Ar yu çekindırılıst?

Haftalardır devam eden referandum tartışmalarında, bendeniz kendimi hızlandırılmış İngilizce kursuna gitmiş zavallı Yiğit Özgür karakterleri gibi hissediyorum: "Yes mi, no mu? Çabuk söyle! Ar yu çekindırılıst?" Doğru tercihi yapma zorunluluğunun yarattığı bir büyük gerginlik...

Haberin Devamı

Gerçi neden geriliyorum ben de bilmiyorum. Nihayetinde hayatımız hep biraz "Şu mu, yoksa bu mu?" sorularına maruz kalarak geçti. Sağ memeyi mi emeceksin, sol memeyi mi? Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı? Acid'ci misin, metalci mi? Melih'çi misin, Eray'cı mı? Pepsi'ci misin, Coca-Cola'cı mı? Etli dolmacı mısın, zeytinyağlı dolmacı mı? (Bak bu çok zor sorudur...)

Velhasıl "Bu hafta ne yazsam" diye düşünürken, ülkedeki atmosferin de etkisiyle, aklıma sevgili okurlarımıza böyle bir seçim sunmak geldi. O zaman cevap verin bakalım: Çiğ beslenme mi, ketojenik beslenme mi?

Ar yu çekindırılıst

ÇİĞ BESLENME NEDİR, NE İŞE YARAR

Haberin Devamı

Yabancıların "raw food" dediği çiğ beslenme, adı üzerinde gıda maddelerinin pişirilmeden tüketilmesi esasına dayalı. İlk insanların, ateşi, yediklerini pişirmek için kullanmaya başlamalarından önceki beslenme biçimlerinin günümüze yansıması diyebiliriz.

Çiğ beslenmede, pişirme yok ama kurutma gıdalar için sıklıkla uygulanan bir yöntem. Bir de bazı yiyecekleri azami 45 derece sıcaklıkta tutarak tüketime hazırlayabiliyorsunuz. Neden 45? Çünkü özellikle sebze ve meyvelerdeki vitaminler, faydalı bakteriler, enzimler vb. 45 dereceden yüksek sıcaklıklarda ölüyormuş.

Tabii ömrünüz sade suya çiğ sebze-meyveyle geçmiyor. Yağlı tohumlar, kuru yemişler vs. bu beslenme biçiminde muhakkak olması gerekenler. Bir de benim en sevdiğim, bakliyat filizleri var. Çocukken pamuğun içinde fasulyelerle yaptığımıza benzer bir yolla, mercimekleri, börülceleri filizlendirip salatalara, yemeklere katmak mümkün. (Bu şekilde tüketilen bakliyatın vitamin değeri de kuru tüketime nazaran yüzde 800 daha yüksekmiş.)

Bitkisel gıdalarla ilişkiler nispeten basit ama hayvansal gıdalarda sıkıntı büyük. Süt ve süt ürünleri muhakkak yüksek sıcaklıkta işlem gerektirdiğinden yasak. Çok isteyene badem sütü, hindistancevizi sütü filan öneriliyor. Etin durumu ise çok daha karışık: Bazı çiğ beslenmeciler tamamen etsiz yaşıyor, bazıları eti marine edip yiyor (Çiğ köfte de olur mu ki?), bazıları ise sadece balık tüketiyor. (Suşi, özellikle de saşimi çok iyi bir örnek.) Unutmadan, alkol, kafein ve unlu mamuller de kesinlikle yok.

Haberin Devamı

"Peki bunun bize ne faydası var?" diyorsanız, o da şöyleymiş: Öncelikle vücudunuza giren vitamin, mineral vb. yapı taşlarının miktarı da canlılığı da çok daha fazla oluyor. Daha iyi besleniyorsunuz yani. Bağışıklık sisteminiz güçleniyor. Sindirim sisteminiz düzene giriyor. Kötü, işlenmiş, yapay şeyler yemediğinizden karaciğeriniz, böbrekleriniz çok daha az yoruluyor. Cildiniz güzelleşiyor. Bir de tabii yine abur cubur yemediğiniz için fazla kilolarınızda bir azalma olabileceği belirtiliyor.

