GeriSelim Türsen Pandemide kazananlar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemide kazananlar

SALGINDA günlük vaka sayıları katlana katlana artarak günlük 70 bine doğru yol alıyor. Hayatını kaybedenlerin sayısı günde 300 civarında. Son sekiz haftada İzmir’de vakalar yüzde 390 artmış. Virüsün havadan inanılmaz bir hızla yayıldığı böyle bir ortamda korunmak için devletin zorlayıcı tedbirler almasını beklemeye gerek yok. Her birey, her işyeri kendi canını kurtarma telaşına düşmeli. Unutmayalım yaşam devam ettiği sürece ayakta kalmak bir şekilde mümkün olur. Ama hayatını kaybedenleri geri getirmek mümkün değil.

 


Geçen hafta zorunluluktan Alaçatı’ya yolum düştü. Bazı kafelerin önünden geçerken şaşırdım. Sanki salgın yokmuşçasına herkes maskesini çıkarmış, şen şakrak oturuyordu. İşin doğrusu eski günleri hatırlattığı için hoşuma da gitti. Oturanlar arasında mesafe vardı ama milyarlarca mikrobun havada kaynadığı bir dönemdeyiz. Kendi payıma sokaktaki masaların önünden sadece 15-20 saniyede geçtiğim halde rahatsız oldum. Oradakilerden birinin pozitif olduğunu düşünürsek bugünlere nasıl geldiğimiz anlaşılır.

KORKU SEVİNCE DÖNÜŞTÜ
Eğer iş şartlarımıza uyuyorsa bu ortamda salgından korunmanın tek yolu kendimizi kapatmak. Böyle yapanlar da çok. Nitekim bu durum bazı ürünlerin satışlarından rahatça görülebiliyor. Urla’da beyaz eşya ve ev aletleri satan bir mağazanın sahibiyle sohbetimde salgın başladığında işler bir anda kesilince çok korktuklarını anlatıp şunları söylemişti:
“Biz sipariş bağlantılarımızı yıllık yapıp borç altına gireriz. Salgın başlayıp satışlar kesilince ne yapacağımızı şaşırdık. Ödememiz gereken çekler, senetler vardı. Birkaç ay böyle geçti. Tam umutlar kesilirken hazirandan itibaren satışlar birden canlandı. Hem öyle canlandı ki, birkaç ayda tarihimizdeki en yüksek satışları yaptık.”

ÖNCE DERİN DONDURUCU
Evde geçen süreler uzayınca evde kullanılan eşyalara talep artmaya başlamış. Dijital satışlarının yüzde 400, toplam satışlarının yüzde 45 arttığını söyleyen Media Market yöneticisi bu süreci söyle özetlemiş:
Başlangıçta beslenme ve hijyen için en çok derin dondurucu ve süpürgeler rağbet gördü. Sonra küçük ev aletlerine talep oldu. İnsanlar evden çalışıp eğitim görmeye başladıkça bilgisayarlar, tabletler, kulaklıklar, yazıcılar almaya başladı. Elektronik ürünler ihtiyaç piramidinde daha fazla önem kazandı.
Sonra insanlar evlerine konsantre oldu. Evde yeme-içme düzeni yoğunlaştı. Çay-kahve, tost, ekmek yapma makineleri ve fırınların satışı arttı. Sonra sıkıldık; televizyonlar, oyun konsolları, oyunlar alınmaya, ses sistemleri yenilenmeye başladı. En son damgayı da berber ve kuaförlerin kapanması vurdu. Kişisel bakım ürünlerinin satışları arttı ve herkes kendisinin kuaförü oldu.

CEZVE YERİNE MAKİNE
Bunun dışında artık cezve yerine kahve makinesi, demlik yerine çay makinesi alınıyor. Evler daha fazla ofise benzediği için elektronik ürün satışının artması bekleniyor. Bunun yanında keyifli vakit geçirmeye yönelik hoparlör, oyun platformu ya da akıllı TV kategorilerinin de büyümesi bekleniyor.
Bu ürünlerin teslimatını yapan kargo şirketleri, evde yaşamın artmasıyla mobilya gibi sektörlerle yelpaze giderek genişletebilir. Tabii bunların üretimini yapan ana ve yan sanayi şirketleri ile işlerini kaybetmeden oralarda çalışabilen mavi yakalılar da kazananlar arasında gösterilebilir.

X

Tatsız bayramda tatlı umut

ÖNÜMÜZDEKİ perşembe salgının gölgesinde geçecek üçüncü bayrama gireceğiz. Bu bayram da geçen yıl olduğu gibi evlerde kapalı olacağız. Bu bayram da kutlamaları cep telefonları, bilgisayarlarla sanal ortamlarda yapacağız. Geçen bayram çoğu aramızda olup bu yıl bizimle olamayan 43 bin yakınımızın hüznünü yaşayacağız.


Ama öncekilerden farklı olarak bu bayrama umutla giriyoruz. Geçen yıl önümüz karanlık ne olacağını bilmiyorduk. Bu bayrama ise 10 milyonumuz iki defa, 15 milyonumuz birincisi yapılmış olmak üzere toplam 25 milyon kişi aşılı olarak giriyoruz. Sağlık Bakan Koca’nın, nüfusun üç katı kadar 240 milyon aşı için anlaşma yapıldığı müjdesi ise her eve bayram şekeri gibi geldi.
BU YAZ EVE KAPANMAMAK İÇİN
Geçen hafta İzmir vaka sayısını en hızlı düşen 5 ilden biri olarak ilan edildi. Bu sonuç İzmirlilerin işi sıkı tuttukları zaman başarabildiklerini gösteriyor. İzmir’de, Muğla’da, Aydın’da, Denizli’de, Manisa’da, Çanakkale’de, Balıkesir’de, tüm Ege ve çevresindeki illerde vaka sayısındaki her düşüş 1 yıldır süren kısıtlı yaşamdan özgürlüğe atılan yeni bir adım olacak. İzmirliler önümüzdeki yaz aylarını eve kapalı geçirmemek için vaka sayısındaki azalmayı kalıcı hale getirmeli. Bunun da yolu önlemlerden taviz vermemekten, aşı sırası gelince hemen kolu uzatmaktan geçiyor.


Bayramlık da alamadık

GELENEKLERİMİZDE bayrama yeni giysilerle girmek vardır. Şimdilerde ihtiyaç olduğu anda gömlek, ayakkabı ne gerekiyorsa hemen alınabiliyor. Bundan 30–40 yıl öncesine kadar hazır giyim sektörü gelişmediğinden evin çocuğunun ayakkabı, hanımın elbise ihtiyacını karşılamak için bayram bahane olurdu. Bayramlıkları yetiştirmek için terziler sabahlara kadar çalışır, ayakkabıcılar en büyük cirolarını bayram öncesi satışlarında yaparlardı. Bugün de kısmen de olsa gelenekler sürüyor. Bayram ziyaretleri mümkün olduğunca yeni giysilerle yapılmaya çalışılıyor.

