bombalar yağdırıyor. Türk Medyası daha ziyade her yaştan Filistinlilerin mağduriyetlerini paylaşıyor. Bakınız; Müslüman dayanışması anlaşılmaz bir şey değildir. İsrail Devleti orantısız güç de kullanıyor olabilir. Ama Hamas da sütten çıkmış ak kaşık değildir.
Her iki tarafta da masum insanlar maalesef bu çekişmeden etkileniyorlar. Hele çocukların ölmesi vicdanlarımızı kavuruyor, isyan ediyoruz. İzmir’de Musevi vatandaşlarımızın çok sayıda akrabaları İsrail’de yaşıyor. Bu insanların günlerdir sığınaklarda çoluk çocuk korkuyla bekleştikleri haberlerini alıyoruz. Tıpkı Filistinli aileler gibi, bu lanet savaşın ortasında çaresizliklerini yaşıyorlar.
Aidiyetlerimizden öte, insani duyarlılığımızı esas almamız gereken zamanlardayız.
O topraklarda kimin kimden önce hakkı olduğu bir kördüğümdür. Hiç şüphesiz sıradan insanlar, Yahudi ya da Filistinli olsun, vatan diye bekledikleri bu yerlerde sadece huzur talep ederler. Fanatiklerin bu neviden provakasyonları İsrail Devleti içinde oluşturulmaya gayret edilen Arap-Yahudi nüfus arasındaki barış iklimine umarız kötü etki etmez. Sorunlar daha da olumsuzluğa sürüklenmeden her iki kesimin makul insanlarının bu anlamsız savaşı sonlandırmalarını temenni ediyoruz.

-----

Türk tipi sosyalist

BU ülkede sosyalistler geleneksel olarak Kemalizmle çekişme içine girmemişlerdir. Kurtuluş savaşının batılı emperyalistlere karşı kazanılmış olması onları rejime zihnen yakınlaştırmıştır. Zira anti sömürgeci her mücadele aynı zamanda ezilenden ve emekten yana bir tutumdur, bu sebeple Kemalizm ve sosyalizm birbirleriyle bağdaşır görülmüştür. Oysa Cumhuriyet ideolojisi milliyetçiliğin bir özel türü olan Ulusalcıdır ve sosyalizmin enternasyonalist anlayışından tamamen farklıdır. Yanı sıra, Kemalizm özel mülkiyete karşı değildir, ülke tasavvurlarına uygun olarak toplumu homojenleştirmeye çalışmıştır.

Yazının Devamını Oku

Giresun granitleri

İZMİR kent kimliğinde Alsancak Kordon tüm dünyanın görsel hafızasına etiketlenmiş bir tarihi mirastı.

Ancak pragmatist zihniyet neyi kaybettirdiğinin bilincinde olmadan orantısız gerekçelerle bu güzelliği tarumar etti. Anımsıyorsanız, Cumhuriyet Meydanı ile İzmir Limanı arasındaki kıyı boyu 1997 yılında altı şeritli kara yolu yapılması amacıyla denizden 150 metre dolduruldu. 1999 yılında bölgenin sit alanı ilan edilmesiyle dolgu çalışmaları mahkeme kararı ile durdurulduğunda artık çok geçti.
Aynı yıl başkan seçilen Ahmet Piriştina kıyı dolgusunu yeşil alan olarak düzenlemeye karar verdi.
Bu tercih tabi ki kaybedileni geri getirmiyordu ama netice itibari ile kadim kente “saygısızlık sembolü” bir yeşil alan, kötünün iyisi anlamında kazandırılmış olacaktı. Dolgu alanı yeni haliyle 15 Haziran 2000 tarihinde halka açıldı.
Projede tek şeritli bir yol yapılması planlanmıştı. Yolun zemininin “asfalt” olmaması iyi fikirdi.
Nitekim, “taşla” kaplama kararı alındı. Başkan Piriştina mahkeme sürecinin menfi çıkma ihtimaline karşı, boşa masraf yapmamak için Giresun Belediyesi’nden hurdaya çıkartılmış granit taşları bedelsiz alarak Kordon yolunda kullandı. Neticede bugünlere kadar uzanan herkesin malumu bir “ıstıraplı yol” böbrek taşı düşürten, tökezleten halleriyle nerede ise “kaderimiz” haline geldi. İmrenilen “Kozak” taşlarımız varken, minör bir tasarruf yaklaşımı nedeniyle 21 yıldır sıkıntı yaratmaya devam ediyor.
Hani “eğri büğrü” taşların araç trafiğini engelleme amacıyla Sayın Piriştina tarafından, özellikle böyle döşettirildiği söyleniyorsa da bu gerekçeyi bir “kara mizah” olarak değerlendiriyoruz. Bu arada Sayın Kocaoğlu’nun yolun bu halinden daha sonra rahatsızlık duyduğunu, bir granit taş kesme fabrikası kurmak üzere olduklarını ve bu sorunu halledeceklerini, söylediğini biliyoruz.
Atatürk’ün adını taşıyan bir bulvarda böylesi bir kronik ihmalkârlığın giderilmesi hususunu Büyükşehir Belediyemizin ilgisine sunuyoruz.

