İzmir’in anatomisi

İZMİR’de yaşları 0-4 arasında olan 270 bin çocuk var.

 

Bu çocuklar iklim değişikliği nedeniyle büyük felaket senaryolarının yazıldığı 2050 yılında hayatlarının baharında henüz 30 yaşında olacak. Sayıları 275 bin olan 10-14 yaş grubu ile 15-19 arasındaki 300 bin genç kız ve delikanlı için de durum farklı değil. İzmir’de 20 yaşın altında 1 milyon çocuk ve genç var. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre bu sayı 4.5 milyon nüfuslu şehrin dörtte birine yakın.
Bir de kentin omurgasını oluşturan 20-65 yaş arasında 3 milyon kişi var. Çocuklara, gençlere onlar bakıyor, ekonominin çarklarını onlar çeviriyor. Ama bu gruptan özellikle 25-55 yaş arasındaki 2 milyon İzmirlinin omuzlarında yükün çoğu. Fabrikalarda, tarlalarda, banka, mağaza, belediye, kamu daireleri, hastane, adliye, itfaiye, emniyet, kısacası bir toplumun yaşamı için gereken her alanda 30’lu, 40’lı, 50’li yaşlardaki bu grup çalışıyor.
Yaşları gereği artık dinlenmeye başlamış, İzmir’i bugünlere getiren 65-90 yaş ve üzeri büyüklerin sayısı ise yaklaşık 675 bin. Allah uzun ömürler versin, 90 yaş üzeri 12 bin kişi yaşıyor İzmir’de. Tablonun bütününe bakınca İzmir’in aslında genç bir kent olduğu ortaya çıkıyor.

GENÇ İZMİR’İ BEKLEYEN TEHLİKE
İzmir genç bir şehir olduğuna göre öncelikleri de 10-20-30 yıl sonrasının senaryolarına göre olmalı. Örneğin, küresel ısınma önlenemezse dünya 30 yıla kadar susuzluktan, açlıktan insanların birbirini kırdığı yaşanamaz bir gezegen haline gelecek. Bugün 10 yaşında olanların da, 50 yaşında olanların da geleceği tehdit altında olacak.
Ama bu felaketleri yaşamamak da mümkün. Bilim insanları küresel ısınmanın yavaşlatılırsa dünyanın sadece 20 yılda eski haline dönebileceğini söylüyor. O zaman gereken yapılmalı. Örneğin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin az su tüketen bitki ve hayvan türlerini yetiştiren çiftçileri teşvik için ürünlerini yüksek fiyattan alma garantisi bu mücadele yöntemlerinden sadece biri. Ama Türkiye’ye örnek olabilecek bir model.
ABD’nin yeni başkanı Biden görev başladığında ilk emirlerinden biri küresel ısınmayla mücadele kararları oldu. Enerjisinin yüzde 60’ını petrol ve kömür gibi fosil yakıtlarından elde eden ABD, hızla rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerjilere geçecek. Kamu arazileri kömür ve petrol çıkarmak isteyenlere kiralanmayacak. İlk hedef 2035’e kadar fosil yakıtların neden olduğu hava kirliliğini yok etmek. İkincisi ise 2050’ye kadar güneş ve rüzgarı Amerikan enerji piyasalarının hakim gücü yapmak. Böylece petrol ve gaza bağımlılık azaltılacak.

SAVAŞA KATILACAĞIZ BAŞKA ÇARE YOK
Biden, kömür ve petrol üretiminin azalmasıyla işini kaybedeceklere yeni kurulacak güneş ve rüzgar santralleri, elektrikli otomobil üretim tesislerinde milyonlarca iş vaadinde bulunuyor. Yatırımlarını petrol ve kömür üretimi biteceği için istihdam ve gelir kaybına uğrayacak bölgelere yapan girişimcilere ise önemli teşvikler öneriliyor.
Yakın gelecekte küresel ısınma mücadelesine katılmayan ülkelerin ürünleri uluslararası pazarlarda satılamayacak. Ege’deki birçok firma da yeni üretim biçimlerine geçmek zorunda kalacak. Çocuklarımızı, gençlerimizi, kendi geleceğimizi kurtarmak için küresel ısınma savaşına katılacağız başka çaresi yok.

X