GeriSelim Türsen İzmir hızla yenilenmeli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İzmir hızla yenilenmeli

BİRÇOK mahallesi gecekondudan bozma kent görünümündeki İzmir’de yenilenme adımları umut vermeye başladı.

 Kentsel dönüşümde ilk adım birkaç yıl önce Limontepe’de atılmıştı. Bir süre önce de modern mahallelere dönüştürülecek Gültepe’nin yeni imar planları onaylandı. Geçen hafta ise Bornova Belediyesi kentsel yenileme planını açıkladı.
Güzel olan, işlerin artık laftan çıkıp uygulama aşamasına geçmiş olması. Örneğin, Gültepe’nin imar planları yıllardır sürüncemedeydi. Şimdi son itirazlar için askıda. Eylül son haftada süre bitecek ve itirazlar iki ayda sonuçlandırılacak. Ardından 6 ay içinde, en geç gelecek yılın temmuzuna kadar imar planlarının son halini alması hedefleniyor.

GÜLTEPE YOLA ÇIKTI
Daha sonra Konak Belediyesi, şimdiki arsalarına karşılık yeni imar adalarından hisse verilecek arazi sahipleri ile yeni konut projeleri üzerinden anlaşma yapacak. Başkan Abdül Batur, projeleri belediye olarak kendilerinin yapacaklarını, evi yıkılacak vatandaşlara yeni konutları bitene kadar tutacakları evin kirasını vereceklerini söylüyor. Parklar, spor alanları ve sosyal donatılarıyla modern kentin bütün özelliklerini taşıyacak yeni imar adaları sırayla inşa edilecek. Gültepe’deki yenilenmenin en az 10 yıl sürmesi bekleniyor.
Bornova Belediye Başkanı Dr. Mustafa İduğ da Çamdibi ve Altındağ’da birçok sokağa ambulans ve itfaiyenin giremediğini söyleyerek, “Bir kişinin direnciyle çok sayıda vatandaşın mağdur olmasına izin vermeyelim” diyerek, başlayacakları kentsel yenileme için vatandaştan destek isteyerek yeni planlar için yola çıktı.

TEMELİ GECEKONDU
İzmir’de gecekondulaşmanın hikayesi 50 yıl öncesine dayanıyor. Sanayinin gelişmeye başladığı 60 ve 70’li yıllarda yeni iş gücüne ihtiyaç duyulmasıyla, Anadolu’dan İzmir ve İstanbul gibi büyük şehirlere işçi göçü dalgası başlatmıştı. Bu büyük göç dalgaları konut sıkıntısına yol açtı. Siyasi ortamın da el vermesiyle Hazine arazileri işgal edilerek kaçak yapılaşma başladı. Bayraklı ve Gültepe başta olmak İzmir’in çevresinde gecekondu mahalleleri oluştu.
Ancak, o günlerde gecekondu olarak yapılan bu yapılar daha sonra 4-5 katlı derme çatma apartmanlara dönüştü. Bu durum deprem riski en yüksek bölgelerden biri olan İzmir’de büyük bir can güvenliği endişesi yaratıyor. Bunun yanında plansız kötü yapılaşma nedeniyle yeşilden, sosyal donatılardan yoksun iç içe evlerde daracık sokaklardaki hayat halkın yaşam kalitesini düşürüyor.

YÜZDE 65’İ RİSKLİ
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre, İzmir’deki 2.5 milyon yapı stoğunun yüzde 65’i riskli. Jeologlar en az 6.5 büyüklüğünde bir depremin İzmir’i vurma olasılığının yüksek olduğunu söylüyor.
Depremden korunmanın birinci şartının sağlam binalar olduğunu deprem ülkesi Japonya başta olmak üzere birçok yerde görüyoruz. Büyük bir felaket yaşanmadan ihtiyaç duyulan yerlerde İzmir’in hızla yenilenmesi şart. O nedenle müteahhit yaklaşımıyla değil, toplumu korumak amacıyla belediyelerin kenti yenileme projelerine başlamaları çok önemli.