-----

Yazının Devamını Oku

Alsancak Mustafa Denizli Stadı

HER spor kulübü, hele “camia” ağırlığına sahip yüz yıllık bir maziyi taşıyorlarsa, mutlaka efsane olmuş sporcuları vardır.

Bu durum İzmir kulüpleri için de geçerlidir.
Karşıyaka; Gode Cengiz, Erol Baş, Kör Hikmet’lerle,
Göztepe; Gürsel Aksel, Ali Artuner, Halil, Ertan, Fevzi’lerle,
Altay; Ayfer, Büyük Mustafa’larla,
İzmirspor; Kral Metin Oktay, Hasan Elidemir’lerle,
Hakeza tüm spor kulüplerimiz nice sembol isimle kendi özel tarihini oluşturur.
Camialar bu sporcularına vefalarını tesislerine ve statlarına onların isimlerini vermek suretiyle göstermek ister

Yazının Devamını Oku

Pandemi halleri

CUMA günü başlayan ve 17 gün sürecek “tam kapanma”, pandeminin yaşam biçimimize etkisini bu defa tüm ağırlığıyla hissettirecek.“Tam kapanma” deniliyorsa da özellikle “mavi yakalılar” yönünden üretimin devam etmesi sebebiyle risk sürüyor.Bu durum maalesef anlaşılmaz değil...


Hele ihracata yönelik tedarik zincirinde yer alıyorsanız, üretiminizin aksaması zincirleme etki yaratacağından, kapanma kararı kolay alınamıyor.
Bu arada, herkes bir parça pandemi uzmanı haline geldi. Hani, uzun süre kapansak da neticede “aşı”lama geniş kitlelerde realize edilmemişse salgına ne ölçüde çare olur, hepimiz bu tereddütü yaşıyoruz.
Çin aşısında, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarına göre bir aksama söz konusu, Alman aşısının yeterli temin edilmediğini biliyoruz, Rus aşısını bekliyoruz...
Diğer yandan, kapanma sürecinde özellikle havaların ısınması gençleri ne ölçüde baştan çıkaracak, bu husus da bir soru işareti.

EKONOMİK BOYUTU DA VAR
İdari tedbirlerin sıkı uygulanması halinde, tepki olarak kapalı ortamlarda kalabalıkların oluşması bir diğer sosyal gerçekliğimiz.

Yazının Devamını Oku

Demokrasi zamanları

2023 yılında, belki de daha öncesinde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri yaşanacak.Cumhuriyetin 100. yılına yaklaşırken onu taçlandıracak başarımız tüm kurum ve kurallarıyla bu topraklarda “demokrasiyi” oturtmak olmalı.Demokrasi tecrübelerle kıvamlanan bir süreç...


Cumhuriyetin ilk dönemlerinde demokrasinin olması gereken dengesini tesis etmek kolay değildi.
Atatürk muasır medeniyet seviyesi derken, her yönüyle katılımcılığı hayata geçirmiş, özgür bir toplum düzeni hayal ediyordu.
Demokrasi çabamız halen sürüyor. Bu kalite giderek anlaşılan manası itibari ile tüm toplum bileşenlerine güçlerinin sınırlarını hatırlatıyor.
Demokrasilerde toplumun her kesimi bir diğerinin hukukuna saygı gösterme durumundadır. Ülkemizde kesintiler yaşanmış olsa da her şeye rağmen işleyen bir sandık rejimine sahibiz.
Yaşanmış sorunların ana sebebi iktidarı elinde tutanların toplumun çok sesliliğine güvensizliği ve bağlı olarak devlet gücüyle tedbirlenmesiydi.
Ama şimdilerde bedeller ödenerek anlaşıldı ki, hiçbir kesim diğerini yok sayarak sürdürülebilir bir iktidar yapısı oluşturamaz.