Yazının Devamını Oku

Temmuzda gülebilir miyiz?

EVE kapanmanın 4’üncü günündeyiz.

 

17 günlük tam kapanma kararı alındığında işin doğrusu epey umutlanmıştım. Hele bu kapanma bir de hızlı aşılanmayla desteklenirse “Temmuzda gülmeye başlayabiliriz” diye düşünmüştüm. Hatta salgını büyük ölçüde kontrol altına almaya başaran İngiltere’den, Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Mark Tanzer’in, “Türkiye’ye 2.5 milyon İngiliz turist akışı var. Ülkeniz hala gözde bir destinasyon. Aşılanma ile Türkiye’ye ilk üst yaş grubu seyahat edecek. Sağlık alanındaki çalışmalara aşırı dikkat edip kendinizi hazırlamanız gerek” şeklindeki açıklamasını okuyunca, “Ege İngilizlerin gözdesi. Muğla’dan başlayarak bölgede turizm toparlanmaya başlayabilir” dedim.
Ama olmadı. Kapanma kararının tatil fırsatı olarak algılanması hayal kırıklığı yarattı. Şu anda virüs Türkiye’nin dört yanında cirit atıp insanların ağzından burnundan girip ciğerlerine yerleşiyor. Nüfusu 500 bine ulaşan Bodrum’a, 200 bine ulaşan Seferihisar’a, 100 bin kişinin akın ettiği Karaburun’a gidenler arasında mutlaka uçakta, otobüste, benzinlikte, lokantada bir yerlerde virüs kapmış olanlar vardır. Ne yazık ki, salgın göçü Ege kıyılarını kötü etkileyecek. Tam kapanma öncesi Bodrum’da, Çeşme’de yolların halini gördük. Ben Urla’da bir ucu neredeyse otoyola dayanacak uzunlukta araç kuyruklarıyla karşılaşınca yapacağım işlerden vazgeçip eve döndüm.
Yollarda virüs kapanlar farkında olmadan bakkala, markete girip çıktıkça, evde beraber yaşadıklarıyla sohbet ederken havada uçuşan binlerce virüs ağızlarından, burunlarından karşılarındaki insanlara atlayacak. O insanlardan da başkalarının üzerine...

KİM GİDER HİNDİSTAN’A
Umarız korkulan senaryo olmaz, kapanma sonrası dördüncü dalgayla karşılaşmayız. Eğer bu olursa temmuzda gülmek bir yana başta turizm olmak üzere sıkıntılar katlanarak artacak. Salgının patladığı günlerde kimse İngiltere’ye gitmeyi düşünmedi. Bugünlerde Hindistan’a uçmak akılların kıyısından bile geçmez. Aynı duruma düşmemek için kapanmada gereğini yapıp vaka sayısı hızla düşürülmeli.
Kapanmada kimseyle görüşmeyip, eve dönüşte aynı anda yollara dökülmezsek salgının kontrol edilebileceğini söylüyor uzmanlar. Bir de bunun üzerine açıklandığı gibi haziranda 30 milyon doz aşı, ayrıca Rus aşıları gelirse umutlanmak için temel şartlar oluşmuş olacak.

TURİZM İŞ, AŞ DEMEK

Yazının Devamını Oku

Sokaklar çıkılamayacak kadar tehlikeli

GEÇEN hafta İzmir’de çok yakın bir doktor arkadaşım sosyal medyadaki grubumuza, “Aşı oldunuz diye otellerde filan toplanmayın. Durum çok ciddi” diye bir uyarı mesajı gönderdi. Yasakları delmek için otellerde güle eğlene yemek yedikten sonra, oda paralarını ödedikleri halde kalmayan arkadaş grupları olduğunu duyuyoruz. Bizim grupta da, “Otelde buluşalım” teklifi gelmeye başlayınca doktor arkadaş uyarma ihtiyacını hissetti.


Prof. Dr. Esin Şenol, bir TV programında, “Sokaklar çıkılamayacak kadar tehlikeli hale geldi” alarmı verdi. Hala işin ciddiyetini anlayamayanlar için de, “Her 4.5 dakikada bir kişi koronavirüsten ölüyor” dedi. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ise her şeyin devletten beklenmemesini isteyip, “Yalvarıyorum bir şeyler yapın” diyerek, TOBB ve TÜSİAD gibi kuruluşlarla işçi sendikalarına salgının durdurulması için işbirliği yapmaları çağrısında bulundu.

TAM KAPANANLAR ŞİMDİ ÖZGÜR
Salgın İngiltere’de 3 ay tam kapanma ve toplumun büyük bölümü aşılandıktan sonra kontrol altına alınabildi. Bugün İngilizler eski hayatlarına döndü. Türkiye’de de doktorlar çok kritik sektörler dışında üretimin durdurulması çağırısı yapıyor. Toplu ulaşımla iş-ev arasında gidip gelenlerin, fabrikalarda kapalı ortamlarda aynı havayı soluyup virüsü kapmaması mümkün değil.
Belki devletin kaynakları üretim durduğunda doğacak açığı kapatamayabilir. O zaman işverenler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin elini taşın altına sokması gerekecek. Eğer bu yapılmazsa salgın ekonominin tamamını tehdit eder boyutlara ulaşabilecek. Tarih, veba salgınlarında kırılan toplumlarda tarlalarda çalışacak işçi bulunamadığı için yaşanan açlık krizleri örnekleriyle dolu.
Bugünkü bilimsel çalışmalar da ekonomi açık olduğu zamanki günlük kazançların salgın önlenemezse orta vadede daha büyük zarara dönüştüğünü gösteriyor Bütün mesele birkaç ay dişi sıkmaktan geçiyor.


Yazının Devamını Oku

Turizme İngiliz aşısı

İZMİR’de turizmciler Rusya’nın Türkiye’ye uçak seferlerini iptal etmesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını söylediler.

 

Bu yıl rezervasyon var mıydı bilmiyorum ama İzmir’e zaten Rus turist pek gelmiyor.
İstatistiklere göre Rus turistlerin birinci tercihi Antalya
Daha sonra Muğla’da Marmaris, Bodrum ve Fethiye gibi yerleri tercih ediyorlar.
İzmir’e gelen yabancı turist sayısı salgının başlamasından sonra yüzde 76 azalarak 2020 yılında 298 binde kaldı.
Bu dönemde İzmir’e en çok turist gönderen ilk 10 ülke Almanya, İngiltere, Hollanda, Fransa, Ukrayna, İsviçre, Belarus, Belçika, Avusturya ve İrlanda oldu.
Görüldüğü gibi İzmir’e en çok turist gönderen ilk 10 ülke arasında Rusya yok.

