Biraz da Zeytinli’yi konuşalım

Geçen hafta, iki yıldır gidemediğim Zeytinli Rock Festivali’ndeydim. 5 günde 90 performansın yer aldığı festivalde oradan oraya koşturmaktan, sahneler arası mekik dokumaktan, arada uyumaya çalışmaktan bitap düştüm. Herkese yetişmeye çalıştım, tabii ki olmadı. Kimileri kapıda yakaladı “Sen bizi izlemedin” diye, kimisi “Geldin niye görmedim” dedi. Yetişemediğim kişi ve gruplardan özür dileyerek açalım ZRF2019 dosyasını...

YANLIŞ SAAT  KURBANLARI

* Geçtiğimiz yıllara göre katılım biraz düşüktü, keşif peşinde olan seyirci sayısı da öyle. Gündüz saatlerindeki cehennem sıcağı, insanların denizden çıkıp sahne önüne gelmesine mani oldu.

Hem tatil, hem festival bir arada olunca 14.00-18.00 arasında sahneye çıkan birçok isim seyirci tarafından ıskalandı. 

* Gelelim performanslara... Hepsini tek tek yazmak istedim önce. Kaçırdığım performans sayısı 20 falan olduğu için kimseye de haksızlık etmek istemedim. Bulutsuzluk Özlemi, Moğollar, MFÖ, Bülent Ortaçgil, Selda Bağcan, Zuhal Olcay, Mehmet Güreli, Hüsnü Arkan, Grup Gündoğarken, Erkan Oğur ve İ. Hakkı Demircioğlu’nu tenzih ederek konuya gireyim. Bu isimler için “her daim muhteşem”den öte diyebileceğim bir lafım yok.

* Festivalde yanlış saat kurbanı olan isimler oldu. Erken saatte sahnesi olan kişiler/gruplar, bir de sahneyi 30 ila 45 dakika kullanabilince bayağı üzüldüm. Festival ekibi olabildiğince fazla isme yer verip onların da duyulmasına ön ayak olmak istedi ama onlar seslerini dilediğince duyurabildi mi, tartışılır.

FESTİVALİN ZENGİNLİĞİ RAP

* Artık kabul edelim, Türkiye’de rap sahnesi diye bir gerçek var. Ceza, Fuat, Ayben, Kamufle, Aga B, Khontkar derken iyice artan rap performansları festivalin zenginliklerinden oldu. Ezbere bilinen şarkılarını seyirciden dinlemek bana bile nasıl keyif verdi, onları düşünemiyorum...

* In Hoodies, The Away Days, Kül, Lara Di Lara, Genç Osman Yavaş, Sattas, Dilhan Şeşen, Dolu Kadehi Ters Tut, Baba Zula, Melike Şahin, Pagos, Yaşlı Amca, Palmiyeler, Hedonutopia, Cihan Mürtezaoğlu, Sedef Sebüktekin ve Jehan Barbur isimlerini aynı festival çatısı altında görmek de çok iyi geldi.

* Murder King, Sails of Serenity, The Madcap ve Black Tooth güneşin altında sahnedeydi. Nedir bu metalcilerin çektiği diyecek oldum, aklıma yine Pentagram öncesinde atılan “popçular dışarı” sloganı geldi.

Bu sene Yüzyüzeyken Konuşuruz sevenler Mabel Matiz yuhaladı bir de mesela. Alışkanlıklarımız var biliyorum ama hepimiz oldukça “popi”yiz, artık bu argümanı bırakırsak çok iyi olur.

SÜRPRİZ İSİM ÇELİK

* Artık Teoman’ın, Şebnem Ferah’ın, Athena’nın ve Duman’ın şarkı listelerine bir bakması gerektiğini düşünüyorum. Sanatlarına tek kelimem yok ama setlist’te ne çalacaklarını sırasıyla ezberledik.

* Son eklenen akustik sahnede ilk gün Çelik çıktı. Sahnesi doluymuş, ben yetişemedim ama videolarını izledim. Bence festivalin sürpriz kozu da kendisi oldu. 

* Bir notum da cover konusunda olacak. Melek Mosso, Can Gox gibi isimlerin cover parçaları evet iyi ve en az orijinalleri kadar meşhur. Ama tüm festivalde üç kez “Yuh” dinledim mesela. 60 dakikalık performansta sevilen binlerce hit şarkındansa cover çalınması bana pek mantıklı gelmiyor açıkçası.

EN BEĞENDİĞİM PERFORMANSLAR

* Festivalin en çok beğendiğim performansları Ceza, Cem Adrian, Adamlar, Nova Norda, Dolu Kadehi Ters Tut, Pera ve Hey!Douglas’ınkiler oldu. Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Son Feci Bisiklet, sıklıkla yinelediğim canlı performans problemlerine bu festivalde son verdi. İki grubun da festival sahnesinde devleşmesini gördü bu gözler.

* Festivalin son gününde sahne alan Mor ve Ötesi, Tarkan Gözübüyük ve Metin Türkcan ile Megadeth’in “Symphony of Destruction” şarkısını cover’ladı.

Beğenirsiniz beğenmezsiniz tartışılır ama bunu yapmaları bile güzeldi. Harun Tekin, “Güneye Giderken”i söylemeden hemen önce de şarkıyı ilk seslendiren Nejat Yavaşoğulları’nı sahneye davet etti, bu da festivale dair tatlı bir detaydı.

* Tam bir festival insanı olan Şebnem Ferah’ın çalmadığı gecelerde de sahne yanında oluşu, dostlarıyla zaman geçirip hatta sahneye çıkması tatlı anlardı. Hem Athena hem Mor ve Ötesi sahnesindeydi.

* Festivalin kızları çok güzeldi. Ayben, canlı müzikle rap yapmayı tercih etti hem de tamamı kızlardan oluşan ekibiyle. Lara di Lara, Melike Şahin, Nova Norda, Sedef Sebüktekin, Dilhan Şeşen, Ceylan Ertem, Gülçin Ergül, Aslı Gökyokuş, Pamela, Sena Şener, Fatma Turgut, Melek Mosso erkek egemen müzik dünyasında kayırdıklarımdan.