Yazının Devamını Oku

Geri dönüş vakti

KİŞİLİĞİMİZE dair biriktirdiklerimizin “tarlası” doğup büyüdüğümüz topraklardır. Çocukluğumuzdaki “turşucu amca”, “öğretmenlerimiz”, “haytalıklarımız”, “gençlik aşkları”, “okul – mahalle” hatıraları... Hepsi bizi bütünleyen, inşa eden parçalardır. Hatıraların nesnelerle büyülü ve kenetlenmiş bir ilişkisi vardır.Kan şekerin düştüğünde Kemeraltı’nda yediğimiz pidenin unutulmazlığı o dekorun bütününde saklıdır.


Foça’da o bakir koyda ayağına batan deniz kestanesidir bize denizi sevdiren. Aradığımız lezzet ve koku okul çıkışındaki fırının gevreğinde işlenmiştir zihnimize. Bu sebeple memleketi terk ettiğimizde vazgeçtiğimiz kendimizdir biraz da. Uzaklaşmak nasıl dolacağı meçhul bir eksilmedir. Neye değdiğinin vahim sonucunu hesap etmemektir. Çoğu kez azar azar azalıp, yabancılaşmaktır.
Mevzuyu İzmir’i terk eden eğitimli insanlarımıza getirmek istiyorum. Hoş şimdilerde tersine göç başladıysa da yıllar boyu kanama çok oldu. Henüz telafiden çok uzağız. Her şeyi geride bırakıp mesela Kanada’ya yerleşmek ya da bazı gerekçeleri çok dert edip İsrail’e gitmek, hatta İstanbul keşmekeşine bir marifetmiş gibi savrulmak..
Geriye doğru 20-25 yıl içerisinde adeta bir “moda humması” gibi eğitimli İzmirlileri yadellere kaptırdık. Şimdilerde dönüş çağrısının yapılmasının vakti gelmiştir, diye düşünüyoruz. İnsanlarımızdan daha evvel bu gökyüzünün farkına varanlar öbek öbek İzmir’e geliyorlar. Son birkaç yıl içinde on binlerce “dışarlıklı” eğitimli insan İzmir’de yaşamayı tercih etmeye başladı. Başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere kentin tüm bileşenlerinin donanımlı evlatlarımızı memleketlerine geri dönmeye teşvik etmelerinin gereğine inanıyoruz. Bir kentin kadim olması insanlarının kuşaktan kuşağa o topraklarda anılarını biriktirmeleri ile mümkün olabilir.
Kentleri özel kılan temel olgu, böylesi değerlere sahiplenen ve vazgeçmeyi aklından bile geçirmeyen insanlar sayesinde mümkündür.

-----

Yaratıcı şehirler

AMERİKA ve İskandinav ülkelerinde yapılan araştırmalarda mutluluk ve refahı bir arada temin etmek istiyorsanız “Yaratıcı Ekonomi” modellerinin arayışına geçmeniz gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

İzmir Futbol Holding A.Ş.

FUTBOL geniş kitlelerin ilgi alanları arasında belki de en önde gideni. Bu sporun dünyada çok ciddi bir ekonomisi var. Bulunduğu kentin her yönüyle gelişimine doğrudan etkisi var. “Barcelona” bu durumun en tipik örneği. Kulüp bazındaki gelirleri ile de büyük bir ekonomik potansiyel.Arap ya da Rus zenginlerinin Avrupa’nın marka takımlarına ilgisi sadece prestij arayışı değildir.

 


Kulüplerin uluslararası ve ulusal organizasyonlardan elde ettikleri gelirler, stat bilet gelirleri, yayın gelirleri, ürün satışları, resmi bahis gelirleri, sponsorluk, transfer, yetiştiricilik payları ile büyük fonlar yaratmaya imkân sağlayan bir ekonomisi söz konusudur.
Konuyu İzmir futboluna getirmek istiyoruz. İzmir kulüpleri, özellikle Karşıyaka, Göztepe, Altınordu ve Altay, bir adım geride İzmirspor, gerek geçmişleri gerekse taraftar sayılarıyla, her biri bir kent değeri konumunda.

