Normalleşme sürecinde anestezi hekimliği

Poliklinik hizmetleri ve ameliyatların planlamasında her kurum fiziki şartları, çalışan sayısı, hasta çeşitliliği, malzeme temini açısından kendi yol haritasını oluşturmalıdır.

Normalleşme sürecinde anestezi hekimliği


Bu geçiş sürecindeki ameliyatlar için ise Bilimsel Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda bir politika belirlenmektedir. Bu süreçte ertelenen elektif ameliyatlar artık yapılmaya başlandı. Ancak hastalar ameliyat öncesi ‘anestezi ve COVID-19 hastalığı önlemi açısından nasıl değerlendirilir’ ve ‘ne gibi önlemler alınır’. Tüm bu merak edilenleri TOBB ETÜ Hastanesi anestezi bölümü doktorlarından Uz. Dr. Merve Bayraktaroğlu’nun görüşlerini aldık.

Normalleşme sürecinde anestezi hekimliği

30 DAKİKA ARALIKLA HASTA KABULÜ

“Sağlık Bakanlığı tarafından alınan enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında mart ayından beri acil durumlar dışında ameliyatlarımızı yapamıyorduk. Bu hafta itibarıyla artık kademeli olarak normalleşme sürecine geçiyoruz.
Öncelikle hastanemize başvuran her hastaya ve hasta yakınına girişte ateş ölçümü yapılıyor ve eğer yoksa maske takmaları sağlanıyor. Tüm bölümlerde randevu saatleri hasta aralarında en az 30 dakika boşluk olacak şekilde düzenleniyor. Bu arada odaların temizliği ve havalandırılması sağlanıyor.

HASTALARA PCR TESTİ YAPILIYOR

Normalleşme sürecinde anestezi hekimliği

Ameliyat kararı verilen hasta, anestezi öncesi değerlendirme için polikliniğimize geldiğinde koronavirüs enfeksiyonuna yönelik belirtiler ve şüpheli temas öyküsü yönünden de inceleniyor. Sağlık Bakanlığı’nın önerisi doğrultusunda şüphelenilen tüm hastalardan sürüntü örneği (COVID-19 PCR) alınıyor. İhtiyaç duyulursa göğüs hastalıkları muayenesi planlanarak akciğer filmi veya tomografisi de çekiliyor.

TESTİ İKİ KEZ NEGATİF OLMALI

Anestezi ve cerrahi girişim COVID-19 hastalığının seyrini olumsuz etkileyebileceği için hastada koronavirüs tanısı ya da şüphesi var ise acil olmayan cerrahileri erteliyoruz. Hastalık sonrası ameliyat planlanabilmesi için koronavirüs testinin belli aralıklarla en az iki kez negatif olması gerekiyor. Bunun yanı sıra akciğer tomografisinde herhangi bir lezyon kalmadığının görülmesi de önemli. Ameliyata alınacak hastalar ise tıbbi maske ile ameliyathaneye getirilip bekletilmeden ameliyat masasına alınıyor. Genel anestezi gerekmeyen tüm durumlarda ameliyat süresince hasta maske takmaktadır.

HAVALANDIRMA SİSTEMİ BULUNUYOR

Ameliyathanelerde sterilizasyon ve temizliğe çok dikkat ediliyor. Ameliyat odalarımızın hepsinde önerildiği şekilde hava filtreleme ve negatif basınçlı havalandırma sistemleri bulunuyor. Ameliyat bitişinde ayılma süresi ameliyat salonunda geçirilerek hastalar doğrudan odalarına gönderiliyor. Her ameliyat sonrası temizlik ve dezenfeksiyon işlemi için yeterli vakit ayrılmaktadır. Tüm ameliyathane çalışanları korunma yöntemleri ve belirtiler konusunda düzenli olarak bilgilendirilip, uyumları denetlenmektedir. Öneriler doğrultusunda ana hatlar çizildikten sonra, yaşanan süreç içinde güncellemeleri yapmak mümkün olacaktır.”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

‘Akciğer Kanseri’nde akıllı ilaçlar

Her yıl kasım ayında, akciğer kanseri konusunda toplumda farkındalığı arttırmak amacıyla dünya çapında çeşitli çalışmalar yürütülüyor.