X

Kadına şiddet salgını

 İZMİR’i diğer büyük şehirlerden ayıran en değerli özelliklerden biri huzurlu olmasıdır.

İnsanlar birbirlerine saygılıdır.
İstanbul gibi yüksek sesle bağırıp çağırma, trafikte, sokaklarda kavga nadiren görülür.
Kadınların da kendilerini en rahat hissettikleri kentlerin başında gelir İzmir.
Nitekim Birleşmiş Milletler tarafından ‘Dünya Kadın Dostu Kentler’ arasında gösterilmektedir.
Ama son yıllarda hızla artan göç dalgası nüfusun yapısını da değişiyor.
Birkaç yıl öncesine kadar aklımıza bile gelmeyecek olaylara şahit oluyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Alsancak Gül Sokak civarında yürürken İzmir’de pek alışık olmadığım sesler duydum.

Yazının Devamını Oku

Dizelciler çarpılacak

OTOMOBİLDEKİ en küçük vidanın yerini bile ezbere bilen Engin usta ile sohbet ederken söz elektrikli otomobillere geldi.“Motorcuların işi bitecek” dedi usta.


Urla Oto Sanayi Sitesi’nde yan yana dizilmiş dükkanlarda ekmeklerini kazanmaya çalışan esnafa baktım...
Egzozcu, karbüratörcü, yedek parçacı, benzinli-dizel otoların tamir ve bakım işleriyle uğraşan onlarca işyeri vardı.
Bu esnafın bir bölümünün 15-20 yıl içinde erimesi sürpriz olmayacak.
Eğer tahminler tutarsa Avrupa’da 5 yıla kadar elektrikli otomobil ile benzin ve dizel motorlu otoların fiyatları eşit hale gelecek.
Bu durumda otomobil alacaklar yakıt masrafı benzinli otodan yüzde 80 daha az olan elektrikli otoları tercih edecek.
Bu gelişmelerin Türkiye’ye de mutlaka yansıması olacak.

Yazının Devamını Oku

Maske düştü vaka arttı

GİTTİ gidiyor derken pandemide dördüncü dalga gelip kapıya dayandı.

Beşinci dalganın da uzak olmadığını söyleyen bazı uzmanlar salgının iki yıl daha sürebileceği görüşünde.
Aslında olup bitenlere şaşmamak gerek.
Bırakın pastaneleri, hastanelere girerken bile HES kodu sorulmaması dikkatimi çekti geçen hafta.
Maskeler inmiş ağız, burun açık dolaşıyor herkes.
Karşınızdaki insan aşılı mı aşısız mı belli değil.
Nitekim mikrop kendini göstermekte gecikmedi.
İzmir vaka sayısı en fazla artan iller arasında açıklandı önceki hafta.

Yazının Devamını Oku

Ege zeytinsiz kalabilir

ZEYTİNDE var yılı olmasına rağmen bazı bölgelerde ‘yokluk’ çekiliyor.


Seferihisar’da 300 ağaçlık zeytinliği olan bir dostum, “2 yıl önceki hasatta 1.5 ton zeytin toplanmıştık. Bu sene ‘var yılı’ ama sadece 50-60 kilo zeytin var. Son hasadın neredeyse 30’da biri” diye dert yandı.
Yıllardan beri ilk defa böyle bir şey başlarına gelmiş.
Nedeni tabi ki iklim krizi.
Şiddetli yağışlar tam çiçeklendikleri zamanda ağaçları yakalayıp büyük zarar vermiş.
Hemen ardından gelen yüksek ısı dalgaları da yağıştan kurtulabilen çiçekleri yakınca normalde 5-10-20 kilo, hatta bazıları 40-50 kilo zeytin verebilecek ağaçlar bu yıl meyvesiz kalmış.
Ürün iyi olmayınca çiftçinin umudu hep bir sonraki yıla kalır.

