Ebola virüsü aşısı

Son günlerin sıkça duyulan koronavirüs hastalığı gibi Ebola virüsü de çok öldürücü bir hastalık.

Bunun en büyük sebebi ise çok hızlı yayılması ve bir tedavisinin olmaması. Ayrıca bu hastalıkların tedavisinin olmadığı gibi aşıları da yoktu. Ancak Geçtiğimiz 2-3 yıl içinde 11 binden fazla kişinin ölümüne yol açan bu hastalığın aşısına Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından onay verildi. Ebola virüs hastalığı, vücutta akut başlangıçlı yüksek ateş ve gastrointestinal kanamalarla seyreden bir enfeksiyon hastalığı şeklinde karşımıza çıkan viral bir enfeksiyondur. Ebola virüsü, hayatı tehdit eden kanamalara yol açan yüzde 50 ile yüzde 90 vakanın ölümle sonuçlandığı ateşli bir hastalığa neden olmaktadır. 

***
Bu virüs filovirüsler ailesinden bir RNA virüsüdür. Hastalık insanlara Ebola virüs ile enfekte olmuş hayvanlarla temas yoluyla veya enfekte olmuş kişinin vücut sıvılarıyla temasla bulaşır. İnsandan insana bulaşma çoğunlukla, enfekte kişilerin kan veya diğer vücut sıvılarının veya sekresyonlarının sağlıklı kişilerin hasarlanmış cildi veya mukoz membranına bulaşması ile olur. Ayrıca enfeksiyonu taşıyan kişilerin vücut sıvıları ile kontamine materyaller veya ortamlar ile temas ile de bulaşma olabilir. Ayrıca EVH’nın cinsel yolla bulaşma yönünden de riski bulunmaktadır. Erkeklerden kadınlara cinsel yolla bulaşması daha güçlü bir olasılıktır.
***
Hastalığın kuluçka süresi 2-21 gündür. İnsanlar, semptomlar ortaya çıkana kadar bulaştırıcı değildirler. Sık görülen belirti ve bulgular; ateş, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, halsizlik, ishal, kusma, mide ağrısı ve iştahsızlıktır. Hastalık ilerledikçe bulgular ağırlaşır, cilt ve mukozal kanamalar veya organ içine kanamalar görülebilir. Hastalığın ilerleyen safhalarında, göz, burun, kulak, ağız ve rektumdan kan geliyor ve serum iğnesinin ciltte açtığı deliklerden kan akıyor. Temel olarak vücuttan dışarı kan akması hastalığın en tanımlayıcı sendromu olarak görülüyor. Ebola virüsü taşıyan insanlar en sonunda çoklu organ yetmezliğinden hayatlarını kaybediyor. Bunun en büyük nedeni Ebola virüsünün vücuttaki beyaz kan hücrelerini hızla yok ederek bağışıklık sistemini çökertmesi ve insan vücudunun virüse karşı savaşamaz hale gelmesi sonucu organların iflas etmesi.
***
DSÖ, ABD’li ilaç şirketi tarafından geliştirilen Ervebo aşısının kalite, güvenlik ve fayda standartlarını taşıdığını açıklamıştı. Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Ebola ile mücadele ekibinin başındaki Steve Ahuka Mundeke, gazetecilere yaptığı açıklamada, aşının iki doz halinde Ruanda sınırındaki Goma şehri sakinlerine uygulanacağını söyledi. 30 aşılama uzmanıyla yürütülen kampanyada ilk aşamada 7 bin 500 aşıyla başlanan çalışmalar sonuç alındıkça 250 bin aşıya kadar yükseltildi. Geçtiğimiz günlerde onayını alan Ebola aşısı artık bu virüsün tedavisinde kullanılabilecek.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

