Sıdal Utkucu

Sıdal Utkucu

sidal.utkucu@hurriyet.com.tr

Orta Doğu'da kırılgan dengeler bozuldu: ABD-İran hattında gerilim yeniden tırmanıyor

6 Haziran 2026
İran ve ABD arasında aylardır devam eden hassas ateşkes dönemi, karşılıklı askeri hamlelerle yerini yeniden çatışmaya bıraktı. Hürmüz Boğazı’ndan Lübnan sınırına kadar uzanan geniş bir coğrafyada tansiyon yükselirken, bölgedeki kritik gelişmeler savaşın gidişatına dair endişeleri arttı.

İki ülke arasında diplomatik temaslar sürerken, dünya 2026 Haziran ayına yeni bir çatışma dalgasıyla uyandı. 7 Nisan’da ilan edilen kırılgan ateşkesle hava bombardımanları durmuş, ancak İsrail’in Lübnan’a yönelik operasyonları hız kesmemişti. Son olarak ABD ve İran ordularının doğrudan karşı karşıya gelmesiyle tırmanan gerilimin ardından İran basını, iki ülke arasındaki müzakere görüşmelerinin tamamen askıya alındığını duyurdu.

Washington ve Tahran hattından karşılıklı hamleler gelirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan’a yönelik yeni saldırı emri bölgedeki göç dalgasını ve çatışmaları da tetikledi. Yaşanan bu hareketlilik, şu kritik soruları beraberinde getirdi:

-Aylardır süren savaşta yeniden başa mı dönüldü?

-İlan edilen ateşkes tamamen sona mı erdi?

-Bölgedeki son gelişmeler neye işaret ediyor?

Gerilimin fitili, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) geçen hafta sonu İran’ın Goruk kenti ve Keşm Adası’ndaki radar ile İHA komuta merkezlerine yönelik hava operasyonuyla ateşlendi. CENTCOM, bu adımı “meşru müdafaa saldırısı” olarak nitelendirerek, operasyonun İran’ın agresif eylemlerine yanıt olarak Cumartesi ve Pazar günleri "ölçülü ve kasıtlı" şekilde icra edildiğini açıkladı.

Bu saldırılara İran’ın yanıtı gecikmedi. Kuveyt’te sirenlerin çalmasına neden olan misillemede, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kuveyt’teki bir ABD askeri üssünü hedef aldığını duyurdu. Kuveyt ordusu ise hava savunma sistemlerinin füze ve İHA'ları engellediğini açıkladı. Eş zamanlı olarak İran Devrim Muhafızları Donanması, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi denetimlerini sıkılaştırdığını ve uyarılara uymayan gemilerin durdurulacağını ilan etti.

Diğer yandan, ABD Başkanı Donald Trump’tan dikkat çeken bir mesaj geldi. Trump, "İran gerçekten bir anlaşma yapmak istiyor ve bu anlaşma hem ABD hem de bizimle hareket edenler için faydalı olacak" ifadelerini kullandı.

Yazının Devamını Oku

Brüksel’den kritik göç adımı: AB, Taliban ile masaya oturuyor

29 Mayıs 2026
Avrupa Birliği (AB), Afgan göçmenlerin geri gönderilme sürecini hızlandırmak amacıyla Taliban yönetimiyle doğrudan görüşmeye hazırlanıyor. Brüksel’in bu hamlesi, kıta genelinde sertleşen göç politikalarını yeni bir kriz sarmalına taşırken, siyasetçiler ve insan hakları örgütleri, bu adımın Taliban rejimini fiilen meşrulaştırabileceği uyarısında bulunuyor.

Avrupa Komisyonu’nun, ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan Taliban ile temas kurma kararı, "birliğin kendi çıkarları doğrultusunda otoriter rejimleri aklayabileceği" eleştirilerini beraberinde getirdi. Sınır dışı mekanizmalarını genişletmekte kararlı olan AB’nin, daha önce Tunus ve Mısır ile yaptığı anlaşmaların ardından şimdi de Taliban ile diyalog kanalları açması, analistler tarafından giderek "kuralsızlaşan" bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.

AB’nin bu kritik kararı almasında üç ana unsur öne çıkıyor:

-Kıta genelinde yükselen ve sertleşen göç söylemleri;

-Sığınma şartlarının her geçen gün daha da katılaşması;

-AB sınırları dışında geri gönderme merkezleri kurulması yönündeki eğilim.