Ülkemizde de başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere hem hastalığın önlenmesine hem de erken teşhis ve tedavilerine yönelik bir dizi faaliyet yürütülüyor. Her iki cinsiyette de en sık görülen kanserlerden birisi olan akciğer kanseri, hastaların yüzde 80’inde sigara ile ilişkilidir. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun, akciğer kanserindeki son gelişmeler ile şu bilgileri paylaştı:



ELEKTRONİK SİGARA DA RİSKLİ

Yazının Devamını Oku

Prostat hastalıklarında  HOLEP ve BIPOLEP tekniği

Erkeklerin kaçamadığı sorunlardan biri de “prostat büyümesi ve buna bağlı idrar şikâyetleri...” 60 yaşındaki erkeklerin neredeyse yarısında bu hastalığa rastlanıyor. Yani yaş ilerledikçe bu hastalığın görülme sıklığı da giderek artıyor. Prostat hastalıkları ve yeni tedavi seçeneklerini, Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cenk Acar’a sordum. İşte anlattıkları: 

ŞİKÂYET ARTTIĞI DURUMLARDA AMELİYAT

“Prostat büyümesinde; idrar yaparken zorlanma, idrarı tam boşaltamama ve gece idrara çıkma en sık görülen şikâyetlerdir. Benzer şikâyetler hem prostat kanserinde hem de prostat büyümesinde görülebilir. Ayrıca her iki hastalık birlikte de görülebilir. Ancak tedavileri tamamen birbirinden farklıdır. İyi huylu prostat büyümesi tanısı konan hastalarda, şikâyetlerinin şiddetine göre tedavi planlanır. Şikâyetleri hafif olan hastalarda sıvı alım alışkanlıklarının düzenlenmesi ve yaşam stili değişiklikleri önerilirken, fayda görmeyen hastalarda ilaç tedavilerine başlanır. Tedavilere rağmen şikâyetlerin arttığı durumlarda ise ameliyat önerilir. 



BU TEKNİKLER DAHA AZ YAN ETKİYE SAHİP

Son yıllarda kapalı ameliyat tekniğinde bir devrim yaşanmış ve lazerle prostatı buharlaştırmak(greenlight gibi) yerine, büyük parçalar halinde önce idrar torbasına atıp, sonrasında özel parçalayıcı cihazlar yardımıyla (morselatör) vücut dışına aldığımız HOLEP (holmiyum lazer) ve BIPOLEP (bipolar enerji) yöntemleri kullanılmaya başlandı. Ülkemizde de uygulanan bu ameliyatlarla ilgili hasta verileri arttıkça, yapılan sayısız klinik çalışmalarda prostat enükleasyonu cerrahi tekniği ile (HOLEP ve BIPOLEP) hem açık prostat ameliyatı hem de diğer kapalı ameliyat yöntemlerine göre (TUR-P, plazmakinetik TUR-P) başarılı sonuçlar elde edildiği ve daha az yan etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Ancak, her ne kadar biz ürologlar prostat anatomisine aşina olsak da bu ameliyat tekniğini tam olarak öğrenebilmek için 30-50 civarında hasta sayısına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle hastaya ait faktörlerin yanı sıra cerrahın tecrübesi de tedavi başarısını etkileyen faktörlerdendir. 

ŞİKÂYETE NEDEN OLAN DOKULAR ÇIKARILIYOR

Yazının Devamını Oku

COVID-19 ve interferon

COVID-19 pandemisi sürecinde virüs bulaşan bazı kişilerin hastalığı asemptomatik veya hafif geçirdiği, bazılarının ise çok ağır pnömonilere(zatürre) yakalandığı hatta hayatını kaybettiği görüldü.



