GeriSerhat DEMİREL Terk edilmişlerin kimsesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Terk edilmişlerin kimsesi

Depremin ardından yaşanan nükleer facia sonrasında terkedilen Fukuşima’da kalan kedilere kendini adayan Sakae Kato’yu, geride kalan haftalarda bu köşede övgü dolu sözlerle aktarmıştım size. Sırada iç savaşın sürdüğü Suriye’den bir kahramanlık hikâyesi var.

Suriye’nin kuzeyindeki İdlib kentinde bir barınak, yaklaşık 1000 kediye ev sahipliği yapıyor. Hikâye 2015’e uzanıyor. Muhammed Alaa El-Celil, bu dönemde savaşın yoğun bölgesi Halep’i terketmek zorunda kalıyor. İdlib’e giderken, barınaktaki 100 kediyi de beraberinde getiriyor.

İdlib’e yerleşince ilk iş yeni bir barınak kurup kedilerine bakmak oluyor.

Bu dünyanın hassas insanlar için nasıl bir cehennem olduğunu hayatı boyunca deneyimleyen El-Celil, burada da farklı bir manzara görmüyor maalesef.

Terk edilmişlerin kimsesi

Kendilerine yardım yapan İtalyan bir kadının en sevdiği kedisinin adını alarak Ernesto ismini veriyorlar barınağa.

1000 KEDİYE BAKIYOR

Ekip büyüyor; yaralı, sahipleri tarafından terk edilmiş kedileri toplayıp, yaralıların tedavi ve aşılarını yapıyor, barınma ve mama sağlıyor.

2 bin metrekarelik bir alanda yaklaşık 1000 kediyle hayat mücadelesi veren barınak çalışanları; yeni doğan yavrular, hasta ve sağlıklı kediler için de ayrı alanlar oluşturuyor.

Günlük mesai olarak 1000 kediye bakıp, 30’dan fazla da kedinin tedavisini yapıyorlar.

Söyleyin bana, bir insan daha ne kadar cennetlik olabilir?

Kıssadan hisse. Bu dünyada terkedilmiş, sokakta yardım bekleyen canlılar için çalışan güzel insanlar var. 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü’nü eda ederken, bir barınağa yardım etmeyi unutmayın.

SEN MİSİN KEDİYİ EĞİTMEYE KALKAN

DİSİPLİN demişken, bu haftanın harika olayına değineyim. Amacı insanı dehşete düşürüyor ama kedilerin sergilediği direnç insanın yüzünü güldürüyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler’den bilgi sızdırmak isteyen CIA, bu uğurda kedileri kullanmaya niyetlenmiş. 20 milyon dolar da para harcanmış bu projede. Ama nihayetinde Akustik Kedicik (Acoustic Kitty) projesi, kedilerin gerektiği gibi davranabilmesi için eğitilememesi nedeniyle iptal edilmiş. Kedileri boşuna sevmiyoruz.

KURAL MI NE KURALI

BEYAZ Saray’da tekrar köpek olması şahane bir haber olarak son dönemin yüz güldüren olaylarındandı. Ama yeni başkan Joe Biden’ın heyecanlı köpekleri Champ ve Major olay çıkarmaya devam ediyor. Bir ay içerisinde ikinci kez Beyaz Saray’da bir kişiyi ısırarak ortamın huzurunu kaçırdılar. Bir de olur olmaz yerlere de tuvaletlerini yaparak Beyaz Saray’ın düzenine itaatsizliklerini sürdürüyorlar. Bu haliyle bir kediye yakışan disiplinsizlikler sergileyen ikili, ilk vukuatta eve gönderilmişti. Bir süre tatilin ardından geri dönmüşlerdi. Şimdilik bu olay için bir yaptırım kararı yok.


TAKİP ÖNERİSİ
HERKESİN GÖNLÜNÜ ÇALDI

Terk edilmişlerin kimsesi


UZUNCA
bir süredir şöhretli kediler dönemini yaşıyoruz. Her gün yeni bir fenomenimiz var. Sıradaki konuk Güney Kore’den. Brown Sugar’ı diğerlerinden ayıran, “ağladı ağlayacak” diye anlatabileceğim emojiye benzeyen suraf ifadesi. Çok sevimli değil mi ama? Maceralarını www.instagram.com/brownsugar_ddang/ adresinden takip edebilirsiniz.

