Paylaş
Bu gerileme Trump dönemiyle birlikte daha yüksek sesle konuşulmaya başlandı.
Trump ve arkasındaki müesses nizam bu gerilemeyi soğukkanlı biçimde yönetmek yerine bir panik psikolojisiyle karşılamayı tercih etti.
Ortaya konulan ekonomik ve siyasi hamleler bu paniğin açık göstergesiydi.
Trump, Kolombiya’dan Kanada’ya, Grönland’dan Orta Doğu’ya, Suriye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada yeni bir düzen kurma iddiasıyla ortaya çıktı.
Bu yaklaşım dünya yerleşik dengelerinde ciddi bir huzursuzluk yarattı.
Avrupa Birliği ülkeleri bile Amerika’ya artık ne yaptığını anlamaya çalışan gözlerle bakıyor.
NATO’nun geleceği dahi sorgulanır hale geldi.
Birleşmiş Milletler’in yerine ‘Gazze Barış Kurulu’ gibi alternatif platformlar oluşturuldu.
Üstelik bu platformlar herkese açık değil.
Bu durum küresel sorunların konuşulabildiği yegâne evrensel zemin olan Birleşmiş Milletler’in bilinçli biçimde devre dışı bırakıldığını gösteriyor.
Trump yalnızca siyasi alanda değil, ekonomik cephede de son derece saldırgan bir tutum izliyor.
Gümrük tarifeleri ekonomik bir araç olmaktan çıkıp siyasi bir şantaj enstrümanına dönüştürüldü.
Çevre, iklim ve küresel ısınma gibi insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren başlıklarda ise yok sayan bir yaklaşım benimsendi.
Sanki ortada hiçbir sorun yokmuş gibi davranıldı.
Uluslararası yardım kuruluşlarıyla ilişkiler kesildi.
Amerika bencil, korumacı ve nefret objesi bir ülke profiline büründü.
Peki, bu refleksler Amerika’nın düşüşünü durdurabilir mi?
Birçok uzmana göre yaşananlar Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerini çağrıştırıyor.
Osmanlı, ikinci sanayi devrimini ıskalamıştı.
Çağı okuyamayan bu zihniyet gerilemeyi kaçınılmaz kılmıştı.
Bugün benzer bir zihinsel ısrar bazı konularda Amerika Birleşik Devletleri’nde de gözlemleniyor.
Çin; yapay zekâdan yeşil enerjiye, elektrikli araçlardan çiplere ve 5G teknolojisine kadar pek çok alanda hızla ilerliyor.
Amerika ise kömür enerjisini yeniden tartışmaya açıyor.
Çevre felaketlerini yok sayan bir sorumsuzluk sergiliyor.
Osmanlı’nın gerileme döneminde yolsuzluklar artmıştı.
Liyakat geri plana itilmişti.
Nepotizm devletin damarlarına işlemişti.
Trump’ın FED Başkanı’na yönelik baskıcı tutumu, IMF ve FED’e karşı yaklaşımı ve kritik görevlere yakın çevresini ataması bu tabloyu hatırlatıyor.
Bu tür tercihler yavaş ama kaçınılmaz bir çöküşün klasik işaretleridir.
Doların sağladığı senyoraj ayrıcalığı ve dünya jandarmalığı rolü Amerika’yı trilyon dolarlık borç batağına sürükledi.
Bu durum Osmanlı’nın Düyun-u Umumiye sürecine benzer bir tablo yaratıyor.
Aşırı borçlanma alacaklıların zamanla söz sahibi olmasına yol açar.
Bugün birçok ülke ve yatırımcı, dolar varlıklarını erime tehlikesine karşı korumak için alternatif arayışına girmiş durumda.
Dolar merkezli sisteme olan güven zayıflıyor.
Altına yönelişin hızlanması da bunun bir sonucu.
Almanya’nın Amerika’daki fiziki altınlarını geri istemesi sembolik ama son derece çarpıcı bir adımdır.
Bu eğilim küresel ekonomide yeni dengesizlikleri tetikleyebilir.
Çünkü altın üretim yaratmayan bir birikim aracıdır.
Aşırı altınlaşma durgunluğu derinleştirir.
Bu süreç endüstriyel metalleri ve gayrimenkul fiyatlarını yukarı iter.
Belirli sektörlerde borsa balonlarını besler.
Dolar kaynaklı olası bir türbülans yalnızca Amerika’yı değil, tüm dünyayı sarsar.
Çünkü burada söz konusu olan basit bir kriz değil, bir dönemin kapanışıdır.
Yeni bir parasal sistem arayışı kaçınılmaz hale gelebilir.
Ancak altın ya da kripto temelli çözümler henüz güven vermiyor.
Kuantum teknolojilerinin gelişimi kripto varlıkların güvenliğini dahi tartışmalı hale getiriyor.
Öte yandan Japonya’da yükselen tahvil faizleri küresel fon akımlarını tehdit ediyor.
Carry trade çözülmesi yeni bir finansal dalgayı tetikleyebilir.
Çin güçleniyor ama hızla yaşlanan nüfusuyla karşı karşıya.
Hindistan sahneye çıkıyor.
Rusya, Ukrayna bataklığında sıkışmış durumda.
Çin’in Tayvan hevesi sürüyor.
Amerika ise hâlâ dünyayı kendi etrafında dizayn edebileceğini sanıyor.
Oysa tablo çok net.
Dünya, siyasi ve ekonomik olarak son derece belirsiz, sert ve kırılgan bir döneme girmiş durumda.
Ve bu kez sarsıntı merkezden geliyor.
Paylaş