Halen tüm dünyada bilim insanları bunun nedenini çözümlemeye çalışıyor. Etkenlerden biri alınan virüs yüküydü, diğeri ek olarak başka bir önemli kronik hastalığın bulunmasıydı ama ayrıca buna neden olabilecek genetik bir özellik olup olmadığı da çok ilgi çeken bir konuydu. Yakın zamanda bazı araştırmacılar, hastalığı ağır geçiren hastalarda interferon (virüslere karşı etki gösteren biyolojik molekül) eksikliği tespit ettiler. Bu yeni ve ilgi çekici konuyla alakalı Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Atak Yücel, şu bilgileri paylaştı:



BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ UYARIR

İnterferonlar, bağışıklık sistemi içerisinde asıl olarak virüslerle ve tümörlerle savaş ile bağışıklık cevabının düzenlenmesinde görev alan ve 3 ana sınıftan oluşan biyolojik moleküllerdir. Bunlar içinde özellikle tip 1 interferonlar virüslerle savaşta çok önemlidir, bağışıklık sistemi hücrelerini bu yönde çalışmaları için uyarırlar. Dünya çapında 50 önemli genetik merkezde yürütülen COVID İnsan Genetiği Konsorsiyumu çalışmasında, virüsü alan kişilerde eğer tip 1 interferonları kodlayan genler eksikse veya düzgün çalışmıyorsa, yani yeterli ve fonksiyonel tip 1 interferon üretimi yoksa başka bir kronik hastalığı olmayan kişilerin de COVID-19 enfeksiyonunu çok ağır geçirdiği, çok ağır zatürre geliştiği, hatta hayatlarını kaybettiği görüldü.

Yazının Devamını Oku

Meme kanseri tedavisinde son gelişmeler

Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı olarak belirlenmiştir. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserlerin başında gelmektedir. En sık belirti meme de ele sert bir kitlenin gelmesidir.



Meme kanseri yerleşim yerine göre bazen sinsi özellik gösterebilir. Yine hızlı ilerleyen türde bir meme kanseri henüz küçük boyutlardayken başta kemik olmak üzere başka organlara yayılma gösterebilir. Meme kanseri tanı ve tedavisindeki yeni gelişmeler ile ilgili Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun şu bilgileri verdi:



MUTLAKA GENETİK ARAŞTIRMA YAPILMALI

Yazının Devamını Oku

Alzaymır hastalığında PET/MR beyin görüntülemesi

Yaşlı bireyleri daha çok etkilemesi, ekonomik yüklerinin çok fazla olması ve henüz etkin tedavilerinin olmaması ile COVID-19 ve alzaymır (alzheimer) hastalığı benzer özellikler içeriyor.


Pandemi süreci devam ederken demans ve alzaymır hastalığının görülme sıklığı da katlanarak artıyor. Türkiye Alzheimer Derneği Ankara Şubesi Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Esen Saka Topçuoğlu ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Lütfiye Özlem Atay ile alzaymır hastalığını konuştuk.



ÜLKEMİZDE 750 BİN CİVARINDA HASTA VAR

Yazının Devamını Oku

Daha güzel dişler daha güzel gülüşler

Estetik anlayışı günümüzde sürekli değişiyor. Ve bu değişimde, dişler de yüz estetiğinin en önemli tamamlayıcı unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.



Diş hekimliği uygulamaları günümüzde çok gelişmiş durumda. Estetik diş hekimliğinde birkaç branş bir araya gelerek estetik uygulamalar yapıyor. Burada ana amaç, kişinin dişlerinin ve gülüşünün daha güzel, daha iyi hale getirilmesi. Ve tabii ki dişlerdeki problemlerin çözülmesi...
* * *
Estetik diş hekimliğinde her gün yenilikler sunuluyor. İşte biz de bu hafta, estetik diş hekimliğinin uygulama alanlarını ve neleri kapsadığını Ankara A Clinica Dent Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nden Diş Hekimi Ezgi Erdenol ile konuştuk.


Yazının Devamını Oku

COVID-19’dan korunmak için doğru beslenerek sağlıklı olalım

Koronavirüs süreciyle birlikte, yeni normal yaşamda tüm alışkanlıklarımız değişime uğradı.