Yazının Devamını Oku

Bu dalga çok büyük

GEÇEN hafta günlük vaka sayısının 40 bini aşmasıyla salgın korkutucu boyutlara ulaştı. Bu dalganın daha da kabararak günlük vaka sayısının 60 binlere ulaşmasından endişe ediliyor. Maalesef, İzmir, yüksek dalganın altında kalan iller arasında. Geçen haftaki risk haritasında kırmızıya boyanan İzmir çok yüksek risk grubundaki şehirler arasında görülüyor.

 


EGE BÖLGESİ TURİZMİNİ DE VURUR
Genel olarak Ege Bölgesi’nde orta risk grubundaki Uşak ile yüksek risk grubundaki Manisa, Denizli, Afyon dışındaki bütün iller Muğla, Aydın, Denizli, Kütahya kırmızı renkle çok yüksek risk grubunda yer alıyor. Bütün bu iller İzmir’le bağlantısı olan, geliş gidişlerin çok yüksek olduğu yerler. Ayrıca İzmir yolu üzerindeki Balıkesir ve Çanakkale de çok yüksek risk grubunda. Mutasyona uğramış İngiliz virüsünün çok hızlı yayıldığı göz önüne alınırsa Ege için tehlike giderek büyüyor. Ege’de salgın yavaşlatılamazsa virüs nedeniyle İstanbul’dan Bodrum, Marmaris, Fethiye, Çeşme, Kuşadası, Foça gibi turistik yerlere geliş de yavaşlar. Bu gelişmenin umudunu yaz aylarına bağlayan bölge turizmine vuracağı darbeyi tahmin etmek zor değil.

KOLERADAN SONRA PARİS AYAKLANMASI
Aslında tarihteki veba ve kolera gibi büyük salgınlara bakıldığı zaman ekonomik zararlarının çok büyük olduğunu ve önemli toplumsal çalkantılara yol açtığı görürüz. Bir süre önce Uluslararası Para Fonu (IMF), tarih boyunca salgın hastalıkların ekonomik ve sosyal etkileri üzerine çok çarpıcı bir çalışma yayımladı. Paris’te 1832’deki kolera salgını 650 bin nüfuslu kentte birkaç ayda 20 bin kişinin ölümüne neden olmuş. Hastalık en fazla sanayi devriminin etkisiyle şehrin merkezine yığılan ve sağlıksız koşullarda yaşayan dar gelirli grupları etkilediğinden toplumsal tepkiler olmuş. Yüksek gelir grupları ise yoksulları dikkatsiz davranarak hastalığı yaymakla suçlamış ve sosyal gerilim yükselmiş. Sonunda Victor Hugo’nun ünlü Sefiller romanında sahneleri ölümsüzleştirilen caddelerde barikatların kurulduğu 1832 Paris Ayaklanması başlamış. Daha sonra bu ayaklanmaların ileriki yıllarda devam ettiğini ve 1871 Paris Komunü ile iktidarın el değiştirdiğini biliyoruz.

IMF’YE GÖRE SİYASİ ETKİ 2 YIL SONRA

Yazının Devamını Oku

Kuruyoruz zaman kalmadı

PANDEMİ nedeniyle dışarı çıkamıyoruz ama internet üzerinden belki eskisinden daha da fazla konferansları, seminerleri canlı olarak evlerimizden izleyebiliyoruz. Geçen hafta yapılan ‘Susuzluk Zirvesi’ de bunlardan biriydi.


Öncelikle çölleşmeye adım adım giden Türkiye’de İzmir’in kuraklık krizinden ilk etkilenecek bölgelerden biri olduğunu belirteyim. Hatta, 2011 yılında dünyanın en önde gelen bilim insanları arasında 14’üncü sırada gösterilen Ord. Prof. Niyazi Serdar Sarıçiftçi, “Yakın gelecekte Türkiye ve çevresindeki ülkelerde kuraklık krizi başlayacak. İzmir 5 yılda deniz suyunu arındırıp su ihtiyacını karşılayacak projeler yapmalı” uyarısında bulunuyor. Dünyada ilk plastik organik güneş pilinin patentini alan Prof. Sarıçiftçi geçen hafta Avusturya’dan internet üzerinden Yaşar Üniversitesi’nde bir konferans verdi. Prof. Dr. Niyazi Serdar Sarıçiftçi’nin, “en demokratik enerji kaynağı” dediği güneşten daha fazla yararlanma, yapay petrol ve doğalgaz yapımıyla ilgili açıklamalarını ayrı bir yazıda ele alacağım.

DAMLAMA SULAMA YÜZDE 20’DE
İzmir’deki toplantıda susuzluk krizi ve çözümler üzerine birçok görüş paylaşıldı. Ancak ben öncelikle suyun yüzde 77’sini kullanan tarım kesimini ele alacağım. Vahşi sulamanın çok yaygın olduğu ülkemizde tarımda bilinçli su kullanımı pek çok derde derman olabilir. Verilen bilgilere göre damlama sulamada su kaybı sıfıra yakın oluyor. Ama Türkiye’de ekili arazilerin sadece yüzde 20’sinde damlama sulama var. Çoğunlukla kanaletler ve eski usul arklarla sulama yapıyor.
Tarımda en önemli mesajlarından biri de her bölgenin kendi coğrafi koşullarına uygun yerli tohum ve hayvanlarla üretim yapılması üzerine idi. Labarotuvar ortamında yetiştirilen tohumlar yabancı topraklara ekildiğinde rüzgar, su, böcek gibi alışık olmadıkları etkilerin altına girince bozulmaya başlıyor. O zaman da ilaçla sorun aşılmaya çalışılıyor. Aynı durum yabancı hayvanlar için de geçerli. Yerli ırktan olmayan hayvanların bölgeye uyum sağlayabilmesi için çok ciddi ilaç ve veterinerlik masrafları gerekiyor. O nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin karakılçık buğdayı gibi ata tohumları, maltız keçisi gibi yerli hayvanlarımızla süt üretimi projeleri bütün Türkiye’ye öneriliyor. Çiftçinin fazla su istemeyen yerli tohum ve hayvan ırklarına dönüşüm yapabilmesi için alım garantisi gibi teşvikler gerekiyor.

EĞİMLİ ARAZİ BİR UMUT
Bir başka önemli konu tarımda düz arazilere, ovalara ağırlık verilmiş olması. Halbuki Ege başta olmak üzere Anadolu coğrafyasında eğimli araziler çoğunlukta. Eğimli arazilerin doğru kullanımı kuraklığa ve tarımın geleceğine çare olabilecek. Her bölgenin koşullarına uygun az su tüketen bitki ve hayvanlar, bitkilerin ihtiyacı kadar su gibi bilimsel çalışmalara dayalı tarımsal planlamalar bir an önce hayata geçirilmek zorunda. Eski usul devam ederse tarımın keşfedildiği Anadolu topraklarında tarım yakında kuruyacak. Kaybedecek zaman kalmadı.