Bununla beraber, çiğ beslenmeye geçmek hayli radikal bir karar ve herkesin harcı olmayabilir. Doktorunuzla filan konuşmadan aman girmeyin bu işlere! Dahası, babaanne tabiriyle 'para tuzakları' türemiş bu alanda da. Çiğ besleneyim derken maaşı ambalajlı gıdalara gömmeyin. Onun yerine Raw Food Recipes'de muhteşem tarifler bulabilirsiniz. (Türkçe sitelerde de yavaş yavaş böyle tarifler çıkmaya başladı.)

Haberin Devamı

Bir de tarihsel not düşeyim: Yuval Noah Harari'nin Sapiens'inde ilk insanların yiyecekleri pişirmesinin, insanlık tarihinde yarattığı sonuçları anlatan yaklaşık bir sayfalık bir kısım var, meraklısına öneririm. (Kitabın tamamını da öneririm tabii…) Harari'nin anlattıklarını en kısa yoldan ifade etmek gerekirse, pişmiş gıda tüketmeye başlamak insanların sindirime harcadığı süre ve eforu azaltmış, bunun sonucunda bağırsaklarımızı kısaltıp beynimizin büyümesini sağlamış. Yani bugünkü insan, zekâsını kısmen pişmiş gıdalara borçluymuş.

Ar yu çekindırılıst

KETOJENİK BESLENME NEDİR, NE İŞE YARAR

Öncelikle ketojenik ne demek? Bu kelimenin kökünde 'ketozis' var. O da vücudumuzun karbonhidratsız kaldığı durumlarda, enerji için yağ depolarına başvurmasına verilen ad. Ketozis aşamasında yaşanan tepkimelerin sonucunda keton denilen maddeler ortaya çıkıyor. (Vücudumuzda bunların yaşandığını nefesimizin aseton gibi kokmasından ya da eczanelerdeki keton çubuklarıyla testler yaparak anlayabilirmişiz.)

Haberin Devamı

Peki ketojenik beslenme ne oluyor? Bol bol yağ, orta karar protein ve düşük miktarda karbonhidrat tüketilen ve vücudu yağ yakmaya zorlayan bir beslenme biçimi oluyor. (Canan Karatay'ın savunduğu beslenme biçimine vakıf olanlar, benzerlikleri hemen fark edecektir.)

Ketojenik beslenmeye karar verirseniz, bol bol tereyağı (Kahveye bile koyup 'kurşun geçirmez kahve' yapabilirsiniz örneğin...), zeytinyağı gibi bitkisel yağlar, ceviz gibi yağlı kuruyemişler, avokado, yumurta, süt ve et tüketebilirsiniz. Yalnız etle ilgili bir parantez: Ne kadar et o kadar iyi değil; en çok önerilenler ton balığı gibi yağlı proteinler. Unlu mamullere, pilava, patatese, şekere, bala filan tamamen veda edeceksiniz. (Çok özleyen badem ununu denesin.) Meyveleri de çok canınız isterse günde bir kez küçük porsiyonlar halinde tüketebilirsiniz. Keto Recipes'de güzel tarifler var. Maalesef yine İngilizce ama en azından fikir verir.

Haberin Devamı

Faydalarına gelince: Bu beslenme biçimi ilk olarak çocuklarda epilepsinin tedavisi için bir metot olarak geliştirilmiş ve bu yolla nöbetlerin azaltılmasında yüzde 50'den fazla oranlarda başarı elde edilmiş. Keza diyabet, mide yanması, yüksek tansiyon gibi hastalıklarda da, Alzheimer, Parkinson gibi bozukluklarda da hastaların ketojenik beslenmeye başlamasıyla şikayetlerinde azalma ya da hastalığın ilerlemesinde yavaşlama görülmüş.

Ama ketojenik beslenme son dönemde en fazla kanserli hastalara öneriliyor. Zira kanser hücreleri şekerle besleniyor ve vücuda giren şekerler ile karbonhidratlar ne kadar azalırsa hücrelerin büyümesi de o kadar yavaşlıyor.

Bununla birlikte ketojenik beslenmeye geçmek de sizin için radikal bir karar olabilir. O nedenle tıpkı çiğ beslenmede olduğu gibi burada da doktorunuza danışmadan hareket etmeyiniz efendim.

 

Not: Artık yazmaya gerek görmüyorum ama ketojenik beslenme ya da çiğ beslenmeyle ilgili ilginç deneyimleriniz varsa e-postalarınızı beklerim.

Yazarın Tüm Yazıları