OKUR FOTOSU
KARŞINIZDA ZİLLİ

Terk edilmişlerin kimsesi


OKURUMUZ Attila Biçer, kedisi Zilli’nin fotoğrafını şu notla paylaştı: “Zilli’miz 3 yaşında dişi. Bize sığındı, artık ailemizin bir üyesi oldu. Bodrum Göltürkbükü’nde bizimle yaşıyor.” Muhteşem güzellik Zilli’yi kucaklıyor, sizden de kedi, köpeklerinizin fotoğrafını bekliyorum.

NOT: Kediniz ya da köpeğinizin fotoğrafını #dunyagüzeli etiketiyle ve Hürriyet’i mention’layarak sosyal medyada paylaşın ya da sdemirel@hurriyet.com.tr adresine mail atın, seçip paylaşalım...

 

X

Benden başkasını sevmek mi asla!

Köpeklerin sahiplerini kıskandıkları bilinir ve bu tablo çoğu insanın hoşuna gider.

Hal ve tavırlarındaki değişiklikleri gülümseyerek izleriz. Sosyal medyada da buna benzer çok akım ve video var zaten. Biz böyle yapıyoruz ama bakalım bilim buna ne diyor? Şimdi gelelim olayın bilimsel yönüne.

Araştırmalara göre köpeklerin yüzde 80’i sahipleri başka bir köpeğe ilgi gösterdiğinde havlama, tasma çekme gibi tedirginliklerini belli eden hareketlerle kıskançlığını gösteriyor.

Kıskançlığın bir güzel yanı, bu hareketler kendi benliğinin farkında olmak anlamına geliyor.

Bu nedenle köpeklerin aynı küçük çocuklar gibi kıskançlık davranışına sahip olması uzmanların hayli ilgisini çekiyor.

Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırma, kıskançlık hissine odaklanmış.


Yazının Devamını Oku

Kapıları tırmalayan benim

Evlerini kediyle paylaşanlar, zaman zaman insanın sinirini hoplatan şu manzarayı bilirler: Kediler kapalı kapılar ardında durmanıza asla izin vermezler. Takıntılı şekilde kapıyı açmaya, ya da siz açana kadar kapı önünde ağlamaya, beklemeye devam edebilirler.

Peki neden böyle? Veterinerler açıklıyor.

Bu davranış kedinizin kodlarında var. Kediler yaşadıkları mekânın hâkimidir. Ve burada olup biten her şeyden haberdar olmak zorundadırlar.

Kediler hayatta kalmalarını sağlayan içgüdülerine göre hareket eden, doğası gereği meraklı canlılar olduğu için kapalı kapılara tahammül göstermezler.

Ev kedileri, her ne kadar zaman içinde yemek ve sığınma ihtiyacı hissetmeyecek konuma gelseler de hayatta kalma güdülerinden bir şey kaybetmezler. Dolayısıyla kapalı bir kapının ardında ne olduğunu merak etmek onların karakteridir. Katlanacaksınız, çaresi yok.



Yazının Devamını Oku

Pandemi bitti diye dostlarınızı bırakacak mısınız

Zeki Demirkubuz’un meşhur tweet’inden ilhamla gireyim söze:

“Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum.” Bunu hayvansever olarak uyarlayalım: “Hayvan haklarına dair hiçbir şeyin hiçbir zaman hayvanseverlerin dilediği gibi olmayacağını biliyoruz.”

Ne kadar çabalarsak çabalayalım olmuyor bazı şeyler. Bir noktada takılıyor. Ama üzülmekten de mücadele etmekten de vazgeçmiş değiliz.

Yeni bir tehlikeyle baş başayız. Malum pandemiyle birinci yılımızı tamamladık. Bu süre zarfında dünya genelinde hatrı sayılır miktarda kişi yakınındaki kedi-köpeğiyle hayata tutundu. Bu durum mutluluk verecek şekilde barınaklardaki hayvanların sahiplenilmesini sağladı.



Ama o günler geride kaldı. Şimdi dünya genelinde bir tehlike var ve her musibeti anında sahiplenmeye meyyal bir ülke olarak bunu yaşama endişesi taşıyoruz: Normalleşme adımları atıldıktan sonra, insanlar sahiplendikleri yavruları hayvan barınaklarına bırakmaya başladı ve satışa çıkarılan yavru köpek ilanları etrafı sardı. 

Yazının Devamını Oku

Pandemide kilo alan sadece biz değiliz

Pandemide bir seneyi geride bıraktık.