Yazının Devamını Oku

Şanssız sanal öğrenciler

YÜZ yüze eğitimin durmasından beri ilk kez geçen hafta üniversiteler semti Bornova’ya gittim. Bölgede sadece Ege Üniversitesi’nde 60 bine yakın öğrenci var. Yaşar Üniversitesi’nde 11 binin üzerinde öğrenci okuyor. Öğrencileriyle, akademisyenleriyle bir yıl öncesine kadar cıvıl cıvıl olan kampüs alanlarında terk edilmiş kent sessizliği vardı.

 

Son yıllarda öğrenci kampüslerinin çevrelerine önemli yatırımlar yapıldı. Yurtları, siteleri, kafeleri, restoranları, spor salonları, kırtasiyeleri, kuaförleri ve moda mağazalarıyla adeta küçük birer öğrenci şehirleri yaratıldı. Şimdi hepsi boş, sağlıklı günlerin geri gelmesini bekliyor. Ama en önemlisi, yıllarca üniversite hayalleri kuran öğrencilerin yaşamlarının en güzel dönemini kampüs yerine ekran başında geçirmek zorunda kalması. Yüz yüze eğitimin canlılığı olmasa da üniversitelerde online eğitimle öğrencilerin öğrenmede kaybı fazla olmadı. Geliştirilmiş özel yazılımlarla bilgisayar üzerinden adeta sınıfta gibi eğitim yapılabiliyor. Başka üniversiteleri bilemiyorum ama benim ders verdiğim Yaşar Üniversitesi’nde bunu gördüm.

KAMPÜS ORTAMINI YAŞAYAMADILAR
Ancak sorun, öğrencilerin sosyalleşmeleri için en önemli ortam olan kampüste buluşamaz hale gelmeleri. Öğrencilik döneminin dostlukları her zaman daha sahici kabul edilir. İş ve özel yaşamdaki gelecekteki dostlukların çoğu buralarda filizlenir. Toplumun değişik kesimlerinden, hatta değişik ülkelerden gelen öğrenciler kampüs ortamında yeni bir dünya ile tanışır, sosyal ve kültürel açından zenginleşir. Şu anda üniversite eğitimi alanlar maalesef bu fırsatı kaçırıyor. Örneğin, geçen yıl üniversiteye başlamış iki yıllık ön lisans eğitimi alan meslek yüksek okulu öğrencileri sadece üç ay üniversiteye gidebildi. Sonra yasaklar başladı. Haziranda ise mezun olacaklar. Bu yıl eğitime başlayanlar ise kampüs ortamını hiç yaşamadı. Belki de birbirlerini sadece sanal ortamda tanıyarak mezun olacaklar. Korkarım salgının günümüz gençliğinde yarattığı sosyal ve psikolojik tahribat hayli ağır olacak.

Korona, Seçkin Bey’i de aldı

BİLMİYORDUM, İzmir Urla doğumluymuş. Hürriyet Gazetesi’nin önceki genel yayın müdürlerinden Seçkin Türesay’ı da virüs aramızdan aldı. Aynı Türkiye’de 30 bin, dünyada 2 milyon 700 bin kişiyi aramızdan aldığı gibi... Seçkin Bey’le İstanbul’da bir dönem farklı gazetelerde ama aynı grubun çatısı altında çalışmıştık. Gerek beyefendi kişiliği, gerek mesleki becerileriyle bende hep örnek alınacak gazeteci izlenimi bırakmıştı. Böyle bir insanın virüsle mücadeleyi kaybetmesini kabullenmek zor.
Salgının başladığı ilk aylarda gelinimin babasını da İstanbul’da kaybetmiştik. Önümüzdeki ay dünürüm Eşber Güneş’in aramızdan ayrılışının birinci yılı dolacak. Daha 68 yaşındaydı ve tam 40 yıl çalıştığı Lutfthansa’dan henüz 2 yıl önce emekli olup dinlenmeye başlamıştı. Hiçbir sağlık problemi olmayan, hayat dolu bir insanın bugün bizimle olamamasına hala inanamıyoruz.

HER BİRİ AYRI HAYAT

Yazının Devamını Oku

İzmir usulü akıllı siyaset

GEÇEN hafta İzmir’de depreme hazırlık ve trafik kabusuna çözümde önemli adımlar atıldı. Yapılan çalışmaların dikkat çekici yanı ise konu İzmirlilerin can güvenliği ile yaşam kalitesi olunca muhalefet ve iktidarın son derece akıllı davranarak bir araya gelebilmeleriydi.


Önce deprem felaketine hazırlık için Konak Belediye Meclisi olağanüstü toplantısında alınan karara bakalım. Başkan Abdül Batur’un ‘Tarihi Karar’ olarak nitelendirdiği kentteki hasarlı ve riskli yapıların hak kaybına uğramadan dönüşümüne ilişkin önerge oybirliğiyle kabul edildi. Alınan kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önceki planlarında yer alan ruhsatlı yapıların yenilenmesinde hak kaybına uğramasının önüne geçildi. Mevcut plandaki durumu korunacak alan olarak Hatay ve Alsancak bölgeleri belirlendi. Böylece depreme dayanıklı yapıların yapılabileceği kentsel dönüşüm projelerini hızlandırmak mümkün olacak.

AK PARTİ DE DESTEKLEDİ
Batur, planın daha olumlu ve verimli bir noktaya gelmesinde verdikleri katkılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne teşekkür etti. AK Parti Meclis Üyesi Hakan Yıldız ise 30 Ekim’de büyük bir acı yaşandığını belirtip, “Bu bir can meselesi” diyerek Kentsel Dönüşüm Komisyonu raporuna göre alınan kararları grup olarak desteklediklerini söyledi.
Görüldüğü gibi aklın yolu bir. Başkanlık bizde diye bildiğini okuma ya da sırf muhalefet yapmak için kararları engelleme yok. Konak Belediye Meclisi’nin bütün üyeleri İzmirlilerin geleceği için oybirliğiyle el ele verdiler.

CUMHURBAŞKANINA TEŞEKKÜR
Gelelim İzmirlilerin yaşam kalitesini artırmak için bir başka iktidar muhalefet işbirliğine... Malum, Buca Metrosu’nun yapımı için Büyükşehir Belediyesi’nin bulduğu dış kredinin kullanımı için Hazine onay verdi. Başkan Tunç Soyer, Buca Metrosu için uluslararası ihaleye çıkmak için önlerinde engel kalmadığını söylerken, “Buca Metrosu için oluşturduğumuz bir konsorsiyum vardı. Ancak sayın Cumhurbaşkanı’nın onayıyla ilgili bir talebimiz oluşmuştu. Çünkü bir yıl için öngörülen Hazine onayının süresi dolmuştu. Bugün onun onayı da geldi. Bu nedenle Cumhurbaşkanımıza da buradan şükranlarımızı sunuyoruz. Teşekkür ediyoruz” diyordu.

