GeriSerhat DEMİREL Sokağı da doğayı da kirletiyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sokağı da doğayı da kirletiyor

Uzun süreli bir kapanmanın tam ortasındayız.

Evden çıkıp çalışmak zorunda olanların haricinde sokağa çıkabilme imtiyazına sahip olanlar arasında köpek sahipleri de var. Malum, bütün dünyayı ayaklarının altına sersek de sevgilerine layık olamayacağımız köpeklerimizin bazı ihtiyaçları ev dışında gideriliyor. Hem hareket ediyorlar hem de tuvaletlerini yapıyorlar.

Sokağı da doğayı da kirletiyor

Fakat sokağa çıkabildiğimiz zamanlarda görüyoruz ki hayat normal seyrindeyken yaşadığımız gündelik hayata kıyasla sokaklardaki küçük, yer yer büyük, kahverengi sürprizlerin sayısında artış var.

Maalesef bazı köpek sahipleri, köpekleri ihtiyaçlarını giderdikten sonra onu toplayıp çöpe atmıyorlar. ABD’de bu oran yüzde 73’müş. Peki bu durum sadece bizim ayakkabılarımızda küçük sürprizlere mi yol açıyor? Hayır.

TORBAYLA ÇÖPE ATIN

Köpeğiniz doğadaki bir canlıdan farksız ama onu farklı kılan şey evde tükettiği mama. Doğadaki canlılar ‘ne bulurlarsa’ yiyorlar ama köpeğiniz kuru ya da konserve mama tüketiyor. Araştırmalar gösteriyor ki evde yaşayan köpeklerin dışkılarında fark var: İçeriğindeki nitrojen ve fosfor yoğunluğu ekosistemin dengesini bozabilecek miktarda. Sokakta bırakılan dışkılar zamanla toprağa karışıyor, oradan su sistemine dahil olup yosun ve yabani otların üremesine yol açıyor.

Yosun çoğalınca sular bulanıklaşıp, kirleniyor, doğal hayat için zehirleyici etkiye sahip oluyor. Bu dışkı bağırsak parazitleri, bulaşıcı parvovirüsü, salmonella ve kolibasili bakterileri de içeriyor. Haliyle köpek dışkısı fazla asitli olduğundan gübre olarak da kullanılamıyor.

O yüzden biz sokaklarda değilken de köpeğinizin dışkısını bir torbayla yerden alıp çöpe atmanızda yarar var. Büyük resme bu şekilde bir katkınız olacak.

‘TEKİR BAYRAMI’MIZ KUTLU OLSUN

Sokağı da doğayı da kirletiyor


TÜRKMENİSTAN, yine köpek merkezli bir haberle gündemde. Geçen yıl Devlet Başkanı Kurbankulu Berdimuhammedov başkentin merkezine 6 metrelik bir altın varaklı Alabay cinsi köpek heykeli kondurmuştu. Şimdi bu sevgi bir adım ileri gitti. Duyurulduğu üzere nisan ayının son pazar günü Alabay cinsi köpeklerin onuruna ilan edilen ulusal tatil, çeşitli organizasyonlarla eda edildi. Dünyanın en büyük cins köpekleri arasında olan Alabaylar, Türkmenistan’ın gözbebeği. İnsan sormadan edemiyor: İstanbul sokaklarının sahibi tekir kediler için bir bayram ilan etsek olmaz mı?

‘HAYVAN SATIŞINA HAYIR’ DİYORUZ PEKİ YA SİZ

TÜRKİYE bir inisiyatif ülkesi. Çoğu konuda kanun var ama sağlıklı şekilde uygulanması, kurumların tepesindeki insanların “Uygulayın” demesiyle oluyor. Bu nedenle kimi kurumlar hayvanlar için güzel çalışmalar yaparken, kimileri bu konuya pek ilgi göstermiyor. Ortadaki kanunlar da hem yetersiz hem de uygulanmayınca durum ortada. Yıllardır ‘Hayvan Hakları Yasası’yla alakalı çalışmalar, en üst düzeyde isteğe rağmen bir türlü hayata geçemiyor. Biz de ihbarları, ihlalleri görerek elimiz kolumuz bağlı şekilde duruyoruz. Benzer konudaki ihbarların sonuncusunu Posta gazetesinden meslektaşım Rükzan Sağır iletti. Konu: AVM’ler henüz kapanmamışken, dükkânlarda hapis şekilde kendilerini satın alacak kişileri bekleyen zavallı köpekleri içeren videolar. Sesinizi yükseltmeyince kimse harekete geçmiyor maalesef. O nedenle herkesi yasak olmasına rağmen dükkânında hayvan satan ‘pet shop’ları, ilgili AVM’lerin yönetimine ve İçişleri Bakanlığı’nın “HAYDİ” uygulaması üzerinden bakanlığa şikâyet etmeye davet ediyorum.

