Doğu Karadeniz

GEÇEN hafta beş gün süren bir gezi gerçekleştirdik.


Trabzon havalimanından başlayan ve Batum’da sona eren “Doğu Karadeniz” gezisinde sürekli nefesimizi kesen tabiat harikalarına tanık olduk.
Açıkça belirtmek gerekir ki, ülke içi ve dışında bazı yerlere defalarca giderken, neden bu zamana kadar Doğu Karadeniz yaylalarını ihmal ettiğimizi sorguladık ve hayıflandık.
Tabiatın adeta delirdiği, yeşilin insanı kendinden geçirdiği, çılgın derelerin, şelalelerin büyülediği bir rüya aleminden söz ediyoruz.
Hele Rize yaylalarında ipiniz kopuyor, kendinizden geçiyorsunuz.
Bölge, özellikle Uzungöl civarı Arap ülkelerinin insanları tarafından müthiş benimsenmiş.
Ekonomi, büyük ölçüde Arap turizminden besleniyor.
Karadeniz’de bilindiği gibi toprak kıt faktör.
Trabzon ve Rize deyince öncelikle “Çay” akla geliyor.
Kilosunun 2,5 TL civarında olduğunu öğrendiğimiz bu yetiştirilmesi meşakkatli ürün, bölge için çok çok önemli ve hepi topu 2 milyon ton civarında bir üretim var.
Yani halk sınırlı bir gelirle yaşamını idame ettiriyor.
Diyebiliriz ki, beş gün boyunca mavi gökyüzü göremedik.
Yeşil ve grinin sentezi bir yer Doğu Karadeniz...
Nem aşırı yüksek. Bu sebepten kıyılarda 3-5 adım atınca kesiliyorsunuz.
Gerçi yerli halk, her taraf yamaç olduğu için tırmanmaya çok alışık, ama bizler için hakikaten zor bir coğrafya.
Yaylaları gezmek için İzmir Çittur vasıtasıyla Rize merkezli Ritur acentasından destek aldık.
Kaptan şoförümüz Gökhan Çakmakçı, klimalı minibüsüyle bizleri gezdirirken hem keyifli dostluğunu hem de engin bilgisini paylaştı.
Gezimizin son günü Sarp kapısından Gürcistan’a geçtik.
Her Sovyet dönemi artığı ülke gibi Gürcistan, şehircilik açısından çok düzenli.
Ama çok fakirler, sınai üretimi çok sınırlı.
Onlar da kolay yolu bulmuşlar ve Batum’u kumar turizmine açmışlar.
Türkiye’den giden yatırımcılarla şehir, 18 km’lik sahil boyunca bir oteller cennetine dönüştürülmüş.
Halk fakir dedik, ama inanılmaz saygılılar.
Nerede ise şehirde trafik ışığı yoktu. Zira yaya önceliğini tartışılmaz bir kültüre çevirmişler. Yerlerde bir tane izmarit görmemiz mümkün değil. Pek tabii, böylesi bir disiplin sıkı bir denetim ve cezayla birlikte işliyor.
Neticede Doğu Karadeniz, görmeyenler yönünden mutlaka seyahat planına dahil edilmesi gereken bir yer.
Biz bu mutluluğu temmuz ayında yaşadık.
Gökhan Kaptan, “Hele bir de kar yağınca gelin, bu defa yeşil-beyaz dansına tanık olursunuz” tavsiyesini de bir kenara not ediyoruz.

-----

Bindik bir alamete

ALPERENLER Sinagoga saldırmış.
Yahudi dostlar tahammülsüzlüğü kendileriyle sınırlı saymasınlar.
Rumlar, Ermeniler, Süryaniler derken, önce gayrimüslimler ve hiç soluklanmadan, tıpkı diğerleri gibi çoktan ‘öteki’ olmuş Batı değerlerine açık insanlar sıradadır.
Ha kimseler kalmayınca, İslamcı radikaller Alperenlere zaten hayat hakkı tanımaz.
Acı olan bu sürecin İttihatçılarla başlaması, Cumhuriyetle devam ettirilmesidir.
O gün yenilen hurmalar bugünü tırmalıyor.
Din ya da etnisite esas alınınca bunlar oluyor.
İnsan odaklı bir mutabakat yoksa, ki tren kaçtı, huzur bu topraklara artık çok uzak.

-----

Fatih Terim

FATİH Terim yine manşetlerde.
Açıkça mevzu bu denli konuşulmaya değiyor mu, emin değiliz.
Fatih Terim başarılı bir teknik direktördür.
Yaklaşık 25 yıldır mesleki performansı ile takdir görmektedir.
Son birkaç yıldır milli takımın hocasıydı.
Bu yönü itibariyle bir kamu görevi yürütmekteydi.
Ancak aldığı ücret çok çok yüksekti. (Takribi 3,5-4 milyon €/yıl)
Normal şartlarda bu ücretler sadece uluslararası kariyeri olan teknik direktörler için geçerlidir.
Oysa Fatih Terim fiyasko ile sonuçlanan kısa İtalya macerası dışında yurt dışında piyasası olan bir teknik direktör değildir.
Bir kamu görevi için bu ücret toplum vicdanını rahatsız etmekteydi.
Yanı sıra; huysuz, narsist, çok bilmiş, küfürbaz, tehditkar bir kişilik profili, gelinen noktada tüm ülkeyi yormuştu.
Mamafih, Terim’i hoca yapan da bu agresif yapısıdır.
Onun bu karakteri kim ne derse desin “başarı” üretmektedir.
Bu yüzden Fatih Terim’i psikolog edasıyla eleştirmek anlamlı değildir.
Terim, artısı ve eksisiyle artık kıvamı olgunlaşmış bir profesyoneldir.
Olgunluğun üst aşaması çürümedir.
Diyeceğimiz; tabii ki, Fatih Terim’den daha da yararlanma imkanı vardır. Ama hepimizde oluşturduğu “bıkkınlık, eskime, yıpranmışlık” duygularını da takdir ediyor olması icap ediyordu.
Böylesi bir tercihe yönelerek, hem kendisi hem de onu iyi hatırlamak isteyenler yönünden “rasyonel”i yakalamış oldu.

X