Gözümüz ‘Gar’ önünde

SÖZE, Kıbrıs Şehitleri girişinde İzmir’e yeni bir kimlik katan tarihi desenlerle bezenmiş yaya geçidine övgüyle başlayayım. İnsanı öne çıkaran bir anlayışla yapılan düzenleme birkaç yıl sonrasının yeni İzmir’i için de işaret fişeği.


Ancak bütün bu olumlu gelişmeler trafik sıkışıklığı gerçeğini yok etmiyor. Okullar kapalı ve kent boşalmasına rağmen İzmir’de trafik alışılmadık şekilde yoğun. Bunun en önemli nedeni korona salgını. İnsanlar virüs bulaşacak korkusuyla toplu ulaşım yerine özel araçlarını kullanıyor.
Salgının ilanı öncesi 10 Mart 2020 tarihinde İzmir’de toplu taşımada günlük kullanım 1 milyon 900 bin imiş. Bu rakam salgın şiddetlendiğinde 200 binlere kadar inmiş. Şu an ise 900 bine çıkmış. Özetle toplu kullanım yarı yarıya azalmış. İnsanlar özel araçlarına yönelmiş.
Ne yazık ki, İzmirlilerin metro ve tramvaylarla toplu ulaşımın rahatlığını keşfetmeye başladığı bir dönemde salgın geldi. Normal yaşama dönüş ise birkaç yılı bulabilir. Ayrıca bilim insanları artık her 20 yılda bir bu tip yeni salgınlarla karşılaşabileceğimizi söylüyor.

PROJE İKİ AYA HAZIR
İzmir trafiğinin kabuslarından biri Alsancak Garı önü. Karşıyaka, Bornova, Çankaya, Konak her yönü etkiliyor. Neyse ki Başkan Tunç Soyer müjdeyi verdi. Gar önündeki trafiği yer altına alacak proje iki aya kadar hazır olacakmış.
Aslında proje yıllardır gündemde. Ancak inşaat sırasında değişecek trafik güzergahları, çevreye vereceği sıkıntılar gibi nedenlerle hep gecikti.
Projeye göre Alsancak Hocazade Camisi önünden yerin altına girecek yol eski Havagazı Fabrikası’nın oradan çıkacak. Altgeçidin üstü sadece yayaların kullanacağı, bisiklet yollarının olacağı ve tramvayın geçeceği bir meydan olacak. Aslında bölge, gençlik merkezine dönüşecek Havagazı Fabrikası, müze olacak eski Tekel fabrikası gibi projelerle gerçek bir kültür ve sanat adası olacak.
Kritik soru ne zaman? Başkan Soyer, “Tarihe iz bırakacağımız en önemli projelerden biri olacak, mutlaka yapacağız” demişti. Şimdi merakla Başkan’ın, “İki aya hazır olacak” dediği yeni projeyi bekliyoruz.


Yangın alarmı

BU yıl orman yangınları ağustos sıcaklarını beklemeden 1 Temmuz’dan itibaren başladı. Önce Urla Yağcılar, sonra Menderes. Bir hafta içinde iki orman yangını korkutucu bir gelişme.
Urla’daki yangına kaynak makinesinden sıçrayan kıvılcımların yol açtığı anlaşıldı. Geçen yıl İzmir tarihinin en büyük yangınını yaşayan Menderes’teki de büyük bir ihtimalle dikkatsizlikten çıktı.
İstatistiki olarak yangınların pikniklerin yapıldığı özellikle hafta sonları arttığı biliniyor. Bu yıl ormanlarda pikniğe kesin yasaklar ve ağır cezalar uygulanmazsa aynı felaketler yaşanabilir. Bir ağacın genç bir yaşa gelmesi bile 30 yılı buluyor. Küresel felaketlerin yaşandığı bir dönemde ormanlarımızı birkaç kendini bilmezin mangal ateşine bırakamayız.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Ya kapan, ya da öl

KİM ne derse desin cafe, restoran, kıraathane gibi toplu buluşma mekanlarının kapatılması doğru karar.

 

Nedenini hemen söyleyeyim. Depremden birkaç gün önce ortalığın tenhalaşmasını fırsat bilip, aylar sonra ilk kez Urla’da deniz kenarında bir cafeye oturdum. Açık havada, sosyal mesafeye uygun uzaklıklardaki masalarda oturan birkaç müşteri dışında her şey normaldi.