Artık yavaş yavaş haritada bize tahsis edilen renge göre gündelik hayatımızı şekillendirmeye başladık. Kimimiz serbestiz, kimimiz eski günlere hâlâ dönebilmiş değiliz. Bu süreç, bizi ruhsal olduğu kadar bedensel olarak da yıprattı. Fiziksel anlamda yaşadığı değişimden şikâyet edenlerin sayısı fazla. Sızlanmaların başında alınan kilolar geliyor.
İnsanlardaki bu durum köpeklere de yansımış.

ABD’de bin kadar kedi-köpek sahibiyle ekim ayında yapılan ankette katılanların yüzde 42’si evcil hayvanlarının karantinada kilo aldığını söyledi. Cevabı verenlerin büyük çoğunluğu köpek sahipleri.

Aynı anket geçen sene mayıs ayında yapıldığında bu cevabı verenlerin oranı yüzde 33’tü. Yani pandemi devam ettikçe köpeklerimiz de kilo almaya devam ediyor. Mart-aralık arasında veterinerlerin fazla kilolu teşhisi koyduğu evcil hayvanların oranı yüzde 2.3 artmış. Bir yılda gözlenen bu artış bir hayli fazla. Veterinerler böyle bir sıçramanın normal şartlarda 10 yıl gibi bir sürede beklendiğini söylüyor.

Sürekli yanımızda olan köpeklerimiz gün içinde ödül almak için çırpınıyor. Biz de dayanamayıp ödül veriyoruz. Bunu destekleyen bir veri de son 12 ayda piyasada satılan ödül mamalarının yüzde 10.6 artması.


Yazının Devamını Oku

Tehlike köpeklerin burnunun ucunda

Ülke olarak maskeyle beraberliğimizin birinci senesini dolduruyoruz.

Kelimenin gerçek anlamıyla her yerde maske var. Ve bu maskeler epey bir zamandır tehlike teşkil edebiliyor. Bu tehlike sadece kimyasal çöp harici yerlere atılanlardan değil, ülkece kurtulamadığımız kötü huyumuz olan sağa sola atılanlar nedeniyle de yaşanıyor.

Hadi biraz kendinizi iyi hissetmenizi sağlayayım, sokağa çöp atma durumu sadece bize özgü değil. ABD’de de bu sorun baş göstermiş. Merak edilen konu: Köpeğim yerde bulduğu maskeyi koklar ya da yemeye kalkarsa COVID-19 kapar mı?

Kuzey Amerika Veterinerler Birliği’nden Dr. Dana Varble, bu soruyu şöyle yanıtlamış: “Sokakta bulduğunuz bir maskeden siz ya köpeğinizin COVID-19 kapması pek olası değil.”



TEMAS ETTİYSE 

Yazının Devamını Oku

Kediler neden ayakucumuzda yatıyorlar

Sizi sevdiğini kucağınızdan inmeyerek kanıtlayan kediniz, gece olduğunda ayakucunuzda yatarak, zaman zaman sizi hareketsiz bırakacak şekilde uyuyor mu?

Cevabınız muhtemelen “evet” ve bunun sebebini merak ediyorsunuz. “Yatacak başka yer mi yok” sorularımızın peşine düşmüş yine birileri. Bu konuya da birkaç cevaplı bir açıklama bulmuşlar. Hayvan sağlığı ve davranışı uzmanı Erin Askeland, bu konuda şunları söylüyor:

- Uyku sırasında kedilerin savunması düşüktür ve zarar görmeye daha açık olduklarının farkındadırlar. Bu nedenle tetikte olurlar. Kedinin ayakucunuzda yatmak istemesi bir tehdit anında ya da tehlikeyi hissettiğinde alarma geçip sizi korumak içindir.

- Aynı zamanda yatağın ucundan kaçmak ve odanın her yönüne hareket etmek daha kolaydır ki bu da içgüdülerinin bir parçasıdır.

- Ayrıca kediler, bütün gün kendisini besleyen, su veren, ilgilenen kişiye bu sevgisine karşılık olarak ilgi göstermek için bunu yapabilir.

- Bir ihtimal daha var: Kediler, sizin vücut ısınızdan yararlanmak için ayakucunuzda, size temas edecek şekilde yatıyorlar.

Ben bu ihtimallerin hepsini sevdim. Aynı yatakta uyumaya devam edebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Krakow’un kahve kokan sokakları

Malum, kar yağışı ‘büyük şehirlere’ ulaşmadan ülkemizin kış şartlarının çetin olabileceğini pek anlayan bir toplum değiliz.

