GeriŞenol Kalyoncu Koronavirüs nedir?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Koronavirüs nedir?

Corona (Korona) virüsü hayvanlar arasında yaygın olan büyük bir virüs grubudur.

 

Koronavirüs nedir

Bilim insanlarının zoonotik olarak adlandırdığı nadir durumlarda hayvanlardan insanlara bulaşabilirler. Koronavirüsler (CoV), soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS-CoV) gibi daha ciddi hastalıklara kadar çeşitli hastalıklara neden olan büyük bir virüs ailesidir.
Koronavirüslerin insanlarda dolaşımda olan alt tipleri (HCoV-229E, HCoV-OC43, HCoV-NL63 ve HKU1-CoV) çoğunlukla soğuk algınlığına sebep olan virüslerdir. SARS-CoV, 21. yüzyılın ilk uluslararası sağlık acil durumu olarak 2003 yılında, daha önceden bilinmeyen bir virüs halinde ortaya çıkmış olup yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Yaklaşık 10 yıl sonra koronavirüs ailesinden, daha önce insan ya da hayvanlarda varlığı gösterilmemiş olan MERS-CoV (Middle East Respiratory Syndrome Coronavirus) Eylül 2012’de ilk defa insanlarda Suudi Arabistan’da tanımlanmış; ancak daha sonra aslında ilk vakaların Nisan 2012’de Ürdün Zarqa’daki bir hastanede görüldüğü ortaya çıkmıştır.
31 Aralık 2019’da DSÖ Çin Ülke Ofisi, Çin’in Hubei eyaletinin Vuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020’de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni koronavirüs (2019-nCoV) olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı Covid-19 olarak kabul edilmiştir. Yani 2019’da çıkmış olması sebebiyle Covid-19 adını almıştır.
Koronavirüsler, Coronaviridae ailesi içinde bulunurlar. Başlıca dört türde sınıflandırılırlar. Bunlar: Alfa, Beta, Gama ve Delta koronavirüslerdir. İnsan, yarasa, domuz, kedi, köpek, kemirgen ve kanatlılarda bulunabilmektedirler. (evcil ve yabani hayvanlarda). İnsanlarda koronavirüsün neden olduğu hastalık spektrumu basit soğuk algınlığından ağır akut solunum sendromuna (Severe Acute Respiratory Syndrome, SARS) kadar değişkenlik gösterebilmektedir. İnsan ve hayvanlarda çeşitli derecelerde respiratuar, enterik, hepatik, nefrotik ve nörolojik tutumlarda seyreden klinik tablolara neden olabilmektedir. Covid-19 virüsü, SARS-CoV ve MERS-CoV’unda içine bulunduğu beta-koronavirüs ailesi içinde yer almaktadır.