Yazının Devamını Oku

Kirli üretene hayat yok

İYİ haber iklim küresel ısınmayla mücadelenin kamuda ve özel sektörde hızla gündemin birinci sırasına yerleşmeye başlaması. Türkiye’nin 2015’te imzaladığı Paris İklim Anlaşması’nın kısa süre önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmasından sonra süreç daha da hızlanacak. Nitekim İzmir’de bunun örneklerini görüyoruz.



Örneğin İzmir Ticaret Borsası’nın ekim ayı meclis toplantısının gündeminde Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakatı ve Paris İklim Anlaşması da vardı. Meclis Başkan Yardımcısı Güngör Şarman atmosfere kirli gaz salınımını azaltmak için AB’nin 2050, Türkiye’nin 2053 yılı net sıfır emisyon hedeflerini hatırlatıyordu.
Şarman “Her birimiz işlerimizde ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliği hedeflemek zorundayız. Bu dönemi yeni bir ekonomik model inşa etmek ve yeni teknolojileri geliştirmek için önemli bir fırsat olarak kullanmalıyız” diyordu.
Geçen hafta konuyla ilgili bir dikkat çekici açıklama da “2050yılında Karbon Nötr olmayı hedefliyoruz” diyen Pınar Süt Yönetim Kurulu Başkanı İdil Yiğitbaşı’ndan geliyordu. Yiğitbaşı, 2022 yılında biyogaz tesislerinin devreye girmesiyle karbon emisyon oranını yüzde 15, 2030 yılında karbon ayak izini yüzde 25, su kullanımını yüzde 10, plastik kullanımını yüzde 10, atık oranlarını da yüzde 20 azaltmak istediklerini açıkladı.

GEZEGEN ELDEN GİDİYOR
Aklın yolu bir. Yakın zaman kadar marjinal çevreci grupların şamatası olarak görülen küresel ısınma bugün gezegenimizi tehdit eden en büyük felaket olarak kapımıza dayandı. Bu gerçeği seller, fırtınalar, hortumlar, kuraklıklarla yaşayarak öğrenmeye başladık.

Yazının Devamını Oku

İzmir’de bir yılın muhasebesi

BU hafta iki önemli günün yıldönümü...

 

Önce, 29 Ekim Cuma günü Cumhuriyet’in ilanını 98 yıl öncenin heyecanıyla kutlayacağız.
Dünyada çok az liderin gördüğü sevgiye sahip Mustafa Kemal Atatürk, 100 yıl sonra bile eskisinden daha da büyük bir coşkuyla anılacak.
Bu güzel günün ardından 30 Ekim’e ise İzmirliler kara bir günün hatırasıyla uyanacak.
Büyük depremin ilk yıldönümünde yakınlarını kaybeden, yaralanan, enkaz altından kurtulan, evleri yıkılarak 16 saniyede yaşamları alt üst olanlar için zor bir gün olacak.


VAATLER NE KADAR GERÇEKLEŞTİ

Yazının Devamını Oku

Balıklar dolar yiyor

MALUM, balık mevsimi...

 Ege’nin çipurası, barbunu yanında Marmara’nın lüferi, çinakoplar da tezgahları doldurdu.

Yıllardır tanıdığım balıkçıya gittiğimde lüferin kilosunun 100 TL olduğunu söyleyip, “Fiyatlar artık düşmez” dedi.
1 kiloda 4 lüfer olduğunu düşünürsek fena değil!
Geçen yıl hızla tezgahlardan kaybolduğu için bir daha bulamam düşüncesiyle aldım.
Balığı temizleyen genç tam zamanında aldığımı söyleyip, “Ette döner, balıkta lüfer” dedi.
Ertesi gün bizim gibi İstanbul’da lüferin lezzetine alışmış arkadaşların geleceği haberiyle hemen bizim balıkçıya koştum.
Tezgahta ağzı laf yapan önceden görmediğim genç bir çocuk vardı.

Yazının Devamını Oku

Şimdi ‘Yeşil Büyüme’ zamanı

PARİS İklim Anlaşması’nın geçen hafta Meclis’in onayından geçmesiyle yeni bir dönemin kapıları açıldı.