SONUÇTA HERKES KAZANDI

Yazının Devamını Oku

Ege’de kadının adı var

KADINA şiddetin sonlandırılamadığı bir ortamda buruk da olsa tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Şu an için tek tesellimiz kadına şiddet konusunda kamuoyu tepkisinin hızla kabarması ve toplumun bilinç düzeyinin yükselmesi. Erkeklere el kaldırma cesareti gösteremeyip kadınlar karşısında aslan kesilen zavallıların sayısı giderek azalacak ve sonunda yok olacak. Bir zamanlar kadına oy kullanma hakkı bile vermeyen dünya tarihi böyle örneklerle dolu.


MUĞLA BİRİNCİ, İZMİR İKİNCİ
Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hayli yüksek olduğu ülkelerden biri. Ama iyi haber, Ege ve İzmir’in toplumsal cinsiyet eşitliğinde başka bölgelerin çok önünde olması. Raporlara göre Türkiye’nin en eşitlikçi ili Muğla. İkinci sırada ise İzmir var. Daha sonra Yalova, İstanbul, Kırklareli, Çanakkale, Sinop, Tunceli, Aydın ve Balıkesir geliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin en iyi olduğu ilk 10 ilden 5’inin Ege Bölgesi’nden olması ise ayrıca dikkat çekici.
Toplumsal cinsiyet eşitliği, bireylerin cinsiyet temelli ayrımcılığa uğramadan eşit hak ve imkânlara sahip olarak kamusal ve özel yaşamın her alanında yer alması, görülebilmesi, kararlara katılabilmesi, fırsatları değerlendirebilmesi, güçlenmesi, temsil edilmesi ve kaynaklara erişimi olarak ifade ediliyor.
Bu konudaki araştırma 2014 yılından beri 81 ilde, Türkiye Politik ve Ekonomik Araştırmalar Vakfı (TEPAV) tarafından yapılıyor. İllerdeki toplumsal cinsiyet eşitliğini ölçmek için kadın ve erkeklerin eğitime katılımı, üretim faaliyetine katılımı, siyaset ve ekonomide temsil edilmeleri gibi kriterler kullanılıyor.

SİYASET VE EKONOMİDE CİNSEL EŞİTLİK
Örneğin bir ilde siyaset ve ekonomide kadın ve erkeğin hangi oranlarda temsil edildiğini araştırırken şu verilere bakılıyor:

Yazının Devamını Oku

Turizmde eskiye dönüş 2023’te

İLK aşımı oldum. Uluslararası aşı savaşlarından Türkiye’nin de etkileneceğini düşünüp, sıramın bu kadar erken gelmesini beklemiyordum doğrusu.

 

Ama önceki hafta Urla Devlet Hastanesi’nde sadece 10 dakika bekleyerek aşımı oldum.
Dünyada henüz aşıyla tanışamamış 130 ülke olduğunu düşünürsek Türkiye’de işlerin yolunda gittiğini söyleyebiliriz.
Ancak bütün ülkelere aşı gitmeden salgının ve ekonomik tehlikenin bitmesi mümkün değil.
Örneğin, Ege Bölgesi ve İzmir ekonomisinin nefes borularından biri olan yabancı turist gelişine bakalım.
Avrupa’da aşılanma tahminlerden yavaş gidiyor.
Bu gelişme, yabancı ülkelere seyahatler için aşının ilk bulunduğu aylardaki iyimser havayı kararttı.

2021’DE YABANCI TURİST YOK

Yazının Devamını Oku

Dün, bugün, yarın İzmir

GEÇEN hafta, küllerinden doğan bir devletin yeni yol haritasının çizildiği İzmir İktisat Kongresi’nin 98’inci yılı kutlandı. İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasıyla zafer ilan edilmiş ama tek başına askeri zafer yetmiyor, ekonomik zafer de gerekiyordu.

 


Ekonomik bağımsızlığın yol haritası için 17 Şubat 1923’te çiftçi, tüccar, sanayici, işçileri temsilen toplumun her kesiminden 1135 delege İzmir’de buluştu. Kongrede alınan kararlardan bazıları şunlardı: Hammaddesi yurtiçinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması. El işçiliği ve küçük imalattan fabrikalara, büyük işletmelere geçilmesi. Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması. İşçi sendikaları kurulması.
İş Bankası (1924), Sümerbank (1933), Halk Bankası (1938) gibileri bu yol haritasıyla kuruldu. Özel sektörün yetersiz kaldığı demir çelik, kumaş fabrikaları gibi büyük yatırımları devlet yaptı. O zamanlar ekonomik bağımsızlık için İzmir’de alınan kararların ne kadar doğru olduğu bugünkü dünya koşullarında çok daha iyi anlaşılıyor.

BUGÜNÜN İZMİR’İ
Kongre kararlarıyla Türkiye gibi İzmir de adım adım sanayide, tarımda, turizmde büyüdü. Bugün ise metro, İZBAN, hızlı tramvay, İstanbul’u 3.5 saate indiren ulaşım gibi altyapı yatırımlarına sahip. En önemlisi ise kucaklayıcı kültürü, modern yaşam tarzı ile herkesin gelip yaşamak istediği yükselen bir yıldız.
Yakın zamanda depremden sele, hortumdan fırtınaya pek çok doğa felaketi yaşansa da hepsinden yarının İzmir’i için ders çıktı. Örneğin, su baskınlarından Kemeraltı’nı koruyacak ‘Kuşaklama Projesi’ üç ay sonra devreye girecek. Depremlere karşı Gültepe gibi çeşitli semtlerde kentsel dönüşüm hızlanacak. Çok yakında eski gecekondu tepelerinde yaşam kalitesinin yükseldiği modern mahalleler göreceğiz.

YARININ İZMİR’İ

Yazının Devamını Oku

Binalar yeni iklime uymalı

BU köşenin yazıldığı dakikalarda Urla’daki evimin çatısından taş atılıyormuş gibi sesler gelmeye başladı. Sanki birileri evi taş yağmuruna tutmuştu. Hayatımda görmediğim irilikte dolu taneleri, daha doğrusu buz parçaları panjurları, çatıyı dövüyordu. Bir ara gürültü ve yağışın yoğunluğu öyle arttı ki, çatı çökecek sanıp eşimle bodruma inmeye karar verdik. Yaklaşık 15 dakika süren bu afet bize saatler gibi geldi.

 


Daha sonra Çeşme ve Ayvalık’taki hortum haberleri, 10 metre yükselip ters dönen arabalar, Urla Kuşçular’da dolunun seralara verdiği zararların büyüklüğünü görünce felaketin büyüklüğünü daha iyi anladık. Bu yaşıma geldim (65) İzmir’de hortum olduğunu ilk defa duyuyorum. Ama sonunda o da oldu.