ÜLKEMİZ VE İTALYA’DA COVID-19

Bu konuyla alakalı gündemi yakından takip eden ve TOBB ETÜ Hastanesi’ndeki hastaların takip ve tedavisini yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Halil Kurt’tan güncel bilgileri aldık:
“Dünyada büyük felaket olarak adlandırılan koronavirüs hastalığı, Çin’in Wuhan şehrinde 31 Aralık 2019-30 Ocak 2020 tarihlerinde nedeni bilinmeyen pnömoni vakalarının artması üzerine araştırıldığında, bu hastaların Wuhan şehrinde deniz ürünleri şehir pazarındaki çalışanlarda görüldüğü tespit edilmiştir. Pnömoni olan hastaların solunum yolu örneklerinde hastalığa neden olan yeni bir koronavirüsün varlığı, 7 Ocak 2020’de ilk defa Çin’de tespit edilmiş ve kısa sürede 12 Ocak 2020’de tanı kiti geliştirilmiştir. Daha sonra ise 13 Ocak 2020’de Tayland’da bir Çinli’de yeni koronavirüs 19 pnömoni tanısı konulmuştur.
Dünya Sağlık Örgütü, 20 Ocak 2020’de 282 vaka olduğunu, 31 Ocak’da ise 9826 vaka (106 tanesi Çin kaynaklı, 19 ülkede) olduğunu duyurmuştur. Takiben 1 Şubat’ta 23 ülkede, 15 Şubat’ta 25 ülkede, 29 Şubat’ta 53 ülkede, 11 Mart’ta ise 114 ülkede 118 bin vaka ve 4 bin 291 kişinin hayatını kaybettiğini bildirerek pandemi ilanı yapmıştır.
Yaklaşık 2,5 ayda vaka sayısı hızla artarak bugün 550 bini aşan vaka, 24 bin üzerinde ölüm görülmüştür.
İtalya’da 31 Ocak’ta görülen yurt dışı kaynaklı 2 olgudan sonra, 3 hafta boyunca vaka sayısı 3’ü aşmamış, ilk ölüm 23 Şubat 2020’de 76 vaka (2 ölüm) takiben 124 (2), 229 (6), 322 (11), 400 (12), 650 (17), 888 (21), bin 128 (29), bin 689 (35), 2 bin 36 (52) bildirilmiştir. İlk ölümlü vakadan sonraki 10. günde artış dikkate alındığında yaklaşık yüzde 25 oranında katlanarak gitmektedir.
Ülkemizde de zamanında ve etkili bir şekilde alınan bütün önlemler sayesinde İtalya’da vaka görülmesinden 2-3 hafta sonra 11 Mart 2020’de görülen 1 vakadan sonra giderek artmış ve 17 Mart 2020’de 98 vaka (1 ölüm), takiben 191 (2), 359 (4), 670 (9), 947 (21), bin 236 (30), bin 529 (37), bin 872 (44), 2 bin 433 (59), 3 bin 629 (75) bildirilmiştir. İlk ölümlü vakadan sonraki 10. günde artış dikkate alındığında yaklaşık yüzde 25 oranında katlanarak gitmektedir. Ölümlü vakaların ortaya çıkmasından sonraki hastalık sayısındaki artış dikkate alındığında İtalya ile benzerlik göstermektedir. İtalya’da vaka ve ölümler 26 Mart’da 80 bin 539 (7 bin 500) sayısına ulaşmıştır.
Bu sayıların giderek artacağı ve İtalya örneği baz alındığında, 3 hafta sonra Nisan ortasında vaka sayısının ülkemizde 80 bin rakamına ulaşacağını söylemek kehanet olmaz sanırım. Şu andaki hastalık sayısındaki artış ve hastanelerdeki yoğunluk mevcut kapasitelerimizi zorlamaktadır. Uzun zamandır alınan tüm önlemlere rağmen hastalık sayısındaki logaritmik artışı önlemenin tek yolu en kısa sürede en az 2 hafta süre ile yurt içi ve yurt dışı tüm hareketliliğin durdurulması kanaatinde olduğumu belirtmek isterim.”

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

Bu virüs grubuna bağlı virüsler, genellikle soğuk algınlığına benzer şekilde, hafif ve orta derecede üst solunum yolu hastalığı olan insanları hasta edebilir.Corona (COVID19-Korona) Virüsü Belirtileri:• Birkaç gün süren yüksek ateş (38.3°C ve üzeri),• Balgamlı ve/veya kuru öksürük,• Boğaz ağrısı,• Nefes darlığı (Nefes alma güçlüğü),• Baş ağrısıÖzel bir tedavi yöntemi yoktur. Çoğu zaman belirtiler kendiliğinden kaybolur. Uzman hekimler teşhis sonrası ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar ile belirtileri hafifletmek için tedavi uygulayabilirler. Yaşam alanlarındaki oda neminin dengelenmesi ve ılık duş ile boğaz ağrısı ve/veya öksürüğün hafiflemesine destek sağlanabilir. Ayrıca bol sıvı tüketmek, dinlenmek ve uyku tedavi için faydalı olacaktır. Belirtiler standart soğuk algınlığı sürecinden daha kötü seyretmeye başlarsa mutlaka uzman hekime danışılması gerekir.

Koronavirüs nedir

X

Vajen genişlemesi ve perine yırtığı onarımı

Kadınlar için hayattaki en heyecanlı ve en önemli yaşadığı anlardan birisi doğumdur.



Doğuma bağlı olarak doğum sonrası süreçte bazı istenmeyen fiziki değişikliler ve durumlar ortaya çıkabilir. Doğum sorası vajen genişlemesi, idrar kaçırma şikâyetinin olması, idrar torbası sarkması ve rahim sarkmasına neden olabilmektedir. Özellikle zor doğumlar sonrası sıklıkla bu durumlarla karşılaşırız. Annenin ileri yaşta olması, sık aralıklarla doğum yapılması, doğum sayısının fazla olması, annede bir kronik hastalık olması, doğum eyleminin uzaması, iri bebek olması, müdahaleli doğumun olması zor doğuma neden olabilmektedir. Zor doğumlar sonrası ‘perine yırtığı veya vajina genişlemesi gibi durumlardan sonra neler yapılır? Nasıl tedavi edilir?’ sorularını Doç. Dr. Coşkun Şimşir’e sordum.



PELVİS KASLARI GEVŞEMEKTEDİR

Yazının Devamını Oku

Masseter botoks uygulaması

Pandemi süreci, hayatımızda birçok şeyin değişmesine neden oldu. Hastalıkla ilgili kaygılarımız artarken içinde bulunduğumuz sosyal ve ekonomik durum nedeni ile stres kat sayımızda ciddi oranda arttı. Buna bağlı olarak pandemi döneminde diş sıkma ve geceleri diş gıcırdatma şikâyeti ile kliniklere başvuran hasta sayısında artış oldu.