VİRÜS BAYRAM ETTİ
Ancak, bir süre sonra yükselen seslerden arkamdaki masalardan birinin kalabalıklaştığını anladım. Dönüp baktığımda bağrış, çağrış kahkahaların gırla gittiği 6-7 kişilik bir grup gördüm. Giysilerinden belediye çalışanı oldukları anlaşılıyordu. Küçücük bir masanın etrafında maskesiz 25-30 santimlik mesafelerle burun buruna sohbet ediyorlardı. Gruptakilerden biri pozitifse, eminim karşısında bir sürü açık ağız bulan virüs bayram etmiştir.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bir hastanın ortalama üç kişiye bulaştırdığını söylüyor. ABD’de bilim insanları yeni tip Kovid-19’un en kolay ağızda çoğaldığını bulmuş. Ağız boşluğunun, özellikle de tükürük bezleri, dil ve bademciğin, virüsün ortaya çıkması ve yayılması için en elverişli yerlerden biri olduğu anlaşılmış. En kolay girdikleri yer ise burun.

AİLE HEKİMİMİZ DE ÖLDÜ
Ancak, yukarıda anlattığım gibi işin ciddiyetini anlayamayan hala çok sayıda insan var. Onların sorumsuzluğunun cezasını ise en fazla doktorlar çekiyor. Daha geçen hafta bizim de Urla’daki aile hekimimiz Dr. Cengiz Çil, böyle vurdum duymazlar yüzünden Kovid-19’a yakalanarak hayatını kaybetti. Çil’in çok sevilen bir hekim olduğunu söyleyen doktor arkadaşları, “Biz göreve her zaman hazırız, ama halkımızdan da aynı duyarlılığı bekliyoruz. Lütfen maskeleri takalım, sosyal mesafeye dikkat edelim. Halk bizim için de bir şeyler yaparsa ölümleri aza indiririz” dedi. İnanılmaz büyük bir savaş veriyor doktorlar. Hakları hiçbir zaman unutulmayacak. Bizden tek istedikleri ise maske ve mesafe.

Yazının Devamını Oku

40 bin İzmirli unutulmasın

DEPREMİN ardından İzmir’de incelenen 110 bin bin binadan 6 bininde hasar olduğu belirlendi.

 

 Ağır hasarlı binaların sayısı 440. Bu binalarda bulunan daire ya da bağımsız bölüm sayısı ise 4 bin 200. Orta hasarlı bina sayısı 511. Orta hasarlı binalarda bulunan bağımsız birim sayısı ise 7 bin. Bir başka ifadeyle ağır ve orta hasarlı binalarda yaşayan 11 binden fazla aile ya da işyeri bir anda kendini sokakta buldu. Nüfusa vuracak olursak yaklaşık 40 bin kişi.
Şimdi bu 40 bin kişi hareket halinde. Depremin olduğu 30 Ekim’den bu yana İzmir sokakları evden eve nakliye araçlarıyla doldu. Kimi hasarlı evleri boşaltıyor, kimi yeni taşınılan evlerin eşyasını yerleştiriyor. Böylesine büyük bir nüfus hareketinin sonucu satılık ve kiralık ev fiyatları da uçmuş durumda. Bırakın normal evi, prefabrik ev fiyatları bile uçmuş. Daha önce 70 - 80 bin lira olan prefabrik evlere 150 – 200 bin lira isteniyormuş.

KİRA YARDIMI ÖNEMLİ
Deprem acısı, ev, barkın dağılmasının şoku sürerken, bir de fahiş fiyatlarla baş etmek kolay değil. Hele bu evlerde oturanların çoğunlukla orta halli, bütçeleri sınırlı aileler olduğunu düşünürsek, sıkıntı daha iyi anlaşılır.
Böyle bir dönemde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kira yardım kampanyası çok doğru bir proje oldu. Başkan Tunç Soyer, evleri ağır hasarlı olan 4 bin 200 bağımsız birimden 3 bin 400’üne 5 aylık kirayı yatırmaya başladıklarını söyledi. Ama unutmayalım, orta ve ağır hasarlı toplam 11 binden fazla daire var. Bu hesaba göre en az 5 bin aile daha sıkıntıda olmalı.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bir yıla kadar yeni konutların hazır olacağını söyledi. Oda ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla ‘Birlikten İzmir Doğar’ kampanyasıyla yapımına başlanacak konutlar da en erken 1 yıl sonra hazır olur. Ama en zor zamanlar, içinde yaşadığımız şu günler. Yeni konutlar yapılıncaya kadar kira yardımı ve benzeri kampanyaların kesintisiz sürdürülüp, depremzedelere sahip çıkmak gerek. Unutmayalım, deprem bölgesinde yaşıyoruz. Her an, her İzmirlinin başına aynı felaket gelebilir. Sağlıklı bir kentsel dönüşüm yapılıp, depremden korkmadan oturulabilecek konutlara kavuşuncaya kadar İzmirlilerin birbirlerine destek olmaktan başka çaresi yok.


Yazının Devamını Oku

Çiçek ve maymun

GEÇEN hafta depremin ağır hasar verdiği Manavkuyu’ya gittiğimde parka depremzede çocuklar için kurulan açık hava okulu dikkatimi çekti.