TARİHİN EN ZOR FESTİVALİ

* Nova Norda’nın sahnesini inanılmaz beğendim. Bir albüm şart olmuş. Sonra headliner (son çıkan önemli grup) olarak onun da adını ekleyeceğim, çünkü karanlıkta çıkmak da kesmiyor onu belli.

* Adamlar, Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Son Feci Bisiklet gibi grupların artık headliner olup olamayacağını tartışmaya açmak istiyorum.

* Organizasyon kadrosu bu sefer çok cephede direnişteydi. Festivali yapmak için verdikleri savaşı gözlerimle görmesem “ne var canım bunda, klasik prosedür” derdim, öyle değilmiş.

Sanatçıları sahnede, insanları alanda tutmak kolay değildir.

Organizasyonun başındaki isim Umut Kuzey, “Bu yıl bürokratik engellerle uğraşmak ve festival süresince konulan yasaklara birebir ayak uydurarak kanunlar çerçevesinde kimseye rahatsızlık vermeden bu işi tamamlayabilmek önemliydi.

Türk müziği, kamplı festival tarihinin en zor festivalini geride bıraktı” diyerek anlattı yaşadığı durumu. Zaten sahneden birçok sanatçı da bu söyleme destek vererek festival yapabilmenin öneminin altını çizdi.

Birkaç hafta öncesinde “festival tekeli” haberleriyle gündemdeydi Zeytinli Rock Festivali ve Umut Kuzey. Bu tartışmalar geride kalmış gibi görünüyordu festival boyunca.

Sırada Milyon Fest’lerin
devam ayakları var. Her ne kadar “sürekli aynı isimler çıkıyor” diye sızlansam da ülkede festival yapmak, yapılanı izlemek büyük keyif.

Dileğim, her festivalinde bilet kesen ünlü isimlerin artık “buraya özel ne yapabiliriz” demesi.

Not:

Haftaya da Nilüfer Müzik Festivali’nden bildireceğim, beklemede kalın. 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Hibrit etkinlik dönemi

Geçen hafta Almanya’da kapalı mekanlardaki konserlere dair yapılan araştırmayı yazmıştım. Bu hafta ise yasaklardan hemen önce İstanbul'da kapalı mekan konserlerini yerinde görmek için soluğu 2 farklı konserde aldım.

Zorlu PSM içinde yer alan iki ayrı sahnede iki konseri oturmalı düzende izledim.

Saatleri yüzünden ikisi arasında mekik dokudum. Öncelikle konser alanına girme prosedürlerinden bahsedeyim. Yasaklardan önce sıkı kurallarla tedbiri elden bırakmayan yerlerin olduğunu bilmelisiniz...

Zorlu PSM’deki herhangi bir etkinlik için biletinizi online olarak alıyorsunuz. Kapıda HES kodunuzu göstermeniz gerek, ateş ölçümünüz yapılıyor ve eski maskelerinizi çöpe atıp mekanın verdiği yeni maskeleri takıyorsunuz.

Alanda sıklıkla hijyen uyarıları, maskesini çıkarma teşebbüsünde bulunacakların alandan çıkarılacaklarına dair anons da yapılıyor. Sık dokunulan yerler kırmızı kareler içine alınmış ve dezenfektan kullanmanız öneriliyor.

Emin olun, toplu taşımada ya da umumi tuvalet kullanımında çok daha fazla tehlikeyle karşılaşıyor olabiliriz. Performans merkezinde, temiz hava sağlayan özel bir teknolojiye sahip havalandırma sistemlerinin olduğunun bilgisi de veriliyor.

İlk olarak Turkcell Sahnesi’nde izleyeceğim Adamlar konserine geçiyorum. Pandemi sırasında hep akustik konserlere denk geldiğimden Adamlar’ın yüksek enerjisi keyiflenmeme neden oluyor. Pandemiden önceki standart konserlerin aynısı karşımda yani LED ekranlarıyla, ışığıyla, sesiyle tam bir canlı performans deneyimi...

Grubun sahne aldığı salon yüksek kapasiteli ancak pandemi kuralları nedeniyle sadece 820 izleyici alabiliyor. Tabii ki konserlerin eski tadı yok ama Adamlar’ın performansı eski günleri asla aratmıyor. Ne yazık ki ekibin alıştığı coşkuyu görmediğine de eminim... Onlar ise bu durumu dert etmeyip bildikleri en iyi şey olan müziği yapıyor.

İkinci yarıda Lalalar konserine geçiyorum. Zorlu PSM’nin görece daha küçük sahnesi Turkcell Platinum’da yerimi alıyorum. Konser başlayalı bir saat olmuş ve atmosfer bambaşka... Adamlar’da oturarak konser izlemek kolaydı ama Lalalar’da pek öyle olmuyor.

Yazının Devamını Oku

Teoride konser yapılır peki ya pratikte

Dünyanın en büyük etkinlik markası Live Nation, müzik organizasyonlarının 2021 yazında tam kapasiteli olarak geri dönebileceğini öngördüklerini açıkladı. Geçtiğimiz hafta da Almanya’da yapılan araştırma sonucunda kapalı alandaki bir konserde, kurallara uyulduğu takdirde Covid-19 bulaşma riskinin düşük olduğu söylendi...