OKUR FOTOSU
ISIRGAN KEDİ MAYA

Okurumuz Esma Canseven, kedisinin fotoğrafını şu notla iletti: “Benim adım Maya, ısırmayı ve kovalamaca oynamayı çok severim. Benimle oynayıp ısırılmak ister misiniz?” Maya’ya iyi eğlenceler, keyifli oyunlar dilerken sizden de kedi, köpeklerinizin fotoğrafını bekliyorum.

Sokağı da doğayı da kirletiyor


NOT: Kediniz ya da köpeğinizin fotoğrafını #dunyagüzeli etiketiyle ve Hürriyet’i mention’layarak sosyal medyada paylaşın ya da sdemirel@hurriyet.com.tr adresine mail atın, seçip paylaşalım...

X

Kedi sevdiğini yoğururmuş

Kedilerin bir şeyleri yoğurur gibi yaptığı hallerini izlemek, dünyanın en keyifli işlerinden biri olabilir.

Herkesin aşina olduğu bu hareketin temeline inmiş biliminsanları. Kedi davranışları üzerine çalışanlar bunun rahat hisseden bir kedinin hareketi olduğunu söylüyor.

Kedilerin uykudan önce gurlaması, bir şeyleri yoğurması hatta bazen salya akıtması normalmiş.

Yoğurma hareketiyse favori insanının yanında ortaya çıkıyormuş.

Uzmanlara göre, bir anlamda bu, kedinizin size “Seni seviyorum” demesinin bir yoluymuş.



Yazının Devamını Oku

Havalar ısınıyor dikkat

Daha önce de değindim bu konuya ama bu uyarıları dönem dönem yapmakta yarar var.

Haziran, sıcak yüzünü henüz göstermemiş olsa da sıcak günler kapıda. Sıcak bizi nasıl etkiliyorsa köpekleri de o şekilde çarpıyor. O yüzden hareketlerini gözlemlemek şart. Sık nefes alıyor, gölge arıyor ya da en basitinden yere yatıp sizin çabanıza rağmen hareket etmiyorsa, bunlar onun şımarıklığını değil, sıcaktan bunaldığını gösterir.

SU MOLASI VERİN

Tüyleri uzun diye sıcaktan bunaldıklarını düşünüyorsanız pek haklı sayılmazsınız. Çünkü tüyler aynı zamanda onun iç sıcaklığını düzenlemesini sağlıyor. Ve güneş yanığı olmalarını engelliyor, o nedenle duruma bir de bu açıdan bakın.



Sıcak havada hareket halindeyse mutlaka 15-20 dakikada bir su molası verin. Su kaybının önüne geçin. Güneşin en tepede olduğu zaman diliminde değil etkisini kaybettiği sırada dışarıda vakit geçirmeye çalışın. Lütfen dikkat: Köpeğinizi asla arabada bırakıp bakkala-markete-ufak alışverişe gitmeyin. Sıcağın köpeğinizde yaratabileceği en korkunç senaryo, kalp krizi geçirmesi. Onun da belirtileri, aşırı hızlı nefes alıp vermesi, dilinin, diş etlerinin koyu veya parlak kırmızı hale gelmesi, hareketsizlik hali, sendeleme, kanlı ishal ve kusma. Bunlar kalp krizi tehlikesine dair emareler. Bu durumda vakit kaybetmeden veterinerinize danışın.

Yazının Devamını Oku

Bu tatile beraber gidelim

Vaka sayıları düşüşünü sürdürüyor ve planlandığı üzere 1 Haziran’da kademeli normalleşmeye geçeceğiz.

Aşı takvimi de tüm yaş gruplarına doğru hızlıca yol alırken, önümüzün yaz olmasıyla tatil imkânı şanslı olanlarımıza göz kırpıyor.