Çocuklara büyük yararı olduğuna eminim. Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Berrin Özyurt hazırladığı “Deprem ve Psikolojik Sonuçları” başlıklı bilgi notunda depremle başa çıkmanın özellikle çocuklar için çok zor olduğunu söylüyor.


ÇOCUKLARA PSİKOLOJİK DESTEK ŞART
Dr. Özyurt’a göre böyle bir felaketten sonra çocukların davranışlarında parmak emme, altını ıslatma, kabus görme, yalnız yatamama, büyüklerin yanından ayrılamama, sık sık sarılmak gibi değişiklikler görülüyor. Çok kolay ve sık sinirlenme, öfke nöbetleri ve içe kapanmalar, okul başarısının etkilenmesine de çok rastlanıyormuş. Çocuklar depremin kendilerinin daha önce yaptıkları bir kabahat yüzünden olduğunu düşünüp suçluluk duygusu da yaşayabiliyormuş. Sebebi bulunamayan mide bulantıları, karın ağrıları, baş dönmeleri, uyku bozuklukları, neşesizlik, durgunluk 1-2 ay sonra bile çıkabiliyormuş. Dr. Berrin Özyurt, büyüklere şu tavsiyelerde bulunuyor:
“Çocuklara yaşanan olaylar hakkında bilgi vermek, destek olmak, başkalarına yardımcı olmalarını teşvik etmek kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayacaktır. Depremin çocuğun yaptığı bir kabahatle ilgili olmadığı ve bu durumun bir ceza olmadığı çocuğa çok iyi anlatılmalıdır. Çocuğa güven vermek, gün içinde meşgul edecek, bedenen yoracak oyunlar oynatmak, yatmadan evvel masal okumak uykuya dalmasını kolaylaştırabilir.”

AYDA ÇİÇEK VERMİŞTİ
Tonlarca betonun altında aç, susuz geçen 4 günün sonunda sağlıklı bir şekilde çıkarak herkesi şaşırtan Ayda, hastanede, Sağlık Bakanı Koca’dan bebek değil, maymun isteyerek yine şaşırttı. Enkazdan çıkarılıp sedyeyle taşınırken gülen gözleriyle Türkiye’yi gözyaşlarına boğan Ayda’nın babası Uğur, oğlumun çok yakın çocukluk arkadaşlarından biri. Birkaç ay önce oğlum ve eşi, Uğur’u ve Fidan’ı ailelerinin Çeşme’deki evinde ziyaret etmişti. Ayda bıcır bıcır konuşup hepsini neşeye boğmuş, gelinimiz Nil’e dedesinin bahçesinden topladığı çiçekleri vermişti. Felakete uğrayanlar tanıdık kişiler olunca yarattığı şok daha büyük oluyor. Güzel anılarımızda yer alan Ayda ve Fidan’ın enkaz altında olduğunu öğrenince ailece yıkıldık. Çiçek veren küçücük ellerinin betonların altında olmasını bir türlü kabullenemedik. Sonra umutla beklemeye başladık.

TERMAL KAMERANIN SİNYALİ

Yazının Devamını Oku

Deprem geliyorum demez

 GEÇEN hafta deprem başladığında hazırladığım yazıyı gazeteye göndermek için son tuşa basmak üzereydim.

Benim ve yanımda bulunan eşim için de deprem bitmek bilmedi. Sarsıntı başladıktan sonra ayağa kalkıp evin kapısına yürüyüp bahçeye çıktıktan sonra hala sallanmaya devam ediyorduk. Bu satırı yazdığım sırada 5.1 Aydın Kuşadası depremiyle yine sallandık. Artçı sarsıntıların yanı sıra bu bölgede yakın zamanda 5.7 - 5.8 gibi yeni depremler olacağı bazı bilim adamları tarafından dile getirildi.
Ben 1999 depremini İstanbul’da tüm şiddetiyle yaşamış biriyim. Gece yarısı yaşadığım o depremde beşik gibi sallanan yatağımın sağ ya da sol tarafından inememiş, sonunda ileriye doğru kendimi atarak önden inebilmiştim. Belki gece yarısı 03.30’da uykuda yakalandığım için o depremin büyüklüğünü çok iyi anlayamamıştım. Ama Urla’da yakalandığım Seferihisar depreminde ne kadar büyük bir felaketle her an karşı karşıya olduğumuzu çok daha iyi anladım.