MODEL OLUŞTURDULAR
Göztepe Mehmet Sepil’in stratejik yönetimiyle Süper Lig’e yükselerek kendini mali olarak döndürebilen bir yetkinliğe ulaştı. Yine Altınordu’da Mehmet Özkan muhteşem tesisleri ilk alt yapıyı önceleyerek yetiştiricilik gelirleriyle sağlam bir modelleme oluşturdu ve Türk futboluna damga vuracak adımları herkese hissettiriyor. Bu süreçte Karşıyaka ve Altay’ın da gecikmeden benzer bir yolculuğa çıkması elzem gözüküyor. Ancak bir şehire bu kadar çok takım gerçekçi bir gözle bakıldığında fazla duruyor.
Ama, biliyoruz ki bu kulüpler birer camia niteliğindedir ve hiçbiri diğerleri adına kalıcı bir fedakarlığa asla yanaşmaz. Bu sebeple yapılacak her “makro planlama” bu realiteyi göz önüne almak zorundadır.

Yazının Devamını Oku

Bir siyasi analiz

AK parti ve MHP birlikteliklerini “cumhur ittifakı” olarak isimlendiriyorlar.

 

Siyasi müktesebatları itibari ile bu birliktelik Türk - İslam sentezi izlenimi veriyor.

Son dönemlerde sayın Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi, “Arap olmayan Müslümana Türk derler”, “İslam demek Türk demektir” tarzındaki, İsmet Özel’in ısrarla vurguladığı söylem tekrar bir ideolojik çerçeveye oturtulmaya çalışılıyor.

Açıktır ki, İslam ve Türk kavramlarının devlet yönetiminde alacağı rol eşit olamaz.

Zira, İslam kendini sadece uhrevi bir alanla sınırlamaz.

Onun ekonomik, sosyal, siyasal konularda detay belirlemeleri vardır.

Bu anlamıyla İslam her yönüyle özel bir yaşam biçimi tarifler.

Oysa Türklük kavramı bir aidiyettir.

Yazının Devamını Oku

İstanbul Sözleşmesi

MEDENİ bir toplum olmanın ön koşulu kimlikler arasında ayrım yapmamaktır.


Her insan kendi tasavvuruna göre kendini gerçekleştirme hakkına sahiptir.
Uygar dünyada insanlar arasında kimliklerine göre ayrım yapılamaz.
İnsan olarak doğmak, temel insan haklarına istisnasız sahip olmayı gerektirir.
Bu anlamıyla; etnik, dini, cinsel, tüm kimlikler yasalar ve vicdanlar önünde eşittir.
“İstanbul Sözleşmesi” de bu yaklaşım üzerinden vücut bulmuştu.
Özellikle, başta kadınlar olmak üzere, toplumun ezilen ve hor görülen kesimlerine yönelik önleyici, koruyucu tedbirlerin alınmasını prensip mutabakatı olarak ifade ediyordu.

Yazının Devamını Oku

Mustafa Aslan ve Hasan Küçükkurt

SİVİL toplum kuruluşlarında “nöbet değişim” mevsimi yaşanıyor.

 

Pandemi nedeniyle ertelenen seçimler genel kurulların serbest bırakılması ile arka arkaya yapılmaya başlandı.
Geçen hafta ESİAD’daki değişimden söz etmiştik.
Bu defa EGİAD ve İZSİAD yönetimleri yenilenme bilgisini paylaşmak istiyoruz.
Ege Genç İş İnsanları Derneği’nde (EGİAD) Mustafa Aslan ve yönetimi, görevi Avni Yelkenbiçer ve ekibine devretti.
EGİAD, unvanında yazan “gençliği” her zaman avantaja dönüştürmüş ve olumlu anlamıyla sinerjinin, ufuk açıcı projelerin, sosyal sorumluluğun simgesi olmuş bir dernektir.
Her dönem birbirinden başarılı yönetimleri ile dernek çizgisini hep yukarıya taşımışlardır.

Yazının Devamını Oku

Fadıl Sivri

İZMİR sivil toplum dünyası Türkiye’nin diğer illerine göre farkını daima hissettirmiştir.