 


Artık Türkiye’de de küresel ısınmada en büyük paya sahip olan kömür ve petrol gibi fosil yakıtların kullanımı giderek azalacak.
Bundan sonra güneş ve rüzgar gibi atmosfere kirli gaz savurmayan temiz enerji kaynaklarının yükseliş devri başlayacak.
Yeni dönemde ulaşımdan tarıma hayatın her alanında değişimi göreceğiz.
Benzinli ve dizel otoların yerini hızla elektrikli otomobiller alacak.
Çıkardıkları gazlarla küresel ısınmada önemli rol oynayan büyük baş hayvanların etinin tüketiminin azaltılması gibi önlemler bile devreye girecek.

Yazının Devamını Oku

Zeytinin iklimle savaşı

ÖLMEZ ağaç zeytin güçlü ve dayanıklıdır.


Ege’de pek çok yerde 500-600, hatta 1000 yaşın üzerinde anıt ağaçlar vardır.
Kalın gövdeleri, ihtişamlı kollarıyla her biri ayrı bir tablo gibi görenleri dakikalarca seyre davet eder.
Zeytin ağacının uzun ömürlü olmasında mutlaka iklim koşullarına uyum göstermesinin payı vardır.

100 MİLİMETRESİ 60 LİRA
Zeytinyağının sağlıktaki öneminin anlaşılması bu mucize sıvının değerine değer katıyor.
Bağışıklık sistemini güçlendiren polifenol oranı çok yüksek delice zeytininden sıkılmış bir yağın litresi 680 liradan satıldığı haberi bile çıktı.

Yazının Devamını Oku

Derste yüzde, teneffüste çenede

GEÇEN hafta İzmir Alsancak’ta bir okulun önünden geçerken bahçede oynayan öğrencileri gördüm.Eğer 20 çocuk gördüysem 19’unun ağzı kapalı değildi.


Ya maskeleri yoktu ya da çenelerinin altına inmişti.
Hastalığın çocuklar arasında yayıldığı ve çocuk cerrahi yoğun bakımlarının dolduğu şu günlerde gerçekten korkutucu bir görüntüydü.
Birkaç gün sonra ise Urla’da bir okulun önünden geçerken bahçede oynayan öğrencilerin hepsinin maskeli olduğunu gördüm.
Demek ki, çocuklar baş edilemez değilmiş, maskeyle dolaşmaları sağlanabiliyormuş.
Sanırım bu konuda önce ailelere, sonra da öğretmenler ve okul yönetimlerine çok iş düşüyor.

10-19 YAŞ BULAŞTIRICI

Yazının Devamını Oku

Göç arttı, inşaat hızlandı

SON zamanlarda kamyon homurtularından, iş makinelerinin gürültülerinden evde duramaz oldum.Sabah 8’den itibaren biri gidiyor, biri geliyor.


Çevrede ardı ardına başlayan inşaatlara çalışıyor kepçeler, greyderler, çimento taşıyıcılar...
Yakınlarda bir yerde 70 villalık bir projenin yapımı başlamış, 80 evlik yeni bir projenin eli kulağında imiş.
Pandeminin başlamasından bu yana kalabalıktan kaçanların şehir merkezinden uzak, bağımsız bahçeli evlere talebi arttıkça inşaatlar da artıyor.
Ama İzmir’e asıl talep uzaklardan geliyor.
Evden eve nakliye sitesi Rahattasin.com’un son altı aylık raporuna göre İzmir’e göç yüzde 148 artmış.
Yine aynı rapora göre İzmir’e taşınanların yüzde 38.9’u İstanbul’dan gelmiş.

Yazının Devamını Oku

Dijital kültürel miras

GEÇEN hafta İzmir’de yapılan Dünya Belediyeler Birliği Kültür Zirvesi’ne katılan konuşmacılardan biri kültürü şöyle tarif ediyordu:“Kültür uzun vadeli etkileşim demektir. Farklı topluluklar, farklı topraklar arasındaki köklü ilişkiler kültürü oluşturur. İnsanla toprak arasındaki ilişkiler sonucu yerler, binalar meydana gelir. Bunlar elle tutulur kültürel miraslardır. Şenlikler, birlikte olma şekilleri gibi etkileşimler ise elle tutulamayan soyut kültürel miraslardır.”