PROF. ÇİÇEK’İN UYARISI
Prof. Dr. İhsan Çiçek, Türkiye’nin küresel ısınmadan en fazla etkilenecek ülkelerden biri olacağını söylüyor. Bu, artık daha çok hortumlarla, dolularla karşılaşacağımız anlamına geliyormuş. “Özellikle Ege ve Akdeniz’in suları sıcak olduğu için ve daha da ısındıkça bu olayları sık sık göreceğiz” diyor, Prof. Dr. Çiçek.
Malum sıcak hava yükselir ve soğuk havaya doğru akar. Denizlerden yükselen sıcaklıklar soğuk hava dalgalarıyla karşılaştıkça yeni hortumların nedeni olacak. Prof. Dr. İhsan Çiçek, bu nedenle çok önemli bir uyarı yapıp, “Bundan sonra Ege ve Akdeniz bölgelerinde inşaatlar, binaların çatıları, hortum ve fırtına gibi yeni iklim koşullarına göre yapılmalı. İnşaat mühendisleri bölgenin yeni iklim koşullarına dayanabilecek binalar yapmalı” diyor.
İzmir deprem riski nedeniyle zaten dönüşmek zorunda. Kentsel dönüşümde yeni binalar yapılırken artık yeni iklim koşulları da göz önüne alınmalı. Bundan sonra Ege’de seller, fırtınalar, hortumlarla dolu bir hayat bizi bekliyor.


Yazının Devamını Oku

Selle yaşamayı öğreneceğiz

METEOROLOJİ Genel Müdürlüğü verilerine göre İzmir’de 1938 ile 2019 yılları arasında şubat aylarında ortalama sıcaklık 9.5 derece olmuş.

Bu yıl ise ortalamaların 10 derece üzerinde 18-20 dereceyi gören sıcaklıklar yaşıyoruz. Isıdaki anormal değişimler, hızı 100 kilometreyi bulan lodos fırtınası ve gökyüzünün delinip 1 aylık yağmuru birkaç saatte İzmir’in üzerine boşaltan doğa felaketlerinin temel nedeni.
Ama alışmamız gerek. Küresel ısınma bütün dünyayı olduğu gibi İzmir’i de pençesine aldı. Önceleri 5-10 yılda bir yaşanan büyük sel felaketlerini, orman yangınlarını, kuraklıkları, zeytin, üzüm, bal ve bilumum gıda ürünlerindeki kıtlıkları artık her yıl yaşamaya alışmamız gerek.

KÜRESEL ISINMANIN AŞISI YOK
Kovid-19’un bile aşısı bulunup çıkış yolu açıldı. Bilim insanlarına göre ekim–kasım ayına kadar Türkiye’de hayat normale dönecek. Ama küresel ısınmadan korunmanın aşısı yok. Tek aşı ülkelerin işbirliği ile küresel ısınmaya neden olan gaz salınımını azaltmak. Kömür başta olmak üzere fosil yakıtları kullanmamak. Rüzgara, güneş enerjisine, mazotlu-benzinli yerine elektrikli otomobillere dönmek, sanayide küresel ısınmayı artıran kimyasalları kullanmamak.
Bazıları küresel ısınma sonucu 2035’te şu olacak 2050’de bu olacak gibi senaryolara bakıp, “Daha çok var, şimdi bana zararı yok” diye düşünüyor. Ama geçen hafta yaşanan sel, felaketin çoktan başladığını gösterdi. Küresel ısınmanın vereceği zararlar 20-30 yıl sonra bir günde gelmeyecek. Her yıl, her gün daha önce görmediğimiz ölçüde sel, fırtına, kuraklık gibi doğa olaylarıyla karşımıza çıkacak. Gelecek için yazılan senaryolar adım adım gerçekleşerek. O tarihler geldiğinde dünya zaten yaşanılamaz hale gelmiş olacak.

DENİZLER ÇOK HIZLI YÜKSELİYOR
Geçen hafta Ocean Science dergisinde yayımlanan rapora göre okyanusların seviyelerinin yükselme hızı en kötümser tahminlerden bile fazla. Dünya nüfusunun üçte ikisi deniz kıyılarında yaşıyor. Hızla yükselen denizlerin kıyı kentlerini, trilyonlarca dolar değerindeki mülkleri sel, süper fırtınalar, dev gel-git felaketleriyle karşı karşıya bırakması bekleniyor. Suların yükselmesinin önceki tahminlere uygun hale gelebilmesi için, atmosfere 200 milyar metreküp daha az karbon bırakılması gerekiyormuş. Bu rakam ise dünyadan atmosfere salınan 5 yıllık karbon miktarına eş.

KEMERALTI NEDEN SİGORTALANMIYOR

Yazının Devamını Oku

İzmir’in anatomisi

İZMİR’de yaşları 0-4 arasında olan 270 bin çocuk var.

 

Bu çocuklar iklim değişikliği nedeniyle büyük felaket senaryolarının yazıldığı 2050 yılında hayatlarının baharında henüz 30 yaşında olacak. Sayıları 275 bin olan 10-14 yaş grubu ile 15-19 arasındaki 300 bin genç kız ve delikanlı için de durum farklı değil. İzmir’de 20 yaşın altında 1 milyon çocuk ve genç var. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre bu sayı 4.5 milyon nüfuslu şehrin dörtte birine yakın.
Bir de kentin omurgasını oluşturan 20-65 yaş arasında 3 milyon kişi var. Çocuklara, gençlere onlar bakıyor, ekonominin çarklarını onlar çeviriyor. Ama bu gruptan özellikle 25-55 yaş arasındaki 2 milyon İzmirlinin omuzlarında yükün çoğu. Fabrikalarda, tarlalarda, banka, mağaza, belediye, kamu daireleri, hastane, adliye, itfaiye, emniyet, kısacası bir toplumun yaşamı için gereken her alanda 30’lu, 40’lı, 50’li yaşlardaki bu grup çalışıyor.
Yaşları gereği artık dinlenmeye başlamış, İzmir’i bugünlere getiren 65-90 yaş ve üzeri büyüklerin sayısı ise yaklaşık 675 bin. Allah uzun ömürler versin, 90 yaş üzeri 12 bin kişi yaşıyor İzmir’de. Tablonun bütününe bakınca İzmir’in aslında genç bir kent olduğu ortaya çıkıyor.

GENÇ İZMİR’İ BEKLEYEN TEHLİKE
İzmir genç bir şehir olduğuna göre öncelikleri de 10-20-30 yıl sonrasının senaryolarına göre olmalı. Örneğin, küresel ısınma önlenemezse dünya 30 yıla kadar susuzluktan, açlıktan insanların birbirini kırdığı yaşanamaz bir gezegen haline gelecek. Bugün 10 yaşında olanların da, 50 yaşında olanların da geleceği tehdit altında olacak.
Ama bu felaketleri yaşamamak da mümkün. Bilim insanları küresel ısınmanın yavaşlatılırsa dünyanın sadece 20 yılda eski haline dönebileceğini söylüyor. O zaman gereken yapılmalı. Örneğin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin az su tüketen bitki ve hayvan türlerini yetiştiren çiftçileri teşvik için ürünlerini yüksek fiyattan alma garantisi bu mücadele yöntemlerinden sadece biri. Ama Türkiye’ye örnek olabilecek bir model.

