Duygu dönüşmeden beden iyileşmez

Kişisel Gelişim Uzmanı, eğitmen Bahar Su Dinçeller, kendi kişisel gelişim yolculuğunu anlattığı “Bahar’ın Kitabı” ile kariyerine yazar kimliğini de ekledi. Sohbetimizde her insanın mutlaka bilinçaltı temizliği yapması gerektiğine dikkat çeken Dinçeller, bedensel hastalıkların altında duygu hasarlarının yattığını anlatarak, “Fiziki bedende kan akarken, enerji bedende duygu akar. Hiçbir hastalık yoktur ki duygular hastalanmadan sadece bedende olsun! Bu nedenle önce negatif duygu, düşünce, dil ve davranış dörtlüsünü denetlemeyi öğrenmek ve dönüştürmek gerekiyor” dedi.

Haberin Devamı

Duygu dönüşmeden beden iyileşmez
Yaklaşık kırk yıldır özellikle spritüel alanda eğitimler alan ve eğitim veren Bahar Su Dinçeller, kitap yazarken bilmeden neler başardığını, nelerden sınıfta kaldığını paylaşmanın kendisine de terapi olduğunu söyledi. Okuyuculara ise hangi konulardan hangi derslerin çıkarılabileceğini farklı bakış açılarıyla sunmuş olduğunu ifade eden Dinçeller ile röportajımızda çocukluktaki kodlamalardan başlayıp bilinçaltı dönüşümüne uzanan bir yolculuk yaptık.

Kişisel gelişim son yıllarda herkesin merak ettiği bir alan oldu. Siz de yıllardır bu anlamda hizmet ve eğitim veren biri olarak ilk kitabınızı çıkardınız. Öncelikle içeriğini nasıl oluşturdunuz?
Evet, herkes bir biçimde kişisel gelişimden bahsediyor ve duyduklarını kendisinde uygulamaya çalışıyor. Ancak herkesin birebir destek alması mümkün olmadığından yazılan kitaplarda da genellikle bilimsel bilgiler ve öneriler yer alıyor. İşte, ben de tam bu noktada bambaşka bir kitap yazabilmek hayaliyle yola çıktım. Yaklaşık 40 yıl önce kâinatı merakla başladı yolculuğum ve kendi bilinçaltımı dönüştürmek için eğitimler aldım, eğitimler de veriyorum. Kitap yazmak ise çocukluk hayalimdi. On yıl önce yazarlık kursuna gittim ve sonrasında spritüel yaşam koçluğunun, diğer eğitimlerin tekniklerini, yöntemlerini, kendi sentezlerimi yıllarca not aldım. Ancak yaklaşık dokuz defter olan notlarımı derlemek için bilgisayarın başına oturduğumda hiç içimden gelmedi ve kendi kişisel gelişim hikâyemi yazmaya başladım. Bilmeden neler başardığımı, nelerden sınıfta kaldığımı ve zorlandığım noktaları paylaşmak bana hayatımı bir kez daha gözden geçirme imkânı sundu. Öte yandan içeriği okuyucular için de hangi konulardan hangi derslerin çıkarılabileceği, olaylara ne türlü bakış açıları ile yaklaşılabileceğini yaşamın içinde gözlemleme şansı veriyor.

Haberin Devamı

BANA DA TERAPİ OLDU

Duygu dönüşmeden beden iyileşmez
Kitabınızın ismi de “Bahar’ın Kitabı” olunca yazarken kendinizle de bir yüzleşme de yaşadınız sanırım?

Hem de nasıl bir yüzleşme! Pandemiden önceki yaz üç ay boyunca eve kapandım. Beni gizli kameraya alsalardı herhalde bir yazarın yazma hikâyesi diye film olurdu. Bilinçaltım beni öyle gerilere götürdü, öyle olayları çıkarttı ki ortaya, zaman zaman çok ağladığımda oldu. Benim için hem keyifli hem de çok zor bir süreçti. Kısacası kitabım bana da terapi oldu. Bahar’ın Kitabı’nı okurken okuyucular da kendi hayat kitabını da okuyor olacak. Belki şimdiye kadar almadığınız dersler vardır, affetmeniz için sizi bir köşede bekleyen anılar, eski tanıdıklar; hatta şükretmeyi unuttuğunuz, varlığından duyduğunuz mutluluğu dile getirmeyi ihmal ettiğiniz sevdikleriniz. Dökün siz de şöyle bir içinizi, anılarınızın kapaklarını aralayın, duygularınızın altını deşin, özlemlerinizi, hayallerinizi olumlamalarla dile getirin diye yazdım kitabımda. Ben ruhumun seyr-i sefasına çıkarken siz de kendi ruhunuzun semalarında bir dolaşın istedim. Çünkü, bulduklarınıza inanamayacaksınız.