Diş sıkma, anksiyete giderici tedavilerinin yanı sıra, girişimsel bir uygulama olan yüzdeki masseter kasının (insan anatomisinde yüzdeki çiğneme kaslarından biridir) içine yapılan botoks uygulaması ile de tedavi edilmektedir. Bu tedavi aynı zamanda masseter kası belirgin geniş yüzü olan kişilerde de kozmetik amaçlı yapılmaktadır. Masseter botoks uygulaması tedavisi ile ilgili bu uygulamayı Dr. Serkan Öztürk’e sordum.



DİŞ SIKMA TEDAVİSİ

Yazının Devamını Oku

Genital dolgular

Sevgili okurlar... “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözü, elbette tıp dünyası için de geçerli. Hele hele konu bir de “estetik” olunca, “değişim” zaten kaçınılmaz.



Tıptaki birçok yeni gelişme sayesinde insanların “estetik kaygısı” ve “estetik beklentisi” de değişim/gelişim gösteriyor.
Ve estetik artık insan vücudunun tüm alanlarını kapsıyor.
* * *
Geçen ay yazmış olduğum “Genital estetik ve PRP” ve “Labioplasti...” başlıklı yazılarımdan sonra tam da benim ilgi alanım olan bir konuda soru soran/bilgi almak isteyen okurlarımız oldu:
“Genital dolgular.”

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı beslenmeyle meme kanserinden korunun

Dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanserlerin başında meme kanseri gelmektedir.



Erken teşhis meme kanserinde çok önemlidir. Her yıl ekim ayı meme kanseri farkındalık ayı olarak belirlenmiştir. Geçen ekim ayında da tüm dünyada meme kanseri farkındalık etkinlikleri düzenlendi. Meme kanserinden korunmak için doymuş yağ oranı yüksek besinlerden kaçınılması gerektiğini kaydeden Kanserde Güncel Tedavilere Erişim ve Geliştirme Derneği (KANSERTED) Başkanı, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun, lif açısından zengin tahılların tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Coşkun, ayrıca meme kanseri tanı ve tedavisindeki yeni gelişmeler hakkında şu bilgileri verdi:



İLTİHAP YAPICI GIDALARDAN KAÇINMALI

Yazının Devamını Oku

Laparoskopik safra kesesi ameliyatı

Sevgili okurlar... İnsanın yapacağı her şey vücut sağlığına bağlı ve “Her işin/şeyin başı sağlık” sözü, biz hekimler için de geçerli.

19 Ekim Salı günü, ‘laparoskopik(kapalı) safra kesesi ameliyatı’ oldum. Bu yöntem halk arasında ‘kansız ameliyat’ diye de biliniyor ve birçok kişi tarafından hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası çok merak ediliyor.
Ameliyattan bir gün sonra işe başladım. “Bu haftaki yazımı yazamam” diye düşünürken, bu süreçte yaşadığım tüm psikolojiyi ve tecrübelerimi siz okurlarımızla paylaşmaya karar verdim.
Ve bu defa soruları meslektaşlarıma değil, kendime sordum.
İşte aşama aşama ameliyat öncesi sonrasında yaşadıklarım:


Ameliyatı gerçekleştiren

Yazının Devamını Oku

Mide koruyucu ilaçlarda dikkat edilmesi gerekenler

Midemiz en kıymetli organlarımızdandır. Ancak kötü beslenme alışkanlıkları, hazır gıdalarla beslenme, asitli içecekler ve öğün atlama gibi alışkanlıklar arttıkça mide hastalıkları çok artmaktadır.



Mide rahatsızlıkları, insanın iş ve sosyal hayatını kötü etkilemekte ayrıca hayat kalitesini düşürmektedir. Halk arasında mide koruyucu olarak bilinen ve mide asidini azaltıcı ilaçlar (Proton pompa inhibitörleri-PPI), mide asidi ile ilişkili hastalıkların tedavisinde çok yaygın kullanılmaktadır. Bu ilaçlar, midenin asit salınımını azaltma özelliği taşıyor. Mide hastalıklarının çok çeşitli tedavileri bulunmakta ve halk arasında bu tedaviler bilinçsizce kullanılmaktadır. Bu konuda farkındalığı arttırmak ve ilaçlarla ilgili özellikle proton pompa inhibitörlerinin artıları ve eksilerini Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Gürol Öksüzoğlu’na sordum.



ASİT SALGISINI AZALTIRLAR

Yazının Devamını Oku

Labioplasti...