Hindistan’dan Brezilya’ya, Güney Kore’den Almanya’ya dünyanın dört bir yanından bizzat gelerek ya da internet üzerinden sanal olarak katılan binden fazla konuşmacı ve katılımcı vardı zirvede.
UNESCO’dan, Avrupa Birliği’nden, Birleşmiş Milletler’den uzmanlar, bilim insanları, siyasetçiler, sivil toplum kuruluş temsilcileri, kısacası kültür hakkında söyleyecek çok şeyi olan hemen herkes İzmir’de buluştu.
İklim krizinden kültürün turizme etkisine onlarca konunun tartışıldığı zirvede fikir vermesi için bir Fransız konuşmacının şu sözlerine ve önerisine kulak verelim:

MİLYARLARCA KİŞİDEN VERİ
“Kültürel miras kavramını daha uzağa taşımamız gerekiyor. Dijitalleşmeyi, büyük datayı konuşmalıyız. Dünyanın her yerinden veriler toplanıyor. Bunları kullanarak yeni bir kültürel miras yaratabiliriz. İnternet sayesinde müthiş görüş alışveriş fırsatları doğuyor. Gezegenin her yerinden insanlarla sürekli iletişim içinde olabiliyoruz. 2000’li yılların başında veri akışında ikinci bir aşamaya geçildi. Facebook, Google, Ali Baba gibi şirketler ve sosyal medya dijitalleşmeyi hızlandırıp araştırma, fikir alışverişi ve diğer alışverişler için çok yeni hizmetler sunuyor. Her saniye her birimizden 1.7 mega oktet değerinde veri alınıyor. Dünyada 2020 yılında toplanan veri miktarı 2010’dan 30 kat fazla.

UNESCO İLE FACEBOOK ÖPÜŞSÜN

Yazının Devamını Oku

Eylül bereketi

Sonbahar Ege için bereket demektir.

Salihli’den Nazilli’ye, Bergama’dan Söke’ye, Akhisar’dan Milas’a, Torbalı’dan Karaburun’a her köşede incir, üzüm, pamuk, zeytin, mandalina hasadı sırayla başlar.
Üzüm ve incir öncüdür.
Ağustos ortalarından itibaren bağbozumu şenlikleriyle birlikte ilk üzümler tezgahlarda boy göstermeye başlar.
Ege’de kuru üzüm ve incir üretimi yapan 100 bin üretici ailesi var.
Aileleri, mevsimlik işçileri, tarıma dayalı sanayi firmaları, ihracat, gümrük, lojistik derken; yüzbinlerce Ege insanının yaşamına katkıda bulunuyor incir ve üzüm.
Ege, dünyanın en büyük kuru üzüm ihracatçısı.
Geçen yıl bölgeden toplam 5 milyar dolarlık tarım ürünü ihraç edildi.

Yazının Devamını Oku

İzmir’in yeni nefes boruları

BURSA’dan 2.5 saatte gelip İzmir’in içinde 2 saat trafiğe takılanların şikayetlerini yaz boyunca dinledik.

 

İzmirlilerin kenti boşalttıkları yaz aylarında bile zor ilerleyen trafik, önümüzdeki aylarda iyice çileden çıkartabilir.
İzmir’in aldığı yoğun göç, salgın hastalık nedeniyle toplu ulaşım yerine özel araçların tercih edilmesi trafik sıkışıklığının en önemli nedenleri arasında.
Buna karşın İzmir’in salgını kontrol altına alıp risk haritasında mavi renkle gösterilen en başarılı iki kentten biri olması iyi haber.
Eğer yüzde 70’i geçen aşılanma oranı daha da yükselip hastalık riski azalmaya devam ederse işe geliş gidişlerde yine özel araç yerine metro, tramvay, vapur, otobüs gibi toplu ulaşım araçları tercih edilmeye başlanabilir.
2022, 2023, 2024, 2025’TE
Ancak trafiğe çıkan özel araç sayısının daha da azalması için metro ve tramvayda yeni hatların devreye girmesi, şehir içi trafiği azaltacak projelerin hızlanması gerek.