Bu hafta da görkemli bir yağış bekleniyor, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin batı yakasında. Kimimize mutluluk, kimimize çaresizlik getirecek. Herkese kolaylık diliyorum.

Hayat şartlarını kolaylaştırabilmek için belediyeler yolların yanı sıra şehir içinde kaldırım ve sokakları, parkları da tuzlayıp sağlıklı şekilde yürüyüp, bir yerlere ulaşabilmemizi amaçlıyorlar. Bu uğurda kullandıkları kimyasallar ise her zaman çevre dostu olmuyor.



KÖPEK DOSTU

Polonya’nın güzel şehri Krakow’da belediye, parlak bir fikirle bakın ne yapmış: Ülkemizdeki gibi sadece al-götür imkânı sunan kahve dükkânları, kahve atıklarını değerlendirmenin yeni yolunu bulmuş. Park ve sokaklara tuz dökmek yerine, aynı zamanda gübre olarak da kullanılabilen bu kahve atıklarını yollara serpmeye başlamışlar. 50 kafe şimdiden kampanyaya dahil olmuş. Belediye de bu şekilde hem çevreci bir çözüm hem de ucuz alternatif bulmuş oldu.

Yazının Devamını Oku

Onları nasıl mutlu edeceğiz

Geçen hafta haberini vermiş ve üzülmüştük.

Bu hafta çözüm için arayışa gireceğiz. Konumuz şu: Pandemi nedeniyle evde daha çok vakit geçiren kişiler, aynı evi paylaştıkları kedilerini mutsuz etmişler. Çünkü onlar bu kadar içli dışlı olmaktan dolayı keyifli değilmiş.

Bu durumu Veticana Veteriner Kliniği’nden veteriner hekim Volkan Alaşlı’ya sordum. 1 yıla yaklaşan pandemi ve buna bağlı karantina nedeniyle evcil hayvanlarda yaşanan değişimi kliniklerine gelen kişilerden duyuyorlarmış. Gelen şikâyetler şöyleymiş: “Kedim benden kaçıyor, benden saklanıyor, tuvalet kabı dışına çiş-kaka yapıyor. Göz teması kurmuyor. Kedim bana tıslıyor, iştahsız, kusuyor, mamasını yemiyor, bana pati atıyor... Tüm bunlar stres kaynaklı. Unutmayalım, stres, bağışıklık sistemini ciddi oranda düşürebilir.”

“Tüm bu davranışlar, rutindeki değişikliklere ve bunun sonucunda ortaya çıkan strese bağlanabilir. Artı, insanlar endişeli oldukları için bu kaygı evcil hayvanları tarafından da sünger gibi emiliyor. Aslında evcil hayvanlarımız da bizler gibi yeni bir normalle yaşamaya zorlanıyorlar. Bu normal, günde sekiz saat veya daha fazla yalnız bırakılmadıkları bir normal” diyen Alaşlı’ya, “Peki bu durumu nasıl çözeriz” diye sordum.




Yazının Devamını Oku

Kediler isyanda... Bizi biraz rahat bırakın!

Bu hafta Türkiye gündeminde güzel bir haber vardı: Independent Türkçe’den Uğur Yıldız’ın çeşitli kaynaklardan derlediği haber, COVID-19’un insan-hayvan ilişkilerine etkilerini ele alıyordu.

Buna göre, evcil hayvanlar, özellikle pandemi döneminde yalnız olanların akıl sağlığını koruması için kritik önem taşımışlar. Ama maalesef onların bize verdiği sevgiye karşılık biz yine bize yakışanı yapmışız: Onları mutsuz etmişiz. Hatta bir adım öteye gitmişler. Her kedi sahibinin tahmin ettiği üzere, kediler bu kadar dip dibe olmaktan bezmiş durumdalarmış.

İYİ Kİ VARLAR

Esasında bilimin buna vakit harcamasına gerek yoktu, herhangi bir kedisever bunu söyleyebilirdi. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, aslında insanların bu dünyaya geliş sebebi kedileri memnun etmek. Ama tabii bu ilgiyi de abartmamak lazım, görüyorsunuz sinirleniyorlarmış.



PLOS One dergisinin 2020’nin son aylarında yayımladığı bu konuyla ilgili makalede ilgi çekici detaylar var.