Estetik, “kusurlu bir organı düzeltmek veya güzelleştirmek” amacıyla uygulanan yöntemlerdir. Her ne kadar “estetik” denildiğinde akla ilk gelen “güzel bir dış görünüş” olsa da -vücudu bir bütün olarak düşünürsek- genital bölgeyi dışarıda tutamayız.

“Labioplasti” gibi jinekolojik operasyonlar, kadınların dış genital organlarındaki bozukluğun düzgün bir görünüme kavuşmasını sağlar.
Yani bu da bir “estetik”tir.
Özellikle son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle tıbbi bilgilere ulaşmak kolaylaştı. Estetik cerrahi işlemlerin daha yaygın hale gelmesi ile birlikte kadınlar kendi vücutlarına daha fazla dikkat etmeye başladı. Ve tabii pandemi süreci de kadınların kendi vücutlarındaki bir takım normal dışı yapıları fark etmelerini sağladı.
Peki “labioplasti” nedir, nasıl uygulanır?
İşte bu konuda merak edilen birçok bilgiyi, Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu’ndan aldım.
Şunları anlattı:

Yazının Devamını Oku

Genital estetik ve PRP

Kadınların kişisel bakım arayış ve anlayışları, tıpkı birçok estetik uygulamada olduğu gibi “genital estetik” konusunda da yenilikleri/ilerlemeyi beraberinde getirdi.



Misal...
Günümüzde, “genital bölgenin görünümü ve foksiyonundan memnun olmayan” birçok kadın mevcut.
Ve kadınlar...
Doğum, yaşlılık ve başka nedenlerle önceki sıkılığını, esnekliğini ve doğal rengini kaybetmiş dış genital organlar(vulva, vajina, klitoris, dış dudak, iç dudak)sebebiyle biz hekimlere başvuruyor, soruna çözüm arıyor.
Bunun yanı sıra isteksizlik, orgazm olamama, idrar kaçırma ve kuruluk gibi yakınmalarla da yine biz hakemlere yapılan başvurular artıyor.

Yazının Devamını Oku

Kanser tedavisinde aspirin araştırması

Dünyada en yaygın olarak kullanılan tıbbi ilaçlardan ‘asetilsalisilik asit’ yani bilinen adıyla Aspirin, ağrı kesici, ateş düşürücü, kan sulandırıcı ve inflamasyonu azaltıcı etkisi olan bir ilaçtır.



Cardiff Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen bir araştırmada, Aspirin’in kanser hastalarında diğer tedavilerin yanında kullanılmasının önemli sonuçlar doğurabileceği ifade edildi. 50 yıldan uzun süredir bu ilacın etkilerini araştıran Cardiff Üniversitesi onursal profesörü ve baş araştırmacı Peter Elwood, “Kanser teşhisi konulduktan sonraki herhangi bir zamanda Aspirin kullanan hastaların, kullanmayanlara göre yüzde 20 oranla daha fazla hayatta kaldığını gördük” ifadelerini kullandı.

TAVSİYELER HENÜZ NET DEĞİL

Öte yandan Aspirin’in bazı kanserleri de azalttığı öne sürülmektedir. Kanser görülme sıklığı ve kanserden ölüm üzerine olumlu etkilerinin olduğunun gösterilmesiyle primer korunmada bu ilacın rolü değişebilir. Beş yıldan daha uzun süre düşük doz Aspirin kullanılmasıyla kalın bağırsak kanseri, kadın rahim kanserleri, lenfoma ve sarkom oluşumunun azaltılabileceği ileri sürülmüştür. Aspirin ile 8-10 yıllık zaman süresinde kanser sıklığında görece yüzde 12 azalma elde edilebilmiştir. Ancak, kanserden koruyucu olarak bu ilacın kullanılması hususunda tavsiyeler henüz net değildir.

Yazının Devamını Oku

Tamponsuz ‘burun kemiği’ ameliyatı

Septoplasti (burun ameliyatı), burun orta perdesini oluşturan kemik ve kıkırdak yapının eğri kısmının, burun solunumunu bozduğu durumlarda yapılan düzeltme ameliyatının ismidir.



Kulak Burun Boğaz(KBB) kliniklerinde en sıklıkla yapılan işlemlerden biridir. Burun ameliyatı denilince, akla ilk gelen, cerrahi sonrası kullanılan tamponlardır. Eskiden ameliyat sonrası hasta birkaç gün tampon kullanmak zorunda kalıyordu ve bu tamponlar nefes almayı zorlaştırıp, kulaklarda da basınca neden oluyordu. Teknolojinin de gelişmesiyle günümüzde artık hastalar ameliyat sonrası tampona ihtiyaç duymadan, rahat ve hızlı şekilde gündelik yaşamına dönebiliyor. Tamponsuz burun ameliyatı yapan hekim sayısı giderek artarken, konuyu KBB uzmanı Doç. Dr. Taylan Gül’e sordum.