Bu şansı yakalayabileceklerdenseniz planınızı yapmış olabilirsiniz. Böyle zamanlarda kedi köpekle evini paylaşanlar için işler zorlaşıyor. Çünkü zor bir karar sizi bekliyor: Seyahate beraber mi gideceksiniz, yoksa onu geride mi bırakacaksınız.

Pandemide siz eve kapanmışken size yârenlik ettiler o kadar, onları bırakıp tatile gidecek kadar kötü olmayın. Gelin bu keyfi beraber yaşayın. Köpeklerle yolculuk nispeten daha kolay.



Bu hafta biz karayoluyla yolculuk edecek kedileri konu alalım. Sizin için araştırdım buldum. İlginize sunuyorum.

Yazının Devamını Oku

Yok böyle yoldaşlık

Bayramın son gününde rehber köpekleri konu alalım.

Köpekler için insanın en iyi dostu diyoruz, rehber köpekleri farklı bir kategoriye koysak hatta kategoriler üstünde görsek yeridir. Eşi görülmemiş yoldaşlığın detaylarına bakalım, günden güne ülkemizde de sayısı artan rehber köpeklere övgü olsun.

Köpekler bizden 10 bin kat daha iyi koku alıyorlar. Haliyle kimyamızdaki değişimi kokumuzdan algılayabiliyorlar. Metrelerce öteden korkunun, endişenin, stresin kokusunu tanıyorlar.



Rehber köpekler bu davranışları 7 gün 24 saat sürekli tetikte olarak gerçekleştirirler. Tüm dikkat ve ilgilerini sadece bir kişiye vermek üzere eğitilirler. Kapı açmak, yol göstermek, travma belirtilerini anlamak gibi 50 farklı görev için uzmanlaşırlar.

DOKUNMADAN ÖNCE İZİN ALIN

Yazının Devamını Oku

Bilgisayarımın üstünde ne işin var

İşten eve iş getiren biri değilseniz pandemiye kadar bu durumu çok anlamamış olabilirsiniz. Ama yeniden evlere kapandığımız bu pandemi döneminde evini kediyle paylaşan herkes, bu durumu unutmamak üzere aklına kazımıştır. Bir iş yapmak üzere bilgisayarınızın başına geçersiniz ama sizden önce klavyeye doğru yol alan başka birisi vardır: Kediniz...

Gelir tam orta noktaya kurulur ve sizi troller. Son yıllarda yapılan araştırmalar kedilerin insan davranışlarını taklit ettiğini doğruluyor. Ancak klavyede yazı yazmak kedilerin taklit edeceği türden bir davranış değil. Peki o zaman neden, özellikle de çalıştığımız sırada kedilerimiz gelip tam da klavyenin üstüne oturma ihtiyacı hissediyorlar?

‘BURASI DA BENİM’

Pek çoğumuz bunu kedimizin bizden ilgi beklemesi olarak yorumluyoruz. Tatlı kedilerimiz bize sevgilerini gösteriyorlar, ilgi çekmeye çalışıyorlar, sadece onlarla ilgilenmemizi isteyip bizi kıskanıyorlar, diye düşünüyoruz.

Livescience bunun üzerine eğilmiş. Sizi mutlu ediyorsa böyle düşünmeye devam edebilirsiniz ama gerçekler maalesef acıymış. Bilgisayarın yaydığı sıcaklık da sorunun cevabı değil. Öyle olsa kediler kaloriferin önünden ayrılmazdı.

Cevap kedinizin evdeki her şeyin sahibi olması gibi laptopun da tek sahibi ve hâkimi olmak istemesi. Bilgisayarın üzerinde bulunan size ait kokuyu geride bırakıp kendi kokusunu o noktaya hâkim kılmak istiyor. Bu davranış kedilerin dünyasında “bu benim” daha doğrusu “senin sahibin benim” demenin yolu. Özetle, herkes rütbesini bilecek.

KEDİLERİN NEDEN SALLANAN GÖBEĞİ OLUR

Yazının Devamını Oku

Benden başkasını sevmek mi asla!

Köpeklerin sahiplerini kıskandıkları bilinir ve bu tablo çoğu insanın hoşuna gider.

Hal ve tavırlarındaki değişiklikleri gülümseyerek izleriz. Sosyal medyada da buna benzer çok akım ve video var zaten. Biz böyle yapıyoruz ama bakalım bilim buna ne diyor? Şimdi gelelim olayın bilimsel yönüne.

