"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Marmara Denizi’nde umut kalmadı

Sualtı Görüntüleme Yönetmeni ve Belgesel Yapımcısı Tahsin Ceylan ve ekibi, dört yıl önce kameralarını Marmara Denizi’nin saklı güzelliklerine çevirmiş, Bursa’nın kıyı şeridindeki denizsel yaşamı da ilk kez görüntülemişti. Bursa Valiliği desteğiyle gerçekleşen çalışmada azalan balık türlerinde önemli bulgular elde edilirken, kirlenmeye özellikle dikkat çekilmişti.

Pandemi sürecinde kıyısal yaşam alanlarında görülen yunuslar, balinalar belki de bizi gelecek adına umutlandıran önemli gelişmelerden oldu. Gerçekten öyle mi? Denizsel yaşam için sürdürülebilir çalışmalar var mı? Bu soruların cevabını, aynı zamanda Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu (TSSF) Çevre Kurulu Başkanı olan Tahsin Ceylan ve dalış ekibinde yer alan TSSF Çevre Kurulu Üyesi, Sualtı Fotoğrafçısı Mehtap Akbaş Çiftçi’den aldık.
Dünüşüm Günleri söyleşi serişimiz için özellikle Marmara Denizi’nin ekosistemi hakkında değerlendirmelerde bulunan ekip, kirliliğe karşı hala savunmasız olan Marmara’da umut taşımak için çok geç kalındığını vurguladı.

Öncelikle pandemi süreci ile Marmara Denizi’nde ne gibi değişiklikler gözlemlendi, tespitleriniz nelerdir?

Marmara Denizi’nde umut kalmadıT.C.: Evet, doğada arzu ettiğimiz bazı görüntülere tanık olduk hep birlikte. Keyif vericiydi ama elbette yeterli değildi. Çünkü madalyonun bir de diğer tarafı var. İki ay boyunca belki sanayi hız kesti ülkemizde ama buna karşın evsel atık miktarı arttı. Denizleri esas kirleten ise evsel atıklardır bildiğiniz gibi. Marmara bir iç deniz. Bütün yaşamı Karadeniz’den gelen besin açısından zengin yüzey sularına bağlı. Her yıl ortalama 173 km3 su boğazdan geçerek Kuzey Ege’ye kadar uzanır ve Marmara’nın da üst tabakasını oluşturur. Bu iç denizin kıyısal alanları tamamen yerleşim yeri. Pandemi süresince eve kapanan insanların denize bıraktığı evsel atıkların etkileri birkaç ay da ekosistemde göreceli olarak hissedilir. Zaten kirliliğe karşı savunmasız olan Marmara kirlenmeye yine devam edecektir. Burada önemli olan şey yaşam şeklimizi rafineleştirmek, üretim modellerimizi gözden geçirmek ve bilinç düzeyimizi yükseltmektir.

AZOT MİKTARI ÇOK FAZLA

Ekosistemdeki farklılıklar, neden sonuç ilişkileri üzerinde incelemeler yapıyorsunuz. Marmara ekosisteminde olumlu değişiklik var mı?

T.C.: 240 km uzunluğa sahip Marmara denizi bir dönem Balinaların ve Akdeniz Foku’nun yaşadığı bir alandı. Moby Dick Romanı’nın Yazarı Melville, İstanbul’da yaşamış Bizanslı tarihçi Prokopios’un M.S. 10.yy Marmara Denizi’nde gemilere saldıran bir balinadan söz ettiğini anlatır. Ahmet Mithat Efendi “Sayyadane Bir Cevelan” kitabında, İstanbul surlarına asılmış balina kemiklerinden bahseder. Kaldırılan kemikler nedeniyle denizin bereketi kaçınca padişahın, kemiklerin bulunup yerine asılmasının emreden bir fetva yayınladığından bahseder. İnsanlık artan nüfusa bağlı olarak doğanın da kaynaklarını artıracağını düşünüyor. Oysa 1967’de Marmara’da 66 ekonomik değeri olan tür varken bu sayı günümüzde 10-15 aralığında. Evsel, endüstriyel ve tarımsal ilâçlamadan dolayı azot ve fosfor miktarı oldukça fazla. Evsel ve endüstriyel atıklar sağlıklı bir besin zinciri oluşumunu engelliyor. Bir halkada başlayan kırılma diğerlerine doğal olarak yansıyor. Marmara’da yaşanan bu.

