"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Hepimiz aslında iyi insanlarız!

 Tiyatro sahnelerinden ve dizilerden tanıdığımız oyuncular Füruzan Aydın ve Aşkın Şenol’un sahneye koyduğu “Biz İyi İnsanlarız” oyunu, bugünkü yaşantılarını kurmak için oyuncu çifte ilham kaynağı oldu.

Hepimiz aslında iyi insanlarız
Fotoğraf: Emel Oğuz

Aydın ve Şenol çiftinin hayatları, hepimizin dâhil olduğu tüketim krizine dair ironik bir kara komedi olan oyunun hikâyesiyle değişti. Önce yaşadıkları yeri değiştirerek fazla tüketime “Dur” dediler, sonra hayallerindeki Fafa Tiyatro’yu kurdular.
Füruzan Aydın ve Aşkın Şenol ile oyunlarının Bursa gösterimi öncesi bir araya gelerek, aşklarını, şehirden kaçışla başlayıp tiyatro kurma serüvenine uzanan hikâyelerini konuştuk. Bol kahkahalı ve oldukça keyifli geçen sohbetimizde, oyuncu çiftin kendileri kadar samimi cevaplarını da bulacaksınız.

Füruzan Hanım Bursalısınız, memleketinize hoş geldiniz. Tiyatroya ilginizi, oyunculuğa ne zaman başladığınızı sorayım öncelikle?
Füruzan Aydın: Çekirge semtinde büyüdüm. Eğitim hayatım boyunca tiyatroya ilgim hep vardı. Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nda amatör tiyatro kurslarına da gidiyordum. Haliç Üniversitesi Konservatuvar Tiyatro Bölümü’nü kazandım. Son sınıftayken de hocam, rahmetli Müşfik Kenter, Bakırköy Belediye Tiyatrolarına aldı beni ve yaklaşık on bir sene orda oynadım. Daha sonra tiyatrodan atılma sürecim oldu. Baya bir yere saldırdım ama olmayası varmış! O sırada Aşkın da, Tiyatroadam’da çalışıyordu.
Aşkın Bey ile nasıl tanıştınız?
F.A. : Güzel tanıştık. Zaten oyunlarını izlemiştim, birbirimizi sima olarak biliyorduk. Sonra ben Moda’ya taşındım, meğer o da Moda’da oturuyormuş, öyle bir karşılaşmamız oldu. Karşılaşmalar artınca işte, evlenelim dedik (gülüyoruz). 2012’de tanıştık, 2013 yılında evlendik, yedi yıldır birlikteyiz.

UMMADIĞIMIZ ANDA TANIŞTIK

Hepimiz aslında iyi insanlarız
Aşkın Bey, sizin için “Füruzan’dan öncesi ve sonrası desem”, ne dersiniz?

Aşkın Şenol: “Ben artık kimseyle evlenemem, bir arada olamam, bu iş bitti” dediğim bir dönemdeydim. Rahmetli anneme babama da, “Bana böyle şeyler söylemeyin üzülüyorum” diyordum. Ancak bu işler hiç öyle olmuyormuş tabii. Füruzan’la karşılaşmamla birlikte tüm bu eksiklik ortadan kalktı, öyle hissediyordum çünkü. Şimdi siz sorunca düşündüm; evet hayatımda, Firuzan’dan önce ve Firuzan’dan sonra da oldu açıkçası.
Sizin içinde öyle miydi?
F.Aydın: Hımmm?
A. Şenol: Öyle değil miydi, ne yani? Öyle demiştin?
F.Aydın: (Kahkahalar) Öyle, öyle, aynı şekilde. Ben de “Çeyizimi ver anne, istediğim gibi olmayacak sanırım. Kullanmaya başlayayım da boşa gitmesin” demiştim. “Peki kızım” dedi, sonra da Aşkınla tanıştım.
Hiç büyük konuşmamak lazımmış, diyelim mi?
A. Şenol: Diyebiliriz. Belki de vazgeçtiğinde, bıraktığında sahip oluyorsun! Garip bir şey, bilmiyorum ki…