İYİ BESLENİN BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN

Bağışıklık sistemimizi güçlendiren besinler kış aylarında bizi daha çok ilgilendiriyor. Özellikle nezle ve gripin çok arttığı bu günlerde Diyetisyen Pelin Yüksel, şu bilgileri verdi:
“Bağışıklık sisteminin görevi bizi hastalandıran mikroorganizmalardan korumaktır. Sağlıksız bir yaşam tarzı ve beslenme söz konusuysa bedenimiz bazen bu mikroorganizmalara yenik düşer ve hastalanırız. Bağışıklığı güçlendirmek için; sigara içmemek, düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltmak, alkolü hiç tüketmemek ya da sınırlamak, yeterli uyku gibi başlıca yaşam tarzı değişikliklerinin yanında sağlıklı beslenme çok önemli bir yer tutmaktadır. Dengeli beslenen bir birey bağışıklığı destekleyen besinleri de düzenli tüketirse; hastalıklara karşı vücut direnci artar. Özellikle bazı besinler vardır ki beslenmemizde düzenli yer verdiğimizde bağışıklığımızı destekler.
* Sarımsak: İçerdiği allicin ile antiviral ve antibakteriyel özellik gösterir.
* Ekinezya : Özellikle üst solunum yollarında etkilidir, ekinazya çayı, hastalığı daha hızlı atlatmanıza yardımcı olur.
* Probiyotikler: Suplement olarak ya da doğal besinler (kefir, yoğurt, turşu, kombu çayı gibi) ile sindirim sistemindeki yararlı bakterileri arttırır ve bağışıklığı destekler.
* Zencefil: Özellikle boğaz ağrısı ve bulantı için birebirdir.
* Kapya biber: Yüksek C vitamini içeriği ile bağışıklığı destekler.
* Zerdeçal: Vücuttaki inflamasyonu azaltır.
Bu besinlere ek olarak; kivi, portakal, kültür mantarı, kemik sulu çorbalar, kekik, badem ve çörekotu gibi besinlere de sofranızda yer verirseniz hastalıklara karşı vücut direncinizi daha da arttırmış olacaksınız.”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kolon kanseri ve tedavisinde gelişmeler

Kolon kanseri, hem erkek hem de kadınlarda en sık görülen kanserlerden birisi.



Her yıl dünya genelinde bir milyona yakın kişiye kolon kanseri teşhisi konmaktadır. Ülkemizde de oldukça sık görülmekte olan kolon (kalın bağırsak) kanserinde uygulanan tarama programları sayesinde, sıklığında bir miktar azalma olabileceği öngörülüyor. Oldukça sinsi bir şekilde ilerleyen kalın bağırsak kanserinin teşhisi oldukça zordur. Peki, kolon kanserine neler sebep olur, tedavileri nasıl yapılır? Son dönemde bu kanserin önlenmesi ve tedavisindeki gelişmeler ile ilgili olarak Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun şu bilgileri verdi:



KİLO RİSKİ ARTTIRIYOR DÜZENLİ EGZERSİZ KORUYOR

Yazının Devamını Oku

Görme kusurunda düzeltme tedavileri

Koronavirüs pandemisi dolayısıyla birçok insan evden çalışma düzenine geçti.



Evden çalışma düzeninde, daha önce yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler de bilgisayardan çeşitli görüntülü uygulamalarla yapılmaya başlandı. Evde çalışanlar zamanın çoğunu bilgisayar önünde geçirmek zorunda kalırken, iş yükünün tamamen bilgisayara ve online çalışmaya aktarılması birçok göz kusuru ile gözlük kullanma oranlarını arttırmaya başladı. Gözlükten kurtulmak için alternatifler arasında excimer lazer ameliyatları yer alıyor. Tamamen bilgisayar kontrollü excimer lazer cihazlarının, kornea olarak adlandırılan gözün saydam tabakasının şeklini değiştirerek görme kusurlarının (Miyop, hipermetrop ve astigmat) giderilmesi işlemine kısaca lazer ile görme düzeltilmesi diyebiliriz. Görme bozuklukları ve tedavisiyle ilgili Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kemal Özülken, şu bilgileri verdi:



YAŞAM KALİTESİNİ ARTTIRIYOR

Yazının Devamını Oku

Pandemi döneminde ortodonti uygulamaları

Ortodonti, en çok hasta başvurusu olan diş hekimliği branşlarından bir tanesidir. Bu nedenle çoğu kişi ‘Ortodonti nedir, neye bakar? Ortodonti bölümü doktoru (ortodondist) hangi hastalıklara bakar?’ sorularının cevabını merak eder.



