GeriŞenol Kalyoncu Normal doğumu kolaylaştırma yöntemleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Normal doğumu kolaylaştırma yöntemleri

Normal doğuma olan ilgi, son yıllarda büyük oranda arttı.

Normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin vajinal florayı almaları sayesinde bağışıklıklarının daha güçlü olduğunu, çocukluk çağı alerjik hastalıklara daha az yakalandıklarını ve okul başarılarının bile olumlu yönde etkilendiğini gösteren pek çok çalışma yayımlandı.
Bununla birlikte normal doğum yapan annelerin, anne-bebek bağlanma sürecinin daha sağlıklı geliştiği, kadının bedenen ve ruhen annelik sürecine daha hızlı adapte olduğu ve emzirme ve süt miktarını artırdığını da biliyoruz.
Normal doğumu kolaylaştıran birçok yöntem vardır. İşte bu konuyla alakalı kendisi de normal doğum yapmış ve o anları yaşamış bir hekim olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu’ndan bilgi aldık.

Normal doğumu kolaylaştırma yöntemleri

BİRÇOK BİLİNMEZLİK İÇERİYOR

“Pek çok anne adayı doğuma haftalar kala ‘nasıl bir doğum yapmak istediğini’ kabaca planlayabiliyor. Son yıllarda genel istek -bebek ve anne için herhangi bir risk taşımıyorsa- normal doğum olması yönünde oluyor. Tabii ki biz hekimlerin temel amacı da eve sağlıklı anne ve sağlıklı bebek göndermek yönünde olsa da, kimi zaman normal doğum süreci birçok bilinmezlik içermektedir.

HEKİMİN ÖNERİLERİNE UYULMALI

Örneğin, doğumun kaç saat süreceği, kesin olarak normal doğum yapılıp yapılamayacağı, süreçte kanama ve yırtık gibi hiçbir komplikasyonun meydana gelmeyeceğini garanti etmek imkânsızdır. İşte bu noktada anne adayının süreci sahiplenmesi, doğum takibini gerçekleştiren hekimin önerileri ve uygulamalarına uyum göstermesi esastır.

NET BİR YANIT MÜMKÜN DEĞİL

Yine pek çok anne şöyle bir hikâye anlatır: ‘Saatlerce normal doğum diye ağrı çektim ve sonunda sezaryen oldum. Keşke başından sezaryen olup hiç çekmeseydim.’ Maalesef yıllardır kazandığım doğum tecrübeme, binlerce doğuma girmiş olmama rağmen ‘Doktor hanım kesin normal doğum yapar mıyım?’ sorusuna net bir yanıt vermek mümkün değildir.

Normal doğumu kolaylaştırma yöntemleri

DOĞUMU BAŞLATMAK İÇİN EVDE NELER YAPABİLİRİM?

Doğumun olabildiğince kendiliğinden yani suni sancı vermeden başlamasını pek çok anne adayı arzu eder ancak ne yapacağını bilemez. Biz hekimler de pandemi süreci nedeniyle anne adaylarımızın hastane yatış süresini olabildiğince kısa tutabilmek adına doğumun ileri evrelerinde hastaneye yatış yapmayı tercih ediyoruz. İşte bu noktada anne adayını doğru biçimde yönlendirerek, doğumun kendiliğinden başlaması ve devam etmesi sağlanabilir. Ben istiyorum ki bebekler hiçbir müdahale -müdahaleden kastım suni sancı, epidural anestezi ve pek çok ilaç uygulaması- olmadan dünyaya gelsin.
Yurt dışında yıllardır uygulanan, ülkemizde de yaygınlaşan birtakım uygulamalardan da bahsetmek istiyorum.
* Yürüyüş pelvik hareketler ve pilates
Gebeliğin erken haftalarından itibaren hareketli olmak hem kilo kontrolü hem de doğum ağrılarıyla kolay baş etmeyi sağlar. Özellikle gebeliğin 34. haftasından sonra günlük 30-40 dakikalık yürüyüşler ve pilates topu yardımıyla yapılan pelvis hareketleri doğumu büyük oranda kolaylaştırır.
* Gün aşırı cinsel birliktelik
Cinsel birliktelik esnasında salgılanan prostoglandinler rahim ağzının açılmasını kolaylaştırır. İlişki esnasında içe boşalma da mutlaka öneriyoruz.
* Meme başı uyarısı
Meme başı uyarısı doğum kasılmalarını uyararak doğumun başlamasına yardımcı olabilir.
* Castor yağı ve baharatlı gıdalar
Yurt dışında sıklıkla kullanılan castor yağı, bizde buna benzer olarak zeytin yağından faydalanılabilir ve baharatlı gıda tüketmek bağırsak hareketlerini arttırır. Artan prostaglandin salınımı rahim kasılmalarını tetikler.
* Ahududu yaprağı çayı ve hurma
Bu gıdalar doğal oksitosin salınımını uyararak doğumun başlamasına yardımcı olur.