YÜZDE 70’İ RİSKLİ
İzmir’deki binaların yüzde 73’ünün sağlam olmadığını, bir büyük depremde çok büyük kayıplar olacağını yıllardan beri yazıp çiziyoruz. Ama kentsel dönüşüm başta olmak üzere yürütülen çalışmaların henüz çok az olduğu da acı bir gerçek. Vatandaşın kötü yapı da olsa metrekare kaybetmemek için mevcut mülklerinden vazgeçmek istememesi bunda en önemli etken.
Türkiye’ye göre 6.6 ya da 6.9, Yunanistan’a göre ise 7 büyüklüğündeki son depremin İzmir’i etkileyecek asıl büyük deprem olmadığını anlıyoruz. Fay hatlarıyla kuşatılmış İzmir’de kent merkezine daha yakın bir noktada kırılacak bir fay çok daha yıkıcı etkilere sahip olabilecek.


Yazının Devamını Oku

97’lik delikanlı

BU hafta Cumhuriyet’in 97’nci yılını kutlayacağız.

 

İnsan ömrü için çok uzun bir süre olan 97 yıl devletlerin tarihinde küçük bir zaman dilimi. 600 yıllık bir imparatorluğun temelleri üzerine kurulsa da Türkiye Cumhuriyeti dünyanın genç devletlerinden biri.
Cumhuriyet 1923 yılında kurulurken, kurumlarıyla, sosyal ve ekonomik yaşamıyla her şey sıfırdan başladı. Harf devriminden giyim kuşama, kadın erkek eşitliğine pek çok alanda geçmişe sünger çekilip yepyeni bir toplum yaratıldı. İşte o nedenle Atatürk, askeri dehası yanında yepyeni bir devlet yarattığı için tarih yazan dünya liderleri arasına girdi.
Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’nin nüfusu 10 milyondu. Cumhuriyet’in ilanından 7 ay önce Mart 1923’te İzmir İktisat Kongresi yapıldığında İzmir’in nüfusu ise sadece 500 bindi. İzmir’deki kongrede alınan kararlarla Cumhuriyet ilan edildiğinde izlenecek yol haritası belirendi.
Bugün 100 yaşına 3 yıl kala Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet olarak ekonomiden dış politikaya yeni dünya dengeleri içindeki yerini belirliyor. Birçok ülkenin 40-50, hatta 100 yılda geçirdiği pek çok reform ve dönüşüm genç Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece 20-30 yıl gibi kısa periyotlarda yaşandı. Bu hızlı dönüşüm sırasında ekonomik ve siyasi dengeler sık sık bozuldu. İç çatışmalar oldu, dört darbe yaşandı. Ama köklerini imparatorluk kültüründen alan Türkiye Cumhuriyeti’nde genç Afrika ve Ortadoğu devletlerinden farklı olarak toplumun sağ duyusu her zaman kazandı.
Genç bir delikanlı heyecanıyla arayışlarına ve yoluna devam eden Türkiye Cumhuriyeti çarşamba günü 97’nci yaşını kutlayacak. İzmirliler her zamanki gibi büyük bir coşkuyla Cumhuriyet’e ve değerlerine sahip çıkacak. Kutlu olsun.

 

Üçte biri gitti

Yazının Devamını Oku

Gece ışıklarının yıldızı Manisa

 GEÇEN yıl bu köşede İzmir ekonomisinin 2018’de gece ışıklarından yapılan ölçümlerle değerlendirmesini yazmıştım.

Veriler, 2001’de kişi başı geliri sadece 2 bin 866 dolar olan İzmir’in 2014’e gelindiğinde 5-6 kat zenginleşerek 14 bin 500 dolara ulaştığını gösteriyordu. Ancak 2015’ten itibaren iniş başlamış, 2018’de 11 bin 463 dolara kadar gerilemişti.
Gece ışıklarından elde edilen verilerle bir ülkenin ekonomik göstergelerinin ölçülmesi yaygın bir yöntem. Geceleri dünyadan uzaya yayılan elektrik tüketimi kaynaklı ışıkların yoğunluğu incelenerek Türkiye’deki illerin ekonomik gelişimi hesaplanıyor. Elde edilen sonuçlar Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle yüzde 99.8 uyuşuyor. Türkiye Ekonomik ve Politik Araştırmalar Vakfı (TEPAV), hesaplamaları uluslararası uydu programlarından elde ettiği verilerle yapıyor.