Yazının Devamını Oku

‘Ege Mutfağı’nın tam zamanı

DÜNYANIN en sağlıklı coğrafyalarından birinde yaşıyoruz. Otlarıyla, balıklarıyla ve en önemlisi de zeytinyağıyla ‘Akdeniz Diyeti’ için gerekli zenginliklerle dolu Ege... ABD’nin ünlü televizyon kanalı ABC News geçen hafta ‘Akdeniz Diyeti’nin 2020 yılında da dünyanın en sağlıklı diyeti olarak seçildiği haberini verdi. Böylece dört yıl üst üste dünyanın en sağlıklı diyeti seçilmiş oldu.


Salgın nedeniyle bu yıl yapılabilir mi bilmiyorum ama Ege otlarının festival zamanı yaklaştı. Turpotu, radika, cibes, hardal otu, istifno, arapsaçı gibi otlarla enginar, rezene gibi Ege’nin ünlü sebzeleri pazarlarda boy göstermeye başladı bile. ‘Akdeniz Diyeti’ denince Yunanistan, İtalya ve İspanya akla geliyor. Halbuki ben kendi payıma mutfağıyla ünlü Girit’e ilk gittiğimde çarşı pazar dolaşırken bir tutam ot görememiştim. Nedenini sorduğumda, adada ot olduğunu ama toplatma maliyeti çok yüksek olduğundan tezgaha gelemediğini söylemişlerdi. İzmir’de ise hangi pazara, hangi manava gitseniz mevsimine göre mutlaka çeşit çeşit Ege otu bulabilirsiniz.

AKDENİZ DİYETİ ÖMÜR UZATIYOR
Ağırlıklı olarak balık, sağlıklı yağlar, bitkisel besin ve işlenmemiş hububattan oluşan ‘Akdeniz Diyeti’ sadece ömrü uzatmıyor. Alzheimer, kanser, yaşlılarda görme bozukluklarını önlemedeki yararları da somut olarak kanıtlanmış durumda.
‘Akdeniz Diyeti’ yemeklerinin tariflerinin de verildiği ABC News televizyonunun programında Nutrition anda Dietetics Akademisi’nin araştırmasına dikkat çekildi. ‘Akdeniz Diyeti’, yüksek tansiyon, kolesterol ve kalp ve daha pek çok rahatsızlığa derman olduğundan İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerde kalp rahatsızlığı ve kanser hastalıkları batılı diğer ülkelere göre çok daha düşükmüş.
Programa katılan kardiyoloji uzmanları açıklamalarında özellikle sızma zeytinyağına dikkat çekiyor. Fenoller ve doymamış yağ bileşenlerinden oluşan sızma zeytinyağının kandaki yağ miktarını düşürüp iyi kolesterol HDL oranını yükselterek kalp rahatsızlıkları, damarlarda tıkanma ve iltihap riskini azalttığı belirtiliyor.

ZİRVELER İZMİR İÇİN FIRSAT

Yazının Devamını Oku

Bahar mayısta gelecek

ARALIKTA, “Aşı bulundu” müjdesi geldiğinde, aylardır karanlık bir tünelde olan insanlık nihayet ışığı görmüştü. Virüs bugüne kadar Türkiye’de 25 bin, dünyada 2 milyon can aldı. Geçen hafta bizde de başlayan kitlesel aşılamanın virüsü birkaç ay içinde dizginlemesi bekleniyor.

 


Aşı, aş ve işle ilgili umutları da artırdı. Geçen hafta salgın nedeniyle işsiz kalan biriyle sohbet ederken, “20 Ocak’tan sonra lokantalar, kahveler açılacakmış, öyle söylüyorlar” dedi. Umut fakirin ekmeği, insanlar duydukları her iyi söylentiye inanmak istiyor. 20 Ocak’ı bilmem ama 3-4 ay sonra nisan ya da mayısta açılma ihtimali çok yüksek. Zaten Prof. Dr. Osman Müftüoğlu da mayısta açılabileceğini söylüyor.

BAYRAMDAN SONRA DÜĞÜN
Ancak açılışlar daha fazla gecikirse bazı iş kollarında toplu iflaslar kaçınılmaz olabilir. Örneğin, halen yasak olan düğün ve nişan organizasyonları gibi etkinlikler yapan kuruluşların bütün umudu mayısta. Tüm Etkinlik ve Organizatörler Derneği’nin verdiği bilgilere göre sektör, gıdadan tekstile doğrudan ya da dolaylı olarak 66 farklı sektöre iş yaratıyor. Yaklaşık 2.5 milyon kişi istihdam ediliyor. Bu insanların artık evlerine ekmek götüremediğini söyleyen Dernek Başkanı Erol Yıldırım, “Pandemi personel ve aileleri ile birlikte yaklaşık 10 milyon kişiyi olumsuz etkiledi. Mayısta Ramazan Bayramı’ndan sonra etkinlikler başlamazsa sektörün yüzde 72’si faaliyetlerine devam edemeyecek” diyor.

EGE’YE AVRUPA’DAN MÜJDE
Avrupa’da işlerin iyi gitmesi özellikle Egeli ihracatçılar, turizmciler ve bunlara iş yapan onlarca iş kolu, dolayısıyla milyonlarca kişi için çok önemli. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde geçen hafta salgının yarattığı ekonomik bunalımı Avrupa’nın atlatabilecek güçte olduğunu söyleyerek, “2021’nin ilk çeyreğinin sonunda, nisandan itibaren ekonomik kısıtlamalar kalkar” dedi.

Yazının Devamını Oku

Pandemi fırsat yarattı

 İZMİR’in dijital turizm ansiklopedisinin hazır olduğu açıklandı.

Dijital ansiklopedide tarih ve kültür, gastronomi, kültürel miras, etkinlik ve festivaller, inanç, endüstriyel miras, deniz ve kıyı, doğal kırsal alanlar, sinema, sağlık, konaklama başlıkları altında 2 binden fazla turizm odak noktası bir araya getirilmiş.
Pandemi, sanal dünyaya geçişi en az 10 yıl erkene alarak yeni bir yaşam tarzı başlattı. Bugün artık iş toplantıları, konferanslar, seminerler, fuarlar, aile ve akraba toplantıları, hatta kız isteyip söz kesmeler bile sanal ortamda yapılıyor. Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı bu dijital envanter çalışması o nedenle yeni yaşam tarzımıza çok uyuyor.