X

Labioplasti...

Estetik, “kusurlu bir organı düzeltmek veya güzelleştirmek” amacıyla uygulanan yöntemlerdir. Her ne kadar “estetik” denildiğinde akla ilk gelen “güzel bir dış görünüş” olsa da -vücudu bir bütün olarak düşünürsek- genital bölgeyi dışarıda tutamayız.

“Labioplasti” gibi jinekolojik operasyonlar, kadınların dış genital organlarındaki bozukluğun düzgün bir görünüme kavuşmasını sağlar.
Yani bu da bir “estetik”tir.
Özellikle son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle tıbbi bilgilere ulaşmak kolaylaştı. Estetik cerrahi işlemlerin daha yaygın hale gelmesi ile birlikte kadınlar kendi vücutlarına daha fazla dikkat etmeye başladı. Ve tabii pandemi süreci de kadınların kendi vücutlarındaki bir takım normal dışı yapıları fark etmelerini sağladı.
Peki “labioplasti” nedir, nasıl uygulanır?
İşte bu konuda merak edilen birçok bilgiyi, Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu’ndan aldım.
Şunları anlattı:

Yazının Devamını Oku

Genital estetik ve PRP

Kadınların kişisel bakım arayış ve anlayışları, tıpkı birçok estetik uygulamada olduğu gibi “genital estetik” konusunda da yenilikleri/ilerlemeyi beraberinde getirdi.



Misal...
Günümüzde, “genital bölgenin görünümü ve foksiyonundan memnun olmayan” birçok kadın mevcut.
Ve kadınlar...
Doğum, yaşlılık ve başka nedenlerle önceki sıkılığını, esnekliğini ve doğal rengini kaybetmiş dış genital organlar(vulva, vajina, klitoris, dış dudak, iç dudak)sebebiyle biz hekimlere başvuruyor, soruna çözüm arıyor.
Bunun yanı sıra isteksizlik, orgazm olamama, idrar kaçırma ve kuruluk gibi yakınmalarla da yine biz hakemlere yapılan başvurular artıyor.

Yazının Devamını Oku

Kanser tedavisinde aspirin araştırması

Dünyada en yaygın olarak kullanılan tıbbi ilaçlardan ‘asetilsalisilik asit’ yani bilinen adıyla Aspirin, ağrı kesici, ateş düşürücü, kan sulandırıcı ve inflamasyonu azaltıcı etkisi olan bir ilaçtır.



Cardiff Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen bir araştırmada, Aspirin’in kanser hastalarında diğer tedavilerin yanında kullanılmasının önemli sonuçlar doğurabileceği ifade edildi. 50 yıldan uzun süredir bu ilacın etkilerini araştıran Cardiff Üniversitesi onursal profesörü ve baş araştırmacı Peter Elwood, “Kanser teşhisi konulduktan sonraki herhangi bir zamanda Aspirin kullanan hastaların, kullanmayanlara göre yüzde 20 oranla daha fazla hayatta kaldığını gördük” ifadelerini kullandı.

TAVSİYELER HENÜZ NET DEĞİL

Öte yandan Aspirin’in bazı kanserleri de azalttığı öne sürülmektedir. Kanser görülme sıklığı ve kanserden ölüm üzerine olumlu etkilerinin olduğunun gösterilmesiyle primer korunmada bu ilacın rolü değişebilir. Beş yıldan daha uzun süre düşük doz Aspirin kullanılmasıyla kalın bağırsak kanseri, kadın rahim kanserleri, lenfoma ve sarkom oluşumunun azaltılabileceği ileri sürülmüştür. Aspirin ile 8-10 yıllık zaman süresinde kanser sıklığında görece yüzde 12 azalma elde edilebilmiştir. Ancak, kanserden koruyucu olarak bu ilacın kullanılması hususunda tavsiyeler henüz net değildir.