Araştırmalara göre köpeklerin yüzde 80’i sahipleri başka bir köpeğe ilgi gösterdiğinde havlama, tasma çekme gibi tedirginliklerini belli eden hareketlerle kıskançlığını gösteriyor.

Kıskançlığın bir güzel yanı, bu hareketler kendi benliğinin farkında olmak anlamına geliyor.

Bu nedenle köpeklerin aynı küçük çocuklar gibi kıskançlık davranışına sahip olması uzmanların hayli ilgisini çekiyor.

Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırma, kıskançlık hissine odaklanmış.


Yazının Devamını Oku

Terk edilmişlerin kimsesi

Depremin ardından yaşanan nükleer facia sonrasında terkedilen Fukuşima’da kalan kedilere kendini adayan Sakae Kato’yu, geride kalan haftalarda bu köşede övgü dolu sözlerle aktarmıştım size. Sırada iç savaşın sürdüğü Suriye’den bir kahramanlık hikâyesi var.

Suriye’nin kuzeyindeki İdlib kentinde bir barınak, yaklaşık 1000 kediye ev sahipliği yapıyor. Hikâye 2015’e uzanıyor. Muhammed Alaa El-Celil, bu dönemde savaşın yoğun bölgesi Halep’i terketmek zorunda kalıyor. İdlib’e giderken, barınaktaki 100 kediyi de beraberinde getiriyor.

İdlib’e yerleşince ilk iş yeni bir barınak kurup kedilerine bakmak oluyor.

Bu dünyanın hassas insanlar için nasıl bir cehennem olduğunu hayatı boyunca deneyimleyen El-Celil, burada da farklı bir manzara görmüyor maalesef.



Kendilerine yardım yapan İtalyan bir kadının en sevdiği kedisinin adını alarak Ernesto ismini veriyorlar barınağa.

Yazının Devamını Oku

Kapıları tırmalayan benim

Evlerini kediyle paylaşanlar, zaman zaman insanın sinirini hoplatan şu manzarayı bilirler: Kediler kapalı kapılar ardında durmanıza asla izin vermezler. Takıntılı şekilde kapıyı açmaya, ya da siz açana kadar kapı önünde ağlamaya, beklemeye devam edebilirler.

Peki neden böyle? Veterinerler açıklıyor.

Bu davranış kedinizin kodlarında var. Kediler yaşadıkları mekânın hâkimidir. Ve burada olup biten her şeyden haberdar olmak zorundadırlar.

Kediler hayatta kalmalarını sağlayan içgüdülerine göre hareket eden, doğası gereği meraklı canlılar olduğu için kapalı kapılara tahammül göstermezler.

Ev kedileri, her ne kadar zaman içinde yemek ve sığınma ihtiyacı hissetmeyecek konuma gelseler de hayatta kalma güdülerinden bir şey kaybetmezler. Dolayısıyla kapalı bir kapının ardında ne olduğunu merak etmek onların karakteridir. Katlanacaksınız, çaresi yok.



Yazının Devamını Oku

Pandemi bitti diye dostlarınızı bırakacak mısınız

Zeki Demirkubuz’un meşhur tweet’inden ilhamla gireyim söze:

“Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum.” Bunu hayvansever olarak uyarlayalım: “Hayvan haklarına dair hiçbir şeyin hiçbir zaman hayvanseverlerin dilediği gibi olmayacağını biliyoruz.”

Ne kadar çabalarsak çabalayalım olmuyor bazı şeyler. Bir noktada takılıyor. Ama üzülmekten de mücadele etmekten de vazgeçmiş değiliz.

Yeni bir tehlikeyle baş başayız. Malum pandemiyle birinci yılımızı tamamladık. Bu süre zarfında dünya genelinde hatrı sayılır miktarda kişi yakınındaki kedi-köpeğiyle hayata tutundu. Bu durum mutluluk verecek şekilde barınaklardaki hayvanların sahiplenilmesini sağladı.



Ama o günler geride kaldı. Şimdi dünya genelinde bir tehlike var ve her musibeti anında sahiplenmeye meyyal bir ülke olarak bunu yaşama endişesi taşıyoruz: Normalleşme adımları atıldıktan sonra, insanlar sahiplendikleri yavruları hayvan barınaklarına bırakmaya başladı ve satışa çıkarılan yavru köpek ilanları etrafı sardı. 

Yazının Devamını Oku

Pandemide kilo alan sadece biz değiliz

Pandemide bir seneyi geride bıraktık.