Uzmanlar, 2021'de Afganistan'da yönetimi ele geçiren Taliban ile yakınlaşma hamlesinin, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen mevcut sığınma sistemini ve birliğin kurucu değerlerini altüst etme riski taşıdığına dikkat çekiyor.

BRÜKSEL’DEKİ KRİTİK GÖRÜŞMENİN DETAYLARI

AB, Taliban hükümetini resmi olarak tanımıyor. Buna rağmen, Taliban Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abdul Qahar Balkhi liderliğindeki bir heyet, önümüzdeki ay Brüksel’i ziyaret edecek. Heyetin Avrupa Komisyonu, Avrupa Dış İlişkiler Servisi ve üye ülkelerin üst düzey temsilcileriyle bir araya gelmesi bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

Trump'ın ‘Çin virüsü’nden ‘büyük lider’e dönüşünün ardında ne var?

22 Mayıs 2026
ABD Başkanı Donald Trump’ın geçmişte sert ifadelerle hedef aldığı Çin’e karşı söylem değiştirmesi dünya kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Uzman isimler, Pekin’de gerçekleşen bu kritik zirvenin İran krizi, Tayvan gerilimi, ticaret savaşları ve Washington’un küresel arenada yaşadığı sıkışmışlık ekseninde yeni güç dengelerinin bir ilanı olabileceğini belirtiyor.

Dünya son derece sıra dışı bir dönemden geçiyor. Birçoğumuz zamanın hızına ayak uydurmakta zorlanırken, Trump’ın Kasım 2017’deki Pekin ziyaretinden bu yana uluslararası ilişkilerde kartlar yeniden karıldı. O günden bugüne küresel ölçekte yaşanan büyük gelişmeleri basitçe sıralayalım:

Covid-19 pandemisi küresel çapta yaşandı ve geride kaldı;

ABD ile Çin arasında büyük bir ticaret savaşı patlak verdi;

ABD’de tarihi Kongre baskını gerçekleştirildi;

Rusya, Ukrayna'ya karşı askeri işgal başlattı;

ABD ordusu Afganistan'dan tamamen çekildi;

Dünya genelinde enflasyon dalgası ve çip krizi baş gösterdi;

İngiltere, Avrupa Birliği'nden resmen ayrıldı;

Yazının Devamını Oku

Yeni pandemi endişesi: Hantavirüs ile Covid-19 arasındaki temel farklar

15 Mayıs 2026
Dünya gündemi bu hafta, 1 Nisan'da Arjantin'den ayrılan ve içinde hantavirüs vakaları tespit edilen MV Hondius gemisine kilitlendi. Seferinin 40. gününde İspanya'nın Tenerife kentindeki Granadilla de Abona Limanı'na demirleyen gemi, akıllara "Yeni bir küresel salgın mı kapıda?" sorusunu getirdi. O zaman panik yapmadan önce koronavirüs ile hantavirüs arasındaki yapısal farkları bir öğrenelim...

Hantavirüsün özelliklerine geçmeden önce gemide yaşananları kısaca hatırlamakta fayda var. Ushuaia limanından ayrılan gemide ilk can kaybı 11 Nisan'da Hollandalı bir erkek yolcuyla yaşandı. Ardından eşi ve bir Alman vatandaşının da hayatını kaybetmesiyle toplam vefat sayısı üçe yükseldi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), vakalara neden olan türün, insandan insana bulaşabilen nadir Andes suşu olduğunu doğruladı. Gemiden tahliye edilen yolcular arasında bulunan Türk YouTuber Ruhi Çenet de karantinaya alındığını duyurdu.

Gelelim iki virüsün farkına... Hantavirüs ile Covid-19 arasındaki en temel fark, yayılma hızı ve virüsün ölümcüllüğü. Hantavirüs daha ölümcül bir tablo çizse de bulaşıcılığı Covid-19'a kıyasla oldukça düşük. Biyoteknoloji ve viroloji uzmanı Dr. Semih Tareen, varyantların coğrafi olarak farkına değindi ve şu bilgileri paylaştı:

“Örneğin Amerika kıtasında, özellikle Güney Amerika’da bulunabilen, hatta gemide de tespit edilen Andes varyantında hantavirüs insandan insana bulaşabiliyor. Andes varyantından insandan insana bulaş Covid-19 ya da kızamık virüsü kadar yaygın değil ama mesela 2018-2019’da yaşanan bir önceki hantavirüs salgınında, bir doğum günü partisinde toplananlar arasında birkaç vaka çıktı. Dolayısıyla Andes türü yakın temas, salya, aksırık ve öksürük ile insandan insana bulaşabiliyor. Ancak Asya ve Avrupa’da bulunan hantavirüs türleri insandan insana bulaşmada başarılı değil. O yüzden bu bölgede genelde hayvandan insana bulaşıyor ve burada söz konusu hayvanlar genelde kemirgenler oluyor.”

Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Songül Özer ise virüsün doğal yayılımına dair şunları ekledi:

“Özellikle kapalı, uzun süre havalandırılmamış alanlarda risk artar. İnsanlar arasında bulaş ise son derece nadir. Bu nedenle toplum içinde hızlı ve kitlesel yayılım potansiyeli Covid-19’a kıyasla çok düşük.”

KARANTİNA SÜRESİ NEDEN DAHA UZUN

Hantavirüsün kuluçka süresi Covid-19’dan daha uzun olduğu için karantina protokolleri de farklılık gösteriyor. Dr. Semih Tareen, belirtilerin ortaya çıkmasının beş haftayı bulabildiğini belirtti ve ekledi:

“Bu yüzden DSÖ karantina süresini en az 40 gün olarak tavsiye etti. Ancak bizim elimizde PCR testleri var; PCR testleri sayesinde karantina süresinin tamamını beklemeye gerek kalmadan moleküler test takibi yapılabilir.”

Yazının Devamını Oku

Trump ve Hamaney: Orta Doğu çıkmazında iki benzer kader

13 Mayıs 2026
Dünya siyasetinin iki zıt kutbu Donald Trump ve Mücteba Hamaney, her ne kadar farklı yöntemler ve sistemlerle ülkelerini yönetseler de Orta Doğu’da tırmanan savaşın neticesinde kendilerini benzer bir siyasi çıkmazın içinde buldular.

Hamaney, kamuoyuna görünmeden hazırlanan resmi metinlerle halka hitap ederken; Trump, kameralar karşısında veya sosyal medya üzerinden kışkırtıcı mesajlar vermekten çekinmiyor. Ancak bu üslup farkına rağmen her iki liderin de temel iddiası aynı: “Kazanıyoruz.”

Analistlere göre her iki liderin de acil bir anlaşmaya ihtiyacı var, fakat zayıf görünme korkusu ikisini de geri adım atmaktan alıkoyuyor. Bu durum, mevcut krizin bir zafer gibi pazarlanmasına neden oluyor:

Hamaney, ABD’nin askeri mağlubiyetinin kanıtı olarak Hürmüz Boğazı üzerinde kalıcı yönetim hakkı istiyor. Trump ise, Hürmüz Boğazı kısıtlamalarının işe yaradığını kanıtlamak adına, İran'ın doğrudan müzakere masasına oturup nükleer tavizler vermesini bekliyor.

EKONOMİK VE SİYASİ KUMAR

Her iki isim de iç siyasetteki koltuklarını korumak için günlük 21 milyon varillik petrol akışını tehlikeye atarak küresel bir ekonomik durgunluğu göze almış durumda. Taviz vermek Hamaney için İran'daki sertlik yanlılarına, Trump için ise “MAGA” (Amerika'yı Yeniden Yücelt) tabanına karşı bir yenilgi anlamı taşıyor.

Üstelik savaşın ABD’de ekonomisine getirdiği askeri maliyet de artık daha çok görünür oldu. Kongre kaynakları, savaşın ABD’ye günlük maliyetinin 1 milyar dolar olduğunu belirtirken, Amerikan halkının yüzde 60’ı da bu savaşın bir hata olduğuna inanmaya başladı.

Babasının suikasta uğradığı ve iç siyasette meşruiyetinin tartışıldığı bir dönemde liderliği devralan Mücteba Hamaney, ekonominin serbest düşüşte olduğu bir ülkeyi yönetiyor. Milyonlarca insanın işsiz kaldığı bu ortamda, İran'ın Pakistan aracılığıyla sunduğu barış teklifi dikkat çekiyor:

-Ateşkesi 30 gün içinde kalıcı barışa dönüştürülecek bir mekanizma;

Yazının Devamını Oku

Yeni nükleer silahlanma yarışı mı başlıyor?