Almanya’da Halle-Wittenberg Martin Luther Üniversitesi’nin Klinik Bulaşıcı Hastalıklar bölümünün başkanı Dr. Stefan Moritz’in başkanlığındaki araştırma grubu, geçen ağustos ayında Leipzig’de gerçekleşen bir konser organizasyonunda sosyal mesafe konusunda gözlemler yaptı.
Bu sayede kapalı mekanlarda koronavirüs önlemlerine ilişkin yeni sonuçlara ulaştıklarını açıkladılar ve bunları internette yayınlandılar.
Bin 400 gönüllü katılımcının yer aldığı Restart-19 isimli araştırmada, hijyen konusunda çeşitli önlemlerin alındığı kapalı mekan konserinde virüsün yayılma riskinin “düşük veya çok düşük” olduğu gözlemlendi.
Popçu Tim Bendzko’nun aynı gün içinde düzenlenen üç konserine katılan bin 400 kişi, Covid-19 testine tabi tutuldu. Önce ateşleri ölçüldü, üstlerine konumlarını tespit eden dijital bir iz sürücü giydirildi, maskeleri ve el dezenfektanları hazır edildi. Etkinlik alanında 10 saat geçirmeleri istenen grup, sosyal mesafe ve aldıkları önlemlerin derecesi konusunda üç çeşit senaryo sergiledi. Deneyin sonucunda ise virüsün bu şartlar altında insandan insana geçme riskinin az olduğu saptandı. Araştırma grubundan Dr. Michael Gekle, The Times’a “Bu önlemler alındığı müddetçe konser düzenlememek için hiçbir sebep bulamayız. Enfeksiyon riski düşük” açıklamasında bulundu.
Tabii ki havalandırma sisteminin kalitesi de bu riski düşüren faktörlerden biriydi.
Sosyal mesafe kuralına uyan, maskelerini çıkarmayan, dezenfektanlarına sıkı sıkıya bağlı bin 400 kişinin eforu gösterdi ki aynı özene sahip izleyicilerin herhangi bir kültürel etkinliğe katılmasında hiçbir sorun bulunmamakta. Ama teoride...
Bu araştırma gösteriyor ki güven önce kişiye duyulacak, hijyen kurallarına uyulacak ve kapalı mekanların havalandırma sistemlerini güncellemesi gerekecek. Ancak bu şekilde sanat faaliyetleri devam edilebilir. Bu da insanların ruh durumuna etki ettiği için de büyük önem taşımakta.

Yazının Devamını Oku

Hit fabrikası: TikTok

TikTok çıktı, listelerde dinlenme oranları büyük ölçüde etkilendi. Bu da bazı platformların diğerlerini nasıl desteklediğini ayan beyan gösterdi.

Hatırlarsınız, geçen ay TikTok’taki Amerikalı “Dogg Face” adlı kullanıcı kaykay kayıp kızılcık suyu içerken Fleetwood Mac’in 1977’de yayınladığı “Dreams” şarkısını söylemeye başlıyordu.
Bu 20 saniyelik video, TikTok’ta zirveye oturup viral oldu.

Video, 1 milyar kullanıcısı bulunan platformda 20 milyon görüntülenme aldı ve Twitter’da paylaşım rekoru kırdı. Şarkı 43 sene sonra listelere yeniden girdi.

Sadece Amerika’daki online müzik dinleme servisleri üzerinden 8 milyon kez dinlendi.

Hatta grubun kurucularından Mick Fleetwood, TikTok hesabı açarak kendisi de aynı videodan çekti ve Dogg Face’e “Sana borçluyuz” dedi.

TikTok sadece viral videoların izlendiği bir alan gibi dursa da aslında “musical.ly” çatısı altında hizmet verdiği için tabanını müzik oluşturuyor.

Büyük müzik yapım şirketleri başlarda pek oralı olmadı fakat TikTok, hit makinesi haline geldi.

2020’nin başında Matthew Wilder’ın 80’ler hiti “Break My Stride”, TikTok sayesinde Apple Music’te en iyi 100 listesine Spotify’da ise viral 50’ye girdi. 88 yılında yayınlanan L’Trimm’in “Cars with The Boom”u yine aynı şekilde geri dönüş yaptı.

Yazının Devamını Oku

Sahneye ses verdiler

Müzik sektörü, pandeminin başından beri yani 8 aydır kontak kapatmış durumda. Yaz aylarında bir süre açık hava etkinliklerine izin verildi ama vaka sayılarının artışıyla bu izinler de kaldırıldı. Tiyatro çalışanları birleşerek açık hava iznini hemen haftasına geri alırken bilin bakalım işini yapamayan hangi sektör kaldı?

Bu süreçte tek bir canlı müzik sesi duymamış gibi girdim Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nun kapısından. 

Hayat damarlarımdan biri canlı konserler olunca sahne emekçilerinin bu dönem içinde yaşadıkları sıkıntıları sıklıkla dile getirdim ve getirdik. Yazılan çizilen onca şeye rağmen yapılabilen tek şey bu yardım konseri oldu.

Ahbap Derneği, pandemi sürecinde ücretsiz izne ayrılan, işini kaybeden ve ekonomik sıkıntılar yaşayan müzik ve sahne emekçilerine destek olmak için önceki gece “Sahneye Ses Ver” adlı etkinliğe imza attı.

Gergedan Yapım organizasyonuyla Ebru Cündübeyoğlu ve Hakan Yılmaz’ın sunumuyla gerçekleşen etkinlik MyOpenStage’den de online olarak izlenebildi. (Online izlemede yer yer sıkıntılar yaşandığını gördüm, bu da nazar boncuğu olsun.)

Ahbap Genel Başkanı olan Haluk Levent’in yer aldığı gecenin kadrosunda Ceyda Pirali, Cem Adrian, Ceylan Ertem, Dengin Ceyhan, Emircan İğrek, Fırat Tanış, Hayko Cepkin, Kaan Sekban, Nihat Sırdar, Sunay Akın, Sumru Yavrucuk, Oğuz Aksaç, Zeynep Bastık vardı.

Haluk Levent’in sahnede verdiği bilgiye göre 18 bin 612 biletli geceyi takip etti. İçinde sponsorlar tarafından alınan biletler de vardı. Levent, sahne emekçilerinden yüzlerce başvuru geldiğini ancak yardım için aranılan belgelere sahip olan tam 190 kişinin, kişi başı düşen yaklaşık 4 bin TL’lik yardım ücretini cuma gününe kadar alacağını dile getirdi ve ekledi:

“Bu yardım sorunu çözmez ama yapımcılara, derneklere ve meslek birliklerine örnek oluruz, belki bir adım atarlar. Twitter’dan yazmakla olmuyor, eylem yapmak gerekiyor.”

Ebru Cündübeyoğlu ve Hakan Yılmaz geceyi, şarkı söyleyerek açtı.

Yazının Devamını Oku

Altyapıdan yetişen K-Pop yıldızları

Blackpink’in “Light Up in the Sky” isimli belgeseli geçtiğimiz cuma yayınlandı. Belgesel, K-Pop tutkunları için çok önemli olmasının yanı sıra “Neden K-Pop bu kadar geniş bir kitleye hitap ediyor?”u görmenizi sağlıyor. Güney Kore’nin pop konusunda bir fabrikaya dönüşmesine de şahit oluyorsunuz...