Virüs dünya gündemine oturduğunda biz de evde oturmaya başladık. Karantina sürecinde
mutfakta bolca vakit geçirerek belki de stresimizi yiyerek hafifletmeye çalıştık ve devam eden süreçte belki biraz kilo aldık. Peki tüm dünyayı saran COVID-19 hastalığından korunmak için nasıl beslenmeliyiz, neler yemeliyiz ve bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendirmeliyiz? Tüm bu soruların cevabını Diyetisyen Derya Şahin yanıtladı.



Yazının Devamını Oku

Normal doğumu kolaylaştırma yöntemleri

Normal doğuma olan ilgi, son yıllarda büyük oranda arttı.

Normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin vajinal florayı almaları sayesinde bağışıklıklarının daha güçlü olduğunu, çocukluk çağı alerjik hastalıklara daha az yakalandıklarını ve okul başarılarının bile olumlu yönde etkilendiğini gösteren pek çok çalışma yayımlandı.
Bununla birlikte normal doğum yapan annelerin, anne-bebek bağlanma sürecinin daha sağlıklı geliştiği, kadının bedenen ve ruhen annelik sürecine daha hızlı adapte olduğu ve emzirme ve süt miktarını artırdığını da biliyoruz.
Normal doğumu kolaylaştıran birçok yöntem vardır. İşte bu konuyla alakalı kendisi de normal doğum yapmış ve o anları yaşamış bir hekim olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu’ndan bilgi aldık.



BİRÇOK BİLİNMEZLİK İÇERİYOR

Yazının Devamını Oku

Robot lifting ile gençleşme

Yaşlanmak, yaşamın doğal süreci. Bu süreç içerisinde doğadaki tüm varlıkların temel yapıtaşlarının yavaş yavaş ya sayısı azalıyor ya da işlevleri bozuluyor.

Tüm diğer yapılar gibi cildimiz de yaş alıyor ve her geçen gün yaşlanıyor. Peki cildimizdeki bu değişikliklerin daha az olması için neler yapılabilir? İşte bu soruyu, Mayasante Merkezi Medikal Estetik Uzmani Dr. Serkan Öztürk’e sordum.



* * *
“Yaşlanma ile beraber yapıtaşlarının yavaş yavaş bozulması ve yer çekiminin de etkisi sonucu yüzümüzde sarkmalar, renk-ton değişiklikleri, doku kalitesinde azalmalar, ince kırışıklıklar oluşuyor. Tüm bu değişiklikler içerisinde belki de bizi en çok etkileyen yer çekiminin de katkısı ile oluşan sarkmalar. Daha derin burun dudak arası, oluk çene hattında belirgin sarkma, boynumuzdaki sarkmalar... Tüm bunlar olmasını istemediğimiz ve zamanın bize verdiği çok da hoşumuza gitmeyen hediyeler. Cildin toparlanması ve daha az sarkması için uygulanan tüm medikal estetik yöntemler kollagen sayısını ve kalitesini arttırmayı amaçlıyor. Bu yöntemler içerisinde çok yeni kullandığımız bir uygulama olan robotik liftingden bahsetmek istiyorum. Cerrahi olmayan yüz toparlamada kullandığımız özel bir radyo frekans teknolojisi. Aslında radyo frekans yöntemini medikal estetik uygulamalarında yıllardır kullanıyoruz. Bu yöntemde amaç ısı ile kollagen uyarılmasıyla cildin toparlanmasını sağlamak.
* * *

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs hastalığında genetik faktörler

Koronavirüs, artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Ve bu virüs, kimini yataklara düşürüp ateşler içinde yatırırken, kiminde tek bir belirti bile vermeyebiliyor.

Bu sebeple anlaşılması oldukça zor olan virüs, hayatımızda daha duracak gibi duruyor. Bazı insanlarda ağır, bazılarında hafif geçmesi hatta bazılarında belirti vermemesi durumu İngiltere’de yapılan bir çalışmada genetik etkenlere dayandırıldı.