Yazının Devamını Oku

Tamponsuz ‘burun kemiği’ ameliyatı

Septoplasti (burun ameliyatı), burun orta perdesini oluşturan kemik ve kıkırdak yapının eğri kısmının, burun solunumunu bozduğu durumlarda yapılan düzeltme ameliyatının ismidir.



Kulak Burun Boğaz(KBB) kliniklerinde en sıklıkla yapılan işlemlerden biridir. Burun ameliyatı denilince, akla ilk gelen, cerrahi sonrası kullanılan tamponlardır. Eskiden ameliyat sonrası hasta birkaç gün tampon kullanmak zorunda kalıyordu ve bu tamponlar nefes almayı zorlaştırıp, kulaklarda da basınca neden oluyordu. Teknolojinin de gelişmesiyle günümüzde artık hastalar ameliyat sonrası tampona ihtiyaç duymadan, rahat ve hızlı şekilde gündelik yaşamına dönebiliyor. Tamponsuz burun ameliyatı yapan hekim sayısı giderek artarken, konuyu KBB uzmanı Doç. Dr. Taylan Gül’e sordum.



RAHATSIZLIK HİSSİ OLUŞTURUYORDU

Yazının Devamını Oku

Hamilelik sürecinde ağız ve diş bakımı

Hamilelik döneminde kadınlarda ağız ve diş bakımı, diğer dönemlere göre daha önemlidir.



Gebelik döneminde değişen hormon seviyelerinin etkisiyle ağız ve diş sağlığı bozulabilir. Diş etleri, zararlı bakterilere karşı daha korunmasız hale gelebilir. Hamilelikte, kadınlar çok hassas hassas olurlar öyle ki ilaç bile kullanmak istemezler. Bu nedenle hamilelik dönemindeki diş tedavileri de genellikle doğum sonrasına ertelenir. Ancak ağız ve diş hastalıklarından kaynaklanan şikâyetler, hamile kadın için bu çekilmez bir hale gelebilir. Zamanında tedavisi uygulanmayan şikâyetler, anne ve bebeğin sağlığı için büyük bir tehdit oluşturabilir. Bu sebeple koruyucu diş hekimliği, hamilelik sürecinin rahat geçirilmesi açısından da oldukça önemlidir. Hamilelik planlayan her kadın mutlaka bir diş hekimi kontrolünden geçmeli, gereken tedavilerini yaptırmalıdır. Hamilelik sürecinde ortodonti tedavisi ve anne adaylarının alması gereken önlemleri Diş Hekimi Ortodondi Uzmanı Saliha Alkan’a sordum.


KULLANILAN MALZEMELER GÜVENLİ

Yazının Devamını Oku

Tamamlayıcı tıp yöntemi ‘homeopati’

Vücudun kendini doğal olarak iyileştirmesine yardım eden bir tedavi sistemi olan ‘homeopati’, batıda oldukça yaygın kullanılan alternatif tıp seçeneklerinden biridir. Homeopatinin çalışma prensibi, hastalığa neden olan unsurların aynı zamanda hastalığı iyileştirebileceği fikrine dayanır. Peki, homeopati nedir ve hastalıkların tedavisinde etkili bir yöntem midir? Homeopati hakkında merak edilenleri Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı, Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Dr. Sevil Özkan’a sordum...



TEDAVİ KİŞİYE ÖZELDİR

“Almanya’da 1755’te Samuel Hahneman tarafından prensiplendirilmiştir. Homeopati; homeos (benzer) ve pathos (hastalık) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Homeopati, ‘benzeri benzer ile tedavi etme’ prensibine dayanır. Örneğin ağrı yapan ajanla ağrıyı tedavi etmek gibi. Batıda en sık kullanılan tamamlayıcı tıp yöntemlerinden biridir. Homeopatide kullanılan ilaçlara remedi denir; bitkiler, mineraller, hayvanlar, hastalıklı dokular gibi tamamen doğal kaynaklardan hazırlanır. Belli oranlarda seyreltilerek etkili olabilecek en düşük dozda kişiye verilir. Günümüzde üç binden fazla homeopatik remedi bulunmaktadır. Remedilerin yan etkileri yoktur ve alışkanlık yapmaz. Yetişkinlerde uygulandığı gibi çocuklar, yenidoğan, hayvan ve bitkilerde de güvenle kullanılabilir. Homeopatide, ‘hastalık yoktur, hasta vardır’ yani tedavi kişiye özeldir. Örneğin baş ağrısı olan herkese aynı remedi kullanılmaz.