Yazının Devamını Oku

Deniz 100 metre girdiğinde

KÜRESEL ısınmayla deniz seviyesi 1 metre yükselirse İzmir ve İstanbul gibi kıyı şehirlerinde denizin 100 metre içeri gireceğini söylüyor Boğaziçi Üniversitesi İklim Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz.

 


Birleşmiş Milletler’in son İklim Raporu’nu değerlendiren Prof. Dr. Kurnaz, “Batı Antartika’nın artık ne zaman eriyeceğini tahmin edemeyebiliriz” cümlesine dikkat çekiyor.
Eğer buzlar erken erir ve deniz seviyesi mesela 2 metre yükselirse, sular kıyıdan 200 metre, 3 metre yükselirse 300 metre, belki daha fazla içeri girebilecek.

KIYI SEMTLER TEHLİKEDE
Bu durumda Güzelyalı’dan Alsancak’a, Karşıyaka’ya Körfez’i çevreleyen kıyı semtlerle Foça, Çeşme, Kuşadası, Karaburun gibi yazlık ilçeler tehlike altında demek.
Bu andan itibaren evlerin, dükkânların, yolların, parkların deniz sularının altında kalacağı senaryolara hazırlıklı olmak gerek.

Yazının Devamını Oku

Ağaçlara kızmayın

ALEVLER Bodrum’u, Milas’ı, Marmaris’i, Köyceğiz’i sardığında sosyal medyada özelikle kızılçam ağaçlarına düşman muamelesi yapılıyordu.Bilen bilmeyen, “Kızılçamın kozalakları el bombası gibi metrelerce öteye fırlamasa yangın bu kadar yayılmazdı. Çam yerine meyve ağacı dikelim” diye yazıyordu.


Hatta, “Türkiye’ye kasıtlı olarak çam tohumları getirildi. Zeytinlikler çam ormanı oldu” gibi komplo teorileri bile vardı.
Neyse ki işin uzmanı bilim insanları Akdeniz Bölgesi’nde milyonlarca yıldan beri doğal bitki örtüsünün maki ve kızılçamlar olduğunu, doğanın bir süre sonra kendini yenileyeceğini, meyve ağacı dikmekle yangınların önlenemeyeceğini söyleyip gerekli cevapları verdi.

KIZILÇAMLA NEFES ALIYORUZ
Ancak bütün bu tartışmalar arasında en büyük gerçek ormanlarımızın en az 30 yıl geriye gittiği...
Yanan her bir çam ağacının yerine dikilecek fidanların ergin bir seviyeye gelmesi için ortalama 20-30 yıl gerekecek.
Şimdi gelelim çam ormanlarının faydalarına....

Yazının Devamını Oku

Yangına, sele hala çare var

ÖNCE Manavgat, sonra Kozan, ardından Marmaris, Didim, Bodrum, Soma derken oradan oraya atlayan alevlerin dehşeti acı gerçeği bir kez daha yüzümüze çarptı. Küresel ısınma büyük bir felaket olarak dünyanın üzerine çöküyor.

 


Türkiye, özellikle de Ege ve Akdeniz kıyıları iklim krizinden en fazla etkilenecek bölgelerin başında geliyor.
İzmir, Muğla ve Antalya ise orman yangınlarının en fazla olduğu ilk üç il.
Geçen haftaki yangınların bazılarında provokasyon, dikkatsizlik ya da araziyi imara açtırmak için kötü niyet olabilir.
Ama hiçbiri küresel ısınma gerçeğini değiştirmez.
Aşırı sıcaklarla nem çok azaldığından ağaçlar bir kibritle çıra gibi yanacak kadar kurumasaydı, iklim değişikliğinin etkisiyle fırtınalar bu kadar çok ve sert olmasaydı felaketler bu kadar büyük olmazdı.