SEMPTOMLARDA YÜZDE 50 ETKİLİ

İngiltere’de King Collage London’daki bilim insanları, koronavirüs kapmış kişiler üzerinde genetikle ilgili çalışmalar başlattı. Ateş, yorgunluk, koku ve tat kaybı gibi önemli koronavirüs semptomlarının, vakaların yüzde 50’sinde genetik olarak belirlendiği düşünülüyor. Özellikle ikizler üzerinde yapılan çalışma genetik faktörlerin semptomlar için etkili olup olmadığında belirleyici oldu. Bilim insanları, kişide sayıklama, ateş, yorgunluk, nefes darlığı, ishal, tat ve koku kaybı semptomlarının gelişmesinden neredeyse yüzde 50 oranında genlerin sorumlu olduğunu fark etti. Ancak kısık ses, öksürük, göğüs ağrısı ve karın ağrısı gibi semptomların etraftaki ortamdan kaynaklanabileceği düşünülüyor. Bazı insanlarda sadece koku ve tat kaybına sebep olan koronavirüsün, ikizlerde yapılan çalışmayla bu etkilerin genetik etkenlere bağlı olduğu ve bunlara göre kişinin koronayı nasıl geçirdiğinin tespit edildiği de belirtiliyor.

YAYILIMI ÖNLEMEDE KARANTİNA ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Menopozda yapay hormon tedavisi

Günümüzde tedavilerin büyük bir kısmında kullanılamayan hormonlar yerine bu hormonlar gibi davranan ilaçlarla vücut işlerliğini eski haline getirmek için uğraşılıyor.



Ancak bu ilaçlar yurt dışından geldiği için ülkemizde yüksek fiyatla satılıyor ve çoğu hastanın erişimi sağlanamıyor. Bu konuya eğilen Yeditepe Üniversitesi, özellikle menopoz döneminden sonra kadınlarda kemik erimesi ve kıkırdak aşınmalarında kullanılan paratiroid hormonunun kopyasını geliştirmeyi başardı.

KALSİYUM DENGESİ BOZULUR

Paratiroid, tiroid bezinin arkasında yer alan bezlerdir. Paratiroid bezinin işlevi, kalsiyum dengesinin sağlanması için gerekli olana parathormon salgısının oluşturulmasıdır. Bu salgı, sinirlerin, kasların, böbreklerin, kalbin ve kemiklerin normal işlevlerini görmelerini sağlar. Bezlerde bir hasar oluştuğunda kalsiyum dengesi bozulur ve bu durum vücutta kalıcı hasarların meydana gelmesine neden olabilir. Menopoza giren kadınlarda da bu hormonun işleyişinin bozulmasıyla kemik ve kıkırdak yapısında bozulmalara sebep olduğu ve bu sebeple bu hormon ilaçlarına ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Biyobenzer dediğimiz hormon yapısında ilaçlar bu hormonların eksikliğinde, işlev kaybı gibi durumlarında hormon yerine kullanılabiliyor. Yani vücut işlerliği sürmesi için çalışmayan hormon yerine yapay olanı veriliyor. Çoğu hastanın da fiyatları sebebiyle ulaşamadığı bu ilaçlar için Yeditepe Üniversitesi uzun zamandır sürdürdüğü çalışmalarını tamamladı.

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil fonksiyonel MR

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR), dünya üzerinde sıkça kullanılan ve beyin fonksiyonlarının incelenmesinde önemli bir yeri olan bir görüntüleme yöntemi.



MR, isminden de anlaşılacağı gibi, biyolojik dokuları görüntülemek için güçlü manyetik alanlar kullanır. Farklı dokuların güçlü manyetik alanda farklı görünmesi temel alınarak, beyin dokusunun yapısal özellikleri MR yardımıyla incelenebilir. Beyindeki hasar ve kayıplar, gri ve beyaz madde farklılıkları, tümörler bu şekilde belirlenebilir. Yeni MR tekniğiyle ise beyindeki nöral aktiviteler dolaylı olarak ölçülebiliyor. Yani yatağa bağımlı hastaların beyin fonksiyonlarını görmek fonksiyonel MR görüntüleme yöntemi ile artık mümkün. Bu yeni nesil 3 tesla MR yöntemiyle ilgili Ankara Çukurambar Tesla MR Görüntüleme Merkezi doktorlarından Radyolog Uz.Dr. Mahmut Duymuş’dan bilgi aldık.