DENİZ KAYNAKLARI BİTECEK

Kirliliğe karşı alınan önlemler, sürdürülen çalışmalar oldu mu?

Marmara Denizi’nde umut kalmadıT.C.: Marmara Denizi’nin kirliliğe karşı korunması komisyonu ne yazık ki yok. Uluslararası özelliği olan Ege, Akdeniz ve Karadeniz’in ise var. Bu girişim bile yıllarca sonuçsuz kaldı. Marmara için umut taşımak için artık çok geç.
Ama tüm bunlara karşın yine de Marmara Belediyeler Birliği’nin rol üstlenerek acilen bir komisyon kurması ve alınması gereken tedbirleri ivedilikle alması Marmara’nın geleceği açısından doğru bir adım olacaktır. Zira yerleşim daha da artacak ve nüfusu doyurmak için endüstri de artacak. Yıllardır azalan denizin kaynakları da bitecek. Sadece su kütlesi kalacak geriye. Çünkü ülkemiz sürdürülebilir yaşam denen kavramı ne teorik ne pratik olarak hayatına sokamadı. Kendisini bu ekosistemin bir parçası değil sahibi olarak gören insan, neslinin sonunu da hazırlayandır.

SUALTI FOTOĞRAFÇILARININ İLGİ ODAĞI

Marmara Denizi tür popülasyonu bakımından ne durumda?

Marmara Denizi’nde umut kalmadıT.C.: Marmara Denizi’nin en canlı dalış bölgelerinden biri olan Değirmendere’de Değirmendere Sualtı Topluluğu (DESSAT) olarak sualtı görüntüleme yarışması gerçekleştirdik. Hızla tropikleşen Akdeniz’e karşın Marmara’da karşılaştığımız türler hala umut verici. Tür çeşitliliği açısından Ege Denizi ile kıyaslanamazsa da tür popülasyonu açısından sualtı fotoğrafçılarının ilgi odağı. Jumbo karides gibi bazı egzotik türleri artık Marmara’da görüntüleyebiliyoruz. Soğuksever ve az tuzluluğa adapte türler Marmara ve devamında Karadeniz’i mesken tutuyorlar. Bentik alanda yengeçler ve horozbinalar, pelajik alanda ise denizanaları Marmara’yı sahiplenmiş durumdadırlar. Sanıldığı gibi denizanaları kirliliğin indikatörü değildirler, büyük bölümü su olan medüzler düşük su sıcaklığı ve zooplanktonların yoğun olduğu alanları tercih ederler. Marmara türlerinin büyük bölümü Atlantik kökenlidir. Gemilerin balast suları ile 1947 yılında Karadeniz’e ulaşan Çin-Japon Denizi kökenli deniz salyangozu Rapana venosa için Marmara’daki midyeler menünün başında yer alırlar. Her canlıda olduğu gibi deniz emekçileri de ekmeklerinin peşindedirler.

DÜNYAMIZ KENDİNİ YENİLEYEMİYOR

Mehtap AKBAŞ ÇİFTCİ: Sualtı Fotoğrafçısı, TSSF Çevre Kurulu Yönetim Kurulu Üyesi

Marmara Denizi’nde umut kalmadıM.A.Ç.: Su altında kaybolan türleri görüntülerken gelecekle öngörülerinizde bugünler var mıydı?
İş dünyasından sosyal hayata hiçbirimizin ‘gelecek’ öngörüsü bu denli yakın değildi. Ondandır ki bu yeni düzene hazırlık yapma şansımız hiçbir zaman olmadı (!). Oysa bazı bilimsel gerçekler gün be gün ortadaydı. Hızla artan nüfus, adaletsiz gelir dağılımı, azalan su kaynakları, yağmalanan ormanlar, nesli tükenen canlılar, doğal felâketler, yok olan balık popülasyonu ve daha pek çoğu. Yaşlanan dünyamız kendini yenileyemiyor. Ve insanlar olarak biz henüz doğru ile yanlışı birbirinden ayıramadığımızdan, durumun vahametinin farkına varmakta hayli gecikmiş görünüyoruz. Çünkü odağımızda her zaman daha çok büyümek ve kazanmak yer alıyordu. COVID-19 süreci ile öncelikli gündemimizin bu olmadığını yaşayarak tecrübe ediyoruz.

YUNUSLAR GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİNDEN KURTULDU

Bu süreçte bizi en çok sevindiren şey doğa oldu galiba?