İZMİR ORTA GELİR GRUBUNA DÜŞTÜ
Geçtiğimiz günlerde Türkiye ekonomisinin gece ışıklarından 2019 ölçümlerinden elde edilen son verileri yayımlandı. Bu verilerin içinden İzmir ekonomisine baktığımız zaman ne yazık ki geçen yıl kişi başı gelirin 549 dolar azalarak 10 bin 914 dolara düştüğünü görüyoruz. Aslında İzmir yalnız değil. Birçok ilde azalma olmuş. En büyük kayıp ise kişi başı bin 212 dolarlık azalma ile Ankara’da görülüyor.
Araştırmanın bir başka dikkat çeken noktası, İzmir’in yüksek gelirli iller grubundan orta-yüksek gelir grubu iller arasına düşmesi. Daha önce en yüksek gelirli grupta yer alan 6 ilden biri olan İzmir’le birlikte Ankara, Bursa ve Tekirdağ da bir alt gruba düştü. Döviz kurlarındaki değişimin bu düşüşte etkili olduğu belirtiliyor. Kişi başı geliri 11 bin 603 dolar üzerinde olan iller yüksek gelirli grubuna girebiliyor. Geçen yıl sadece 15 bin 643 dolarla Kocaeli ve 15 bin 183 dolarla İstanbul en yüksek gelirli iller grubunda kalabilmiş.

MANİSA TÜRKİYE BİRİNCİSİ
Yapılan hesaplamalar İzmir ve Ege için ilginç sonuçlar ortaya çıkarmış. Buna göre 2019’da Türkiye’nin kişi başı geliri 9 bin 213 dolar olmuş. Türkiye ortalamasının üzerinde gelire sahip sadece 11 il var. İkisi Ege’den. 10 bin 914 dolarla İzmir ve 9 bin 413 dolarla Manisa. Kocaeli, İstanbul, Ankara, Tekirdağ, İzmir, Bursa, Bilecik, Yalova, Eskişehir, Manisa ve Kırklareli kişi başı gelirde Türkiye ortalamasının üzerinde.

Yazının Devamını Oku

Kendi aşını kendin yap

 YURTİÇİ ve yurtdışında koronavirüsü durduracak aşı çalışmalarında sona yaklaşıldığı haberleri artıyor. İzmir de bu araştırma merkezlerinden biri. Geçen hafta, Ege Üniversitesi, dört farklı DNA aşısı prototipinin laboratuvar ölçekli üretiminin bitirildiğini ve ilk aşı prototipinin hayvanlara uygulandığını açıkladı. Bu aşama iki ay sürecekmiş. Ardından faz-1 klinik çalışma için yasal otoriteye başvurulacak.


Benzer açıklamalar Türkiye’nin başka yerlerinden ve başka ülkelerden de geliyor. Dünyada 182 aşı adayı klinik öncesi değerlendirme aşamasında. Bunlardan 36’sının klinik denemeleri sürüyor. Üçüncü faz aşamasında olan 9 aşı adayının ise insan üzerinde denemelerine başlandı. Eninde sonunda bazılarından başarılı sonuçlar alınacak. Ancak aşıyı bulmak yeterli olmayacak. Hastalığın dünyadan kalıcı bir şekilde silinebilmesi için milyarlarca insanın aşı olması gerekecek.

ZENGİNLER EL KOYDU
Asıl sorun da bu noktada başlıyor. Halen, ABD gibi zengin ülkeler ilk çıkacak aşılara el koyup paralarını ödediler bile. Bulunacak aşının dünyada geniş kitlelere ulaşması hayli zaman alacak. O nedenle başka yerlerden aşı bekleme yerine birçok ülke kendi aşısını bulma telaşında.
Ülke ekonomilerinde büyük yaralar açan, iş ve eğitim yaşamını felç eden salgının dünya genelinde en erken 2021 son çeyreğinde kontrol alınabileceği tahmin ediliyor. Yani en az bir yıl daha virüs belasıyla baş başayız. 10 ayda 35 milyon kişiyi hasta edip 1 milyondan fazla insanı öldüren bir beladan söz ediyoruz.

35 MİLYON YENİ HASTA
Salgın bir yıl daha süreceğine göre yaklaşık 35 milyon yeni hasta ve 1 milyon kişinin daha hayatı söz konusu. Aramızdan herhangi biri bu hastalardan ya da hayatını kaybedeceklerden biri olabilir. Örneğin, geçen haftaki virüs kurbanlarından İzmirli Dr. Mehmet Ali Baran’ın çok sevilen biri olduğunu ölümünden sonra yapılan sosyal medya paylaşımlarından anlıyoruz. Ama virüs iyi, kötü, başkan, temizlikçi ayırmıyor. Kimin ağzından burundan girebilirse ister doktor olsun, ister başbakan hayatı tehlikeye giriyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı değiştiren 11 salgın

 İZMİR’de korona vaka sayısı yüzde 26 azalmış.

Sevindirici bir haber. Servis yatak doluluk oranı yüzde 47.9, yoğun bakım doluluk oranı yüzde 74.5, ventilatör doluluk oranı ise yüzde 46.6 olarak açıklandı. Anlaşılan işin ciddiyetini anlayınca İzmirliler korunma yöntemlerini artırmış. Ancak, dünyada 34 milyon hasta ve 1 milyondan fazla ölüme neden olan bir salgın var. Eğitim, iş hayatı, eğlence, hatta giyim kuşama kadar yaşamı biçimimizi, alışkanlıklarımızı değiştiren bu mikrop karşısında hiç gevşememek gerek. Düşünün, dünyanın en fazla korunan insanı ABD Başkanı Trump’ın bile içine girebilen bir virüsten bahsediyoruz.