Ortodonti; çene, diş ve yüz bozukluklarının teşhis, tedavi ve önlenmesi ile ilgilenen bilim dalıdır. Ortodontik tedavi, küçük çocuklarda çene gelişimine yardım ederek dişlerin doğru pozisyonlarda olmalarına yardımcı olur, yetişkinlerde ise var olan çapraşıklık ve kapanış düzensizliklerinin, ayrıca çene yüz bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Ortodontik tedaviler uzun sürer ve bir çok kez hekime ziyaret gerektirir. Pandemi döneminde Ortodonti hekimliğinde uygulamalar nasıl yürütülmekte ve nelere dikkat edilmeli, tüm merak edilenleri Diş Hekimi Ortodonti Uzmanı Dr. Saliha Olkun Alkan’a sorduk.



GELİŞMELER TAKİP EDİLİYOR

Koronavirüs Türkiye’de ve dünyada yayılmaya devam ederken, kendimizi ve hastalarımızı korumak çok önemli. Uyguladığımız önlemlerin başında öncelikle COVID-19 ile ilgili en güncel bilgilerden haberdar olmak geliyor. Ülkemizdeki ve dünyadaki tüm gelişmeleri takip ediyoruz. Hastalarımız kliniğe girer girmez galoş giydiriyoruz, sabunla el yıkama veya el dezenfeksiyon işlemi yaptırıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Ağrı tedavisinde kuru iğneleme

Ağrı, insanoğlunun başa çıkamadığı ve doktora başvuruda en sık nedenler arasında birinci sıradadır.



Ağrı tedavisi çok geniş bir kavramdır ve vücudumuzun herhangi bir yeri ağrıdığında kimimiz ilaca başvurur, kimimiz direk doktora gider. Günümüzde artık birçok hastanede ağrı merkezleri kurulmakta ve çeşitli alternatif tedaviler sunulmaktadır. Bunlardan biri olan kuru iğne tedavisi, fibromiyalji ve kas kasılmalarına bağlı ağrıların tedavisinde son dönemde çok sık kullanılmaya başlandı. İntramuskuler stimülasyon (İMS) olarak da bilinen kuru iğne tedavisi ilk olarak Kanada’da uygulanmaya başlayan, ameliyatsız ve ilaçsız bir ağrı tedavisi yöntemi olup kronik kas ile iskelet sistemi hastalıklarına bağlı ağrıların tedavisinde uygulanır. Konuyla ilgili Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uz. Dr. Yasemin Soytürk, şu bilgileri verdi.



OLUŞAN KAS DÜĞÜMLERİNİ ÇÖZER

Yazının Devamını Oku

Vajinismus tedavisinde online tedavi dönemi

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs pandemisi; ekonomi, eğitim, sağlık gibi hayatımızın pek çok alanını etkisi altına alarak çeşitli değişiklikler yapmaya zorladı.



Yaşantımızdaki önemli değişikliklerden biri de hizmet alım şeklimiz oldu. Online eğitim, alışveriş, uzaktan çalışma olduğu gibi sağlık hizmetinde de online danışmanlık, online tedavi, tele-danışmanlık gibi hizmetler hızla yaygınlaştı. Bu durum çok sayıda hastanın kendi sağlıkları ile ilgili desteği pek çok branştaki hekimden evlerinde almalarını sağladı. Online hizmet verilen sağlık konularından birisi de toplumun yeni evli kesimini etkileyen ve gizli saklı doktora gidilen vajinismus tedavisi. Vajinismus tedavisi ve online terapiyle ilgili Cinsel Terapist Op. Dr. Gülsüm Soytürk, şu bilgileri verdi:



İSTEMSİZ KASILMALARLA KENDİNİ GÖSTERİR

Yazının Devamını Oku

Kanser hastalarında COVID-19 ve aşılama

Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi ülkemizde de etkisini devam ettiriyor.