Yazının Devamını Oku

Kedilerin günahını almışız: Bu tutku narkotikle bağlantılı değilmiş

İnternetin en çok rağbet gören videoları arasında kedi videoları başı çekiyorsa, listenin tepesinde de kedilerin kedi nanesi (catnip), ‘nepea cataria’yla etkileşim görüntüleri yer alır:

Kendilerini kaybeder, sağa sola sürtünür, akrobatik hareketler, bilincini kaybedercesine komik tavırlar sergilerler. Bunun sebebini bunca zaman “narkotik” etkisi üzerinden açıklıyordu bilim insanları. Şimdi bir grup Japon ve İngiliz bilim insanı imdada yetişip “Durun” dedi: “Kedilerin kedi nanesiyle ilişkisi tahmin ettiğiniz gibi olmayabilir.”



KİMYASAL SAVUNMA

Neymiş sebebi? Iwate Üniversitesi’nden Masao Miyazaki, kedi nanesindeki nepetalactol’u ayrıştırıp sadece bunu kedilere sunduklarında da benzer tavrı gördüklerini açıklıyor. Bu nepetalactol’un sinekler üzerindeki etkisini de izlemişler ve nepetalactol ile etkileşime giren kedilere daha az sineğin konduğunu görmüşler. Miyazaki, “Sonuçlarımızdan şunu anlıyoruz: Kedilerin “silver vine” ya da kedi nanesi için gösterdiği etkileşim aslında sivrisinekler, virüs ya da parazit canlılar için karşı kimyasal bir savunma yaratmak içinmiş” diyerek çalışmalarının sonucunu açıklıyor. Gördünüz mü, kedilerin yine günahını almışız...


Yazının Devamını Oku

Bu nasıl bir havlama

Geçen haftalarda kedilerin miyavladıklarında aslında ne demek istediklerine dair çalışmalar yapıldığını, zeki köpekler için de bir iletişim araştırması olduğunu yazmıştım. Bu haftanın haberi de Güney Kore’den geldi.

The Petplus isimli start-up, geliştirdiği yapay zekâ destekli tasma sayesinde, köpeklerin ruh durumunu havlamalarından anlayacak. Beş duyguyu tespit edebileceklerini söylüyorlar: Mutlu, rahat, endişeli, kızgın ve üzgün. Tasmanın bir diğer faydası da köpeğinizin fiziksel aktivitesini ve dinlenme durumunu takip etmesi.



İsabet oranı yüzde 90’ı bulan tasmayı köpeğinde deneyen Moon Sae-mi, “Köpeğimin oyun oynadığı zaman mutlu, ben evde yokken de üzgün ve endişeli olduğunu zannediyordum. Bu şekilde öğrendim ki, tıpkı insanlar gibi o da oyun oynayıp kaybettiği zaman sinirleniyormuş” diyor.

The Petplus yöneticisi Andrew Gil, pandemi döneminde çok kişinin köpek sahiplendiğini ancak daha sonra köpekle anlaşamama nedeniyle onları terk ettiğini söylüyor. Bu tasma bu sorunu da çözebilir.

Bilimin ilerlediği bu yolu sevdim. Kusursuz bir iletişim kurma zamanımız yaklaşıyor, seviniyorum.

Yazının Devamını Oku

Evden çıkacağız peki ya onlar

Geçtiğimiz yıl bizleri eve hapseden COVID-19’un nihayet aşısı bulundu ve kısa süre içerisinde ülkemizde de kullanımına izin verilecek.

Bu sevindirici haberlerle birlikte 2021’den en büyük beklentimiz değişmemiş oldu: Herkesin hayatının güvende olduğu, hijyen-maske-mesafeye dikkat etmek zorunda olmadan sevdiklerimizle bir araya gelebileceğimiz bir yıl olması.

Aşı da bunu hızlandıracak diye ümit ediyoruz.

Bu konunun bu köşeyle alakasıysa şu: 2020’nin mart ayından beri kedi-köpekle evini paylaşanlar, hiç olmadığı kadar evde vakit geçirdiler. Ve normalleşme demek, eskisi gibi evlerinde daha az zaman geçirecekleri anlamına geliyor.

Bunun etkileri var tabii. Özellikle köpeklerde olumsuz etkiler yaratması muhtemel.



Yazının Devamını Oku

Olmasalardı bu yıl geçmezdi

Covid-19’la geçen bir yılı geride bırakıyoruz. 2020’nin hayatımızın en kötü yılı olmasını umarak ve yaşanan tüm kötü olayları bir daha yaşamamak temennisiyle 2021’in eşiğinde bekliyoruz.