BEYNİN AKTİVİTESİNİ ÖLÇER

Yazının Devamını Oku

Kronik ağrıda kombine yöntem

Günümüzde çoğu meslek masa başında yapılıyor. Bunlar da zamanla özellikle bel ve boyunda kronikleşmiş ağrılara sebep oluyor.

 

Geçici olarak ilaçlar ve fizik tedaviyle çözüm bulunabilse de büyük ihtimalle ağrılar geri dönebiliyor. Yüksek İhtisas Üniversitesi ve Ortopedi Ankara Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Murat Seven, kronikleşmiş ve inatçı ağrıların tedavisinde yeni kullanılmaya başlanan ‘kombine ağrı tedavisi’ hakkında bilgiler verdi.
YÖNTEMLER BİRLİKTE UYGULANIYOR


“Bel ve boyun fıtıkları başta olmak üzere diz, omuz, kalça ve diğer kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde, tek bir tedavi yöntemiyle iyileşmeyen dirençli ağrılarda en az üç ayrı tedavi yönteminin uygun sırayla, uygun doz ve karışımla seçilmiş hastalara uygulanmasına ‘kombine ağrı tedavisi’ deniyor. Bu yöntem, tek tek kendini kanıtlamış tedavi uygulamalarının birlikte kullanılması şeklidir.
HÜCRE OLUŞUMUNA KATKI SAĞLIYOR


Yazının Devamını Oku

Koronavirüste koku ve tat kaybı

Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı uzun süredir etkisi altına alan koronavirüsün etkilerine her geçen gün yenileri ekleniyor. Bunlardan biri de: ‘Koku ve tat kaybı.’



Diğer belirtilerle birlikte görülebildiği gibi tek basına da ortaya çıkabilen tat ve koku kaybı, ‘koronavirüs negatife döndükten sonra’ geri gelmeyebiliyor.
* * *
Son zamanlarda bazı hastalarda koku ve tat kaybı oldukça yaygınlaştı. Test negatife döndükten uzun süre sonra da tat ve koku alınamıyordu. Reading Üniversitesi’nden tat kimyası uzmanı Doç. Dr. Jane Parker ile Londra Üniversitesi’nden rinolog Dr. Simon Gane’in ‘The Conversation’da yayımladıkları makalede, solunum yollarında mukoz ve doku şişmesi sonucunda, burnun koku almasını sağlayan olfaktör yarığının tıkandığı belirtiliyor.


Yazının Devamını Oku

Koronavirüste sindirim sistemi belirtileri

Aylardır dünyayı etkisi altına alan koronavirüs, yakın zamanda tekrar değişime uğradı. Belirtileri de, devamlı değişen virüsü fark edebilmek için vücudu iyi dinlemek gerekiyor. Her ağrı ya da rahatsızlığı buna yormak yanlış olsa da yeni koronavirüs özellikle mide ve bağırsakları hedef alıyor.



Yorgunluğa ek olarak mide ağrılarınız ve ishaliniz varsa dikkatli olmakta fayda var.
Sindirim sistemi; ağızdan anüse kadar uzanan, besinlerin vücutta yapı taşlarına parçalanması ve kullanılmayan kısımlarının dışkıya dönüştürülerek atılması sürecindeki tüm işlevlerin yerine getirilmesinden sorumlu organların oluşturduğu topluluktur. Ağız, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüs sindirim sistemi organlarıdır ve bu organlara ilişkin hastalıklar, sindirim sistemi hastalıkları grubuna girer.



Yazının Devamını Oku

Koronavirus ve kalp hastalıkları

Günümüzde dünyada en sık ölüm sebebi, kalp ve damar hastalıklarıdır.