Birçok ülkeye kıyasla kontrolün daha iyi sağlandığı ülkemizde, özellikle kanser hastaları halen büyük endişeler yaşamaya devam ediyorlar. Koronavirüs aşısının ülkemizde kullanıma gireceği şu günlerde Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun, pandemi süreci ve kanser hastalarının aşılanması ile ilgili şu bilgileri paylaştı:



AŞI ZAMANLAMASI ÇOK ÖNEMLİ

Yakında ülkemizde kullanıma girecek olan Çin aşısı, tıpkı grip aşısı gibi inaktif aşı grubundadır. Bu inaktif aşının kanser hastalarında enfeksiyon oluşturma gibi bir tehlikesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla uzun süre önce kemoterapi, radyoterapi ya da immunoterapi gibi bağışıklık sistemi üzerine etkisi olan tedavileri tamamlanmış olan hastalarda, Sağlık Bakanlığı’nın programı dahilinde aşılamaların yapılması gerekmektedir. Fakat kemoterapi alan hastalarda immün sistemin baskılanmış olması nedeniyle tıpkı grip aşısında olduğu gibi yeterli antikor yanıtı elde edememe durumu olmaktadır. Bu tür inaktif aşılar kemoterapi başlanmasından 2 hafta ya da daha önce yapılabilmektedir. Kemoterapisi tamamlanmış hastalarda ise ideal antikor yanıtı için genel olarak daha uzun süre beklenilebilmekle birlikte, tıpkı grip aşısının mevsimsel zamanlamasında olduğu gibi, COVID-19 aşısının da aciliyeti göz önüne alınarak ve uygulanan kemoterapinin bağışıklık baskılama özellikleri değerlendirilerek aşılama, kemoterapiden 2-3 hafta sonra uygulanabilir. İmmunoterapi alan hastalarda ise endişe daha çok immünite ile ilişkili yan etki fazlalığıdır.

Yazının Devamını Oku

Elle gelen şifa manuel terapi

Her gün yeni tedavilerin ve ilaçların kullanıma girdiği tıp alanında, son yıllarda popüler olan manuel tedavi (elle tedavi), yaygınlaşmaya başladı.



Aslında çok eski zamanlara ait hatta ilkel tıp uygulama alanlarından olan manuel tedavi yıllar içerisinde çok gelişmiş ve günümüz tedavilerinde neredeyse ilk seçenek olmuştur. Çünkü hastalar daima tedavide hızlı ve ilaçsız yöntemleri tercih eder duruma gelmiştir. Tedavinin cazip yanı, hemen hemen yan etkisi olmaması ve hızlı sonuç alınmasıdır. Konuyla ilgili Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Manuel ve Nöral Terapist Uzm.Dr. Yasemin Soytürk Özseren’den bilgi aldık.



İTME, GERME, BASTIRMA MANEVRASI

Yazının Devamını Oku

Gebelik ve koronavirüs

Tüm dünyayı etkileyen koronavirüs pandemisi ve hastalığın seyri ile ilgili her gün yeni bir bilgi akışı mevcut.



Bugün geldiğimiz noktada tedavide birçok yeni alternatifler mevcut ve son günlerde artık aşı çeşidi bile konuşulmaya başlandı. Ancak tüm bu tedaviler ve aşılar gebelere uygulanacak mı? Bu hastalığın gebelikteki seyri ve gebelerin nasıl tedavi edileceği ve aşı uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki bilinmeyenleri, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu’na sorduk.



ENFEKSİYONA AÇIK OLDUKLARI BULGUSU YOK

Yazının Devamını Oku

‘Akciğer Kanseri’nde akıllı ilaçlar

Her yıl kasım ayında, akciğer kanseri konusunda toplumda farkındalığı arttırmak amacıyla dünya çapında çeşitli çalışmalar yürütülüyor.