Artık yavaş yavaş haritada bize tahsis edilen renge göre gündelik hayatımızı şekillendirmeye başladık. Kimimiz serbestiz, kimimiz eski günlere hâlâ dönebilmiş değiliz. Bu süreç, bizi ruhsal olduğu kadar bedensel olarak da yıprattı. Fiziksel anlamda yaşadığı değişimden şikâyet edenlerin sayısı fazla. Sızlanmaların başında alınan kilolar geliyor.
İnsanlardaki bu durum köpeklere de yansımış.

ABD’de bin kadar kedi-köpek sahibiyle ekim ayında yapılan ankette katılanların yüzde 42’si evcil hayvanlarının karantinada kilo aldığını söyledi. Cevabı verenlerin büyük çoğunluğu köpek sahipleri.

Aynı anket geçen sene mayıs ayında yapıldığında bu cevabı verenlerin oranı yüzde 33’tü. Yani pandemi devam ettikçe köpeklerimiz de kilo almaya devam ediyor. Mart-aralık arasında veterinerlerin fazla kilolu teşhisi koyduğu evcil hayvanların oranı yüzde 2.3 artmış. Bir yılda gözlenen bu artış bir hayli fazla. Veterinerler böyle bir sıçramanın normal şartlarda 10 yıl gibi bir sürede beklendiğini söylüyor.

Sürekli yanımızda olan köpeklerimiz gün içinde ödül almak için çırpınıyor. Biz de dayanamayıp ödül veriyoruz. Bunu destekleyen bir veri de son 12 ayda piyasada satılan ödül mamalarının yüzde 10.6 artması.


Yazının Devamını Oku

Tehlike köpeklerin burnunun ucunda

Ülke olarak maskeyle beraberliğimizin birinci senesini dolduruyoruz.

Kelimenin gerçek anlamıyla her yerde maske var. Ve bu maskeler epey bir zamandır tehlike teşkil edebiliyor. Bu tehlike sadece kimyasal çöp harici yerlere atılanlardan değil, ülkece kurtulamadığımız kötü huyumuz olan sağa sola atılanlar nedeniyle de yaşanıyor.

Hadi biraz kendinizi iyi hissetmenizi sağlayayım, sokağa çöp atma durumu sadece bize özgü değil. ABD’de de bu sorun baş göstermiş. Merak edilen konu: Köpeğim yerde bulduğu maskeyi koklar ya da yemeye kalkarsa COVID-19 kapar mı?

Kuzey Amerika Veterinerler Birliği’nden Dr. Dana Varble, bu soruyu şöyle yanıtlamış: “Sokakta bulduğunuz bir maskeden siz ya köpeğinizin COVID-19 kapması pek olası değil.”



TEMAS ETTİYSE 

Yazının Devamını Oku

Kediler neden ayakucumuzda yatıyorlar

Sizi sevdiğini kucağınızdan inmeyerek kanıtlayan kediniz, gece olduğunda ayakucunuzda yatarak, zaman zaman sizi hareketsiz bırakacak şekilde uyuyor mu?

Cevabınız muhtemelen “evet” ve bunun sebebini merak ediyorsunuz. “Yatacak başka yer mi yok” sorularımızın peşine düşmüş yine birileri. Bu konuya da birkaç cevaplı bir açıklama bulmuşlar. Hayvan sağlığı ve davranışı uzmanı Erin Askeland, bu konuda şunları söylüyor:

- Uyku sırasında kedilerin savunması düşüktür ve zarar görmeye daha açık olduklarının farkındadırlar. Bu nedenle tetikte olurlar. Kedinin ayakucunuzda yatmak istemesi bir tehdit anında ya da tehlikeyi hissettiğinde alarma geçip sizi korumak içindir.

- Aynı zamanda yatağın ucundan kaçmak ve odanın her yönüne hareket etmek daha kolaydır ki bu da içgüdülerinin bir parçasıdır.

- Ayrıca kediler, bütün gün kendisini besleyen, su veren, ilgilenen kişiye bu sevgisine karşılık olarak ilgi göstermek için bunu yapabilir.

- Bir ihtimal daha var: Kediler, sizin vücut ısınızdan yararlanmak için ayakucunuzda, size temas edecek şekilde yatıyorlar.