Dünyada fırtınalar estiren Blackpink grubunun 90’ların sonunda doğan 4 üyesi, Güney Kore’nin en önemli eğlence şirketlerinden biri olan YG Entertainment’ın seçmelerine 14-16 yaşlarında katılıyor.
Jennie, Lisa, Rose ve Jisoo’nun 2016 yılında kurdukları grubun öncesini ve dünya turnesini yakından gördüğümüz belgeselde öne çıkan bölüm ise stajyer oldukları dönem.
Okullarından hatta ailelerinden ayrılan grup üyelerinin en az stajyerlik süresiyse 4 yıl. 4 kız da adeta askeri bir disiplinde yetiştiriliyorlar. YG Entertainment’ın akademi binasında yatılı kalıyorlar ve şan, yabancı dil, dans, müzik aleti çalmak gibi dersler alıyorlar. Her hafta bazı başarısız sınıf arkadaşları ise aralarından ayrılıyor.
Kendini mükemmel bir sanatçı olmaya adayan adaylar, büyük bir mücadele içinde yapımcıların beğenisini kazanmaya çalışıyor. Hatta grup üyelerinden bazıları “Eğitimler öncesi bir okul hayatım olduğu ve stajer sürecine geç başladığım için şanslıyım. Normal insanlar gibi anılarım oldu” diyebilecek kadar sıkı bir kamp sürecinden geçiyor. Hatta haftalarca eğitim aldıkları binanın dışına bile çıkamıyorlar. Seyirciye ise belgeselde bunun küçük bir bölümü aksettiriliyor.
K-Pop’u diğer popüler müzik türlerinden ayıran en önemli detay da sanatçılarının yaşadığı bu süreç. K-Pop’çular çok fazla emek veriyor, kan, ter ve gözyaşı döküyor; en iyisi olmak için dans ve vokal çalışmaları yıllarca sürüyor.
Belgeseli tamamladığınızda K-Pop’çuların trikotaj atölyesi gibi çalıştığını, en iyi grubu kurmanın önemini ve bir futbol kulübü gibi altyapıdan nasıl yetiştiğini görüyorsunuz. K-Pop’çular, kendi dillerinde söyledikleri pop şarkılarıyla dünyada milyonlarca genci kendilerine hayran bırakıyor. Özellikle “Pop müzik ölüyor” diyenlerin yanıldıklarını görmesi açısından izlemesi gereken bir belgesel...

Geze geze Anadolu

Mabel Matiz’in yeni şarkısı “Toy” geçtiğimiz cuma dinleyicilerle buluştu ama ne buluşmak... Mabel Matiz, söz, müzik, düzenleme ve klibiyle amiyane tabirle anahtar teslim iş yapıyor. DJ Artz’la işbirliğiyle Anadolu müziğine elektronik eklentisi katan şarkıcı, Kayaköy ve Patara’da çekilen şarkının klibiyle de dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Siz yapmazsanız başkası yapacak

Müzisyenlerin üretim süreci ve bu süreçte yaşadıkları zihinsel yorgunluklar hep aklımı çelen konular oldu

Röportajlarda ve sohbetlerde sıklıkla bu konuları konuşup neler yapılabileceğini tartıştık. Onlar kendi cephelerinden, ben kendi cephemden...
İngiltere’de geçtiğimiz günlerde müzisyenlerin üretim sürecindeki sancılı anlarını anlatan bir kitap yayınlandı.
Sally Anne Gross ve Dr. George Musgrave’in yazdığı kitabın adı “Can Music Make You Sick?: Measuring the Price of Musical Ambition (Müzik Sizi Hasta Edebilir mi?: Müzikal Hırsın Bedelini Ölçmek).
“Help Musicians UK” ile ortaklaşa 2017 yılında hazırlanmaya başlayan çalışma, geçtiğimiz 29 Eylül’de ise okuyucularıyla buluştu. Kitaptan bir bölüm ise “10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü” kapsamında sosyal medyada paylaşıldı.
Kitabın dördüncü bölümünde yer alan “Değerin Durumu” adlı ana konu ilgi çekici. “Müzisyenler için müzik eseri ne anlama geliyor?” ve “Başarı nedir?” sorularına dair cevap arayışları detaylarıyla anlatılıyor. Bu soruların, duygu durumlarına etkilerinden bahsediliyor.
Sosyal medyada yazılanlar ve geri dönüşlerin sanatçıların yaratıcılık ve içsel huzurlarına nasıl etki ettiği detaylıca anlatılıyor.
Bir müzisyenin sosyal medya hesabı kullanırken, kendisine gelen iyi ve kötü yorumları müziğine nasıl yansıttığını kitapta görebiliyoruz...

Yazının Devamını Oku

Sorunları çözülemeyen tek sektör

Müzik sektörünün sıkıntısı dünya çapında da devam ediyor. Pandemiden en çok etkilenen sektörlerin başında gelen müzik için neredeyse her gün yeni bir etkinlik düzenleniyor. Özellikle İngiltere’de sistemin düzeltilmesi için her hafta bir protesto gerçekleşiyor. Hepsi de yaratıcı, sosyal mesafeli ve etkili.

Mesajı güçlü, müzikseverler üzerinde etkili ama esas ulaşmak istenilen yöneticiler için belli ki yetersiz.
Son olarak da 400 müzisyen Londra’daki parlamento binasının önünde Müzik Birliği’nin çağrısıyla #WeMakeEvents ve #LetMusicLive kampanyaları kapsamında toplandı.
Müzik direktörü David Hill’in yönetimindeki profesyonel müzisyenler Gustav Holst’un “The Planets” operasındaki “Mars” bölümünü çaldı ve iki dakika yaşananları sessizce protesto etti.
Şarkının yüzde 20’sinin çalınmasının nedeni bağımsız müzisyenlerin İngiliz hükümeti tarafından kazançlarının yüzde 20’sine destek vermesiydi.
Bu etkinliğin hedefi, müzik endüstrisinin bileşenlerinin bu sıra dışı günlerde ciddi bir yardıma ihtiyacı olduğunun altının çizilmesi ve gereken desteğin artırılması.
Tüm bu destek isteğinin tek nedeni müziğin özellikle de canlı müziğin devam edebilmesi, bu dönemin hasarsız atlatılması, mekanların kapatılmaması, bağımsız olan ve sosyal güvencelerini kendileri karşılayan bireylerin herkes gibi hayatını idame ettirebilmesi.
Gün geçmiyor ki bir başka ülkede müzisyenler, teknisyenler, organizatörler protestolara katılmasın. Hatta bazı kesimlerden “Varken yemeseydiniz de biraz biriktirseydiniz” lafını işitmesin.

