Sıtkı Şükürer

Sıtkı Şükürer

Ateş çemberinde Türkiye: Denge siyaseti ve yeni arayışlar

VE nihayet beklenildiği üzere Amerika, İsrail bir tarafta, İran diğer tarafta olmak üzere beklenen savaş başladı.

Haberin Devamı

Bu savaşa giderek başka ülkelerin de müdahil olduğu, özellikle Arap Yarımadası’ndaki küçük ülkelerin Amerika’nın yanında saf tuttuğu, İngiltere’nin de sürece dahil olmaya başladığı küresel çapta yayılma eğilimi gösteren bir dönem başladı.

Bütün bu ateş çemberinin tam ortasında ise Türkiye yer alıyor.

Son 30 yıla geriye dönüp baktığımızda, Türkiye’nin ciddi bir sıcak savaşın parçası olmamış olması ve kendi topraklarında doğrudan bir savaş tehlikesi yaşamamış olması, Türk dış politikasının önemli bir başarısı olarak değerlendirilebilir.

Nitekim, tek parti dönemi eleştirilirken dahi, İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı sürecinde izlediği denge politikasıyla Türkiye’yi savaşa sokmaması geniş kesimler tarafından diplomatik bir zafer olarak kabul edilir.

Haberin Devamı

Benzer şekilde, yaklaşık 22-23 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı dönemine bakıldığında da Türkiye’nin çevresindeki pek çok ülke sıcak savaş yaşarken doğrudan bir savaşa sürüklenmemiş olması dikkat çekicidir.

Libya’da savaş yaşandı ve Kaddafi devrildi.

Mısır’da Müslüman Kardeşler ile mevcut yönetim arasında sert kırılmalar oldu.

Irak’ta Saddam Hüseyin devrildi.

Suriye’de uzun yıllardır süren iç savaşın ardından son dönemde Beşar Esad’ın sahneden çekilmesiyle yeni bir süreç yaşanıyor.

İran hâlihazırda sıcak çatışma ortamının içinde bulunuyor ve geçmişte de benzer askeri gerilimlere maruz kaldı.

Yakın tarihte Azerbaycan ile Ermenistan arasında savaş yaşandı ve çatışma Azerbaycan’ın galibiyetiyle sonuçlandı.

Karadeniz üzerinden komşumuz olan Rusya ise Ukrayna ile hâlâ savaş halinde.

Daha geriye gidildiğinde Yugoslavya’nın dağılmasına yol açan Bosna, Hersek ve Sırbistan merkezli kanlı savaşlar hafızalardaki yerini koruyor.

Tüm bu tablo içinde Türkiye, adeta bir nazar boncuğu gibi sıcak savaşa doğrudan muhatap olmadı.

Elbette bu durum kendiliğinden gerçekleşmiş bir sonuç değildir.

Burada da tıpkı İkinci Dünya Savaşı döneminde olduğu gibi bir diplomatik denge siyaseti etkili olmuştur.

Dolayısıyla, mevcut iktidarı beğenen ya da beğenmeyen herkesin, bu noktada hakkaniyetli bir değerlendirme yapması gerektiği söylenebilir.

Haberin Devamı

Elbette bu süreçte PKK ile yaşanan ve zaman zaman iç savaşa benzer bir atmosfer oluşturan dönemler de oldu.

Ancak son yıllarda, adına ne denirse densin, bir çözüm ya da barış arayışının yeniden gündeme geldiği görülüyor.

Hem dış politikada hem de iç politikada bir denge arayışı dikkat çekiyor.

Yunanistan’la ilişkiler yumuşatılmaya çalışılıyor.

Suudi Arabistan’la gerilen ilişkiler yeniden toparlanma sürecine girdi.

Mısır’la uzun süreli sert söylemlerin ardından daha pragmatik ve esnek bir diplomasi dili benimsendi.

Türkiye genel olarak uluslararası alanda ara bulucu ve dengeleyici bir rol üstlenmeye talip görünüyor.

İçeride de PKK meselesini belirli bir noktaya taşıma çabası sürdürülüyor.

Haberin Devamı

Bununla birlikte iç siyasette de bir yumuşama beklentisi oluşmuş durumda.

Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi ve yerel yöneticilerine yönelik sert siyasi atmosferin yerini daha uzlaşmacı bir dile bırakması halinde, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sunabileceği ifade ediliyor.

Son dönemde Abdullah Öcalan’ın yeniden muhatap alınması da Kürt meselesinde belli bir mesafe alındığı şeklinde yorumlanıyor.

Öcalan’ın son metinlerinde Osmanlı Millet Sistemi’ni çağrıştıran bir Türkiye yapılanması önerdiği belirtiliyor.

“Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır.

Dinin de milliyetin de düşüncesinde özgür olmayı temel lan özgür yurttaşlığı esas alıyoruz.”

Haberin Devamı

Osmanlı Millet Sistemi, Fatih Sultan Mehmet tarafından oluşturulan, gayrimüslim topluluklara medeni hukuk alanında belirli bir özerklik tanıyan, ancak savunma ve vergi gibi temel konularda merkeziyetçi yapıyı koruyan bir modeldi.

Benzer sözleri ABD Büyük elçisi Thomas J. Barrack da ifade ediyor.

1924’ten itibaren ise Türkiye, ulus devlet modeli üzerine kurulu bir sistem benimsedi.

Bu nedenle böyle bir yapısal dönüşümün kolay olmayacağı açıktır.

Kaldı ki sınırlarımızda kayda değer gayrimüslim nüfus da kalmamıştır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde Türk, Kürt ve Arap realitesi üzerinden bir barış vurgusu yapması da dikkat çekmiştir.

Bu vurgu, etnik kökenler üzerinden yeni bir toplumsal uzlaşma zemini arayışının işareti olarak yorumlanmıştır.

Haberin Devamı

Ancak bu yaklaşımın nasıl somutlaşacağı ve anayasal düzleme nasıl taşınacağı henüz net değildir.

Türkiye’nin dış politikada kalıcı barış ve istikrar arayışında olduğu genel olarak kabul görmektedir.

İç politikada ise yeni anayasa tartışmalarıyla birlikte farklı bir yönetim anlayışının sisteme oturtulup oturtulmayacağı sorusu gündemdedir.

Acaba yeni bir cumhuriyet projesi mi şekilleniyor, yoksa mevcut sistem güçlendirilerek mi devam edilecek?

Bunu zaman ve gelişmeler gösterecek.

Yazarın Tüm Yazıları