Yazının Devamını Oku

Fırtınalı yaşama hazırlanın

“SANKİ hayalet şehir gibi... Etrafta hiç canlı yok, sadece çöpler, yıkıklar var. Bunların Almanya’da olması inanılmaz.”Yaklaşık 200’e yakın kişinin öldüğü, hala bin kadar kişinin kayıp olduğu Almanya’daki sel felaketinde kurtarma çalışmalarına katılan bir görevli gördüklerini bu sözlerle anlatmış.


Geçen hafta Artvin ve Rize’de yaşanan sel felaketinde ortaya çıkan görüntülerle Almanya ve Belçika’dakiler aynıydı.
Bayramda Türkiye’nin dört bir yanından 1 milyon kişinin akın ettiği Çeşme’yi de iklim krizi birkaç ay önce vurmuştu.
Çeşme tarihinde ilk kez görülen hortum, tekneleri ve otomobilleri metrelerce havalandırıp suya, yere çarpmıştı.
İzmir’de ise birkaç ayda düşen yağmurun birkaç günde yağmasıyla Kemeraltı ve Kordon başta olmak üzere pek çok yer sular altında kalmıştı.
Bodrum’da, Ayvalık’ta fırtınalardan darmadağın olan limanların, batan teknelerin görüntüleri de hala hafızalarımızda çok taze.

FELAKETLER 14 KAT ARTACAK

Yazının Devamını Oku

İzmir’de çifte bayram

YARIN bayram. Geçen yıldan farklı olarak bu sene umut dolu, yüzlerimiz gülerek sevdiklerimizle beraber Kurban Bayramı’nı kutlayacağız. Bir yıl önce bayramı evlere kapanarak geçirmiştik. Çok değil, iki ay önceki bayramda da evlerde kapalıydık. Evlerinde yalnız kalmış büyüklerimizin yanına gidememiş, çocuklarımız-torunlarımız yanımıza gelememiş, şeker gibi bayramı hüzün içerisinde geçirmiştik.


Neyse ki, bilim imdadımıza yetişti. Dünyayı kurtaran aşının iki Türk bilim insanınca bulunması Türkiye’nin en büyük şansı oldu. Hazirandan bu yana Türkiye’de herkes aşı olabilir hale geldi. Aynı önce kendi ülkelerinin vatandaşları için aşı savaşları yapan zengin ülkeler gibi...
Tarih boyunca gelişmenin, zenginliğin anahtarı bilim ve eğitim oldu. Geçen hafta İzmir’in tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Bu sayfa, İzmir’i teknoloji üssü yapacak kararın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla açıldı. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün (İYTE) Urla Yerleşkesi’nde kurulacak Muallimköy Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nin İzmir’in kaderini nasıl değiştireceğini, entelektüel ve kültürel kalitesini nasıl yükselteceğini hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

DANS SAYESİNDE İŞE GİRDİ
İzmir’i bilişim vadisi yapacak kararın haberini duyunca 20 yıl geriye gittim. Dünyadaki bilgisayarların neredeyse tamamında yazılımları kullanılan Microsoft’un ABD Seattle’daki merkezine gitmiştim. Sanki bir şirket değil, üniversite kampüsü olan tesislerde gördüklerimden müthiş, bir o kadar da orada çalışan Türk mühendislerden etkilenmiştim. Lise ya da üniversite eğitimlerini Türkiye’de aldıktan sonra ABD’ye gelmiş 20 genç mühendis dünyada insanların yaşamını değiştiren programların yapımında çalışıyorlardı. Hiç unutmuyorum ODTÜ mezunu Karslı genç bir mühendis hanım, “Dans kulübü üyesi olmam buraya işe alınmamda çok etkili oldu. Bu şirkette çalışabilmek için sadece bilgi değil, sosyal olmak da gerekiyor” demişti.