24 Nisan 2026
İnsanlık, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan nükleer dengeyi kaybetme riskiyle karşı karşıya. ABD-İsrail-İran hattındaki gerilim tırmanırken, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi’den gelen "20 ülke nükleer silah yolunda" uyarısı, küresel çapta alarm zillerini çaldırdı. Peki, Türkiye’nin de taraf olduğu Nükleer Silahların Yayılmasını Önlenmesi Antlaşması (NPT) işlevini yitiriyor mu? Dünya bir nükleer silah yarışının eşiğinde mi?

Nükleer silahların yayılmasını engellemeyi amaçlayan NPT’nin giderek zayıfladığı yönünde görüşler mevcut. ABD ve Rusya arasındaki Yeni START anlaşmasının 5 Şubat 2026 itibarıyla sona ermesi de belirsizliği artırıyor. Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni, "orta boy" ülkelerin kendilerini güvende hissetmediği bir sistemde nükleer silaha yönelim olduğunu belirterek şunları söylüyor:

"Süveyş Krizi’nden sonra İsrail ‘büyük bir devlete güvenmek her zaman pek mümkün değil’ diye düşünmeye başladı ve Fransa’dan aldığı bilgilerle 1967’de nükleer silahını yaptı. Çünkü korunma sistemi içinde olduğu bir yapıya güvenmedi."

Köni, bu durumun bir zincirleme reaksiyon yaratabileceğine dikkat çekiyor:

"Bugün de ‘orta boy devletler bir araya gelirse hegemonik güçlere karşı bir koruma kurulabilir’ diye düşünülüyor. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır bir araya gelerek bölgede bir huzur sağlayabilir mi diye konuşuluyor. Burada önemli olan Pakistan’ın nükleer silahlara sahip olması. Çünkü Pakistan’ın nükleer silaha sahip olması Hindistan’ın da nükleer silah yapmasına neden oluyor. Mesela İran nükleer silah yaparsa Suudi Arabistan da yapar. Birçok ülkenin dahil olduğu, birbirini etkileyen bir zincirleme başlar."

ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol ise uluslararası sistemdeki güvensizliğe vurgu yapıyor:

"Yeni START’ın süresi dolmasına rağmen bu anlaşmanın yenilenmemesi, uluslararası sistemdeki güvensizliğe dayalı kırılganlığın önemli bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Yeni START gibi anlaşmalardaki bu tür belirsizlikler, özellikle ABD ile Rusya arasında şeffaflık ve öngörülebilirliği azaltarak yanlış hesaplama riskini artırmakta; diğer taraftan da bu tür mekanizmaların tarafların birbirinin kapasitesini anlamasını sağlayarak kriz yönetimini kolaylaştırdığı da ifade edilebilir."

Erol, nükleer silahlanma tartışmaları artsa da sistemin henüz tamamen çökmediğini savunuyor:

"Ancak burada kritik bir ayrım var: Tartışmanın artması ile gerçek bir silahlanma dalgası aynı şey değil. NPT hâlâ güçlü bir hukuki ve normatif çerçeve sunuyor. Ayrıca nükleer silah geliştirmek, ciddi ekonomik yaptırımlar, diplomatik izolasyon ve bölgesel istikrarsızlık riskini beraberinde getirir. Risk algısının yükselmesine paralel olarak şu an kısmen de olsa bir kontrolden çıkma eğilimi söz konusu. Fakat bu halen kontrollü bir seyir izliyor. Zira süreç henüz yaygın bir nükleer silahlanma yarışına dönüşmüş değil. Sistem zayıflamakla birlikte, tamamen işlevsiz hale gelmiş değil."

Yazının Devamını Oku

Okullarda silahlı şiddet sarmalı: Çocuklar bu silahlara nasıl erişiyor?

17 Nisan 2026
Türkiye, bu hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen okul baskını haberleriyle sarsıldı. 14 yaşındaki bir çocuğun okula beş silahla girmesi, bireysel silahlanma tehlikesini ve dijital mecralardaki denetimsizliği bir kez daha gündeme taşıdı. Uzmanlar, hem internetteki yasadışı pazarlara hem de aile içindeki ihmallere dikkat çekiyor.

Türkiye, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan iki büyük okul saldırısının şokunu yaşıyor. Bu trajediler, çocukların bu denli tehlikeli silahlara nasıl bu kadar kolay ulaştığı sorusunu beraberinde getirdi. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve bilişim teknolojileri uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, Telegram gibi denetimi zor platformların yasadışı silah ticareti için bir merkez haline geldiğini vurguladı:

“Bu gruplarda sadece zararlı içerikler değil, aynı zamanda yasadışı faaliyetlere dair yönlendirmeler de yapılabiliyor. Çocuklar, neyin suç neyin risk olduğunu fark etmeden bu yapıların içine çekilebiliyor. Bazı durumlarda ise bu platformlar üzerinden silah ve benzeri tehlikeli araçlara erişim sağlanması, işin boyutunu çok daha vahim hale getiriyor. Özellikle silah satışı için Telegram adeta bulunmaz bir nimet oldu.”