Tarih boyunca salgın hastalıklar dünyanın yeniden şekillenmesinde büyük rol oynamış. Bu salgın bittiğinde de öyle olacak. Belki de ilk örneğini 3 Kasım’daki ABD seçimlerinde göreceğiz. Şimdi, dünyayı değiştiren en büyük 11 salgını hatırlayalım:


Jüstinyen Vebası (6. yüzyıl): Bizans İmparatoru I. Jüstinyen’in saltanatı hıyarlı veba salgınıyla sarsıldı. Bundan bin 500 yıl önce başlayan salgında o zamanki dünya nüfusunun yarısı 30 ile 50 milyon kişi öldü. Salgın nedeniyle ticaret durunca Bizans İmparatorluğu zayıfladı. Asya, Ortadoğu, Afrika’daki topraklarını kaybetti.


Kara Ölüm (1347-1351): Veba 5 milyon kişiyi öldürdü. Avrupa ancak 200 yıl sonra eski nüfusuna çıkabildi. Salgın derebeyliklerin zayıflamasına neden oldu. Mistik ve dini değerler güç kazandı.


Yazının Devamını Oku

Amca kaçırdık mı hayatı?

ÇEŞME’de bizim siteye gidip gelirken, siyah boyayla eğri büğrü yazılmış bir duvar yazısı hep dikkatimi çeker. “Amca kaçırdık mı hayatı?” der. Yazıya ‘Kadir’ imzasını atan kişi muhtemelen bir zamanlar oralarda yaşayan ya da çalışan bir delikanlıydı. Kimilerinde pişmanlık, kimilerinde çaresizlik duyguları yaşatan bu yazı gelen geçene ders verir gibi yıllardır öylece orada durur.


Dünya gazetesinde Prof. Dr. Güven Sak’ın, “Fırsatı nasıl kullanacağız derken, fırsatı nasıl kaçırdık?” başlıklı yazısını okurken; aklıma Kadir’in, “Amca kaçırdık mı hayatı?” yakınışı geldi. Ama bir farkla: Türkiye’de hayat artık hızla kaçıp gitmiyor. Son TÜİK verilerine göre Türkiye’de doğumda ortalama yaşam beklentisi 78.6 yıla yükselmiş. Oysa 60’larda sadece 45 yılmış. Bugün ise dünya ortalaması 72.6 yılın bile üzerinde.


ABD’DE 100, TÜRKİYE’DE 20
Bir başka ilginç gelişme ise Türkiye’deki kadınların doğurganlık oranında... 60’lı yıllarda kadınlar yılda ortalama 6.4 doğum yapıyormuş. Bugün kadın doğurganlık oranı 1.88 ile Avrupa ortalaması 1.50’ye çok yakın. Yaşam uzarken doğurganlığın azalması, yaşlanan nüfusun artması demek. Daha da dikkat çekici olan Türkiye’de yaşlı nüfusun çok hızlı artması. ABD’de 65 yaş üstü nüfusun oranı ancak 100 yılda iki kat artıp yüzde 8’den 16’ya yükselebilmiş. Türkiye ise sadece 20 yılda bu oranı yakalayacak. Halen ülkemizde 65 yaş üstü vatandaşların nüfus içindeki oranı yüzde 8.7. BM tahminlerine göre 2040’a kadar bu oran ikiye katlanıp yüzde 16 olacak.
Bu gelişme Türkiye’yi yabancı yatırımcılar için cazip kılan genç, dinamik, tüketmeye aç nüfus efsanesinin de yakında biteceğini gösteriyor. Nitekim Prof. Dr. Sak da buna dikkat çekip demografik fırsat penceresinin kaçtığını söylüyor. “Çocukların ve çalışan nüfus sayısının arttığı bir dönemde bu nüfus iyi eğitilip çağa uygun beceriler kazandırılsaydı daha verimli olabilirlerdi. Ama şimdi hızla çalışan sayısının azalacağı bir döneme gidiyoruz. Daha ne yapacağımıza karar veremeden manasız tartışmalarla vakit harcadık. Fırsat gitti” diyor.


Yazının Devamını Oku

İzmir hızla yenilenmeli

BİRÇOK mahallesi gecekondudan bozma kent görünümündeki İzmir’de yenilenme adımları umut vermeye başladı.