HAYALLERİMİZDEKİ YER GERÇEK OLDU

Şimdi birlikte yeni bir başlangıç daha yaptınız. Önce İstanbul’dan ayrılmaya karar verdiniz ardından kendi tiyatronuz Fafa’yı kurdunuz. Neydi bu kararın arkasındaki sebepler?
A. Şenol: İstanbul’dan çok sıkıldık ve arabesk olacak ama “İstanbul bize paramızı vermiyor” gibi bir kafadaydık. Yatırımlık küçük bir evimiz vardı, onu sattık. Balıkesir’e yerleşelim diye bir fikir geldi. Dizi de olmayınca, açıkçası geçinme zorluğu da yaşamaya başlamıştık. Uzun süre gittik geldik, bir tiyatro atölyesi açabilir miyiz diye havayı kokladık. Sonra işler umduğumuz gibi gitmedi. Arkasından da Seksenler dizisi tekrar başlayacak diye haber gelince kaldık.
F.Aydın: Yirmi yıldır tiyatro yapıyorum. Aşkın’la da bir tiyatro kurma amacımız vardı. Her şey bir araya gelince, “Madem kaldık o zaman tiyatroyu da kuralım” dedik. Oyunumuzu da bulunca, başladık. Seksenler dizisinde de beklemediğim bir anda yeni bir karakterle yer aldım. Hepsi bir anda oldu yani.
Yaşadığınız yeri ve yaşantınızı da değiştirdiniz değil mi?
F.Aydın: İstanbul’dan kaçtık Şile’de yaşıyoruz. Balkonumda da bahçe işlerine çok sarmıştım. Hayatımı kurtardı bile diyebilirim. Şile de bunun üzerine çok daha güzel oldu. Bahçeli küçük bir ev bulduk. Bütün öğrendiklerimi şimdi orada gerçekleştiriyorum.
A. Şenol: Ben ilk zamanlara şimdi biz gittik mi falan diye düşünüyordum. Herkesin aklında karmaşadan uzaklaşmak gibi bir düşünce var ama bence yapamamak diye bir şey yok! Bu çok saçma hemen yapsınlar. Biz gidince bunu on yıl önce denememek de saçma geldi. Hayallerindeki yer gerçeğe dönüşüyor, sabah mis gibi uyanıyorsun. Bir yandan da hem İstanbul’dan gittik hem de aslında İstanbul’dayız, bu durum da büyüleyici geliyor.

AYNI SAHNEDE OLMAK BİZİ ZENGİNLEŞTİRDİ

Hepimiz aslında iyi insanlarız
Aynı meslekten olmak, üstelik birlikte aynı sahnede, sette olmak size nasıl yansıdı?

F.Aydın: Benim Aşkın’dan bağımsız kendi kariyerimle ilgili çok sıkıntılı bir dönemim oldu. Ama Aşkın her zaman çok destekti. Dışarıdan sürekli beraber olmamız dezavantaj gibi görünebilir, ilk başlarda benim de kaygılarım vardı ama hiç öyle olmadı. Zaten birlikte olmayı çok seviyorduk, arkadaşlığımıza da çok büyük katkısı oldu. Mesleki olarak bir arada olmakta bizi ayrıca besledi diye düşünüyorum. Kendi tiyatro oyunumuza da çalışırken o kadar kendimizle mücadele halindeydik ki ufak atışmalar olsa bile hep sahnede bırakarak evimize döndük.
A.Şenol: Füruzan’la yedi yıldır beraberiz. Sahnede izlediğimde çok sevdiğim bir oyuncuydu, kendine has bir havası var. Hikâyenin dışardan görünen kısmı ile içerde yaşadığımız şey ise çok farklı bence. Füruzan’ı hayatımda çok iyi tanıyor olabilirim ama sahnedeki hallerini yeni yeni öğreniyorum. Sahne üzerinde beraber oyun oynarken ki durum daha farklı çünkü orda başka biri daha var. İşini yapan, güç harcayan bir sanatçı var. Onun bu gücü aktarma biçimini izliyorsunuz ve bu da ilişkiyi çok zenginleştiren bir şey. Sahnede karşı karşıya geldiğimizde ters duruyorsak misal, hemen yerimize geçebiliyoruz. Oh diyorum ne güzel su gibi geçtik, hiç de birbirimizle haberleşmedik.

TİYATRO KURMAK ZORUNDA KALIYORUZ

Aşkın Bey, Fafa sizin ilk tiyatro kurma deneyiminiz değil. Bir yandan da artık sayısı hızla artan küçük tiyatrolar var. Kendi adınıza tespitleriniz, düşünceleriniz neler?
A.Şenol: Aslında isteriz ki sahnede olalım. Romantik bir istek değil, gerçek bu. Ancak tiyatro kurmak çok da kendi seçimimiz olmadı, kendiliğinden oldu. Sahnede olmakla, oyununuzu alıp satmanın dinamiği başka şeyler. Bunun için dünyadan örnekler vermekten de sıkıldım. Belki böyle dediğim için kızacaklar ama organizatörler tarafında da ticari olarak hoş olmayan şeylerle karşılaşıyoruz. O yüzden artık mecburen işinizin başında durmanız gerekiyor. Aslına bakıyorum bizi ustalarımız da böyle yapmışlar. Gazanfer Özcan, Nejat Uygur da tiyatrosunun her zaman başındaydı. Herkesin bir üslubu var, biz de öğreniyoruz. Nejat İşler ile “Kahramanlar Soytarılar Tiyatrosunu” kurduğumuz dönemlerde ise, ilk Kemancı’da başlamıştık ve orda daha önce tiyatro yapan kimse yoktu mesela. Okuldan elli kişi mezun olmuştuk, devlet tiyatrosuna mı gireceğiz, nereye gideceğiz, bizi kim alacak falan diyorduk. Şu anda inanılmaz bir enflasyon var, şaşırıyoruz. Bizim oyunumuz beş sezon önce olsaydı, kesinlikle rengini belli ederdi. Şimdi üç yüz oyun olunca kim bilir daha neler var bilmiyoruz. İki dönemi görmüş biri olarak, bir dönüşüm var evet ama daha ne göreceğimi ben de çok merak ediyorum.