Yazının Devamını Oku

Saç boyaları ve kanser riski

Saç boyaları, ülkemiz dahil tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Hem kadın hem de erkeklerde bu kadar yaygın kullanılan saç boyalarının kanser riskini arttırıp arttırmadığına yönelik tartışmalar ise uzun zamandır devam ediyor.

 

Saç boyası ve saç boyamasında kullanılan kimyasal maddelerin kanser riskini arttırıp arttırmadığı konusunda yapılan bir araştırmaya göre, düzenli saç boyatan kadınların meme kanserine yakalanma olasılığı diğerlerine oranla daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bu konu ile ilgili güncel durumu Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun, şöyle anlattı:

BİNLERCE KİMYASAL MADDE BULUNUYOR

“Saç boyalarının içerisinde 5 binden fazla kimyasal madde bulunmaktadır. Bunların içinde paraben, amonyak gibi kanserojen olduğu düşünülen birçok madde Avrupa ve ABD’deki sağlık ajanslarının önerisi ile saç boyası içeriklerden çıkarılmıştır. Fakat bunların çıkarılmış olması tek başına kanser riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bu kimyasal maddelerin deriden emilmesi ya da nefes yolu ile içe çekilmesi sonucu kanser riskinin artabileceği düşünülmektedir.

MEME KANSERİ YÜZDE 9 DAHA FAZLA

Son dönemde bu konuda araştırmaların en çok odaklandığı kanser türü meme kanseridir. Aralık 2019 tarihinde yayınlanan ve 50 bin kadının dahil edildiği çalışmada, belirli aralıklarda saç boyatan kadınlarda meme kanseri riskinin yaklaşık yüzde 9 daha fazla olduğu gösterildi. Haziran 2020 tarihinde yayınlanan ve 117 bin kadının dahil edildiği başka bir çalışmada ise düzenli saç boyamasının hormon duyarsız meme kanseri ile birlikte bazal hücreli cilt kanseri ve yumurtalık kanseri riskini arttırdığı ortaya çıktı. Bu sonuçların yanında saç boyalarının kanser riski artışı yapmadığına da dair yayınlar bulunmaktadır. Yine idrar kesesi kanseri ve lösemi risk artışına yönelik çelişkili çalışmalar vardır. Bu çalışmaların birçoğunda özellikle saç boyayan kuaförlerde idrar kanseri riskinin bir miktar arttığı kabul edilmektedir. Bu kadar yoğun kullanılan saç boyalarındaki minimal risk artışı bile halk sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır.

ORGANİK SAÇ BOYALARI DAHA GÜVENLİ

Yazının Devamını Oku

Yüz gençleştirmede yağ dolgu uygulaması

Vücuttaki yağın bir bölgeden alınarak başka bir bölgeye taşınma işlemine yağ enjeksiyonu/yağ transferi işlemi denir. Halk arasında yağ dolgusu olarak da bilinen bu işlem en çok yüz bölgesine uygulanmaktadır.


Sıklıkla çukurlaşmış göz altları, sarkmış yanaklar, sönmüş dudaklar, derinleşmiş nazolabial oluklar, ağız kenarı olukları problemlerini düzeltmekte bu işleme başvurulur. Daha güzel yaş almak, daha sağlıklı görünmek için yağın değeri gün geçtikçe anlaşılırken bu işleme karşı ilgi de gün geçtikçe artmaktadır. Yağ enjeksiyonu uygulaması ile ilgili Kulak, Burun, Baş ve Boyun Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tevfik Sözen, şu bilgileri paylaştı.