RAHATSIZLIK HİSSİ OLUŞTURUYORDU

Yazının Devamını Oku

Hamilelik sürecinde ağız ve diş bakımı

Hamilelik döneminde kadınlarda ağız ve diş bakımı, diğer dönemlere göre daha önemlidir.



Gebelik döneminde değişen hormon seviyelerinin etkisiyle ağız ve diş sağlığı bozulabilir. Diş etleri, zararlı bakterilere karşı daha korunmasız hale gelebilir. Hamilelikte, kadınlar çok hassas hassas olurlar öyle ki ilaç bile kullanmak istemezler. Bu nedenle hamilelik dönemindeki diş tedavileri de genellikle doğum sonrasına ertelenir. Ancak ağız ve diş hastalıklarından kaynaklanan şikâyetler, hamile kadın için bu çekilmez bir hale gelebilir. Zamanında tedavisi uygulanmayan şikâyetler, anne ve bebeğin sağlığı için büyük bir tehdit oluşturabilir. Bu sebeple koruyucu diş hekimliği, hamilelik sürecinin rahat geçirilmesi açısından da oldukça önemlidir. Hamilelik planlayan her kadın mutlaka bir diş hekimi kontrolünden geçmeli, gereken tedavilerini yaptırmalıdır. Hamilelik sürecinde ortodonti tedavisi ve anne adaylarının alması gereken önlemleri Diş Hekimi Ortodondi Uzmanı Saliha Alkan’a sordum.


KULLANILAN MALZEMELER GÜVENLİ

Yazının Devamını Oku

Tamamlayıcı tıp yöntemi ‘homeopati’

Vücudun kendini doğal olarak iyileştirmesine yardım eden bir tedavi sistemi olan ‘homeopati’, batıda oldukça yaygın kullanılan alternatif tıp seçeneklerinden biridir. Homeopatinin çalışma prensibi, hastalığa neden olan unsurların aynı zamanda hastalığı iyileştirebileceği fikrine dayanır. Peki, homeopati nedir ve hastalıkların tedavisinde etkili bir yöntem midir? Homeopati hakkında merak edilenleri Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı, Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Dr. Sevil Özkan’a sordum...



TEDAVİ KİŞİYE ÖZELDİR

“Almanya’da 1755’te Samuel Hahneman tarafından prensiplendirilmiştir. Homeopati; homeos (benzer) ve pathos (hastalık) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Homeopati, ‘benzeri benzer ile tedavi etme’ prensibine dayanır. Örneğin ağrı yapan ajanla ağrıyı tedavi etmek gibi. Batıda en sık kullanılan tamamlayıcı tıp yöntemlerinden biridir. Homeopatide kullanılan ilaçlara remedi denir; bitkiler, mineraller, hayvanlar, hastalıklı dokular gibi tamamen doğal kaynaklardan hazırlanır. Belli oranlarda seyreltilerek etkili olabilecek en düşük dozda kişiye verilir. Günümüzde üç binden fazla homeopatik remedi bulunmaktadır. Remedilerin yan etkileri yoktur ve alışkanlık yapmaz. Yetişkinlerde uygulandığı gibi çocuklar, yenidoğan, hayvan ve bitkilerde de güvenle kullanılabilir. Homeopatide, ‘hastalık yoktur, hasta vardır’ yani tedavi kişiye özeldir. Örneğin baş ağrısı olan herkese aynı remedi kullanılmaz.


Yazının Devamını Oku

Saç boyaları ve kanser riski

Saç boyaları, ülkemiz dahil tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Hem kadın hem de erkeklerde bu kadar yaygın kullanılan saç boyalarının kanser riskini arttırıp arttırmadığına yönelik tartışmalar ise uzun zamandır devam ediyor.

 

Saç boyası ve saç boyamasında kullanılan kimyasal maddelerin kanser riskini arttırıp arttırmadığı konusunda yapılan bir araştırmaya göre, düzenli saç boyatan kadınların meme kanserine yakalanma olasılığı diğerlerine oranla daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bu konu ile ilgili güncel durumu Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun, şöyle anlattı:

BİNLERCE KİMYASAL MADDE BULUNUYOR

“Saç boyalarının içerisinde 5 binden fazla kimyasal madde bulunmaktadır. Bunların içinde paraben, amonyak gibi kanserojen olduğu düşünülen birçok madde Avrupa ve ABD’deki sağlık ajanslarının önerisi ile saç boyası içeriklerden çıkarılmıştır. Fakat bunların çıkarılmış olması tek başına kanser riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bu kimyasal maddelerin deriden emilmesi ya da nefes yolu ile içe çekilmesi sonucu kanser riskinin artabileceği düşünülmektedir.