Kırık, Türkiye’deki ruhsatsız silahlanmanın boyutlarını ise şu verilerle paylaştı:

“Saha araştırmaları ve uzman görüşleri, toplumdaki her 10 silahtan yaklaşık 9’unun ruhsatsız olduğunu ve 2025 yılı verilerine göre bir yıl içinde 110 binden fazla yasadışı silahın ele geçirildiğini gösteriyor.”

SALDIRGAN ÇOCUKLAR ÖNCEDEN SİNYAL VERİYOR MU?

Peki, bir çocuğu böylesine bir şiddet eylemine iten süreç nasıl gelişiyor? Çocuk ve ergen terapisti uzman psikolog Aynur Sayım, bu tür vakaların aniden ortaya çıkmadığını, çocuğun mutlaka önceden bazı işaretler verdiğini belirtiyor:

“Bu tür çocuklarımızda öfke ve dürtü kontrol problemi ya da depresif durumlar gibi sorunlar olabiliyor ama sinyaller kesinlikle daha önceden geliyor. Mesela bu çocuklarda akran zorbalığı, sosyal izolasyon, şiddete eğilim gözleyebiliyoruz. Genelde kendisini değersiz ve dışlanmış hissetme, ailevi problemler ya da yapısal olarak dürtü kontrolü gibi sorunlar söz konusu olabiliyor. Bu çocuklarda şiddet konuşmaları, birden içe kapanma, yoğun öfke patlamaları, hayvanlara zarar verme eğilimi, intikam hissi ve planları veya eşya vurup kırmalar yaşanabiliyor.”

Siverek’teki saldırıyı düzenleyen öğrencinin de olaydan önce sosyal medyada saldırı planlarına dair paylaşımlar yaptığı belirlenmişti. Sayım, bu konuda çevrenin önemine işaret etti:

Yazının Devamını Oku

Güney Çin Denizi’nde sessizliği bozan hamle

10 Nisan 2026
Güney Çin Denizi’ndeki yapay ada inşası tartışmaları, uzun süren bir durgunluğun ardından yeniden alevlendi. Uydu verileri, Pekin yönetiminin bölgedeki stratejik hamlelerini hızlandırdığını kanıtlıyor.

Bölgeden gelen son görüntüler, Antelope Resifi çevresinde yoğunlaşan devasa bir operasyonu gözler önüne seriyor. Aralık ayından bu yana bölgede konuşlanan Çin’e ait 22 kum tarama gemisi, deniz ortasındaki basit bir kum setini tam teşekküllü bir yerleşim alanına dönüştürmek için çalışıyor.

Vietnam ve Tayvan’ın da hak iddia ettiği Paracel Takımadaları'nda yer alan bu resif, Çin ana karasına yaklaşık 275 kilometre mesafede bulunuyor. Uzmanlara göre, Antelope Resifi’nde yürütülen arazi ıslah çalışmaları tamamlandığında, burası bölgedeki en büyük yapay ada olmaya aday.

Asya Deniz Şeffaflığı Girişimi (AMTI) verilerine göre, adada şimdiden 3.3 kilometrelik bir uzunluğa ulaşıldı. Bu alan, en gelişmiş savaş uçaklarının kalkış yapabileceği 2.7 kilometrelik bir piste ev sahipliği yapacak kapasitede.

AMTI Direktörü Gregory Poling, Çin'in Antelope Resifi'ni genişletme hızı göz önüne alındığında, adanın temel inşaatının “neredeyse kesin olarak” 2026 sonuna kadar bitirebileceğini söyledi. Poling, “Önümüzdeki birkaç sene devam edecek bir çalışma olacak ancak yıl sonuna kadar tesisin bir kısmının kullanıma açılmasını bekleyebiliriz” dedi.

Antelope Resifi'nin bir istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) merkezi olması bekleniyor. Planlanan altyapı şunları içeriyor:

Yüksek kapasiteli radar sistemleri;

Yakıt depolama tesisleri;

Sığınaklar içinde korunacak gemisavar ve uçaksavar füze sistemleri.

Yazının Devamını Oku