Yazının Devamını Oku

Listelere girme muamması

Dijital müzik dinleme platformlarında her hafta kıyasıya bir “çalma listelerine giriş” mücadelesi veriliyor. Listelere giren ense yapıyormuş da giremeyen hiç dinlenmiyormuş gibi bir algı var.

Listelere girmek belirli bir oranda dinlemeye kaynak sağlıyor olabilir.
Ama iyi müziğin kendi kendine yolunu bulmasının on binlerce örneği de yaşanıyor.
Yazının ilhamını Peyk grubundan İrfan Alış ve Tweet’leri verdi. Alış, “Neredeyse her ay müzisyenler malum sisteme ayak uydurmak için içerik yüklüyor. Dinleyiciler, şarkı kalitesinde artış bekliyorsunuz. Ama maalesef bu mümkün değil. İyi şarkılar zaman ister. Yıllarca müzik yapmış iyi çalan, söyleyen onlarca insan sistemden uzak oldukları için size ulaşamayacak ve güzel kayıtlar uzayda kaybolacak.
Çözümü de yok çünkü TikTok gençliğinin iyi müzik aramak gibi derdi de yok” diyor ve ekliyor “Peki, niye biz vazgeçmiyoruz? Çünkü müziği her şeyden önce kendimiz için yapıyoruz. Üretmek bizi iyi yapıyor. Umarız dinlemek de sizleri yapsın.”
Niyet iyi, bazı fikirlerine de sonsuz hak veriyorum. Ama yıl artık 2020. Peyk’in yeni şarkısını da aynı dijital müzik dinleme platformlarına dağıttıklarını Alış’ın kendisi de söylüyor zaten. Sanatçılar dilediği sıklıkla üretim paylaşmakta özgür. Ama yüksek sürat onları sıkıştırıyor. Çünkü devir, hız devri. Belki 10 yılı aşkın süredir kariyeri olan Türkiye’deki birçok isim hız furyasına dahil olmak istemeyebilir ama dinlenmeye ve sevilmeye de devam edeceklerdir.
İyi şarkı yolunu bulur
Bir şarkının ömrünün 45 gün olduğunu daha önce de yazmıştım. Yani belirli aralıklarla kendini hatırlatmak isteyen herkes ayda bir, haftada bir şarkı çıkarabilir; bunun da hiçbir yanlışı yok. Bir yılda üç albüm çıkaran isimler var. Beğeniriz beğenmeyiz, kendilerini bir şekilde ortaya koyuyorlar.

Yazının Devamını Oku

Müzik-Sen yeniden yola çıktı

Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası’nın (Müzik-Sen) adını pandemi sürecinde duydum ve “Müzik sektöründeki insanlar nihayet organize olabildi” diye düşündüm.

Müzik-Sen, 1989’dan bu yana var ve söylenen o ki 4 bine yakın üyesinin de emekli olmasını sağlanmış. Peki, bu haberi neden pandeminin 6’ncı ayında aldık?

Mail kutuma geçtiğimiz günlerde Müzik- Sen’den “Tüm müzisyen arkadaşlarımıza açık çağrımızdır. Dağınıklığımıza ve örgütsüzlüğümüze son verip haklarımız için birleşelim, bütünleşelim” diye bir çağrı geldi. Ağustos ayında basın toplantısı yapılmış ama geniş çaplı bir haber olmamıştı. Sanki her şey kağıt üzerinde olmuş bitmiş gibiydi...

Metnin içinde tabii ki neden örgütlenmek gerektiğini bir nebze anlatmışlardı ama yeterli değildi. 

Dönüp sendikanın web sayfasına bakıyorsunuz, eğlence sektöründe yer alan her kim varsa sendikaya üye olabiliyor. Hatta üye olabilecekler şöyle sıralanmış: “15 yaşını bitirmiş enstrüman sanatçıları, aranjör, solist (ses sanatçısı), vokalist, koro sanatçısı, besteci, söz yazarı, enstrüman yapımcısı, nota yazım elemanı, sanatçı yetiştirici (öğretmen), elektronik müzik yapımcısı, uygulayıcı, akortçu, dansör, dansöz, takdimci, showman, kayıt stüdyosu teknisyeni, seslendirme teknisyeni ve yardımcısı, konser organizatörü, efekt yapımcıları, ışıkçı, animatör ve benzeri müzik ve sahne alanında çalışan tüm diğer sanatçılar.”

Sonra birkaç gün önce Müzik-Sen’in yeni genel başkanı İpek Koçyiğit’in yaptığı bir açıklamasına denk geldim.

Koçyiğit, verdiği bir röportajda “Sendikalaşalım, öncülüğünü de Ceylan Ertem çeksin. Bu dönem bireysellik dönemi değil. Haklarımızı sendika sayesinde elde edeceğiz” dedi.

Ceylan Ertem’in adının anılmasının nedeni maddi sıkıntılardan dolayı “Şu an vokal pedalım ve bilgisayarım satılık. Satacak başka bir şeyim de yokmuş bunu anladım” tweetini atmasıydı.

Ertem, bu dönem enstrümanını, pedalını, yani iş ekipmanı olarak nesi varsa satmak zorunda kalan isimlerden sadece biri. Tabii, “Genel başkan kimdir?”      diye de merak ettim.

Yazının Devamını Oku

Elini taşın altına koymak

Geçten hafta 27. İstanbul Caz Festivali kapsamında 2 ayrı günde 2 ayrı konser izleme şansına sahip oldum. Gittiğim konserlerden ilkinde Yasak Helva, Pitohui ve Ayyuka, ikinci gecesindeyse Guguou, Tuğçe Şenoğul ve Islandman sahnedeydi.