M.A.Ç.: Kesinlikle. Bilinçsizce tükettiğimiz dünyamız biraz olsun nefes aldı. Boğaz trafiğinin kesilmesiyle gürültü kirliliğinden kurtulan sevimli yunuslar mutluluklarını İstanbul sahillerinde sergiledikleri senkronize danslarla bizimle paylaştı. İlk kez 25 yıl sonra Ege kıyılarımızda büyüleyici dev canlılar balinalar görüntülendi, Soluduğumuz hava temizlendi. Benzer görüntüler dünyanın önde gelen hemen hemen tüm metropollerinde yaşandı. Net olarak gördük; dünyanın insana ihtiyacı yok; ama bizim varlığımızı sürdürebilmek için ona ihtiyacımız var.

BİLİNMEYENE IŞIK TUTUYORUZ

Sualtı fotoğrafçılarının sorumlulukları, görevleri neler olmalı?

M.A.Ç.: Sualtı fotoğrafçılığını, belgeselciliğini sadece bir kariyer olarak konumlandırmak yeterli olmaz. Çünkü, sualtı fotoğrafçısının anı kaydetmenin ötesinde başka misyonları, sorumlulukları da var. Dörtte üçü su olan bir gezegende, gizeme, bilinmeyene ışık tutmak, nesli tehlikede olan türlerin varlığına / devamlılığına dikkat çekmek, canlıların yaşam alanlarını korumaya yönelik tedbirlerin alınmasında rol oynamak, denizsel fauna ve flora hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, bilinçlendirmek ilk akla gelenler.
Bizlerin yaptığı ve dikkat çektiğimiz hususlar deniz kaplumbağalarını sevme romantizminden çok çok daha fazlası.

YENİ NORMALİMİZ BALON BALIĞI!

Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu (TSSF) Çevre Kurulu ve üstlenmiş olduğunuz diğer sualtı platformlarında pandemi sürecini nasıl geçirdiniz?

Marmara Denizi’nde umut kalmadıM.A.Ç.: Yoğun bir çalışma temposu ve seyahat ajandası olan bizler için aslında kendini dinleme, yeni hedeflere odaklanma ve nitelikli bilgiyi daha çok paylaşma evresi oldu. 100-150 kiloluk ekipmanlarla okyanus ötesi işler yapmak gerçekten hiç kolay değil. Bu süreçte ekip olarak belki de hiç olmadığımız kadar evcimen olduk. Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu (TSSF) Çevre Kurulu olarak Türkiye’nin ayrı bölgelerinde yaşayan sualtı tutkunları ile internet tabanlı organizasyonlarda bir araya gelerek nitelikli bilgiyi paylaştık. Özellikle denizlerimizdeki istilâcı türler konusunu çok önemsiyoruz. Küresel ısınma ile birlikte pek çok tür Süveyş Kanalı ile ülkemiz denizlerine geliyor. Ve son zamanlarda adını sıkça duyduğunuz balon ve aslan balığı bu türlerden sadece 2 tanesi. Balon balığının yenilmesi durumunda öldürücü etkisi var. Sualtı tutkunlarının, dalış eğitmenlerinin bu türleri tanıması ve bilgiyi çevrelerine doğru ve eksiksiz aktarması önemli. Çünkü ülke olarak artık bu da bizim yeni normalimiz!

DENİZ KAPLUMBAĞALARINI MERAK EDİYORUZ

Önümüzdeki sürece ilişkin beklentileriniz neler?

M.A.Ç.: İnsanlığın yaşadığı gerçekler ve dünyaya etkileri gösteriyor ki bu durum ilk değil belli ki son da olmayacak. O nedenle sürekli değişim halinde olan dünyayı gözlemlemek ve kaydetmek her zamankinden daha önemli. Meselâ her yıl yumurta bırakma ve yumurtadan çıkış anlarını görüntülediğimiz 110 yıllık deniz kaplumbağalarının bu yıl ki durumunu çok merak ediyoruz. Çünkü yaşam alanlarını tehdit ettiğimiz bu canlılar insan baskısı nedeniyle yok oluyorlar. Ve bunun gibi daha onlarca tür var. O nedenle bireysel ve toplumsal olarak bu süreçten çıkaracağımız ders çok önemli. İster iş insanı olalım, ister öğrenci ister bürokrat… İnsani duyarlılığımızın hassasiyet ölçüsü geleceğimizi belirleyecek bir terazi. Ya doğayla uyumlu yaşamayı öğreneceğiz ya da yok olup gideceğiz.

X