Ülkemizde de başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere hem hastalığın önlenmesine hem de erken teşhis ve tedavilerine yönelik bir dizi faaliyet yürütülüyor. Her iki cinsiyette de en sık görülen kanserlerden birisi olan akciğer kanseri, hastaların yüzde 80’inde sigara ile ilişkilidir. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun, akciğer kanserindeki son gelişmeler ile şu bilgileri paylaştı:



ELEKTRONİK SİGARA DA RİSKLİ

Yazının Devamını Oku

Prostat hastalıklarında  HOLEP ve BIPOLEP tekniği

Erkeklerin kaçamadığı sorunlardan biri de “prostat büyümesi ve buna bağlı idrar şikâyetleri...” 60 yaşındaki erkeklerin neredeyse yarısında bu hastalığa rastlanıyor. Yani yaş ilerledikçe bu hastalığın görülme sıklığı da giderek artıyor. Prostat hastalıkları ve yeni tedavi seçeneklerini, Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cenk Acar’a sordum. İşte anlattıkları: 

ŞİKÂYET ARTTIĞI DURUMLARDA AMELİYAT

“Prostat büyümesinde; idrar yaparken zorlanma, idrarı tam boşaltamama ve gece idrara çıkma en sık görülen şikâyetlerdir. Benzer şikâyetler hem prostat kanserinde hem de prostat büyümesinde görülebilir. Ayrıca her iki hastalık birlikte de görülebilir. Ancak tedavileri tamamen birbirinden farklıdır. İyi huylu prostat büyümesi tanısı konan hastalarda, şikâyetlerinin şiddetine göre tedavi planlanır. Şikâyetleri hafif olan hastalarda sıvı alım alışkanlıklarının düzenlenmesi ve yaşam stili değişiklikleri önerilirken, fayda görmeyen hastalarda ilaç tedavilerine başlanır. Tedavilere rağmen şikâyetlerin arttığı durumlarda ise ameliyat önerilir. 



BU TEKNİKLER DAHA AZ YAN ETKİYE SAHİP

Son yıllarda kapalı ameliyat tekniğinde bir devrim yaşanmış ve lazerle prostatı buharlaştırmak(greenlight gibi) yerine, büyük parçalar halinde önce idrar torbasına atıp, sonrasında özel parçalayıcı cihazlar yardımıyla (morselatör) vücut dışına aldığımız HOLEP (holmiyum lazer) ve BIPOLEP (bipolar enerji) yöntemleri kullanılmaya başlandı. Ülkemizde de uygulanan bu ameliyatlarla ilgili hasta verileri arttıkça, yapılan sayısız klinik çalışmalarda prostat enükleasyonu cerrahi tekniği ile (HOLEP ve BIPOLEP) hem açık prostat ameliyatı hem de diğer kapalı ameliyat yöntemlerine göre (TUR-P, plazmakinetik TUR-P) başarılı sonuçlar elde edildiği ve daha az yan etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Ancak, her ne kadar biz ürologlar prostat anatomisine aşina olsak da bu ameliyat tekniğini tam olarak öğrenebilmek için 30-50 civarında hasta sayısına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle hastaya ait faktörlerin yanı sıra cerrahın tecrübesi de tedavi başarısını etkileyen faktörlerdendir. 

ŞİKÂYETE NEDEN OLAN DOKULAR ÇIKARILIYOR

Yazının Devamını Oku

COVID-19 ve interferon

COVID-19 pandemisi sürecinde virüs bulaşan bazı kişilerin hastalığı asemptomatik veya hafif geçirdiği, bazılarının ise çok ağır pnömonilere(zatürre) yakalandığı hatta hayatını kaybettiği görüldü.