MEME KANSERİ YÜZDE 9 DAHA FAZLA

Son dönemde bu konuda araştırmaların en çok odaklandığı kanser türü meme kanseridir. Aralık 2019 tarihinde yayınlanan ve 50 bin kadının dahil edildiği çalışmada, belirli aralıklarda saç boyatan kadınlarda meme kanseri riskinin yaklaşık yüzde 9 daha fazla olduğu gösterildi. Haziran 2020 tarihinde yayınlanan ve 117 bin kadının dahil edildiği başka bir çalışmada ise düzenli saç boyamasının hormon duyarsız meme kanseri ile birlikte bazal hücreli cilt kanseri ve yumurtalık kanseri riskini arttırdığı ortaya çıktı. Bu sonuçların yanında saç boyalarının kanser riski artışı yapmadığına da dair yayınlar bulunmaktadır. Yine idrar kesesi kanseri ve lösemi risk artışına yönelik çelişkili çalışmalar vardır. Bu çalışmaların birçoğunda özellikle saç boyayan kuaförlerde idrar kanseri riskinin bir miktar arttığı kabul edilmektedir. Bu kadar yoğun kullanılan saç boyalarındaki minimal risk artışı bile halk sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır.

ORGANİK SAÇ BOYALARI DAHA GÜVENLİ

Yazının Devamını Oku

Yüz gençleştirmede yağ dolgu uygulaması

Vücuttaki yağın bir bölgeden alınarak başka bir bölgeye taşınma işlemine yağ enjeksiyonu/yağ transferi işlemi denir. Halk arasında yağ dolgusu olarak da bilinen bu işlem en çok yüz bölgesine uygulanmaktadır.


Sıklıkla çukurlaşmış göz altları, sarkmış yanaklar, sönmüş dudaklar, derinleşmiş nazolabial oluklar, ağız kenarı olukları problemlerini düzeltmekte bu işleme başvurulur. Daha güzel yaş almak, daha sağlıklı görünmek için yağın değeri gün geçtikçe anlaşılırken bu işleme karşı ilgi de gün geçtikçe artmaktadır. Yağ enjeksiyonu uygulaması ile ilgili Kulak, Burun, Baş ve Boyun Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tevfik Sözen, şu bilgileri paylaştı.

YAŞLANMA KARŞITI MEKANİZMAYI TETİKLER

“Aynen bir ressamın yaptığı tabloda geçişleri ayarlaması gibi bu ışık ve gölgelenmeleri de yüzümüzdeki yumuşak dokular sağlar. Bu yumuşak dokuları oluşturan en önemli yapılar da yüzümüzdeki yağ dokularıdır. Vücudumuzdaki yağların kök hücreleri açısından en iyi kaynağı barındırıyor olması ve bu kök hücrelerin içerdiği büyüme hormonları, başlıca kolajen sentezinin tetiklenmesi gibi birçok yaşlanma karşıtı mekanizmayı otomatik olarak tetikler. Bütünsel yüz yenilenmesine ve genç görünüme katkı sağlar.
Vücuttan alınan yağın santrifüje edilerek anestezi altında istenilen bölgeye verilerek desteklenmesi şeklinde uygulanır, yapılan miktara ve bölgeye bağlı olarak bir iki saat sürebilir. Bu işlem iyileşmesi ağrılı olmamakla birlikte uygulanan yerde şişme, yağ dokusunun alındığı yerde de morarma ve hassasiyete neden olabilir. Bu işlemi yaptırdıktan bir hafta sonra rahatlıkla normal yaşantıya dönülebilir.

SONUÇLARI AŞAMALI OLARAK GÖRÜNÜR

Yüze yapılan yağ enjeksiyonunun sonuçları aşamalı olarak görünür, yapıldıktan sonraki ilk üç ayda, enjekte edilen yağ hücrelerinin yüzde 40 kadarında bir azalma görülebilir. Yağ kaybı beklentisiyle ‘aşırı düzeltme’ yapmak yüzde aşırı şiş görüntüye sebebiyet verebilir. İlk üç ayda yağ hücreleri hacim açısından en düşük duruma gelir fakat dördüncü aydan sonra tekrar hacim kazanmaya başlar. Bu sebeple aşırı düzeltme yapmak hastanın nihai sonucunu etkiler ve tedaviden memnuniyet duymamasını sağlayabilir. Aktarılan yağ hücreleri hayatta kalamadığı için bazı hastalarda minimal sonuç alınabileceğini unutmamak önemlidir. Genel olarak, yaşlandıkça daha az yağ hayatta kalır. Ayrıca sigara içenlerin daha kötü sonuçlara sahip olduğu düşünülmektedir. Dokuz ay sonra, kalan yağ emilemeyeceği için sonuçlar kalıcıdır.