YAŞLANMA KARŞITI MEKANİZMAYI TETİKLER

“Aynen bir ressamın yaptığı tabloda geçişleri ayarlaması gibi bu ışık ve gölgelenmeleri de yüzümüzdeki yumuşak dokular sağlar. Bu yumuşak dokuları oluşturan en önemli yapılar da yüzümüzdeki yağ dokularıdır. Vücudumuzdaki yağların kök hücreleri açısından en iyi kaynağı barındırıyor olması ve bu kök hücrelerin içerdiği büyüme hormonları, başlıca kolajen sentezinin tetiklenmesi gibi birçok yaşlanma karşıtı mekanizmayı otomatik olarak tetikler. Bütünsel yüz yenilenmesine ve genç görünüme katkı sağlar.
Vücuttan alınan yağın santrifüje edilerek anestezi altında istenilen bölgeye verilerek desteklenmesi şeklinde uygulanır, yapılan miktara ve bölgeye bağlı olarak bir iki saat sürebilir. Bu işlem iyileşmesi ağrılı olmamakla birlikte uygulanan yerde şişme, yağ dokusunun alındığı yerde de morarma ve hassasiyete neden olabilir. Bu işlemi yaptırdıktan bir hafta sonra rahatlıkla normal yaşantıya dönülebilir.

SONUÇLARI AŞAMALI OLARAK GÖRÜNÜR

Yüze yapılan yağ enjeksiyonunun sonuçları aşamalı olarak görünür, yapıldıktan sonraki ilk üç ayda, enjekte edilen yağ hücrelerinin yüzde 40 kadarında bir azalma görülebilir. Yağ kaybı beklentisiyle ‘aşırı düzeltme’ yapmak yüzde aşırı şiş görüntüye sebebiyet verebilir. İlk üç ayda yağ hücreleri hacim açısından en düşük duruma gelir fakat dördüncü aydan sonra tekrar hacim kazanmaya başlar. Bu sebeple aşırı düzeltme yapmak hastanın nihai sonucunu etkiler ve tedaviden memnuniyet duymamasını sağlayabilir. Aktarılan yağ hücreleri hayatta kalamadığı için bazı hastalarda minimal sonuç alınabileceğini unutmamak önemlidir. Genel olarak, yaşlandıkça daha az yağ hayatta kalır. Ayrıca sigara içenlerin daha kötü sonuçlara sahip olduğu düşünülmektedir. Dokuz ay sonra, kalan yağ emilemeyeceği için sonuçlar kalıcıdır.

YARA VE SİVİLCE İZLERİNE DE FAYDALI

Yazının Devamını Oku

Diş sıkma hastalığında manuel tedavinin yeri

Çene; karmaşık yapısı ve çok gelişmiş hareket kabiliyeti ile insan vücudunun en çok çalışan eklemlerinden biridir.

Çene eklemi ile ilgili rahatsızlıklar ise toplumda her 10 kişiden üçünü etkilemektedir. Çene eklemi rahatsızlıkları, çene ekleminde ve çiğneme kaslarında sürekli tekrarlayan ağrı veya eklemde meydana gelen fonksiyon bozukluğu olarak tanımlanabilir. Çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilen bu sorunun ana nedeni ise çene ekleminin yüzeyi ve eklemdeki diskin uyumunu kaybetmesidir. Çene eklemi rahatsızlıkları pek çok sebeple oluşabilir. Günümüzde eklem rahatsızlıklarının en önemli sebebi diş sıkma ya da gıcırdatma olarak karşımıza çıkmaktadır. Diş sıkma nedir? Manuel tedavi ne derece etkilidir? Tüm merak edilenleri Fizyoterapist Aslı Turgut Üstündağ’a sordum.



STRES VE KAYGI İLE ARTTI

“Diş sıkma (bruksizm), dişlerin istem dışı ve güçlü bir şekilde sıkılmasıdır. Bruksizminiz varsa, uyanıkken farkında olmadan dişlerinizi sıkabilir (uyanık bruksizm) ya da uyku sırasında dişlerinizi sıkabilir veya gıcırdatabilirsiniz (uyku bruksizmi). Stres, diş sıkmayı ya da gıcırdatmayı hem oluşturan hem de olayın şiddetini arttıran en önemli faktördür. Son dönemde pandeminin sonucu olarak toplumdaki stres ve kaygı seviyesinin de artmasıyla halihazırda yaygın olan bu probleme daha sık rastlamaktayız.