Haberin Devamı

ÇOCUKLUĞUMUZU İYİ TAHLİL ETMELİYİZ

Siz de yolculuğunuza çocukluktan başlamışsınız. Çocukluktaki rol modellerimiz hayatımızı nasıl etkiliyor?
İnsan çocukluğunda yazılan kodlarla büyüyüp olgunlaşan bir canlıdır. Doğal olarak kişisel gelişimimizi tamamlamak, bizde yanlış giden şeyleri bulup ortadan kaldırmak istiyorsak; ilk olarak çocukluğumuzun tahlilini iyi yapmalıyız. Çocukluk dönemimizde bizde iz bırakan anıları doğru okuyup gereken derslerimizi alıp, affetmememiz gereken kişileri affedip, varlıklarına şükretmemiz hem bizi hem de karşımızdaki kişilerin ruhlarını hafifletecektir. Ben de kendi kişisel gelişim yolculuğumda döndüm, içimdeki çocukla göz göze geldim. Sonunda büyük Bahar’la küçük Bahar’ı tanıştırıp, barıştırdım.

Haberin Devamı

Neleri fark ettiniz?
Ben ortanca ve istenmeyen bir bebektim. İstenmeyen bebeklerde anne bebekle bağını kesmiştir. Dolayısıyla annemle çok çatışmamız oldu. Çocuk onun yakınlık duygusunu hissetmediği için kendini hep başkalarına sevdirmeye çalışır. Ben de ciddi anlamda sıkıntılar yaşadım. Ama eğitimler alıp, arınınca çok uzun yıllar sonra annemle barıştım. Evliliklerime geldiğimde de baktım ki babamdan çok şey almışım. Babamı çok severdim. Her iki evliliğimde de eşlerimde babamda gördüğüm ve istemediğim farklı huyların olduğunu fark ettim. Çünkü çocuk mutlaka baba rolündeki kişinin ya iyi yanını alır devam ettirir ya da babanın geçemediği yanı zincirleme devam ettirir.

Haberin Devamı

BİLİNÇALTI TEMİZLİĞİ YAPILMALI

Duygu dönüşmeden beden iyileşmez
Anlattığınız konulardan biri de bilinçaltı temizliği. Bilinci arındırmak neden önemli?

Biz hepimiz bir flash bellek ile geliyoruz bu dünyaya. Bu bir hayat senaryosu ve bugün bilim adamlarının kabul ettiği hücre çekirdeklerindeki DNA’lar yüzyıllar öncesinden gelen ata bilgilerini barındırır. Ata bilgisi nedir? Atanın geçemediği sınavı alıp geliyorsun. Yani biz de geçemediğimiz sınavları mutlaka miras bırakıp gidiyoruz. Önce çocuğunuza yoksa kardeşlere o da yoksa kuzenlere geçiyor.  Aileye doğan her bebeğin misyonu, kromozomlarının olumsuz gen kodlarını  arındırıp dönüştürmektir. İşte danışanlarıma da söylediğim en önemli şey bu. Siz sorumluluğunuzu ele alarak, bu çalışmaları yaparak en önemli işi yapıyorsunuz. Hem miras aldığınız geçmişi arındırıyorsunuz hem kendinizi hem de sizden sonraki nesli temizliyorsunuz. Bu nedenle bütün bilinçaltı teknikleri; temizleyiciliği, dönüştürücülüğü her insanın mutlaka yapması gereken bir davranış olmalı.

Haberin Devamı

ÖNCE DUYGULARIMIZ HASARLANIR

Duygularımız hastalanmadan bedenimiz hasta olmaz diyorsunuz. Bu duygu durumunun farkına varmak kolay mı?
Kişi gerçekten istemezse farkına varıp duygularını asla dönüştüremez. Fiziki beden de kan akarken, enerji bedende duygu akar. Fiziksel bedene gelene kadar önce duygular hasarlanır. Hastalandığımızda doktora gideriz, tüm tahliller yapılır teşhisler konulur ama altında yatan nedeni bulamazlar. Stres kaynaklı denilen her şey bizim aslında duygularımızı hasarladığımız noktalardır. Bedende çakra merkezleri vardır bunlar duyguların aktığı meridyenler içindeki enerjisel kapılardır. Biz duygularımızı hastalandırdığımızda, yani kendimizi sevmeyerek, neşemizi bozarak, dikkatimizi başkalarına verip kendi ifade yerlerimizi tıkayarak, yaratıcılığımızı engelleyerek bedenimizi hastalandırıyoruz. Ben meditasyon kökenliyim ve ciddi anlamda on iki yıldır eğitimlerde veriyorum. Meditasyonda iç bedeni çok iyi öğrendiğimiz için kişi bana hastalığını söylediğinde ben onun altında yatan duygu nedenini çok kolay söyleyebiliyorum.