YARA VE SİVİLCE İZLERİNE DE FAYDALI

Yazının Devamını Oku

Diş sıkma hastalığında manuel tedavinin yeri

Çene; karmaşık yapısı ve çok gelişmiş hareket kabiliyeti ile insan vücudunun en çok çalışan eklemlerinden biridir.

Çene eklemi ile ilgili rahatsızlıklar ise toplumda her 10 kişiden üçünü etkilemektedir. Çene eklemi rahatsızlıkları, çene ekleminde ve çiğneme kaslarında sürekli tekrarlayan ağrı veya eklemde meydana gelen fonksiyon bozukluğu olarak tanımlanabilir. Çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilen bu sorunun ana nedeni ise çene ekleminin yüzeyi ve eklemdeki diskin uyumunu kaybetmesidir. Çene eklemi rahatsızlıkları pek çok sebeple oluşabilir. Günümüzde eklem rahatsızlıklarının en önemli sebebi diş sıkma ya da gıcırdatma olarak karşımıza çıkmaktadır. Diş sıkma nedir? Manuel tedavi ne derece etkilidir? Tüm merak edilenleri Fizyoterapist Aslı Turgut Üstündağ’a sordum.



STRES VE KAYGI İLE ARTTI

“Diş sıkma (bruksizm), dişlerin istem dışı ve güçlü bir şekilde sıkılmasıdır. Bruksizminiz varsa, uyanıkken farkında olmadan dişlerinizi sıkabilir (uyanık bruksizm) ya da uyku sırasında dişlerinizi sıkabilir veya gıcırdatabilirsiniz (uyku bruksizmi). Stres, diş sıkmayı ya da gıcırdatmayı hem oluşturan hem de olayın şiddetini arttıran en önemli faktördür. Son dönemde pandeminin sonucu olarak toplumdaki stres ve kaygı seviyesinin de artmasıyla halihazırda yaygın olan bu probleme daha sık rastlamaktayız.

Yazının Devamını Oku

Diş tedavilerinde anestezi uygulamaları

Diş hekimi korkusu, ek hastalıklar ya da lokal anestezinin yetersiz kalması gibi nedenlerden ötürü cerrahi girişimlerin yapılamadığı durumlarda, “sedasyon” veya “genel anestezi” ile de diş tedavilerini aksatmadan yaptırmak mümkün. Peki tüm bu anestezi uygulamaları nedir ve nasıl uygulanır? Bu konuda merak edilenleri TOBB ETÜ Hastanesi’nin anestezi doktorlarından Uz. Dr. Merve Bayraktaroğlu’na sordum ve şu yanıtları aldım:

TEDAVİ SONRASINDA HATIRLAMAZ

“Sedasyon, sakinleştirici ilaçlar ile hastanın kendi solunumu ve tüm refleksleri korunarak bilinç düzeyinin kontrollü olarak baskılandığı bir uyku halidir. Kısa sürede tamamlanacak işlemler sedasyon uygulanarak güvenle yapılabilir. Sedasyon anestezisinde amaç; endişe, korku, ağrı ve mide bulantısını ortadan kaldırmaktır. Hasta işlem sırasında tamamen uyumaz, normal nefes almaya devam eder ve verilen komutları yerine getirir. Ancak tedavi sonrasında işlem sürecini hatırlamaz.

BİLİNCİ KAPALI TAM UYKU HALİ

Genel anestezi ise damar yolundan ilaçlar ve solunum yolundan gaz uygulaması sonucu bilincin kapandığı, ağrılı uyarana yanıt alınamadığı, solunum fonksiyonlarının önemli ölçüde baskılandığı veya durduğu tam uyku halidir. Hasta uyuduktan sonra nefes borusuna yerleştirilen bir tüp sayesinde solunum entübasyon ile sağlanır. Anestezi uzmanı; hastaların kalp hızı, kan basıncı, vücudun oksijen düzeyi gibi gerekli bütün yaşamsal fonksiyonlarını düzenli olarak kontrol ederek hasta güvenliğini sağlar. Her iki işlem de anestezi uzmanı tarafından ameliyathane ortamında yapılmalıdır.

Yazının Devamını Oku

Tiroid kanseri tanı ve tedavisinde gelişmeler

Vücudumuzda hormon üretiminden sorumlu olan tiroid bezinde hücrelerin kontrolsüz büyümesi sonucunda tiroid kanseri gelişebilmektedir.