Feriye’ye kurulan açık hava sahneleri yarı kapasiteyle izleyici aldı. Maskeler yüzümüzde, oturduğumuz yerden kalkmadan, sosyal mesafeye uyarak... Normal konserden tek farkı hijyen konusunda aşırı hassas olmamızdı.
Sanatçılar açısından değişen tek şey sahne önüne yığılmayan ve sakin kalabalığın karşılarında olmasıydı. Aslında o konserlerdeki anlar çok değerliymiş çünkü birçok müzikseverin bu yılki son açık hava konseriymiş...
İstanbul Valiliği’nce alınan kararla mart ayının başındaki bazı yönetmeliklere geri dönüldü. Pandemi nedeniyle alınan ilk önlemler yine “eğlence” sektörünü kapsamıştı.
Ben bu yazıyı kaleme alırken ise Kültür Bakanlığı’nca yayınlanan yeni kararla tiyatro ve opera temsilleri bu kapsam dışına çıkarılarak açık ya da kapalı alan fark etmeksizin yapılmaya devam edileceği bilgisi geldi.
Ancak ne hüzünlüdür ki müzik etkinlikleri hâlâ kapsam dışı kaldı.
Çok değil, yakın zamanda olacaklar sanki öngörülmüştü.
Müzik sektöründekiler sıkıntılı bir döneme gireceklerini düşünerek gerekli adımları atmak için organize olmaya çalışmıştı. İrili ufaklı toplaşmalar oldu ama egolara yenik düşüldü.

Yazının Devamını Oku

İnatçılık şart!

Müzikle ilgili bir panel, workshop, sohbet olunca kaçırmayan takımındanım. Haliyle İstanbul Caz Fetivali kapsamında YouTube’dan canlı yayınlanan Vitrin Panelleri’nin ilki “Çevrimiçinde Deplasmandayım Müzik İçin Dijital Gelir Modelleri”ni de izledim. Öncelikle panel kadrosu çok iyi kurulmuştu.

Modaretörlüğü The Orchard Başkan Yardımcısı Metin Uzelli üstlenirken MSG Başkan Yardımcısı ve müzisyen Harun Tekin, bağımsız müzisyen Nilipek, Sony Müzik Türkiye Genel Müdürü Özden Bora ve StageArt Kurucu Direktörü Rıza Okcu dijital gelir modelleri kadar müzikte başarı için de neler gerektiğini kendi perspektiflerinden anlattı. Müzikle ilgilenen ya da profesyonel olarak ilgilenmeyi düşünenler kesinlikle bu panelin kaydını bulup izlemeli.

Metin Uzelli, katılımcılara muhteşem birkaç soru yöneltti.

Bunlardan biri “Fenomenler şarkıcı olurken şarkıcılar fenomen olmalılar mı” oldu. Özden Bora bu soruyu şöyle yanıtladı:

“Fenomenler şarkıcı olmak istedi, müzisyenler de YouTube’da aktif olmak istedi. Sanatçılardan birçoğu başarısız oldu. YouTuberların şarkı söyleyebileceklerine de inanıyorum, yapmaları gerektiğine de... Aksi, insan haklarına saygısızlık olur.”

Panelde tabii ki ünlü kişilerin sosyal medya kullanımının en iyi pazarlama yöntemlerinden biri olduğunun da üstünde duruldu.

Dijital dinleme platformlarının playlist editörlerinden şikayetlerin ayyuka çıktığı şu günlerde bir başka güzel soru da “Şarkınız çok dinlenen listelere girmediğinde başarılı olamaz mısınız”dı.

Harun Tekin, şu cevabı verdi:

“Şansın olmadığı bir başarı hikayesi hiç görmedim müzik endüstrisinde. ‘Playlistte yokum, tanınmıyorum’ diye bir şey yok. Olup da tanınmayan onlarca kişi var.”

Yazının Devamını Oku

Konserler yolunu bulur

Karantina dönemindeki canlı yayın konserleri hepiniz hatırlıyorsunuzdur. Canlı performanslar ufaktan hareketlenirken, festival haberleri bile gelmeye başlarken, “Ne oldu bu canlı yayınlara? Neden ücretliler bedavaları kadar ilgi çekmiyor?”u düşünmeye başladım...

Amerikan merkezli Bandistown, geçtiğimiz günlerde bir araştırma yayınladı. Turne tarihleri, canlı müzik etkinlikleri ve son olarak canlı yayın konser bilgilerinin yer aldığı çok ayaklı bu müzik sitesinin, 530 bin üyesi bulunmakta.
Üyeler arasında yapılan canlı yayın araştırmasına 5 bin 500 hayran ve 450 sanatçı oylarıyla katıldı.
Ankete göre, canlı yayınların etkisi sandığımın aksine kaldığı yerden devam ediyor.
5-10 Ağustos tarihleri arasında yapılan ankete göre insanlar sevdiği sanatçıları doğal halleriyle izleme fırsatı bulduğundan canlı yayınları seviyor.
Dünya üzerindeki sınırları kaldırdığı için bu canlı yayınlara ilgi her geçen gün artıyor. İnsanlar maddi sıkıntı, zaman engeli ve yaşadıkları yer sorun teşkil etmeden sevdikleri sanatçıları canlı izleyebiliyor.
Hatta nisan ve ağustos aylarını kıyasladıklarında canlı yayınlara para ödeme konusunda gönüllülük de artmış durumda.
İki ayı kıyasladıklarında ağustos ayında en az bir canlı yayın konser izleyenlerin oranı ise yüzde 23 artıyor.

Yazının Devamını Oku

Dinleyicinin kayıtsızlığı

Günümüzün büyük çoğunluğu sosyal medyada geçiyor.

