Sıtkı Şükürer

Sıtkı Şükürer

Ekonomide oksimoron süreç

BU ülkede dünyada benzerine ender rastlanan bir ekonomik tabloyla karşı karşıyayız.

Haberin Devamı

Döviz fiyatları görece sakin seyrederken, özellikle hizmetler sektöründe fiyatlar dövizle hiçbir bağ kurmadan adeta kendi başına koşar adım yükseliyor.

Sonuç olarak ortaya çıkan tablo hayli çarpıcı:

Üretilen birim hizmet maliyetleri döviz cinsinden bile yabancı gözlemcilerin hayretle izlediği ölçüde pahalı.

Bir başka ifadeyle doların Türkiye sınırları içindeki alım gücü giderek eriyor.

Bugün dünyada itibar gören, güvenli liman kabul edilen dolar, bu ülkede berberde, kafede, dondurmacıda neredeyse anlamını yitiriyor.

Dolara yönelik bu ‘kıymet vermeme’ hali normal şartlarda ancak mali yapısı son derece güçlü, dış dengeleri sağlam, bütçe disiplini oturmuş ekonomilerde anlaşılabilir bir durumdur.

Oysa Türkiye’nin uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları nezdindeki notu hâlâ yatırım yapılabilir seviyenin oldukça altında.

Haberin Devamı

CDS primleri dönem dönem düşse bile uzun süredir ekonomiye yönelik risk algısının yüksek seyrettiği gerçeği değişmiş değil.

Daha da ilginci, tüketici fiyatlarının döviz kurundan tamamen kopuk biçimde artıyor olmasıdır.
Normalde paralel hareket etmesi gereken bu iki unsur arasındaki bağın kopması ekonominin ne denli alışılmadık bir patikaya girdiğini göstermektedir.

Üstelik, ENAG ve İstanbul Ticaret Odası gibi bağımsız kurumların açıkladığı enflasyon oranları resmi verilerin de oldukça üzerindedir.
Böyle bir ortamda döviz cephesinde ciddi bir huzursuzluk yaşanması beklenirdi.

Ancak yaşanmadı.

Aksine, faizlerin yüksek seyrettiği 2025 yılı boyunca toplumun büyük bölümü dolara olan ilgisini belirgin biçimde azalttı.

Faizlerin cazibesi zayıfladıkça küresel eğilimle paralel şekilde rota bu kez değerli metallere çevrildi.

Yılbaşından bu yana borsaya sınırlı bir yönelim olsa da Türk Lirası değer kazanırken döviz tarafında kayda değer bir hareket görülmüyor.

Dolara bu denli umursamaz, hatta yer yer haysiyetsiz denebilecek bir muamele yapılması ise pek hayra alamet değil.

Makro ekonomistlerden de doyurucu bir açıklama gelmiyor.

Merkez Bankası rezervleri tarihî zirvelerde.

“Enflasyon düşüş eğiliminde” dense de hayatın içindeki gerçeklik hâlâ yüzde 40’lar civarında seyrediyor.

Haberin Devamı

Asgari ücret artışıyla birlikte, “Yeni yıl geldi, zam yapmak serbest” anlayışı özellikle hizmetler sektöründe zincirleme fiyat artışlarını tetikledi.

Toplumun büyük bir bölümü yoksulluk sınırı civarında gelir elde ederken, emekliler başta olmak üzere geniş kesimler açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor.

Bu kesimlerin dövize yönelmesi zaten mümkün değil.
Gelir dağılımında üst yüzde 20’lik dilimde yer alanlar ise döviz rezervlerine bakarak bir tehdit algılamıyor, cazibeyi başka yatırım araçlarında buluyor.

Ekonomide belirgin bir ivme olmadığı için ithalat sınırlı, dolayısıyla döviz talebi de düşük kalıyor.
Ekonomi yönetimi, Türk Lirası emisyonunu kontrollü tutarak bu dengeyi şimdilik sürdürüyor.

Haberin Devamı

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde ekonomi literatürüne geçecek kadar tuhaf bir dönemden geçtiğimiz açıkça görülüyor.
Önümüzde iki olasılık var:
Ya sert bir düzeltmeyle yüzleşeceğiz ya da büyük bir kırılma yaşamadan, kademeli biçimde iki yıl içinde taşlar yerine oturacak.

Ancak 2026 yılında piyasaya daha fazla likidite verileceği bizzat Bakan Mehmet Şimşek tarafından dile getirildi.
2027’nin seçim yılı olması ise mali disiplinin gevşeme ihtimalini ciddi biçimde artırıyor.

Seçim yılında ekonomik bir türbülansa izin verilmek istenmeyeceği açık.
Bu nedenle, 3 yıldır biriken basınçla 2027’ye giren bir ekonominin o şartlar altında bu süreci nasıl yöneteceğini kestirmek güç.

Haberin Devamı

Özetle, bu garip tablo 2026’da da büyük ölçüde devam edecek gibi görünüyor.
Eğer 2027 yılı da sorunsuz atlatılabilirse, işte o zaman gerçekten şapka çıkarmak gerekir.

Yazarın Tüm Yazıları