Yazının Devamını Oku

Diş tedavilerinde anestezi uygulamaları

Diş hekimi korkusu, ek hastalıklar ya da lokal anestezinin yetersiz kalması gibi nedenlerden ötürü cerrahi girişimlerin yapılamadığı durumlarda, “sedasyon” veya “genel anestezi” ile de diş tedavilerini aksatmadan yaptırmak mümkün. Peki tüm bu anestezi uygulamaları nedir ve nasıl uygulanır? Bu konuda merak edilenleri TOBB ETÜ Hastanesi’nin anestezi doktorlarından Uz. Dr. Merve Bayraktaroğlu’na sordum ve şu yanıtları aldım:

TEDAVİ SONRASINDA HATIRLAMAZ

“Sedasyon, sakinleştirici ilaçlar ile hastanın kendi solunumu ve tüm refleksleri korunarak bilinç düzeyinin kontrollü olarak baskılandığı bir uyku halidir. Kısa sürede tamamlanacak işlemler sedasyon uygulanarak güvenle yapılabilir. Sedasyon anestezisinde amaç; endişe, korku, ağrı ve mide bulantısını ortadan kaldırmaktır. Hasta işlem sırasında tamamen uyumaz, normal nefes almaya devam eder ve verilen komutları yerine getirir. Ancak tedavi sonrasında işlem sürecini hatırlamaz.

BİLİNCİ KAPALI TAM UYKU HALİ

Genel anestezi ise damar yolundan ilaçlar ve solunum yolundan gaz uygulaması sonucu bilincin kapandığı, ağrılı uyarana yanıt alınamadığı, solunum fonksiyonlarının önemli ölçüde baskılandığı veya durduğu tam uyku halidir. Hasta uyuduktan sonra nefes borusuna yerleştirilen bir tüp sayesinde solunum entübasyon ile sağlanır. Anestezi uzmanı; hastaların kalp hızı, kan basıncı, vücudun oksijen düzeyi gibi gerekli bütün yaşamsal fonksiyonlarını düzenli olarak kontrol ederek hasta güvenliğini sağlar. Her iki işlem de anestezi uzmanı tarafından ameliyathane ortamında yapılmalıdır.

Yazının Devamını Oku

Tiroid kanseri tanı ve tedavisinde gelişmeler

Vücudumuzda hormon üretiminden sorumlu olan tiroid bezinde hücrelerin kontrolsüz büyümesi sonucunda tiroid kanseri gelişebilmektedir.



Kadınlarda iyi huylu tiroid nodülleri ve hastalıkları daha sık görülmesine rağmen erkelerde görülen tiroid nodüllerin kanser olma riski kadınlara göre daha fazladır. Diğer birçok kanserde olduğu gibi bu kanser türünün tanı ve tedavisinde de önemli ilerlemler kaydedilmektedir. Bu konuyu Tıbbi Onkoloji Uzmanı ve Kanserde Güncel Tedavilere Erişim ve Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Uğur Coşkun’a sordum.



ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Anksiyete ve manuel terapi

Anksiyete, sadece kaygı, stres ve endişe duygularının yoğun yaşandığı mental bir sağlık sorunu olmakla kalmayıp aynı zamanda çok çeşitli rahatsız edici fiziksel semptomlara da neden olan bir hastalıktır.



Bunlardan kas ağrısı ile kas spazmı bazen kişinin sosyal hayatını çok ciddi etkiliyor ve hızlı çözüm arayışına itebiliyor. Kas gevşetici ile ağrı kesiciler de bir çözümdür ancak günümüzde manuel tedavi de hızlı ve daha iyi bir seçenektir. Anksiyete durumunda kas spazmlarının tedavisinde manuel terapi yöntemiyle ilgili merak edilenleri Fizyoterapist Aslı Turgut Üstündağ’a sordum.



BİRÇOK İNSAN FARKINDA OLMAZ

Yazının Devamını Oku

Alzaymır hastalığında TPS tedavi metodu

Alzaymır (Alzheimer) teşhisi hem hasta hem de hasta yakınları için çok yıpratıcı bir süreçtir.