Yeni yılda temiz bir sayfa açma klişesi, sanıyorum 2021’e kadar hiç bu denli önemli olmamıştı.

Evet, 2020 yılı çok zor geçti, tarifsiz acılar yaşandı, hayatta kalanlar olarak sevdiklerimizin hayatlarıyla ilgili endişe duyduk, maddi zorluklar, sıkıntılarla boğuştuk.



O da yetmedi, karantina ve sağlık tedbirleri nedeniyle birbirimizden uzak, bir araya gelemediğimiz bir yıl geçirdik. Bunca kötülüğün arasında belki de bahsedebileceğimiz tek iyi şey, evlerini bir hayvanla paylaşan insanların yaşadığı ayrıcalıktı. Köpekler, dış dünyadan habersiz, hayatlarının en iyi yılını yaşadı belki de. Çünkü ev arkadaşları onları hiçbir zaman yalnız bırakmadı, hep yanı başlarındaydı. Kediler belki bundan memnun kalmamış olabilir ama onlar da yine sürekli “hoşnut olmadıkları” ilgiye mazhar oldular.

Kısacası, evde kalanlar akıl sağlıklarını koruyabildilerse, bunu önemli ölçüde evlerini paylaştıkları evcil hayvanlarına borçlular.

Yazının Devamını Oku

Bağırdığınızda hiç de iyi şeyler olmuyor

Tamam, belki bazen gereğinden fazla yaramazlık yapıyor.

Diyelim bir dünya para verdiğiniz elektronik eşyanın kablosunu kemiriyor, alabilmek için indirime girmesini beklediğiniz o harika ayakkabınıza zarar veriyor veya çok heyecanlandığı bir sırada altına kaçırıyor ve koltuğunuzu mahvediyor. Hiçbiri esasında köpeğinize bağırmanız için bahane değil. Ben söylemiyorum, hakemli bilimsel dergi PLOS ONE’da yayımlanan araştırma söylüyor.

SALYA TESTİ YAPILDI

Araştırmanın sonucuna göre, bizim dünya güzellerinin, uygulanan olumlu ceza ve olumsuz pekiştirme yöntemleri nedeniyle uzun dönemde akıl sağlığı kötü etkileniyormuş. Daha önce benzer bir araştırmayla caydırıcı metotların olumsuz etkileri ortaya konmuştu. Ancak bu çalışma sadece polis köpekleri ve laboratuvar deneylerindeki köpekler üzerinde yapıldığından kapsamı sınırlıydı.



Yeni araştırmada bir grup köpek, ödüllendirme yoluyla (ödül maması ve oyun gibi) eğitilirken, diğer gruba bağırma ve fiziki manipülasyon gibi caydırıcı unsurlar uygulanmış. Köpekler eğitim sırasında kayda alınmış ve stres hormonlarının kontrol edilebilmesi için düzenli olarak salyaları alınarak teste tabi tutulmuş.

Yazının Devamını Oku

Yoksa...Köpekler duymayıp uyduruyor mu

Köpeklerle iletişim kurma hayalimizi elimizden almaya kalkan Budapeşte’deki Eötvös Iorand Üniversitesi’nden bilim insanlarına sitemle anonslayayım: Araştırmalarına göre köpekler aslında her söylediğimizi anlamıyormuş.

Yani insanlar gibi kelimeler arasındaki ince farklar onlar için anlam ifade etmiyormuş. Açayım: Köpeklerin bildikleri talimatları ve çok farklı anlamsız kelimeleri dinlediklerinde beyin aktivitelerinin farklı olduğu biliniyordu. Ama devamında beyin aktiviteleri incelenirken öğrendikleri komutlara benzeyen seslere de aynı tepkiyi verdikleri ortaya çıkmış. Yani “Otur” demek yerine “Otar” dediğinizde değişen bir şey olmuyor.



Ezcümle, işitme kapasiteleri yüksek olan köpekler konuşma seslerini ayırt edebiliyor ama tüm konuşma seslerine gerçekten dikkat etmiyor gibi görünüyorlar. Ve bu halleriyle de bizi üzüyorlar. Umarım zamanla farkları anlarlar da iletişimimiz kuvvetlenir.

Yazının Devamını Oku

İstedikleri bu kadar basit... Sevmek sevilmek yemek ve oyun

Kötü haberlerle gündelik hayatta mücadelemizi sürdürüyoruz.