Ben bu ihtimallerin hepsini sevdim. Aynı yatakta uyumaya devam edebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Krakow’un kahve kokan sokakları

Malum, kar yağışı ‘büyük şehirlere’ ulaşmadan ülkemizin kış şartlarının çetin olabileceğini pek anlayan bir toplum değiliz.

Bu hafta da görkemli bir yağış bekleniyor, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin batı yakasında. Kimimize mutluluk, kimimize çaresizlik getirecek. Herkese kolaylık diliyorum.

Hayat şartlarını kolaylaştırabilmek için belediyeler yolların yanı sıra şehir içinde kaldırım ve sokakları, parkları da tuzlayıp sağlıklı şekilde yürüyüp, bir yerlere ulaşabilmemizi amaçlıyorlar. Bu uğurda kullandıkları kimyasallar ise her zaman çevre dostu olmuyor.



KÖPEK DOSTU

Polonya’nın güzel şehri Krakow’da belediye, parlak bir fikirle bakın ne yapmış: Ülkemizdeki gibi sadece al-götür imkânı sunan kahve dükkânları, kahve atıklarını değerlendirmenin yeni yolunu bulmuş. Park ve sokaklara tuz dökmek yerine, aynı zamanda gübre olarak da kullanılabilen bu kahve atıklarını yollara serpmeye başlamışlar. 50 kafe şimdiden kampanyaya dahil olmuş. Belediye de bu şekilde hem çevreci bir çözüm hem de ucuz alternatif bulmuş oldu.

Yazının Devamını Oku

Onları nasıl mutlu edeceğiz

Geçen hafta haberini vermiş ve üzülmüştük.

Bu hafta çözüm için arayışa gireceğiz. Konumuz şu: Pandemi nedeniyle evde daha çok vakit geçiren kişiler, aynı evi paylaştıkları kedilerini mutsuz etmişler. Çünkü onlar bu kadar içli dışlı olmaktan dolayı keyifli değilmiş.

Bu durumu Veticana Veteriner Kliniği’nden veteriner hekim Volkan Alaşlı’ya sordum. 1 yıla yaklaşan pandemi ve buna bağlı karantina nedeniyle evcil hayvanlarda yaşanan değişimi kliniklerine gelen kişilerden duyuyorlarmış. Gelen şikâyetler şöyleymiş: “Kedim benden kaçıyor, benden saklanıyor, tuvalet kabı dışına çiş-kaka yapıyor. Göz teması kurmuyor. Kedim bana tıslıyor, iştahsız, kusuyor, mamasını yemiyor, bana pati atıyor... Tüm bunlar stres kaynaklı. Unutmayalım, stres, bağışıklık sistemini ciddi oranda düşürebilir.”

“Tüm bu davranışlar, rutindeki değişikliklere ve bunun sonucunda ortaya çıkan strese bağlanabilir. Artı, insanlar endişeli oldukları için bu kaygı evcil hayvanları tarafından da sünger gibi emiliyor. Aslında evcil hayvanlarımız da bizler gibi yeni bir normalle yaşamaya zorlanıyorlar. Bu normal, günde sekiz saat veya daha fazla yalnız bırakılmadıkları bir normal” diyen Alaşlı’ya, “Peki bu durumu nasıl çözeriz” diye sordum.




Yazının Devamını Oku

Kediler isyanda... Bizi biraz rahat bırakın!

Bu hafta Türkiye gündeminde güzel bir haber vardı: Independent Türkçe’den Uğur Yıldız’ın çeşitli kaynaklardan derlediği haber, COVID-19’un insan-hayvan ilişkilerine etkilerini ele alıyordu.

Buna göre, evcil hayvanlar, özellikle pandemi döneminde yalnız olanların akıl sağlığını koruması için kritik önem taşımışlar. Ama maalesef onların bize verdiği sevgiye karşılık biz yine bize yakışanı yapmışız: Onları mutsuz etmişiz. Hatta bir adım öteye gitmişler. Her kedi sahibinin tahmin ettiği üzere, kediler bu kadar dip dibe olmaktan bezmiş durumdalarmış.

İYİ Kİ VARLAR

Esasında bilimin buna vakit harcamasına gerek yoktu, herhangi bir kedisever bunu söyleyebilirdi. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, aslında insanların bu dünyaya geliş sebebi kedileri memnun etmek. Ama tabii bu ilgiyi de abartmamak lazım, görüyorsunuz sinirleniyorlarmış.