10 BİN PIRIL PIRIL BEYİN
Görüp dinlediklerimden sonra Türkiye’de yetişen pırıl pırıl gençlerin kendi ülkelerinde beyinlerini kullanıp, yaratıcılıklarını geliştirecek yeterli altyapı olmadığı için yurtdışına gitmek zorunda kaldıklarını anlamış ve hak vermiştim. İzmir’e kurulacak bilişim vadisi bu ülkenin kaliteli beyinlerine kendi ülkelerinde kullanabilecekleri altyapı ve çalışma ortamı yaratacağı için çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Dolup, taşıyor ama...

GEÇEN hafta turizmde sevinç çığlıkları, Çeşme’nin dolup taştığı haberleri vardı. Ege ekonomisinin çarklarında özellikle istihdamda önemli bir yeri olan turizmdeki gelişmelere sevinmemek mümkün değil. Ama ben kendi payıma İstanbul’dan İzmir’e, Çeşme’den Didim’e son bir haftadaki hızlı turumda sevinçten çok endişeye kapıldım.



Yazlıklardan, plajlara, sanayi mahallesinden kahvehane ve AVM’lere girip çıkmadığım yer kalmadı. Ne yazık ki hemen her yerde salgın unutulmuştu. Pamuk tarlaları arasından düz bir çizgide kilometrelerce gidip, bereketine her defasında yeniden hayran olduğum ovayı geçtikten sonra Söke’ye ulaştığımda da aynı kaygıyı duydum. Kırmızı ışıkta durduğumuzda, yol kenarında masaları açık havaya atmış kahvehanelerde boş yer yoktu. Ama maske ve mesafe de yoktu. Bazı masalarda okey çevriliyor, oyuncular burun buruna oturuyordu. Sanki bu ülkede 50 binden fazla insanın hastalıktan öldüğü, birkaç hafta önce her yerin kapalı, sokağa çıkma yasağının olduğu unutulmuş gibiydi.
Plajlar ise bir başka alem. Geçen yıl yaza girerken TV’lerdeki açık oturumlarda “Deniz mi daha güvenli? Havuz mu?” tartışmaları yapılıyordu. Şimdi ikisi de dolup taşıyor. Halbuki bu yıl Hindistan’dan sıçrayıp Türkiye’de de yayılan Delta virüsü çok daha bulaşıcı ve tehlikeli.

TEK MASKELİ BENDİM
1 Temmuz’da kısıtlamalar büyük ölçüde gevşemiş ama maske zorunluluğu kalkmamıştı. Bakan Koca toplumun yüzde 70’i aşılandıktan sonra kalkabileceğini söylemişti. Bir işim düşüp Urla’daki sanayi bölgesine gittiğimde hiç abartmıyorum çırağı, ustası onlarca insan arasında tek maskeli bendim. Bir ara kendimden şüphelenip, ikisi Sinovac, biri Biontech üç aşı yaptırmama rağmen hala yüzümde maskeyle “Acaba çok takıntılı mı oldum?” diye düşünmekten kendimi alamadım.
Ama son haberler endişelerimi doğrular nitelikte. Avrupa’da yeni salgın dalgası korkusundan uykular kaçmaya başladı. Turizmde eski günlerine dönmeye çalışan Yunanistan vaka sayılarının patlamasıyla kısmi karantina kararları alıyor. Avrupa Futbol Şampiyonası 2500 yeni vaka yaratmış. Bir yıl ertelenen Tokyo 2020 Yaz Olimpiyatları 23 Temmuz’da olağanüstü hal ilanıyla başlayıp seyircisiz yapılacak. Halbuki Japonlar geçen yıl 2021 Temmuz ayına kadar salgının biteceğine kesin gözüyle bakıyordu. Hastalık öyle göz korkutuyor ki; ABD borsaları bile geçen hafta yeni tip Kovid 19 virüslerinin dünyada ekonomik büyümeyi geciktireceği endişesiyle hızla düşüşe geçti.

HALBUKİ UMUT VAR

Yazının Devamını Oku