Burada güzellikleri konuşalım. Bu hafta, CNN Türk spikeri, aynı zamanda ‘Kardeşini Doğurma’ kitabının yazarı Büşra Sanay’la, köpeği Dagu’nun hikâyesini konuştum. Lafı uzatmayayım, http://instagram.com/busrasanay adresinde de takip edebileceğiniz Dagu ve Büşra Sanay’ın dostluğunu dinleyelim:

‘ANNE-OĞUL YAŞIYORUZ’

“Dagu’nun hayatıma girmesiyle kalbimin kapasitesinin ne kadar sonsuz olduğunu öğrenmiş oldum. Bunu belirtmeliyim önce. 2 yıldır beraberiz. O şimdi 2 yaşında ve müthiş bir hikâye yazıyoruz bu hayatta. Adeta birbirimiz için çıldırıyoruz. Eve her girdiğimde beni en son 40 yıl önce görmüş gibi davranıyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Beni sevdiğini ve bana güvendiğini görmek müthiş bir şey.”



“Hayvan sevgisi içimde hep vardı. Çünkü şefkat hissi yüksek bir insanım. Kendimi karşı tarafın yerine koyabilen biriyim. Bu her ne kadar hayatta bazen canımı yaksa da bu konuda harikalar yarattı. Önceden balık, kuş, tavuk, horoz ve bir ara baktığımız Sibirya kurdumuz oldu ancak Dagu ile bağımız bambaşka. Çünkü bebekken hayatıma girdi ve anne-oğul olarak yaşıyoruz. Gülüyor, konuşuyor ve bunu öyle net görüyorum ki! Birbirimize hep sahip çıkıyoruz. O leb demeden ben ne yapacağını biliyor onu ondan iyi tanıyorum.”

Yazının Devamını Oku

Bir düşünsenize köpeğiniz sizinle konuşuyor!

Geçen haftanın haberi, Amazon Alexa’nın mühendislerinin kedilerin miyavlamalarını anlayan bir uygulama geliştirmeleriydi.

Buna göre kısıtlı bir çerçevede kedilerimizin bizimle zahmet edip iletişime girdikleri sırada ne söylemek istediklerini anlama şansımız olacaktı.

Kedilerin ulusa seslenişini merakla beklerken, bu heyecanlandırıcı çalışmanın yanı sıra devam eden başka araştırmalar da var.

Bunun kapısını da muhteşem bir köpek ve sahibi araladı: Alexis Devine ve Bunny.



Her köpek sahibinin yaptığı gibi köpeğiyle konuşmaya çalışan Alexis Devine, köpeği Bunny’den cevap alabiliyor.

Yazının Devamını Oku

‘Anladım ki onlar da bize öğretebilirler’

Bir kedi, bir köpekle aynı evi paylaşmak insanın hayatını nasıl değiştiriyor, bunu mevzuya uzak olanlara anlatmak kolay değil. Ama yılmak yok. Bu hafta da Galatasaray Kadın Basketbol Takımı oyuncularından Cansu Köksal’a soruyorum, bakalım bir köpekle aynı evi paylaşmak, yoldaş olmak nasıl bir his. Köksal, Şiva’yı anlatıyor: “Şiva’mı 5 sene önce bir barınaktan sahiplendim. Verdiğim en doğru kararlardan biriydi. Beraber büyüdük. Onu sahiplenmeden önce köpek bakımıyla ilgili birçok kitap okudum, eğitim videoları izledim fakat Şiva geldikten sonra bazı şeyleri yalnızca deneyimleyerek öğrenebileceğimi anladım. Onun canı yansa benim de canım acır, o üzülürse ben de üzülürüm. Çok güçlü bir bağımız var.”

Sarı-kırmızılı basketbolcu da hayvan sevgisini ailesi sayesinde edinmiş. Ailede başlayan sevginin ileride toplumu nasıl dönüştürebileceğini şu şekilde ifade ediyor: “Bana her zaman bizden farklı olana saygı duymayı, onları korumayı ve empati kurmayı öğrettiler. Hayvanlarla büyüyen çocuklar; kendileri dışındaki canlıların, üstelik kendilerine benzemeyen canlıların varlığını kabulleniyorlar.