Gerek kanunla kurulmuş Oda’ları gerekse gönüllülük esasında çalışan dernek ya da vakıf şeklindeki örgütlenmiş yapılarıyla hemen her konuda takdir edilesi bir duyarlılıkla faaliyet gösterirler. Bugün bahse konu yapıların en başarılılarından bir tanesi “Ege Sanayicileri ve İşinsanları Derneği”nin dört yıldan beri sürdürdüğü başkanlık görevini bu ay içerisinde devredecek olan sevgili Fadıl Sivri’den söz etmek istiyoruz. Sivri ailesi Ege Bölgesi’nin duayen nitelikteki sanayici ailelerindendir. Fadıl Bey ESİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlendiği andan itibaren bu neviden işlerin ancak büyük bir ciddiyetle yapılırsa anlamlı olabileceği mesajını vermiştir. Hakikaten sivil toplumculuk ucundan tutularak yapılacak bir iş değildir. Pek tabii bu gibi yerlerde yöneticiliğe soyunanların bulundukları ortama katkı koyabilecek birikime sahip olmaları icap eder. Fadıl Bey de bu esasa uygun olarak iki dönem yönetim kurulu üyesi sıfatıyla çalıştıktan sonra kurumun bayrağını çok daha ileriye taşıyabilecek bir zihinsel hazırlıkla başkanlık direksiyonuna geçmiştir. Başkanlık süreci boyunca ESİAD’ın geleneksel demokrat tavrını cesur söylemleriyle sürdürürken, özellikle bilgi toplumuyla dönüşen ve teknolojiyle birlikte yeniden tariflenen iş yapış şekilleri üzerine çok sayıda ufuk açıcı etkinlik ve projelerle derneği çok özel bir çizgiye taşımıştır.

KENTİN ÖNCELİKLERİ

Her yıl geniş katılımla güncellenen Ekonomik Değerlendirme raporları ile kentin önceliklerini saptamaya yönelik anket çalışmaları bu dönemde bir klasik halini almıştır. Ekonomi kurmayları ile toplantılar, tarımda sürdürülebilirlik konusu öncelikler arasında yer almıştır. Faaliyetleriyle nitelikli eğitimin gereğine dikkat çeken Sivri, genç işsizliğine cevap olarak iş garantili teknoloji eğitimi projesinin yanı sıra, ESİAD mentorlar ekibinin 2 yıl boyunca mezun öğrencilere destek olmasını sağlamıştır. Komitelerin de katkısı ile sürdürülebilirlik ve inovasyon alanında girişimcilere ilham veren Climathon fikir yarışması, sanayide dijital dönüşüm günleri, Avrupa Birliği, Brexit, Çin gibi uluslararası gündemlere ek olarak kent vizyonuna ve kent kalkınması alanında öneriler üreten “İş Dünyası Gözüyle Gelecek İzmir” dosyası yerel yönetimlerle paylaşılmıştır. “Verilerle İzmir” kitapçığı yerli yabancı yatırımcılar için referans niteliğinde bir kaynak olarak hazırlanmış, “İzmir’de Ticaret Hayati ve Çarşılar” kitabı bu dönemdeki iz bırakan yayınlar arasında yer almıştır.

KARABAĞLI DEVRALACAK

Avrupa Birliği tarafından desteklenen sivil toplumun güçlendirilmesi projesi ve bu kapsamda 18 ay boyunca faaliyet gösteren Ankara İletisim Ofisi’yle Ege’nin diğer şehirlerindeki STK’larla birlik olup kamu kurumları ile daha yakın ilişkilerin kurulmasına öncülük edilmiş oldu, çareleri yerinde aktarabilme şansını yakalamıştır. Şimdi nöbeti, tabii ki yapılacak genel kurulun onaylaması halinde, pırıl pırıl ODTÜ’lü bir mühendis ve çok başarılı bir iş insanı olan Mustafa Karabağlı’nın devralması bekleniyor. Pek tabi Sayın Sivri cephesinden, bunca edinilmiş tecrübe, bu tip görevler tamamlanınca asla boş bırakılmamalı. Sivil toplumculuk bir ömür boyu heyecan duyulabilecek ve bu sorumluluğu hissedenlerin bir biçimde kulvarını yaratabileceği bir sevdadır. Bu anlamıyla sayın Sivri’ye kent adına teşekkürlerimizi iletirken çizmelerini çıkartmasının mümkün olamayacağını hatırlatmak istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yeryüzü meleği

HANİ hepimiz iyi insan olmaya gayret ederiz. Bu bir anlamda kendimizle mücadelemizdir. Toplum içerisinde olumlu algılanmak hoş bir şeydir hiç şüphesiz. Ama çok nadir de olsa bir başka tür insan hali daha vardır. Onlar böyle bir gayret içerisine girmezler. Zaten doğuştan iyidirler. Fıtratlarında hiçbir arka plan, küçük hesap yoktur. Biz onlara “yeryüzü meleği” deriz.