Geçenlerde sosyal medyada bir ressama atılan mesaja rastladım.
İçerik ise Türkiye’de sanata verilen önemi özetler gibiydi...
Ressam, kendisine gelen mesajları paylaşmış ve diyecek söz bulamamıştı. Sevgilisiyle kendisinin çizimini isteyen bir kişi, bu çalışma için 40 TL ücret isteyen çizeri şikâyet ederek “Kalem, kâğıt ne kadar para ki... Kargoyu da ben ödeyeceğim zaten” diyerek tutarın mantıksızlığını açıklıyordu.
Ressamın inatla “Çizerin harcadığı vakit ve enerjinin karşılığını vermeyi düşünmüyor musunuz” diye sormasına rağmen “Gözünüz doysun” yanıtını veriyordu.
Müzikte de şu an yaşanılan farklı bir durum değil.
Yüzde 50 kapasiteyle çalışan açık hava sahnelerine, bunun da yarısı rağbet gösteriliyor.
Arabalı konserlerde bin 400 araç kapasiteli alana, 400-500 araçtan fazlası gelmiyor.

Yazının Devamını Oku

Müzisyenlere can suyu

“Müzik sektörü için neler yapılabilir?” diye düşüne düşüne saçlar ağardı ama bir ivme sonunda kazanıldı.


Biletli online konserler bu kez 27. İstanbul Caz Festivali kapsamında hayata geçiyor.
2-14 Eylül tarihlerinde yapılacak festival kapsamında açık hava mekanlarında, sınırlı kapasite ve mesafeli düzende yapılacak konserler aynı zamanda festivalin dijital platformundan da yayımlanacak.
Konserlerden 2 gün sonra yayına açılacak olan çekimler, 45 gün boyunca dünyanın her yerinden izlenebilecek. Biletler de yakında satışa çıkacak.
Festivalde tabii ki daha önce açıklanan yabancı isimler yok ama dolu dolu bir yerli programla amaç müzik insanlarının biraz da olsa rahat bir nefes almasını sağlamak.
Sayı kısıtlaması olmadan dijital bilet satışı olacak ve sanatçıların 5 aydır yapamadıkları işleri belki bir nebze olsun açılmış olacak.
Bitmedi, bu da

Yazının Devamını Oku

Madalyonun diğer yüzü

Geçen hafta Spotify CEO’su Daniel Ek’in “Artık 3-4 yılda bir müzik kaydederek başarılı olamazsınız” demecinin birçok ünlü ismin tepkisini çekmesine ve telifler yüzünden eleştirildiğine değinmiştim. Bu kez madalyonun diğer yüzüne bakalım...

Ek’in günümüz müzik sektörü dişlileri arasında kaybolup gitmemek için verdiği bu bilgi, aslında müzisyenlere değerli bir tavsiye.
Hatta müzisyenlerin, başarılı olmak için birbirlerine verdiği öğütlerin de başında geliyor.
Bir ünlünün her hafta single çıkarmaya başladığı şu günlerde, evde müzik yapımı arttı... Müziğin aynı şekilde ulaşım ve paylaşımı da kolaylaştı.
Tabii ki üretimdeki bolluk, kalite arayışını da beraberinde getiriyor.
Kimi şarkılar resmen okyanusta bir balık gibi kaybolurken, kimileri yolunu bulmayı başarıyor.
Bir karar mekanizması olmadığı ya da listeler karar mekanizması haline geldiği için bu sıralamalarda yer almayan isimlerin duyulması ve paylaşılması güçleşiyor.
Türkiye’de sadece geçen hafta çıkan şarkı sayısı 130’un üzerinde...

Yazının Devamını Oku

Müzik çok popüler ama para kazandırmıyor

Geçen hafta sosyal platformlarda müzik üzerine birçok gelişme konuşuldu. Online müzik dinleme platformu Spotify’ın cüzi dinleme ücreti ve CEO’sunun söylemleri, TikTok’un Amerika’da yasaklanması derken son olarak Facebook da müzik dinleme platformlarına benzer bir hizmet vereceğini gündeme getirdi.

TechCrunch sitesinin haberine göre “Facebook, müzik videolarını yayınlamak için Sony Music, Universal Music, Warner Music gibi devlerle telif sözleşmeleri imzaladı. Böylece müzik videoları Facebook sayfalarında görülüp reklam olarak değerlendirilebilecek. Paylaşımlardan Facebook, müzik yayıncılarına reklam gelirinden pay devredecek” dendi.

Bu haber şu noktada önemli:

Toplamda 3 milyar kullanıcısı olan global bir platformun (Facebook+Instagram) müzik dinleme ve dağıtımında liderlik konumuna gelip gelemeyeceği endişesinin bulunması. Bir yandan da bu platform, müzikle özdeşleşmediği için bunun müzisyenlere ve sanatçılara ne kadar katkı sağlayacağı merak konusu.
İyi tarafından bakarsak da paylaştığınız şarkı ve video boşa gitmeyecek, her paylaşımınızla sevdiğiniz müzisyene bir el de siz vermiş olacaksınız.
Öte yandan, Instagram da boş durmadı. TikTok’taki gibi videolar yapmanıza elveriş sağlayan Instagram Reels’ı denemeye sunmaya hazırlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Karantinadan üretim çıktı

Kenan Doğulu’nun, karantina döneminde el verdiği ikinci kişi, vokalisti Duygu Soylu oldu. Soylu, “Kara Elmas” albümünü çıkardı. Sanatçının desteklediği ilk isimse Cem Pilevneli’ydi. Pilevneli, elektronik pop albümü “Petek Pansiyon”u çıkarmıştı.

Caz, funk, R&B ve pop müziğin bir araya geldiği Soylu’nun bu ilk albümünde, Doğulu’nun kendisine emanet ettiği hit olacak şarkılar da var.
Albümde sözleri Duygu Soylu’ya ait olan “Oldu Olacak” ve “Kara Kaşık”ın yanı sıra Doğulu imzasını taşıyan “Rüzgar Gibi Geçti”, “İncilerin Dökülür”, “O İş Bende”, “Dediydin”, “Can Kenarı” ve “Şımart Beni” şarkıları var. Albüm, bu eserlerle önümüzdeki 10 yıl dinlense sıkılınmayacak hale bürünmüş.

Soylu, aynı zamanda Tuğrul Eylül Cerrahoğlu, Ceylan Ertem, Kenan Doğulu ve Sadettin Dayıoğlu’nun sözlerini birlikte yazdığı ve müziğini Evrencan Gündüz’ün bestelediği “Senlensem Ya” gibi yeni nesil bir şarkıyı da seslendirmiş.