ŞİVA VE YEĞENİM

Hükmetme ve nesneleştirme temeli üzerine kurulmayan sağlıklı bir ilişki, çocukların hayvanları kendi varlıklarını bütünleyen canlılar olarak görmelerine neden oluyor. Çocuklar etrafındaki insanlardan ve ailelerinden örnek alıyor, onların davranışlarını takip ediyor. O yüzden çocuklara; bir hayvan türü olan insanın, diğer hayvanları sömürme, zarar verme, yok etme hakkı olmadığını öğretmemiz gerekiyor. Bunun da yolu ailelerde alınan eğitimden geçiyor. Ancak bu şekilde, daha sağlıklı, daha barışçıl, daha hoşgörülü, daha verici, daha paylaşımcı, daha anlayışlı, farklılığa daha açık nesiller yetişebilir diye düşünüyorum. Şiva’yı sahiplendikten sonra yeğenim dünyaya geldi. Şiva’nın bebeği görür görmez karakteri değişti, inanılmaz uysal ve sakin bir köpeğe dönüştü. Yeğenimin yanında sessizce duruyor, kibarca burnuyla ona dokunuyor ve onu koruyordu. Anladım ki bizim onlara öğrettiğimiz kadar onlar da bize öğretebilirler” diyerek anlattığı Şiva etkisi çok güzel. Peki Şiva nasıl?

Dinliyoruz: “Çok enerjik ve neşeli. Zor olduğunu, onunla baş edemediğimi düşünebilirsiniz ama aksine beni en mutlu eden özellikleri bunlar. Ne kadar mutsuz ya da yorgun olursam olayım, Şiva’yı görür görmez neşem yerine gelir, onun yanında çok mutlu ve enerjik bir insan olurum. Beni mutsuz görünce yanıma gelir ve durumun düzelmesi için elinden geleni yapar. Bu gerçekten çok özel bir şey.”

KEDİLER KÖPEKLER KAYBOLMASIN

Yazının Devamını Oku

100 yıl sonra Beyaz Saray köpeksiz... Acaba değişecek mi

Haftaya ABD Başkanlık seçimini eda edeceğiz, tüm dünyanın merak ve endişeyle beklediği sonuç belli olacak.

Joe Biden ve Donald Trump arasındaki yarışta konu bir şekilde köpeklere de geldi. Çünkü Donald Trump, 100 yıl sonra Beyaz Saray’da köpeği olmayan ilk ABD Başkanı. Joe Biden’ın ise Champ adında bir Alman çoban köpeği var. Biden için sosyal medya kampanyasında, “İnsanınızı akıllıca seçin” ifadesiyle, eski bakan yardımcısı için oy isteniyor. ABD halkına sandıklara sahip çıkmasını önerirken bir not: “Siyasilerin kedi-köpek sevgileri, iyi yönetici olacakları anlamına gelmiyor” şerhini, Türkiye’de uzun süre siyasetin içinde yer alan kedi fanatiği siyasetçimizi anarak düşeyim.

BİZİM DUYGULARIMIZ VAR, PEKİ KEDİLERİN
CAHİT Kayra’dan kedilerin ruh dünyası üzerine harika bir pasaj paylaşacağım. 103 yaşındaki yazarımız, -Allah başımızdan eksik etmesin- 1999’da Boyut Kitaplar’dan çıkan ‘Çiçekleri Unuttular’ kitabında, ‘Kedi Hakları’ başlıklı bölümde şöyle demiş: “Biz kendi ilişkilerimize sevgi, aşk, özlem, hicran, elem falan filan gibi adlar takıyoruz. Şairler şiirler yazıyor, kemanlar ezgiler ağlıyor, ressamlar, resimler... Romantik ve kutsal aşklar... Feylesofların ve psikologların derin, gizemli açıklamaları... Derin ve anlaşılması güç teoriler... Neler neler (...) Ama üçüncü katın balkonundan aşağıda, bahçedeki tosun kafa tekire, heyecanlı, özlemlerle dolu melodiler inleten bizim kedinin saf, temiz duygularına gelince... İçgüdü... Oysa bu iki masum yaratığın ilişkisinde o tür uydurmaların hiçbiri yok. Her şey doyurucu hazlar ve gerçekten kutsal sonuçlarla biter bu oyunda... Tam feylesofların dedikleri gibi... Zındık mındık ama ne demiş Spinoza: ‘Doğada uygun olan şey iyidir!’” (Kaynak: Kedi Kitabı, Gökhan Akçura, OM Yayınevi)

KARA KEDİ MUAMMASI

Yazının Devamını Oku