 


Ama nasıl bir adalettir ki bu insanlar bazen aramızdan çabuk ayrılırlar. Sözü birkaç gün önce kaybettiğimiz çok bir özel insana getirmek istiyorum. “Nilgül Uysal” 60’lı yaşlarının başlarında amansız bir hastalık sebebiyle yaşama veda etti. Her koşulda nezaket, her daim zarafet ve hiç tükenmeyen bir enerji ve güler yüzle erişebildiği ihtiyaç sahiplerine fedakârca kendini vakfetti. Onu yıllarca görme engellilerin eğitimi için çabalarken ve onlar için alfabeler hazırlarken hatırlıyoruz. Yine “Barış Çocuk Senfoni orkestrası”nın oluşturulmasında, “Ege Sevgi Çemberi Kulübü” ile taşın altına elini koyarak çocuklara ve gençlere yönelik pek çok projede durmaksızın çalışırken yorulmazlığına hayret ederdik...
Sevgili eşiyle birlikte kurdukları vakıfta onlarca öğrenciye burs verdiler, onların dertleriyle yakından ilgilendiler. Hayatının son demine kadar insanlara hep faydalı oldu. Ama vurguladığımız gibi, heyhat, kader onu elimizden erken koparttı.
Sevgili kardeşim rahat uyu.
Gençler, çocuklar, engelliler ve etrafında oluşturduğun sevgi haresi ile dostların seni asla unutmayacak.

-----

Çekin elinizi futboldan

Yazının Devamını Oku

Futbol İzmir projesidir

İDDİALI bir kent olmak lafla olmuyor.

İzmir bizim iftiharımız.
Kentimize ölesiye bağlıyız.
Ama gereklerini ne ölçüde yerine getiriyoruz.
Olması gerekenleri listelemeye kalksak sahifeler yetmez.
Burada, sadece bir konuya vurgu yapmak istiyoruz.
Bu şehrin, hani diğer sporlar da çok önemlidir, ama dünyayı kasıp kavuran bir futbol takımı neden yok?
Barcelona’yı marka şehir yapan, “turist kabul etmiyoruz” noktasına getiren, Nou Camp’ı bir mabede dönüştüren olgu futbol takımıdır.

Yazının Devamını Oku

Cemreler düşerken

SİYASET ısınıyor.

 

2021 baharı yoğun gündemlere gebe gözüküyor.
Her ne kadar 2023 yılında yapılacak olsa da siyaset ritminin yükseldiği dönemlerde erken bir “seçim” sürpriz olmaz.
Sayın Cumhurbaşkanı yeni Anayasa çalışmalarından söz ediyor.
Bilindiği gibi Meclis’te 400 oyu bulamadıkları takdirde Anayasa değişiklikleri sadece referandumla mümkün oluyor.
Referandum, hiç kuşku yok ki, bir güven oylamasına dönüşür ve siyasal sonuçları kaçınılmaz olur.
Öte yandan, muhalefet partilerinin üsluplarının giderek sertleştiği gözleniyor.

Yazının Devamını Oku

Bir karış altı simsiyah

TARİHİ, hele “yakın tarihi” galipler yazar.

Oysa gerçekler her zaman anlatıldığı gibi olmazlar.
Bazen yakın tarih özellikle karartılır.
Sebebi “milliyetçi kaygılardır” mesela...
Ancak, gün gelir, bilimsel bir şüphecilik “aslında doğrusu neydi”nin peşine düşer.
İzmir yangınından söz ediyoruz.
Hayır, yangını kimin çıkardığı değil aradığımız...
O konuda araştırmacıların ideolojik bir şerbetle yazdıkları zaten hepimizi ikna etti(!)

Yazının Devamını Oku

Çeşme Turizm Projesi

28 Ocak 2021’deki İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu toplantısına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy davetliydi.Konu; Çeşme Turizm Projesi’ydi.

 

Bakan Ersoy, yaklaşık 100 dakika boyunca Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon (İEKK) üyelerini bilgilendirdi.
Projeyi kısaca hatırlayacak olursak;
Devlet, Yarımada’da 97 hektar (97 milyon m2) yeri öncelikli proje alanı ilan etmişti.
Burada, tüm Yarımada’nın makûs talihini değiştirecek dev bir turistik proje planlanıyordu.
Bu alanın sadece %6’sı özel mülkiyete ait.
Sayın Bakan, tüm dünya örneklerini incelediklerini ve proje sonunda Cannes gibi bir yeri gerçekleştirmeyi hayal ettiklerini söyleyerek şunları aktardı.

Yazının Devamını Oku