Bunu sırayla kanser vakaları ve solunum yolu hastalıkları takip etmektedir. Dünya üzerinde her yıl yaklaşık 18 milyon kişinin hayatını kaybettiği kalp ve damar hastalıkları, genetik ve çevresel faktörlerle sıkça karşımıza çıkıyor. Koronavirüsün kalp ve damarı nasıl etkilediğiyle ilgili Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Haşmet Bardakçı, şu bilgileri paylaştı:



KALP-DAMAR SİSTEMİNİ HEDEF ALIYOR

“Koronavirüs, temelde akciğerleri hedef alıyor gibi görünse de yapısı gereği kalp damar sistemini de hedef almaktadır. Çünkü virüsün yaşayabilmesi için akciğer, kalp, damar, bağırsaklar gibi vücutta organların hücrelerine girip yaşamını sürdürmesi ve çoğalması gerekmektedir. Bu organların hücre zarlarında doğal olarak bulunan bir yapı olan Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim 2 reseptörleri virüsün hücre içine girmesine izin vermektedir. Bu reseptörler aslında vücutta kan basıncının düzenlenmesi görevini yapmaktadırlar. Dolayısı ile hipertansiyon dediğimiz vücutta kan basıncı yüksekliği durumunda kullandığımız bazı tansiyon ilaçları da bu reseptörler üzerinden etkili olmaktadır. Korona pandemisinin erken dönemlerinde ACE 2 reseptörü üzerinden etki eden tansiyon ilaçlarının kullanılmasının hastalığı arttıracağı yönünde bazı şüpheler olmuşsa da bu ilaçların kullanılmadığı durumlarda ortaya çıkan sağlık problemlerinin çok daha fazla olduğu saptanmış ve dünya sağlık örgütü ve ilgili kuruluşlarca kullanımına devam edilmesi kararına varılmıştır.

Yazının Devamını Oku

Pandemide zihnimizi kaygılı düşüncelere teslim etmeyelim

Hepimiz son aylarda günlük yaşantımızda pek de alışık olmadığımız bir durum yaşıyoruz. Dünyada milyarlarca insanı risk altında bırakan bir salgın artık hayatımızın tam orta yerinde duruyor. Bu süreçte her insanın hayatında az ya da çok değişiklikler oluyor ve bu değişikliklerin psikolojik durumumuzu etkilemesi kaçınılmaz. Dolayısıyla salgın sürecinde ve sonrasında en temel sorunları yaşayacağımız tıbbi alanlardan biri elbette psikiyatri.



Peki pandemi sürecinde ve sonrasında ne gibi psikiyatrik sorunlar ortaya çıkabilir? Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Cingi Yirün, ortaya çıkan sorunlar ve baş etme yollarını şöyle sıraladı:

İÇSEL HUZURSUZLUĞU ARTTIRABİLİR

-Bireylerin hasta olmak ile ilgili endişeleri doğal olarak artabilir. Endişenin günlük işlevlerimizi bozacak seviyelere ulaşması yaşantımızı olumsuz etkileyecektir. Hâlihazırda kaygı bozukluğu yaşayan ya da bu tanı ile ilgili tedavi alan bireylerin kaygı seviyeleri yükselebilir, hastalık seyrinde değişiklikler yaşanabilir.

Yazının Devamını Oku

Yüz güldüren enjeksiyon yöntemi

Yaşlanma, stresli yaşam koşulları, çevresel faktörler, bazı hastalıklar yüz ve vücutta sarkıklıklara, kırışıklıklara, dokularda ise hacim kaybına yol açabiliyor.

Yaşlanmayı geciktirmek, daha genç, sağlıklı ve güzel görünmek isteyen kişiler, birçok estetik yöntemi deniyor. Yağ enjeksiyon yöntemi de son yıllarda sıkça tercih edilen, yaşlanma etkisini azaltmak, cilde canlılık sağlamak amacıyla, yüz bölgesinde oluşan çökme ve hacim kaybı için yapılan bir işlemdir. Pandemi süresince stresten yorulan ve yaşlanan ciltler için bu yöntemi Plastik Cerrah Doç. Dr. Zühtü Demir’e sorduk.