Halen tüm dünyada bilim insanları bunun nedenini çözümlemeye çalışıyor. Etkenlerden biri alınan virüs yüküydü, diğeri ek olarak başka bir önemli kronik hastalığın bulunmasıydı ama ayrıca buna neden olabilecek genetik bir özellik olup olmadığı da çok ilgi çeken bir konuydu. Yakın zamanda bazı araştırmacılar, hastalığı ağır geçiren hastalarda interferon (virüslere karşı etki gösteren biyolojik molekül) eksikliği tespit ettiler. Bu yeni ve ilgi çekici konuyla alakalı Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Atak Yücel, şu bilgileri paylaştı:



BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ UYARIR

İnterferonlar, bağışıklık sistemi içerisinde asıl olarak virüslerle ve tümörlerle savaş ile bağışıklık cevabının düzenlenmesinde görev alan ve 3 ana sınıftan oluşan biyolojik moleküllerdir. Bunlar içinde özellikle tip 1 interferonlar virüslerle savaşta çok önemlidir, bağışıklık sistemi hücrelerini bu yönde çalışmaları için uyarırlar. Dünya çapında 50 önemli genetik merkezde yürütülen COVID İnsan Genetiği Konsorsiyumu çalışmasında, virüsü alan kişilerde eğer tip 1 interferonları kodlayan genler eksikse veya düzgün çalışmıyorsa, yani yeterli ve fonksiyonel tip 1 interferon üretimi yoksa başka bir kronik hastalığı olmayan kişilerin de COVID-19 enfeksiyonunu çok ağır geçirdiği, çok ağır zatürre geliştiği, hatta hayatlarını kaybettiği görüldü.

Yazının Devamını Oku

Meme kanseri tedavisinde son gelişmeler

Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı olarak belirlenmiştir. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserlerin başında gelmektedir. En sık belirti meme de ele sert bir kitlenin gelmesidir.



Meme kanseri yerleşim yerine göre bazen sinsi özellik gösterebilir. Yine hızlı ilerleyen türde bir meme kanseri henüz küçük boyutlardayken başta kemik olmak üzere başka organlara yayılma gösterebilir. Meme kanseri tanı ve tedavisindeki yeni gelişmeler ile ilgili Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Uğur Coşkun şu bilgileri verdi:



MUTLAKA GENETİK ARAŞTIRMA YAPILMALI

Yazının Devamını Oku

Alzaymır hastalığında PET/MR beyin görüntülemesi

Yaşlı bireyleri daha çok etkilemesi, ekonomik yüklerinin çok fazla olması ve henüz etkin tedavilerinin olmaması ile COVID-19 ve alzaymır (alzheimer) hastalığı benzer özellikler içeriyor.


Pandemi süreci devam ederken demans ve alzaymır hastalığının görülme sıklığı da katlanarak artıyor. Türkiye Alzheimer Derneği Ankara Şubesi Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Esen Saka Topçuoğlu ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Lütfiye Özlem Atay ile alzaymır hastalığını konuştuk.



ÜLKEMİZDE 750 BİN CİVARINDA HASTA VAR

Yazının Devamını Oku

Daha güzel dişler daha güzel gülüşler

Estetik anlayışı günümüzde sürekli değişiyor. Ve bu değişimde, dişler de yüz estetiğinin en önemli tamamlayıcı unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.



Diş hekimliği uygulamaları günümüzde çok gelişmiş durumda. Estetik diş hekimliğinde birkaç branş bir araya gelerek estetik uygulamalar yapıyor. Burada ana amaç, kişinin dişlerinin ve gülüşünün daha güzel, daha iyi hale getirilmesi. Ve tabii ki dişlerdeki problemlerin çözülmesi...
* * *
Estetik diş hekimliğinde her gün yenilikler sunuluyor. İşte biz de bu hafta, estetik diş hekimliğinin uygulama alanlarını ve neleri kapsadığını Ankara A Clinica Dent Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nden Diş Hekimi Ezgi Erdenol ile konuştuk.


Yazının Devamını Oku

COVID-19’dan korunmak için doğru beslenerek sağlıklı olalım

Koronavirüs süreciyle birlikte, yeni normal yaşamda tüm alışkanlıklarımız değişime uğradı.



Virüs dünya gündemine oturduğunda biz de evde oturmaya başladık. Karantina sürecinde
mutfakta bolca vakit geçirerek belki de stresimizi yiyerek hafifletmeye çalıştık ve devam eden süreçte belki biraz kilo aldık. Peki tüm dünyayı saran COVID-19 hastalığından korunmak için nasıl beslenmeliyiz, neler yemeliyiz ve bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendirmeliyiz? Tüm bu soruların cevabını Diyetisyen Derya Şahin yanıtladı.



