Paylaş
Oyun oynadığı ve keyif aldığını düşünmemiz gerekiyorken, sanki beden dili bunun tam tersini işaret ediyor gibi bir hisse kapılırız.
İşte bu noktada hem yalnız hem de yanlış değilmişiz.
Düzenli ve etkileşimli oyunlar kedilerin fiziksel sağlığını destekleyip stresini azaltıyor ama son araştırmalar gösteriyor ki aslında çoğu insanın oyun sandığı şey aslında hiç oyun olmayabilir. Dahası bu tür etkileşimler, kedilerde rahatsızlığa ve strese de yol açıyor.
The Conversation, durumu daha iyi anlamak için sosyal medya videolarını ve bu videoların altındaki yorumları incelediği bir çalışma yapmış.
Ve insanların kedilerdeki stres sinyallerini yanlış yorumladıkları sonucuna varmışlar. 11 videodaki toplam 1100 yorum incelenince tamamında tıslama, ısırma, kaçmaya çalışma, insanlarda belirgin yaralanmalar ve hatta bazı durumlarda kedilerin fiziksel zarar görmesi gibi açık stres işaretleri olmasına rağmen yorumların yüzde 75-93’ü olumluymuş.
Bunun neden olabileceğini araştıran dergi, şu sonuçlara varmış.
İnsanlar sert temasları normalleştiriyor; kulakların arkaya yatması, kuyruk savurma ve ısırma gibi açık stres belirtilerini ‘heyecan’, ‘oyun’ veya ‘sevgi gösterisi’ sanıyor.
Uzmanlara göre durumdan rahatsız olan kedinin oradan kaçmaması ya da saldırdığında aşırı kan akıtmaması, durumdan hoşlandığı anlamına gelmiyor. Çoğu kedi durumu tırmandırmamak için donakalır veya kendini frenler.
El/kolla sert boğuşmak kedileri aşırı uyarıyor, savunma kaynaklı saldırganlığa yol açıyor. Bunun sonunda zamanla kedi ile insan arasındaki güven bağı da zedeleniyor.
Peki güvenli oyun için ne yapmalı? Tavsiyeler şöyle:
- Seçimi kediye bırakmalısınız. Yani oynamak istemediğinde veya sıkıldığında geri çekilmesine izin verin.
- El yerine oyuncak kullanın. Elleri hedef yapmak yerine kedi oltası gibi mesafeli oyuncakları tercih edin.
- Önyargısız şekilde gözlemleyin. Yani kedi beden dilini doğru okumak için kendi varsayımlarınızdan sıyrılıp kedinizin gerçek tepkilerine odaklanın.
Bir uyarı da benden: Lütfen kedilerin canını sıkmayın. İyi eğlenceler.

KÖPEĞİNİZE GÜLÜMSEMEYİ UNUTMAYIN
VİYANA Üniversitesi’nden araştırmacılar, 14 köpeği beyin tarayıcısına (fMRI) yerleştirerek farklı insan yüzü ifadelerine (mutluluk, öfke, korku, üzüntü) verdikleri nörolojik tepkileri
incelemiş. Ve görmüşler ki köpekler bu ifade farklılıklarını anlıyor ve ona göre
ruh halleri değişiyor.
Gülen ve mutlu insan fotoğrafları, köpeklerin beynindeki ‘ödül merkezini’ doğrudan harekete geçiriyor. Bu bölge bir köpeğin lezzetli bir mama beklerken, tanıdık bir kokuyu aldıklarında veya övgü duyduklarında aktifleşen kısımla aynı kısım.
Gülümseyen yüz tamamen bir yabancıya ait olsa bile köpeklerin beyninde bu olumlu ödül tepkisi oluşuyormuş.
Araştırmada köpekler pozitif duyguları (mutluluk) diğer tüm olumsuz duygulardan net bir şekilde ayırabildiğini kanıtlamış.
Ancak öfke, korku ve üzüntü gibi farklı olumsuz duyguları kendi içinde ayırt etmekte zorlanıyorlarmış. Bunları sadece ‘olumlu değil’ olarak algılıyorlarmış.
Yani köpekleri sadece mamayla değil mutluluğumuzla da ödüllendirebiliyoruz.
Bu nedenle araştırmacılar hem kendi köpeklerimize hem de sokakta karşılaştığımız yabancı köpeklere gülümsememizi tavsiye ediyor.

İŞTE ARADIĞIMIZ SEVGİ
Okurumuz Yavuz Kes, kedisi Bulut’un fotoğrafını şu notla iletmiş: “Sizlere kedim Bulut’u tanıtmak istiyorum. Bulut çok sevimli ve aynı zamanda çok oyuncu bir kedidir. Onu ilk bulduğumuzda bir arabanın altında saklanıyordu ve çok korkmuştu. Daha sonra onu sahiplenmeye karar verdik. Henüz 5-6 aylıktı. Zaman geçtikçe evimize ve bize alıştı. Şimdi evimizin neşesi oldu. Eylül ayında 1 yaşına girecek. Zaman çok hızlı geçiyor. Bulut’un hayatımıza kattığı mutluluk tarif edilemez. Bulut’u iyi ki sahiplenmişiz.”
Ben bir şey demiyorum, okurumuz yeterince anlattı. Bir kedi bir evi böyle değiştirir işte.
OKUR FOTOĞRAFI

Bulut’a ve okurumuza, tüm sevdikleriyle upuzun, sağlıklı bir ömür diliyorum. Sizden de kedinizin köpeğinizin fotoğrafını bekliyorum.
Paylaş