Sistemin nasıl işlediğine dair bir örnek verebilir miyiz?
Örneğin mide hazım yeridir. Biz yediğimiz şeyi hazmedemediğimizi düşünürüz. Oysa önce duyguları hazmetmeyiz. Duyguların sıralaması yönünden sistemden bahsedersem yedi tane ana çakra merkezimiz vardır. En başta bir numaralı, omurganın dibinde olan çakra merkezimiz ağacın kökü gibidir, orasının duygusu kabullenmektir. Hayata geldiğin aileni, çevreni, yaşamını kabul etmiyorsan iki numaralı göbek çukurunun altında olan yaratıcı çakrayı bozarsın. Hangi alanda çalışırsanız çalışın o konuyla ilgili yaratıcılığınızı kestiğinizde, işinizi başaramazsınız ve bunu hazmedemezsiniz. Aslında kabul etmediğimiz şeyi hazmedemiyoruz. Orta kalp dediğimiz yere geldiğimizde, hazmedemediğimizde sevgisizlik, korku, irade gücü eksikliği bunların hepsini yapamaz hale geliyorsunuz. Mesela panik atak orta kalp sorunudur. Korkuyla çok alakalıdır. Tüm bunları boğazda misal öfkeyle ifade ediyorsanız o merkezi de bozuyorsunuz, boğazı hastalandırıyorsunuz. Boyunda inatçı kimliktir örneğin. Bir şey de tuturukluk yaparsanız o bölgeyi kilitliyorsunuz. Örneğin kendinize de söyleyemediğiniz şey için kızdığınızda boğazınız düğüm düğüm olur ve fiziksel anlamda ne varsa organlarımız, salgı bezlerimiz, hormonlarımız hepsi etkilenir.

BİR VE ALTI NUMARALI ÇAKRALAR

Affetmek konusu da oldukça dile getiriliyor. Çakralardaki yeri nedir?
Kabul etmemek aynı zamanda affetmemeyi, affetmemek de aynı zamanda kabul etmemeyi getiriyor. Çakraları bir su değirmenine benzetiyorum, bir akıştır. Bir dal ya da taş sıkışırsa ne olur, suyun akışını sağlayamaz. Kâinattan gelen ruhsal enerji, meridyen dediğimiz enerjisel kanallarımızda duygu tıkanıklarını açan bir akıştır. Siz negatif duygularla taş gibi tıkadığınızda akış sağlanmaz ve çakra fiziksel organlara yeterince o enerjiyi gönderemez. Bir ve altı numaralı çakralar çok önemlidir. Kabul etmediğinizde üçüncü göz dediğimiz kaşın biraz üstünde olan altıncı çakrayı da bozuyorsunuz. Her insanda kundali- sessiz ateş adı verilen şifa enerjisi iki üç saç teli kadar çalışır. Bir numaralı kök çakra iyi çalışıyorsa, enerjisel olarak omurga boyunca gider çakra merkezlerindeki bütün birikmiş negatif duyguları yakar. O olmazsa biz düdüklü tencere gibi patlarız. Kök çakramızı sağlam tutarsak o iki üç saç teli daha da genişleyen bir hortuma, güçlü yanan sessiz bir ateşe dönüşür ve sizi arındırır. Hiçbir hastalık yoktur ki duygular hastalanmadan sadece fizikselde olsun!

4 D FORMÜLÜ ÖNEMLİ

En basitinden kişinin yapması gerekenler hakkında tavsiyeleriniz ne olur?
İşte ikinci kitabımda ruha, bilinçaltını dönüştürmeye yönelik teknikleri anlatacağım. Basit bir dille 4 D dediğim bir formülü örnek verebilirim. Duygu, düşünce, dil ve davranış dörtlüsünü denetlemeli ve değiştirmeliyiz. Önce duygularımız ne ona bakmamız gerekiyor. Diyelim ki kediden korkuyoruz.Eyvah ya karşıma çıkarsa dediğimiz anda düşünceye dönüştürüyoruz. Sonra sokaktaysak ya kedi gelirse diye dillendirmeye başlıyoruz. Sonra da bunu davranışa dönüştürüyoruz ve gittiğimiz yerde huzur bulamıyoruz. Her konuya böyle yaklaşmalıdır. Çok iyi bir hipnoz eğitimcisiyim aynı zamanda. Spritüel yaşam koçluğu içinde hipnotik dil kalıpları eğitimi de veriyorum. Doğru konuşmayı mutlaka öğrenmek gerekiyor. Hipnotik dil kalıbını öğrendikten sonra dil, düşünce, davranışı yerine yerleştirip hayatınızın akışı içine koyduğunuzda her an kendinizin farkındalıklı yaşadığınızı göreceksiniz.

Yazarın Tüm Yazıları