PLOS One dergisinin 2020’nin son aylarında yayımladığı bu konuyla ilgili makalede ilgi çekici detaylar var.

Yazının Devamını Oku

Kedilerin günahını almışız: Bu tutku narkotikle bağlantılı değilmiş

İnternetin en çok rağbet gören videoları arasında kedi videoları başı çekiyorsa, listenin tepesinde de kedilerin kedi nanesi (catnip), ‘nepea cataria’yla etkileşim görüntüleri yer alır:

Kendilerini kaybeder, sağa sola sürtünür, akrobatik hareketler, bilincini kaybedercesine komik tavırlar sergilerler. Bunun sebebini bunca zaman “narkotik” etkisi üzerinden açıklıyordu bilim insanları. Şimdi bir grup Japon ve İngiliz bilim insanı imdada yetişip “Durun” dedi: “Kedilerin kedi nanesiyle ilişkisi tahmin ettiğiniz gibi olmayabilir.”



KİMYASAL SAVUNMA

Neymiş sebebi? Iwate Üniversitesi’nden Masao Miyazaki, kedi nanesindeki nepetalactol’u ayrıştırıp sadece bunu kedilere sunduklarında da benzer tavrı gördüklerini açıklıyor. Bu nepetalactol’un sinekler üzerindeki etkisini de izlemişler ve nepetalactol ile etkileşime giren kedilere daha az sineğin konduğunu görmüşler. Miyazaki, “Sonuçlarımızdan şunu anlıyoruz: Kedilerin “silver vine” ya da kedi nanesi için gösterdiği etkileşim aslında sivrisinekler, virüs ya da parazit canlılar için karşı kimyasal bir savunma yaratmak içinmiş” diyerek çalışmalarının sonucunu açıklıyor. Gördünüz mü, kedilerin yine günahını almışız...


Yazının Devamını Oku

Bu nasıl bir havlama

Geçen haftalarda kedilerin miyavladıklarında aslında ne demek istediklerine dair çalışmalar yapıldığını, zeki köpekler için de bir iletişim araştırması olduğunu yazmıştım. Bu haftanın haberi de Güney Kore’den geldi.

The Petplus isimli start-up, geliştirdiği yapay zekâ destekli tasma sayesinde, köpeklerin ruh durumunu havlamalarından anlayacak. Beş duyguyu tespit edebileceklerini söylüyorlar: Mutlu, rahat, endişeli, kızgın ve üzgün. Tasmanın bir diğer faydası da köpeğinizin fiziksel aktivitesini ve dinlenme durumunu takip etmesi.



İsabet oranı yüzde 90’ı bulan tasmayı köpeğinde deneyen Moon Sae-mi, “Köpeğimin oyun oynadığı zaman mutlu, ben evde yokken de üzgün ve endişeli olduğunu zannediyordum. Bu şekilde öğrendim ki, tıpkı insanlar gibi o da oyun oynayıp kaybettiği zaman sinirleniyormuş” diyor.

The Petplus yöneticisi Andrew Gil, pandemi döneminde çok kişinin köpek sahiplendiğini ancak daha sonra köpekle anlaşamama nedeniyle onları terk ettiğini söylüyor. Bu tasma bu sorunu da çözebilir.

Bilimin ilerlediği bu yolu sevdim. Kusursuz bir iletişim kurma zamanımız yaklaşıyor, seviniyorum.

Yazının Devamını Oku

Evden çıkacağız peki ya onlar

Geçtiğimiz yıl bizleri eve hapseden COVID-19’un nihayet aşısı bulundu ve kısa süre içerisinde ülkemizde de kullanımına izin verilecek.

Bu sevindirici haberlerle birlikte 2021’den en büyük beklentimiz değişmemiş oldu: Herkesin hayatının güvende olduğu, hijyen-maske-mesafeye dikkat etmek zorunda olmadan sevdiklerimizle bir araya gelebileceğimiz bir yıl olması.

Aşı da bunu hızlandıracak diye ümit ediyoruz.

Bu konunun bu köşeyle alakasıysa şu: 2020’nin mart ayından beri kedi-köpekle evini paylaşanlar, hiç olmadığı kadar evde vakit geçirdiler. Ve normalleşme demek, eskisi gibi evlerinde daha az zaman geçirecekleri anlamına geliyor.

Bunun etkileri var tabii. Özellikle köpeklerde olumsuz etkiler yaratması muhtemel.



Yazının Devamını Oku