Paylaş
ABD’nin dış ticaret açığını azaltmak ve küresel finans yükünü hafifletmek amacıyla doları zayıflatma yönündeki adımları FED’le yaşanan faiz indirim tartışmaları ve 1.5 trilyon dolarlık yeni para basımı gibi gelişmelerle birleşince küresel ekonomi yeni bir dalgalanmanın eşiğine geldi.
Bu süreç yatırımcıları bir yandan Bitcoin gibi dijital varlıklara, diğer yandan altın gibi geleneksel güvenli limanlara yöneltiyor.
Ancak dijital varlıkların güvenilirliği konusunda da yeni soru işaretleri ortaya çıkıyor.
Kuantum bilgisayarların gelecekte coin şifrelerini kırma potansiyeline dair tartışmalar dijital ekonominin kırılgan yönlerini görünür kılıyor.
Bu tabloya Nobel İktisat Ödüllü ekonomistlerin bakış açılarıyla yaklaştığımızda küresel sistemin yaşadığı dönüşüm daha net anlam kazanıyor.
Joseph Schumpeter’in ‘yaratıcı yıkım’ kavramı belki de bugünün küresel finans düzeninde yaşanan sarsıntının özünü en iyi açıklayan çerçeve.
Paul Krugman ve Robert Shiller gibi ekonomistler ise ABD’nin parasal genişleme politikalarının doların değer kaybının ve bu politikaların küresel piyasalardaki yankılarının altını uzun süredir çiziyorlar.
Bu perspektiften bakıldığında doların geleceği yalnızca bir para biriminin değeriyle sınırlı bir mesele değil.
Aynı zamanda küresel ekonomik paradigmanın yeniden şekillenmesi anlamına geliyor.
Doların hegemonyasının sarsılması devletleri ve büyük sermaye gruplarını yeni güvenli liman arayışlarına yönlendirirken, altın ve diğer değerli metallerin yeniden öne çıkması bu dönüşümün doğal sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
ABD’nin toplam borcunun 38 trilyon dolara, yıllık faiz giderinin ise 1.7 trilyon dolara ulaşması ‘dünya jandarmalığı’ rolünün sürdürülemezliğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu ekonomik baskı doların güvenilirliğini sorgulatan en önemli göstergelerden biri haline gelmiş durumda.
Servetlerini dolar cinsinden korumaya çalışan yatırımcılar yüksek enflasyon karşısında varlık erimesi yaşarken, sistemin bu soruna kalıcı bir çözüm üretememesi spekülatif dalgalanmaları artırıyor.
Tüm bu gelişmelerin yaşandığı bir dönemde dünya yeniden çoklu bir dengeye doğru evriliyor.
Çin başta olmak üzere yükselen güçlerin sahneye çıkışı, Rusya-Ukrayna ve Çin-Tayvan ekseninde şekillenen jeopolitik gerilimler istikrarsızlığı derinleştiriyor.
Buna bir de yapay zekâ ve teknolojik gelişimin baş döndürücü hızı eklenince küresel ekonomi ‘öngörülemezlik’ çağına adım atıyor.
Sonuçta yaşananlar sadece ekonomik değil, aynı zamanda tarihsel bir dönüşümün habercisi.
Dolar merkezli finansal düzen çözülürken yeni bir ‘yaratıcı yıkım’ döneminin başladığını söylemek yanlış olmaz.
Bu süreç dünya ekonomisinin yeniden yazıldığı, güç dengelerinin değiştiği ve yeni bir paradigmanın şekillendiği bir çağın kapılarını aralıyor.
Paylaş