Ses kalitesi bakımından Soylu, vokal şov yaparken, canlı enstrüman çalımlarında Nedim Ruacan, Cenk Erdoğan, Muzaffer Nezihi Egelioğlu, Buğra Kılıçak, Gökay Semercioğlu gibi isimler şarkıları zenginleştirmiş. Ne tam pop, ne tam hafif müzik... Albümde her şey tam kararında. Üstelik eller havaya kalksın gibi bir çaba da yok.

Yazının Devamını Oku

Gelecek albümde mi

Dijital müzik dinleme platformlarında şarkı listelerinin dinlenme oyununda söz sahibi olduğu bir dönemdeyiz.


Kimi sanatçı konsept albümler yapmayı tercih ederken, kimileri de 4-5 şarkılık EP yayınlıyor.
Bir de neredeyse her hafta yayınlanan single’lar var.
Eskiden bu şarkıların dinleyiciyle buluşma zamanı cuma günleriyken şimdilerde haftanın neredeyse her günü yeni bir şarkı dijital müzik dinleme platformlarında yayınlanıyor.
Hem de bir yapım şirketine ihtiyaç duymadan sadece dijital dağıtımcılar aracılığıyla sunuluyor.
Ayrıca cuma günleri bu platformlarda irili ufaklı çok dinlenen şarkı listelerine girme savaşı veriliyor.
Kullanıcıların ya da platformların hazırladıkları olmak üzere her iki alanda da algoritmadan nasibini alıp listelere girmek adeta önemli bir mücadele.

Yazının Devamını Oku

Müzik sektörü üvey evlat mı

Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği (MÜYAP), geçtiğimiz aylarda hem sektörden haber veren hem de hukuk, teknoloji ve analiz bilgilerini barındıran web sitesi “Müzik Analiz”i hayata geçirdi.

Müzik sektörü için geniş bir bilgi kaynağı olmayı hedefleyen sitede bu hafta Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYORBİR) yönetim kurulu başkanı Burhan Şeşen röportajı yayınlandı.
Konuyu takip edenler bilir, MÜYORBİR ikinci dönem telif ödemelerini dağıtmak için “çaba sarf ettiklerini” söyledi; zaten cüzi telif ücretleri alan yorumcular yatmayan telif ücretleri için isyan bayrağını sosyal medya mecraları üzerinden çekmişti.
Meslek birliği bu konuyu “Oteller, restoranlar, kafeler başta olmak üzere birçok yer mart ayından beri uzun süre kapalı kalmış hâlâ normal düzenine geçememiştir. Bu şartlarda birçoğu telif ödemelerini yapamayacaklarını meslek birliğimize bildirmişlerdir” açıklamasıyla izah etti.
Bildiride ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı ile belediye başkanlarıyla da bir araya gelindiği iletildi, telif ücretleri tahsil edilir edilmez ikinci dönem ödemelerinin yapılacağı söylendi.
Yönetim kurulu başkanı Burhan Şeşen bu konuya röportajında bir kere daha açıklık getirdi ve pandemi sürecinde kendi deyimiyle “üvey evlat görülen müzik sektörü”nün nasıl etkilendiğini şu sözlerle anlattı: “Sektör etkilendi sözcüğü biraz hafif kalır. Müzik sektörü resmen dibe vurdu. Özellikle sektörün canlı müziğe dayanan ve de oldukça önemli bir ekonomi ve istihdam yaratan tarafı resmen çöktü. Telif tarafında ise otel, kafe, bar, lokanta, performans salonlarının kapalı olması nedeniyle bizdeki önemli gelir kalemleri arasında olan umumi mahal gelirlerinden tamamen mahrum kaldı tüm müzik meslek birlikleri. Dolayısıyla bu birliklere üye olan binlerce kişi... Özellikle yorumcu sanatçılar çok zor bir dönemden geçiyor. Süreç gösterdi ki müzik sektörü çok örgütsüz.
Müzisyenler neredeyse birer hayalet gibi. Sigortaları, sosyal güvenceleri yok, emekli olmaları ise neredeyse bir hayal.”
Örgütlenenlerin sıkıntısı, örgütlenemeyen on binlerce müzisyen, yorumcu ve sektör bileşeninin halini de ortaya koyuyor.

Yazının Devamını Oku

Pantene Altın Kelebek’te bir ilk: En iyi rap’çi ödülü

46. Pantene Altın Kelebek Ödülleri için geçtiğimiz iki hafta boyunca yollara düştük ve ödülleri bizzat kendimiz adreslere teslim ettik. Maske, dezenfektan ve sosyal mesafe gibi kurallara özenle dikkat ettik. O sevinç anlarının çekimleri oldukça farklı bir deneyimdi.

Bu yıl törende müzik alanında sevindirici bir gelişme yaşandı. Son iki yıldır müzik sektörünün artık lokamatiflerinden biri olan rap müzik, ayrı bir kategori olarak ödül töreninde yer buldu. 2018-2019 yıllarında çıkan çalışmalar bu kategoride oylamaya açıldı.
En iyi rap’çinin ilk kez ödüllendirildiği törende kazanan Ceza oldu.
Ceza, “En çok ben hakettim” dedi ve ekledi: “Bu ödül, çocukluğumdan beri var olması için mücadele ettiğim rap müzik için de yeni bir başlangıç olacak.”
Ödüllerde yüzde 70 halk oylaması esas alındı, bu yüzden de çeşitli yorumlar yapıldı ve sosyal medyada tartışmalar çıktı. Kimileri sonucu beğenir, kimileriyse beğenmez...
Ama Ceza hakkında hiçbir yerde “en iyisi değildir” diyen tek bir cümle bile görmedim. Sezar’ın hakkını Sezar’a verildi. Bu yaşanan durum yıllardır hak ettiği ödülü almasının öneminin de kanıtı gibiydi...
EDM radara girdi
Geçtiğimiz yıl da en iyi DJ kategorisinde ilk kez ödül verilmiş ve kazanan Mahmut Orhan olmuştu. Bu yılsa farklı bir isme ödül gitti. Geleneksel Türk müziğiyle elektronik dans müziğini (EDM) harmanlayıp sample’lar hazırlayan Hey! Douglas bu yıl ödülün sahibi oldu.

Yazının Devamını Oku