Yoğun araştırmalara rağmen alzaymır’ın tedavisi henüz bulunamamış ancak hastalıkla mücadelede ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu hastalıktan etkilenenlerin yaşam kalitesi ve kendi kaderini tayin hakkı mümkün olduğunca uzun süre korunmalıdır. Alzaymır hastalığında ilaç tedavileri maalesef hastalığın ilerlemesinde son derece kısıtlı bir fayda sağlamaktadır. Transcranial Pulsed Stimulasyon (TPS)–Neurolith alzaymır hastalığı için tamamen yenilikçi yeni bir tedavi olarak Avusturya Wienna Üniversitesi ile Kanada Toronto Üniversitesi tarafından geliştirilmiş olup, tedavide kendi alanında onaylanmış etkili, güvenli, invaziv olmayan, alzaymır hastalarının tedavisi için Avrupa Birliği’nde onaylanmış, tedavi metodudur. Bu metodu, Türkiye’de uygulayacak olan isimlerden nöroloji uzmanı Prof. Dr. Zülküf Önal ve Doç. Dr. Akçay Övünç Özön’a sordum.



İKİ HAFTA BOYUNCA ALTI SEANS

Yazının Devamını Oku

Kanser hastalarına beslenme önerileri

Dünyada giderek artan kanser vakaları, ülkemizin de en önemli sağlık problemlerinden biri.

Tüm araştırmalar, hastalığı tedavi etmeye odaklanmış durumda. Gerek hedefe yönelik tedaviler gerekse bağışıklık sistemini güçlendirmeye odaklanan immunoterapiler sayesinde büyük mesafeler elde edilmiş durumda. Fakat onkoloji hastalarının beslenmesi ile ilgili medyada yer alan birçok haber, hasta ve yakınlarında kafa karışıklığına yol açıyor. Bu konuda Tıbbi Onkoloji Uzmanı, Kanserde Güncel Tedavilere Erişim ve Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Uğur Coşkun’la konuştum. Prof. Dr. Uğur Coşkun, şu önemli bilgileri verdi:



KEMOTERAPİDE İDEAL KİLO KORUNMALI

“Kemoterapi onkoloji hastalarında halen sıklıkla kullanılan bir tedavi yöntemidir. Bulantı, kusma, iştahsızlık, ishal gibi sık görülen yan etkiler beslenme problemlerine neden olabilir. Kanser hastalarının ideal kilonun altına düşmemeleri tedavi etkinliğinde ve tedavinin başarılı olmasında çok önemlidir. Bu nedenle yeterli kalori ve protein alınımına dikkat edilmelidir. Tedavi sırasında çok fazla kilo kaybı yaşanmışsa, düşük kalorili içecekler, salatalar ve sade çorbalar gibi az enerji veya besin sağlayan yiyeceklerden kaçınılabilir çünkü bunlar tokluğa neden olarak vücudun ihtiyaç duyduğu kalori ve proteini alınımında azlığa yol açabilir. Bunun yanında bazı kanser türlerinde kemoterapi esnasında yüksek kilo alımları görülmektedir. Fazla kilo bağışıklığın azalmasına, tedavinin uzamasına ve kanser nüksüne neden olabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde bireylerin ideal kilosunu koruması gerekmektedir.

Yazının Devamını Oku

Prostat büyümesine ameliyatsız mikro işlem

Türkiye’de özellikle 50 yaş üstü erkeklerin üçte birinde görülen prostat hastalıkları arasında en sık karşılaşılanı prostat büyümesidir.

 


Prostat büyümesi, erkeklerin karşılaştığı en tehlikeli rahatsızlıklardandır. Erkeklerin kâbusu olan prostat büyümesi, tedavi edilmemesi halinde ileri safhalara taşınarak çok daha büyük sorunlara neden olabilmektedir. Prostat büyümesi tedavisinde uygulanan en güncel tedavi yöntemlerinden sayılan ve ameliyatsız olarak gerçekleştirilen, mikro-invaziv bir teknik olan ‘prostat lazer ablasyon tedavisi’ Türkiye’de uygulanmaya başlandı. Konuyla ilgili Ürolog Dr. Tuncay Şafak, şu bilgileri verdi.


RİSKLERİ ORTADAN KALDIRIR

Yazının Devamını Oku

Migrende botoks tedavisi

Baş ağrısına en çok yol açan durumlardan birisi olan migren, kadınlarda erkeklerden üç kat daha fazla görülmekte ve genellikle orta yaş grubunu etkilemektedir.