Yazının Devamını Oku

Normal doğumu kolaylaştırma yöntemleri

Normal doğuma olan ilgi, son yıllarda büyük oranda arttı.

Normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin vajinal florayı almaları sayesinde bağışıklıklarının daha güçlü olduğunu, çocukluk çağı alerjik hastalıklara daha az yakalandıklarını ve okul başarılarının bile olumlu yönde etkilendiğini gösteren pek çok çalışma yayımlandı.
Bununla birlikte normal doğum yapan annelerin, anne-bebek bağlanma sürecinin daha sağlıklı geliştiği, kadının bedenen ve ruhen annelik sürecine daha hızlı adapte olduğu ve emzirme ve süt miktarını artırdığını da biliyoruz.
Normal doğumu kolaylaştıran birçok yöntem vardır. İşte bu konuyla alakalı kendisi de normal doğum yapmış ve o anları yaşamış bir hekim olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu’ndan bilgi aldık.



BİRÇOK BİLİNMEZLİK İÇERİYOR

Yazının Devamını Oku

Robot lifting ile gençleşme

Yaşlanmak, yaşamın doğal süreci. Bu süreç içerisinde doğadaki tüm varlıkların temel yapıtaşlarının yavaş yavaş ya sayısı azalıyor ya da işlevleri bozuluyor.

Tüm diğer yapılar gibi cildimiz de yaş alıyor ve her geçen gün yaşlanıyor. Peki cildimizdeki bu değişikliklerin daha az olması için neler yapılabilir? İşte bu soruyu, Mayasante Merkezi Medikal Estetik Uzmani Dr. Serkan Öztürk’e sordum.



* * *
“Yaşlanma ile beraber yapıtaşlarının yavaş yavaş bozulması ve yer çekiminin de etkisi sonucu yüzümüzde sarkmalar, renk-ton değişiklikleri, doku kalitesinde azalmalar, ince kırışıklıklar oluşuyor. Tüm bu değişiklikler içerisinde belki de bizi en çok etkileyen yer çekiminin de katkısı ile oluşan sarkmalar. Daha derin burun dudak arası, oluk çene hattında belirgin sarkma, boynumuzdaki sarkmalar... Tüm bunlar olmasını istemediğimiz ve zamanın bize verdiği çok da hoşumuza gitmeyen hediyeler. Cildin toparlanması ve daha az sarkması için uygulanan tüm medikal estetik yöntemler kollagen sayısını ve kalitesini arttırmayı amaçlıyor. Bu yöntemler içerisinde çok yeni kullandığımız bir uygulama olan robotik liftingden bahsetmek istiyorum. Cerrahi olmayan yüz toparlamada kullandığımız özel bir radyo frekans teknolojisi. Aslında radyo frekans yöntemini medikal estetik uygulamalarında yıllardır kullanıyoruz. Bu yöntemde amaç ısı ile kollagen uyarılmasıyla cildin toparlanmasını sağlamak.
* * *

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs hastalığında genetik faktörler

Koronavirüs, artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Ve bu virüs, kimini yataklara düşürüp ateşler içinde yatırırken, kiminde tek bir belirti bile vermeyebiliyor.

Bu sebeple anlaşılması oldukça zor olan virüs, hayatımızda daha duracak gibi duruyor. Bazı insanlarda ağır, bazılarında hafif geçmesi hatta bazılarında belirti vermemesi durumu İngiltere’de yapılan bir çalışmada genetik etkenlere dayandırıldı.