YENİ DÜNYANIN TOHUMU
Geçen yılla ilgili en güzel değerlendirmelerden birini, “2020 yeni dünya düzeninin tohumuydu” diyen Ege İhracatçılar Birliği (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi yaptı. Pandeminin dünyanın ihtiyacı olan daha adil, daha güvenli, daha şeffaf yeni bir ekonomik model için zemin hazırladığını söyleyen Eskinazi’ye göre dijitallleşme ve block chain teknolojisi hem dünya ekonomisi, hem de iklim krizinin geleceği olabilecek.
Günümüzde en büyük sermaye bilgi... Block chain teknolojisiyle daha önce çok maliyetli olan bilgiye erişim artık hem daha hesaplı, hem de cep telefonuyla bile mümkün. Artık siparişten üretime bütün süreçlerin kontrol altında tutularak atıkların minimize edilmesi, gıda israfının azalması, zaman ve kaynak tasarrufuyla üretim maliyetlerini düşürmek mümkün.
Ayrıca e-ticaretin yükselip dijital ödemelerin yapıldığı bir dönemdeyiz. Tüketiciler istedikleri ürünlerin onlarca, yüzlerce çeşidini online alışveriş sitelerinde fiyatlarını karşılaştırarak alabiliyor. Bu durum satıcılar arasında rekabet ortamını keskinleştirdi. Artık ilerleyip, ciroları artırmak için block chain teknolojisi iş dünyasının olmazsa olmazı haline geliyor.

KARBON AYAK İZİ BÜYÜK OLAN YANDI

Yazının Devamını Oku

2021’de İzmir

 VİRÜSTEN korunmak için evlerde hapis karşıladığımız 2021’in ilk özgür günündeyiz. Umarız her şey yolunda gider, tahmin edildiği gibi nisan-mayıs sonuna kadar toplumun büyük bölümü aşılanmış olur. Görünen o ki, İzmir’de 2021 geçiş ve geleceğe hazırlık yılı olacak. Altyapı ve trafik gibi yaşam kalitesini artıracak projeler sürerken, İzmir’in bu yıl üç ana konuya odaklanması gerekecek. Pandemi, deprem ve küresel ısınma. Şimdi sırayla olası senaryolara bakalım:


PANDEMİDE GÖZLER AŞIDA
Aşının salgının yayılmasını önlemede ne kadar başarılı olacağı yılın ilk yarısında belli olur. Turizmden hazır giyime, yiyecek, içecek, eğlenceden bu sektörlerin tedarikçileri yumurtadan süte, etten pamuğa onlarca iş kolu ve yaşamlarını bu sayede sürdüren milyonlarca kişinin kaderi bu salgının önlenmesine bağlı olacak. Eğer her şey yolunda giderse yılın ikinci yarısından itibaren turizm başta olmak üzere bütün bu sektörler nefes almaya başlayabilir. Tabi geçen yılın son aylarında uluslararası piyasalara güven verme amacıyla yapılan ekonomik düzenlemelerin kararlı bir şekilde uygulanmaya devamı şartıyla.

DEPREM ARTIK BİRİNCİ ÖNCELİK
İzmir bundan sonra geçen yılın son çeyreğinde acı bir şekilde hatırladığı deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenecek. Yılın son günlerinde 30 ve 31 Aralık’ta Urla ve Seferihisar’daki 4.3 ve 3.9’luk depremler bile adeta, “Sakın bizi unutmayın” mesajları gibiydi. İzmir’de yapıların en az yüzde 70’i yenilenmek zorunda. Seferihisar açıklarındaki depremin bile Bornova’yı yıktığı deprem acı bir uyarı oldu. O nedenle Başkan Tunç Soyer, İzmir’de artık birinci önceliğin depreme hazırlık olacağını söyledi. Olası bir felakette on binlerce İzmirlinin hayatını koruyabilmek için yapılacak kentsel dönüşüm planları 2021 yılında dört gözle beklenecek. Gültepe’de planları yapılan kentsel dönüşüm için ilk temeller bu yıl içinde atılırsa bütün İzmir için çok güzel bir örnek olabilir.

KÜRESEL ISINMADA KRİTİK NOKTA
Yeni yıla yağışlı girsek de İzmir hala kuraklığın tehdidi altında. Eğer gezegenimize böyle hoyrat davranmaya devam edersek 60 yıla kadar dünyada ekim yapılacak bir karış toprak bile kalkmayacağı Birleşmiş Milletler tarafından açıklandı. Yeni doğan bir bebek 60 yaşına geldiğinde veya bugün 15 yaşında olan bir genç yaşı ilerledikçe yeni teknolojilerin nimetlerinden yararlanma bir yana açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

20 YILDA HER ŞEY DÜZELEBİLİR

Yazının Devamını Oku

Sonunda gidiyorsun 2020

ARKASINDA gözyaşı ve acı bırakarak gidiyor 2020. Bu perşembe saatler 24.00’ü gösterdiğinde hatırlamak istemeyeceğimiz bir yılı geride bıkacağız. Her yıl büyük umutlarla girilen yılbaşı gecesini bile hapis olarak evde tek başına geçireceğiz. Ne arkadaşlarımız olacak yanımızda, ne de akrabalarımız.


Kimi aileler masalarında bir ya da birkaç sandalye boş kalmış olarak girecek yeni yıla. Salgın hastalıkta hem babasını, hem de ablasını kaybeden bir genç başlarına gelenlere hala inanamayarak karşılayacak 2021’i. Ya da İzmir depreminde eşini, yakınını kaybeden, annesiz-babasız kalan çocuklar, evleri yerle bir olarak 15 saniyede hayatları değişenler büyük bir hüzünle girecek yeni yıla.

HATIRLAMAK İSTEMEYECEĞİZ
Kovid-19 dünyaya büyük bir travma yaşattı. Ama İzmir, hem salgın hastalık, hem de 6.9’luk depremle aynı yıl iki büyük felaketi birden yaşadı. Yaşananlardan sonra 2020 bir daha hiç hatırlamak istemeyeceğimiz tarihler arasına girecek. Aynı İzmir’in işgal edildiği 1919 yılı ve düşman işgalinden kurtulurken büyük İzmir yangınının yaşandığı 1922 gibi.
Ne yazık ki toplumlar savaş, salgın hastalık, doğa felaketleri gibi nedenlerle zaman zaman alt üst oluyor. Ancak insanoğlu bir şekilde yaşadığı zorlukların üstesinden gelebilecek akla ve beceriye sahip. Bunun son örneğini şu günlerde yaşıyoruz. Yeni yıla hayatımızı cehenneme çeviren virüsten bizi kurtaracak aşının bulunmasıyla giriyoruz. Hem de iki Türk bilim insanı Prof. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci tarafından. Dünyayı kurtaran bu iki bilim insanının Türk olması 2020’de hatırlayabileceğimiz az sayıdaki güzel olaylardan biri olacak.

UNUTULAMAYACAK GÜZELLİK
Geçen yıldan unutulamayacak bir başka güzellik ise depremin ardından başlayan ‘İzmir Dayanışması’ olacak. Bütün İzmir dünyaya örnek olacak bir dayanışmayla hem depremzedelerin çok kısa sürede çadırlardan çıkıp normal yaşama dönmesini gerçekleştirdi, hem de yeni evleri için destek sağladı.

Yazının Devamını Oku