Kadınlarda iyi huylu tiroid nodülleri ve hastalıkları daha sık görülmesine rağmen erkelerde görülen tiroid nodüllerin kanser olma riski kadınlara göre daha fazladır. Diğer birçok kanserde olduğu gibi bu kanser türünün tanı ve tedavisinde de önemli ilerlemler kaydedilmektedir. Bu konuyu Tıbbi Onkoloji Uzmanı ve Kanserde Güncel Tedavilere Erişim ve Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Uğur Coşkun’a sordum.



ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Anksiyete ve manuel terapi

Anksiyete, sadece kaygı, stres ve endişe duygularının yoğun yaşandığı mental bir sağlık sorunu olmakla kalmayıp aynı zamanda çok çeşitli rahatsız edici fiziksel semptomlara da neden olan bir hastalıktır.



Bunlardan kas ağrısı ile kas spazmı bazen kişinin sosyal hayatını çok ciddi etkiliyor ve hızlı çözüm arayışına itebiliyor. Kas gevşetici ile ağrı kesiciler de bir çözümdür ancak günümüzde manuel tedavi de hızlı ve daha iyi bir seçenektir. Anksiyete durumunda kas spazmlarının tedavisinde manuel terapi yöntemiyle ilgili merak edilenleri Fizyoterapist Aslı Turgut Üstündağ’a sordum.



BİRÇOK İNSAN FARKINDA OLMAZ

Yazının Devamını Oku

Alzaymır hastalığında TPS tedavi metodu

Alzaymır (Alzheimer) teşhisi hem hasta hem de hasta yakınları için çok yıpratıcı bir süreçtir.



Yoğun araştırmalara rağmen alzaymır’ın tedavisi henüz bulunamamış ancak hastalıkla mücadelede ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu hastalıktan etkilenenlerin yaşam kalitesi ve kendi kaderini tayin hakkı mümkün olduğunca uzun süre korunmalıdır. Alzaymır hastalığında ilaç tedavileri maalesef hastalığın ilerlemesinde son derece kısıtlı bir fayda sağlamaktadır. Transcranial Pulsed Stimulasyon (TPS)–Neurolith alzaymır hastalığı için tamamen yenilikçi yeni bir tedavi olarak Avusturya Wienna Üniversitesi ile Kanada Toronto Üniversitesi tarafından geliştirilmiş olup, tedavide kendi alanında onaylanmış etkili, güvenli, invaziv olmayan, alzaymır hastalarının tedavisi için Avrupa Birliği’nde onaylanmış, tedavi metodudur. Bu metodu, Türkiye’de uygulayacak olan isimlerden nöroloji uzmanı Prof. Dr. Zülküf Önal ve Doç. Dr. Akçay Övünç Özön’a sordum.



İKİ HAFTA BOYUNCA ALTI SEANS

Yazının Devamını Oku

Kanser hastalarına beslenme önerileri

Dünyada giderek artan kanser vakaları, ülkemizin de en önemli sağlık problemlerinden biri.

Tüm araştırmalar, hastalığı tedavi etmeye odaklanmış durumda. Gerek hedefe yönelik tedaviler gerekse bağışıklık sistemini güçlendirmeye odaklanan immunoterapiler sayesinde büyük mesafeler elde edilmiş durumda. Fakat onkoloji hastalarının beslenmesi ile ilgili medyada yer alan birçok haber, hasta ve yakınlarında kafa karışıklığına yol açıyor. Bu konuda Tıbbi Onkoloji Uzmanı, Kanserde Güncel Tedavilere Erişim ve Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Uğur Coşkun’la konuştum. Prof. Dr. Uğur Coşkun, şu önemli bilgileri verdi:



KEMOTERAPİDE İDEAL KİLO KORUNMALI

“Kemoterapi onkoloji hastalarında halen sıklıkla kullanılan bir tedavi yöntemidir. Bulantı, kusma, iştahsızlık, ishal gibi sık görülen yan etkiler beslenme problemlerine neden olabilir. Kanser hastalarının ideal kilonun altına düşmemeleri tedavi etkinliğinde ve tedavinin başarılı olmasında çok önemlidir. Bu nedenle yeterli kalori ve protein alınımına dikkat edilmelidir. Tedavi sırasında çok fazla kilo kaybı yaşanmışsa, düşük kalorili içecekler, salatalar ve sade çorbalar gibi az enerji veya besin sağlayan yiyeceklerden kaçınılabilir çünkü bunlar tokluğa neden olarak vücudun ihtiyaç duyduğu kalori ve proteini alınımında azlığa yol açabilir. Bunun yanında bazı kanser türlerinde kemoterapi esnasında yüksek kilo alımları görülmektedir. Fazla kilo bağışıklığın azalmasına, tedavinin uzamasına ve kanser nüksüne neden olabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde bireylerin ideal kilosunu koruması gerekmektedir.

Yazının Devamını Oku