DERİ ALTINDA CANLANMA SAĞLIYOR

“Bunun gibi durumlarda biz estetik cerrahların yıllardır uyguladığı ve son zamanlarda da çok gündemde olan uygulama yağ enjeksiyonlarıdır. Kişinin vücudunda fazla olan yerden alınan yağ dokusu, ihtiyaca göre yüzün belirli bölgelerine enjekte ediliyor. Bu sırada hem fazla yağlardan kurtuluyoruz, hem de yüzümüzde gençleşme ve canlanma sağlıyoruz. Aynı zamanda yağ dokusu kök hücre açısından çok zengin olduğundan buraya kök hücre nakli de yapılmış oluyor. Bu da deri ve deri altı dokularda bir canlanmaya neden oluyor. Nereye enjekte ediyorsak o bölgede bir yenilenme, parlaklık, canlılık ve nemlenme oluşturur. Bunun faydasını fazlasıyla görmekteyiz. Bebek cildi dediğimiz bir görüntü oluşuyor. Yaz döneminde oluşan lekelerimizde gözle görülecek oranda azalma sağlar.

Yazının Devamını Oku

Pandemi sürecinde saç ekim cerrahisi

Estetik bir görünüm için önem taşıyan saçlar, çevresel ve kalıtsal faktörlere bağlı olarak zamanla dökülebiliyor.



Saç ekim cerrahisi ile kişinin kendisinden alınan saç kökü ya da kıllarla saçları eski haline getirebilmek ise mümkün. Uzmanlar, saç ekiminin özgüveni de arttırdığını vurguluyor. Bu arada tüm dünyayı etkisi altına alan ve insanlara korku salan COVID-19 pandemisi sebebiyle ertelenen saç ekimi operasyonları da yeni normalleşmeyle birlikte tekrar uygulanmaya başladı. ‘Saç ekimi nedir?’, ‘Salgınla ilgili ne gibi önlemler alındı?’ tüm bu soruları Medikal Estetik Hekimi Dr. Muhammet Özgehan’e sorduk. Kliniklerin, gerekli önlemleri aldığını belirten Özgehan, saç ekimi kliniklerinin normal şartlarda da belli standartlara uymak zorunda olduğunu vurgulayarak şu bilgileri verdi:



ODALARDA UVC LAMBALAR VAR

“Bizde tüm odalarda virüse karşı etkili UVC lambalar var. Bu yönetmelik gereği zorunlu. Yani aslında virüsten en izole ortamlardan biri saç ekimi ameliyathaneleri ancak yine kişisel teması azaltmak için mesafe koşuluna uymaya, el dezenfektanlarını sık kullanmaya, maske önlemlerini almaya bizler de dikkat ediyoruz. Eskisi kadar sık randevular vermiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs salgını sonrası estetik diş hekimliği

Normalleşme sürecinin ikinci adımı haziran ayında atıldı. Koronavirüs salgını nedeniyle sadece acil hizmet veren diş hastanelerinin ve diş polikliniklerinin birçoğu hasta kabulüne başladı.

Bilindiği üzere salgın süresince toplumumuzu salgından korumak amacıyla diş hekimleri, sadece ağrılı ve acil hastalara tedavi hizmeti verdi. Ancak ertelenen implant, dolgu, kanal tedavileri ve gülüş tasarımı uygulamaları artık kademeli olarak başladı. Konuyla ilgili Dent-Oran Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Abdullah Zülfikar ve Diş Hekimi Emre Bal’dan bilgi aldık.


* * *
“Normalleşme sürecine girdiğimiz bugünlerde, Sağlık Bakanlığı’mızın kuralları doğrultusunda randevular arasındaki süreyi arttırarak, klinik sterilizasyon ve dezenfeksiyon tedbirlerimizi maksimum seviyede tutarak, hayatımızın önemli gereksinimleri olan ortodonti, implant cerrahisi ve estetik diş tedavisi uygulamalarımızı da kademeli olarak açmaya başladık” bilgilerini veren her iki diş hekimine de özellikle son yıllarda merak edilen bir konuyu sordum.
* * *

Yazının Devamını Oku