SEMPTOMLARDA YÜZDE 50 ETKİLİ

İngiltere’de King Collage London’daki bilim insanları, koronavirüs kapmış kişiler üzerinde genetikle ilgili çalışmalar başlattı. Ateş, yorgunluk, koku ve tat kaybı gibi önemli koronavirüs semptomlarının, vakaların yüzde 50’sinde genetik olarak belirlendiği düşünülüyor. Özellikle ikizler üzerinde yapılan çalışma genetik faktörlerin semptomlar için etkili olup olmadığında belirleyici oldu. Bilim insanları, kişide sayıklama, ateş, yorgunluk, nefes darlığı, ishal, tat ve koku kaybı semptomlarının gelişmesinden neredeyse yüzde 50 oranında genlerin sorumlu olduğunu fark etti. Ancak kısık ses, öksürük, göğüs ağrısı ve karın ağrısı gibi semptomların etraftaki ortamdan kaynaklanabileceği düşünülüyor. Bazı insanlarda sadece koku ve tat kaybına sebep olan koronavirüsün, ikizlerde yapılan çalışmayla bu etkilerin genetik etkenlere bağlı olduğu ve bunlara göre kişinin koronayı nasıl geçirdiğinin tespit edildiği de belirtiliyor.

YAYILIMI ÖNLEMEDE KARANTİNA ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Menopozda yapay hormon tedavisi

Günümüzde tedavilerin büyük bir kısmında kullanılamayan hormonlar yerine bu hormonlar gibi davranan ilaçlarla vücut işlerliğini eski haline getirmek için uğraşılıyor.



Ancak bu ilaçlar yurt dışından geldiği için ülkemizde yüksek fiyatla satılıyor ve çoğu hastanın erişimi sağlanamıyor. Bu konuya eğilen Yeditepe Üniversitesi, özellikle menopoz döneminden sonra kadınlarda kemik erimesi ve kıkırdak aşınmalarında kullanılan paratiroid hormonunun kopyasını geliştirmeyi başardı.

KALSİYUM DENGESİ BOZULUR

Paratiroid, tiroid bezinin arkasında yer alan bezlerdir. Paratiroid bezinin işlevi, kalsiyum dengesinin sağlanması için gerekli olana parathormon salgısının oluşturulmasıdır. Bu salgı, sinirlerin, kasların, böbreklerin, kalbin ve kemiklerin normal işlevlerini görmelerini sağlar. Bezlerde bir hasar oluştuğunda kalsiyum dengesi bozulur ve bu durum vücutta kalıcı hasarların meydana gelmesine neden olabilir. Menopoza giren kadınlarda da bu hormonun işleyişinin bozulmasıyla kemik ve kıkırdak yapısında bozulmalara sebep olduğu ve bu sebeple bu hormon ilaçlarına ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Biyobenzer dediğimiz hormon yapısında ilaçlar bu hormonların eksikliğinde, işlev kaybı gibi durumlarında hormon yerine kullanılabiliyor. Yani vücut işlerliği sürmesi için çalışmayan hormon yerine yapay olanı veriliyor. Çoğu hastanın da fiyatları sebebiyle ulaşamadığı bu ilaçlar için Yeditepe Üniversitesi uzun zamandır sürdürdüğü çalışmalarını tamamladı.

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil fonksiyonel MR

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR), dünya üzerinde sıkça kullanılan ve beyin fonksiyonlarının incelenmesinde önemli bir yeri olan bir görüntüleme yöntemi.



MR, isminden de anlaşılacağı gibi, biyolojik dokuları görüntülemek için güçlü manyetik alanlar kullanır. Farklı dokuların güçlü manyetik alanda farklı görünmesi temel alınarak, beyin dokusunun yapısal özellikleri MR yardımıyla incelenebilir. Beyindeki hasar ve kayıplar, gri ve beyaz madde farklılıkları, tümörler bu şekilde belirlenebilir. Yeni MR tekniğiyle ise beyindeki nöral aktiviteler dolaylı olarak ölçülebiliyor. Yani yatağa bağımlı hastaların beyin fonksiyonlarını görmek fonksiyonel MR görüntüleme yöntemi ile artık mümkün. Bu yeni nesil 3 tesla MR yöntemiyle ilgili Ankara Çukurambar Tesla MR Görüntüleme Merkezi doktorlarından Radyolog Uz.Dr. Mahmut Duymuş’dan bilgi aldık.



BEYNİN AKTİVİTESİNİ ÖLÇER

Yazının Devamını Oku