MÜŞFİK KENTER’İN BİZDE ÇOK İZİ VAR

Hepimiz aslında iyi insanlarız
Ustalarınız demişken, sizin için hayatınızda dönüm noktası olan anılar, sözler var mı, dinlemek isteriz?

F.Aydın: Ben Müşfik Kenter’in konservatuvarda hocam olmasını unutamam. Şu an burada olmam ve tiyatro yapma sebebimdir.
A.Şenol: Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. Farklı zamanlarda benim de hocamdı. Onu seven değişik yerden sever, zaten değişik de bir adamdı. Sevmeyeni, beğenmeyeni de vardır. Ama herkes herkesin balını tadacak diye bir şey yok. Biz onun balını tattık ve iyi geldi. Çok sahne anımız da vardır ama bizim şu andaki oyunumuzun böyle basit olmasında, beraber oynama hızımızda bile onun sebebi vardır aslında. Onun çok acayip, hızlı bir tekniği vardı. “Sıkıştır,” derdi. “Herkes seni mi dinleyecek, kimse bir saat ağdalı ağdalı anlatmanı beklemez” diyerek yönlendirirdi. Benim için çok iyi bir oyuncuydu. Kimseye haksızlık etmek istemem ama öyle bir gücü henüz başka kimsede göremiyorum. Elli kişilik salonda da bin 500 kişilik salonda da oynardı. Benim en çok aklımda kalan sözleri ise; kimsenin elini öpmeyin, kendinize asla laf getirmeyin, derdi. Şimdi daha iyi anlıyoruz. Bir de “Eğer şimdi burada çalışmazsanız yarın öbür gün yarı yolda kalırsınız,” derdi. Kalanları da gördüm ben.

TÜKETİM KRİZİNDEN HEPİMİZ SORUMLUYUZ

Hepimiz aslında iyi insanlarızO zaman gelelim “Biz İyi İnsanlarız” oyununa. Tüketim krizine dair ironik bir kara komedi. Tanıtım yazısında da kendi hayatınızdan izler var sanki? Seyirciden gelen tepkiler nasıl?
F.Aydın: Oyunu daha önce yönetmenimiz Eyüp Emre Uçaray farklı bir isimle sahneye koymuştu. Çok fazla seyirciye ulaşamadığını ve metnin bize çok uyacağını söyledi. Beraber okuyunca bizim de çok hoşumuza gitti. Evet hissettiğiniz doğru bir şey, biraz kendimize de çekmeye çalıştık. Çünkü hikâyedeki karakterler, bugünkü yaşantımızı kurmak için bize ilham kaynağı oldular.
A.Şenol: Kendimizi de o tüketim krizinin dışında tutmak istemedik, öteki türlüsü biraz yukarıdan bir bakış açısı olurdu. Hepimiz yapıyoruz çünkü. Aslında oyun bir çözüm önerisi getirmiyor, sorgulatmıyor da. Artık sonrası seyircinin bileceği bir iş (gülerek). Otursa hayatına baksa, kitap okusa orda da düşünür!
Oyunda da bir çifti canlandırıyorsunuz, ne yaşıyorsunuz? Gerçekten iyi insanlar mısınız?
A.Şenol: Düşük sınıfsal seviyede bir çiftiz, paramız pulumuz yok. Bize bir ev veriyorlar, güzelleştirin sizin olsun diyorlar. Sonra bir evsiz yanlışlıkla evimize geliyor…
F.Aydın: Söyleyecek misin onu?
A.Şenol: Tüketim çok kötü bir şey! (kahkahalar) Finalden bir şey söyleyebilirim; bütün yaptıklarından dolayı bizi affedebilir misiniz diye seyirciye soruyorlar. Affedebiliyorlarsa, iyi o zaman yine bir şeyler isteyebiliriz diye, devam ediyorlar. Hepimiz gibi… Günün sonunda her birimiz içten içe biliyoruz ki aslında hepimiz, iyi insanlarız!

GENÇLİĞİME HER ŞEYİ KAFANA TAKMA DERDİM!

Seksenler dizisinde Manav Mustafa ve Perihan rollerine hayat veriyorsunuz aynı zamanda. Şimdiki Aşkın ve Füruzan çocukluk, gençlik yılarına bir mektup yazsa, neler söylemek isterlerdi?
A.Şenol: Ben böyle bir mektup yazmış olmalıyım ki orda bir bilinçlenme olmuş ve bu noktaya gelebilmişim! 15-20’li yaşlarımı düşünüyorum, ergenlik çok rüzgârlı geçti, kendimle çok uğraştım. Şimdi belki o kadar da takmasaydın diyebilirim, ama o bu kadar kafaya taktığı için beni buraya kadar getirmiş olmalı. Ona kafaya takma dersem, biraz ayıp etmiş olmaz mıyım? Ama her şeyi de kafaya takmasın.
F.Aydın: Ben de hayatı bu kadar ciddiye alma, her şeyi bu kadar kafaya takma derdim sanırdım.

 

 

 

 

X