Sık gelişen ataklar, kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte ve toplumda ciddi anlamda iş gücü kaybı ile sosyal yaşamda bozulmaya neden olmaktadır. Daha önceleri yüzde estetik amaçlı olarak kullanılan botoksun, aynı hastalarda migrene bağlı baş ağrılarında da belirgin bir düzelme sağladığı tesadüfi de olsa anlaşıldı. Amerikan İlaç Dairesi’nin (FDA) kronik migren için botoks tedavisini onaylamasının ardından tüm dünyada yaygın olarak kabul gören bir tedavi haline geldi. Migren tedavisinde botoks uygulamalarını K.B.B. ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Tuncay Özçelik’ten dinledik.



YAŞAM KALİTESİNİ OLUMSUZ ETKİLER

Yazının Devamını Oku

Dudak dolgusu tecrübe ister

Cerrahi işleme gerek duyulmadan kısa sürede sonuç alınan medikal estetik uygulamaları, günümüzde değişen güzellik trendlerinin ilk sırasında yer alıyor.



Ameliyatsız medikal estetik uygulamaları içerisinde en çok tercih edilen yöntem botoks. Son yıllarda, dudak dolgusu da botokstan sonra özellikle gençler tarafından tercih edilmeye başlandı. Gençler, daha dolgun daha çekici dudak isterken, 35 yaş üstü insanlar da hacim kaybeden dudaklarına yeniden hacim kazandırmak, doğal ve dolgun bir dudak yapısına sahip olmak istiyor. Dudak dolgusuyla ilgili bilgi veren Medikal Estetik Uzmanı Dr. Serkan Öztürk, bu işlemlerin kesinlikle uzman ve tecrübeli kişiler tarafından yapılması gerektiğinin de altını çizdi.



HERKESİN DUDAK YAPISI FARKLI

Yazının Devamını Oku

Robotik diz protezi

Diz vücudun en önemli ve en büyük eklemidir.



Vücudun bütün yükünü taşıyan çok önemli bir organ olan dizdeki sorunlar, aşırı yük ile birlikte sporla da bazı problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Dize yük binmesi ile kıkırdak problemleri de oluşur. Kıkırdak, eklem uçlarında iki kemiğin birleştiği yerde kemik uçlarını kaplayan kaygan ve parlak yapıdır. Alttaki kemikten ve eklem sıvısından beslenir. Kıkırdak sorunlarının ortaya çıkması durumunda, hareket ve aktivasyonda problemler ortaya çıkar. Dizdeki problemler için öncelikle ilaç tedavisi uygulanır, düzelmezse değişik ameliyat yöntemleri gerçekleştirilir, yine düzelmezse son çözüm diz protezi ameliyatıdır.
Yeni bir yöntem olan ‘robotik diz protezi’ ameliyatı ise protez ameliyatlarının son yeniliğidir. Konu hakkında Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Cenk Altun’dan bilgi aldık.



Yazının Devamını Oku

Güneşte şifa da var risk de var

Yaz döneminin gelmesi ile artık güneşe daha fazla maruz kalacağız.



Gerek aşılama gerekse kısıtlamaların neticesinde koronavirüs pandemisinin etkisinin azalmasını beklediğimiz yaz mevsiminde, “güneşten ideal şekilde yararlanmamız” sağlığımız açısından çok önemli.
Güneşlenirken onkolojik açıdan nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda Kanserde Güncel Tedavilere Erişim ve Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Uğur Coşkun, şu bilgileri verdi:



Yazının Devamını Oku

Bademcik ve geniz eti ameliyatında plazma yöntemi

Çocukluk çağında dünyada olduğu gibi ülkemizde de en çok görülen rahatsızlıklar; sık tekrarlayan bademcik iltihapları, bunlara bağlı ya da bağımsız bademcik büyümeleri, büyük geniz eti ve orta kulakta sıvı toplanması olarak sıralanır.



Bademcik ve geniz eti büyumesinin tedavisi çoğunlukla ameliyattır ve ameliyat tipleri günden güne değişmekte, yeni ve daha az riskli yöntemleri ortaya çıkmaktadır. Çocuklarımızı ameliyat ettirirken de etkili ve daha az riskli yöntemleri tercih etmekte fayda var. Gereksiz yere bademciğin tamamının alınması yerine yeteri kadar küçültülmesine ve solunum yolunun açılmasına olanak sağlayan buharlaştırma yöntemi olarak da adlandırılan plazma yöntemini, KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Tuncay Özçelik’e sorduk.



FAZLALIK KISIMLAR ALINIR

Yazının Devamını Oku