 Kentsel dönüşümde ilk adım birkaç yıl önce Limontepe’de atılmıştı. Bir süre önce de modern mahallelere dönüştürülecek Gültepe’nin yeni imar planları onaylandı. Geçen hafta ise Bornova Belediyesi kentsel yenileme planını açıkladı.
Güzel olan, işlerin artık laftan çıkıp uygulama aşamasına geçmiş olması. Örneğin, Gültepe’nin imar planları yıllardır sürüncemedeydi. Şimdi son itirazlar için askıda. Eylül son haftada süre bitecek ve itirazlar iki ayda sonuçlandırılacak. Ardından 6 ay içinde, en geç gelecek yılın temmuzuna kadar imar planlarının son halini alması hedefleniyor.

GÜLTEPE YOLA ÇIKTI
Daha sonra Konak Belediyesi, şimdiki arsalarına karşılık yeni imar adalarından hisse verilecek arazi sahipleri ile yeni konut projeleri üzerinden anlaşma yapacak. Başkan Abdül Batur, projeleri belediye olarak kendilerinin yapacaklarını, evi yıkılacak vatandaşlara yeni konutları bitene kadar tutacakları evin kirasını vereceklerini söylüyor. Parklar, spor alanları ve sosyal donatılarıyla modern kentin bütün özelliklerini taşıyacak yeni imar adaları sırayla inşa edilecek. Gültepe’deki yenilenmenin en az 10 yıl sürmesi bekleniyor.
Bornova Belediye Başkanı Dr. Mustafa İduğ da Çamdibi ve Altındağ’da birçok sokağa ambulans ve itfaiyenin giremediğini söyleyerek, “Bir kişinin direnciyle çok sayıda vatandaşın mağdur olmasına izin vermeyelim” diyerek, başlayacakları kentsel yenileme için vatandaştan destek isteyerek yeni planlar için yola çıktı.

TEMELİ GECEKONDU
İzmir’de gecekondulaşmanın hikayesi 50 yıl öncesine dayanıyor. Sanayinin gelişmeye başladığı 60 ve 70’li yıllarda yeni iş gücüne ihtiyaç duyulmasıyla, Anadolu’dan İzmir ve İstanbul gibi büyük şehirlere işçi göçü dalgası başlatmıştı. Bu büyük göç dalgaları konut sıkıntısına yol açtı. Siyasi ortamın da el vermesiyle Hazine arazileri işgal edilerek kaçak yapılaşma başladı. Bayraklı ve Gültepe başta olmak İzmir’in çevresinde gecekondu mahalleleri oluştu.

Yazının Devamını Oku

Beşibiryerde

DOĞASI ve coğrafyasının tüm cömertliğiyle sunduğu zenginlikler İzmir’i binlerce yıldır dimdik ayakta tutuyor.

Savaşlar, depremler, salgın hastalıklar, yangınlar İzmir’i bir türlü yok edememiş. Mesela bir zamanlar Akdeniz’in en büyük limanları olan Efes, Teos, Milet şimdi harabe ama İzmir hala ayakta. Büyük hatalar yapılmazsa binlerce yıl sonra da yine ayakta olacak.


En erken 2021 yılı kış aylarında kontrol altına alınabileceği düşünülen koronavirüs salgınının 2022 sonuna kadar bütün dünyada hem insan sağlığı, hem de ülke ekonomileri için tehdit olması bekleniyor. İşte bu kritik dönemde coğrafi ve doğal avantajları İzmir’in zor bir dönemi daha atlatmasına yardımcı olabilir. Sadece sanayi veya turizm değil, tarım, sanayi, turizm, sağlık, eğitim, lojistik, dış ticaret gibi ekonominin kilit sektörlerinin tümüne sahip olan İzmir bu özellikleriyle adeta beşibiryerde altın gibi bir şehir. Nitekim bu zenginliğin faydaları bu dönemde görülmeye başlandı bile.


KRİZ FIRSAT YARATTI
Örneğin turizm bu yıl büyük bir darbe yedi ama Ege’nin gıda ürünlerine dünyanın her yerinden yoğun talep geliyor ve bölge ekonomisine destek oluyor. Tarım ve gıda ürünleri ihracatında rekorlar kırılıyor. Son müjde ise geçen hafta hazır giyim ve konfeksiyon ihracat rakamlarıyla geldi. Yıllardır tahtını otomotive kaptıran hazır giyim ve konfeksiyon 60 ay sonra ilk kez ihracatta birinci sıraya oturdu.


Yazının Devamını Oku

İşgalden kurtuluşa İzmir

İZMİR’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıldönümünü kutluyoruz.

 Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiğinde aslında yeni bir devletin ilk kıvılcımı parlamıştı. Mustafa Kemal, işgalin hemen ardından Samsun’a çıkarak dünyaya parmak ısırttıran Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı.
Geleceği görmek için geçmişi bilmek gerek. Türk-Yunan ilişkileri tarihinin en gerilimli dönemlerinden birinde. Geçmişte İngilizlerin kışkırtmasıyla Yunan Ordusu’nun İzmir’i işgal etmesi İtalya ve Fransa’yı kızdırmıştı. Bugün de benzer oyunlar var. ESİAD’ın yayımladığı, 1850-1930 arası yılların anlatıldığı İzmir’in Ticaret Hayatı ve Çarşılar adlı kitapta işgale ait aşağıdaki gibi ilginç detaylar var:


SELANİK’TEN İZMİR’E
Başbakan Venizelos, İzmir’in işgali için Selanik’teki 1. Tümen’e emir verir. Tümeni taşıyan gemiler, 14 Mayıs’ta Midilli Adası’ndaki Yero Limanı’na demirler. Bu arada İzmir Limanı’ndaki zırhlı ve torpidoda bulunan Yunan deniz piyadeleri 15 Mayıs’ta konvoy gelmeden önce gümrük, liman dairesi, polis karakolu ve telgraf merkezi gibi kilit noktalara el koyar. Aynı saatlerde İzmirli Türkler, Köylü gazetesinde Vali İzzet Bey’in Yunan işgalini yalanlayan demecini okumaktadır. Rumlar ise kendi gazetelerinde işgal ordusu komutanı Zafirus’un İzmir’in işgalini duyurduğu bildiriyi okuyordu.
Saat 06.45’te başlayan işgal, Karantina yönüne giden Yunan alayına ateş edilince katliama dönüşür. Belgelere göre işgalin ilk 48 saatinde Urla Yarımadası ve köyleri dahil İzmir ve banliyölerinde 2 binin üzerinde Türk öldürüldü. İşgale direnen Bergama, Ödemiş, Aydın’da şiddetli çarpışmalar olur.


Yazının Devamını Oku

Meyvenin yarısı çöpe

İNCİR ve üzüm gibi geleneksel Ege ürünlerinin hasadı başladı.

Ne yazık ki, kilosu 25 liradan pazara çıkan, biraz bollaşınca 15 liraya düşen inciri henüz 10 liranın altında göremedik. Aynı durum üzüm için de geçerli. Sultaniye ve Efem Çukuru ile Kavacık’ın siyah üzümleri henüz 10 liranın altına gelemedi.
Ege Yaş Meyve sebze İhracatçılar Birliği, korona nedeniyle bu yıl taze meyve-sebze ihracatının geçen yıla göre yüzde 45 arttığını açıkladı. Belki yurtdışından gelen yoğun talep iç piyasada fiyatların yükseklerde seyretmesine neden oluyordur.

13 MİLYON TON
Ancak meyve-sebzede fiyatların çok yüksek olmasında asıl nedenin inanılmaz bir israftan kaynaklandığı anlaşılıyor. İsraf derken, ürünlerin tarladan son satıcıya ulaşımı sırasında yaşanan kayıplardan söz ediyorum. Dünya Gıda Örgütü’ne (FAO) göre küresel çapta meyve-sebzede kayıp yüzde 50’ye ulaşıyor. Türkiye’de de durum çok farklı değil. 4 yıl önce TÜBİTAK-Metro Market işbirliğiyle yapılan bir araştırma, Türkiye’de üretilen 49 milyon ton meyve-sebzenin yüzde 25 ile 40’ının ya üretim-dağıtım zinciri aşamasında ya da satış ve tüketim sırasında atığa dönüştüğünü göstermiş. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2019’da 53.4 milyon ton meyve-sebze üretilmiş. Uzmanlar en iyimser hesapla bunun 13.3 milyon tonunun çöpe gittiği görüşünde.
Milyonlarca kişinin karnını doyurabilecek, fiyatları düşürebilecek bu devasa kayıp en fazla paketleme ve nakliye sırasında gerçekleşiyormuş. Hasat edilen ürün soğuk zincirde taşınmazsa yüzde 9.5, uygun ambalajda satılmazsa yüzde 9, soğukta sergilenmediği durumda ise yüzde 13 kayba uğruyor.
Yine FAO’nun araştırmasına göre gelişmekte olan ülkelerde kayıp oranı aracıda yüzde 8-10, perakendecide yüzde 8-12 arasında değişiyor. Tüketici ise aldığı ürünün yüzde 5 ile 8’ini uygun koşullarda saklayamadığı için israf ediyor.

ÇÖZÜM İZMİR MODELİ’NDE

Yazının Devamını Oku

Doğalgaz nefes olacak

İSTANBUL doğalgaza 1992’de kavuştu.

 

İzmir’e ise tam 14 yıl sonra 2006’da geldi. Ancak, İzmir’e gelişinin üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen doğalgaz ulaşamadığı için hala kış aylarını kömür dumanı altında geçiren yerler var. Örneğin, son yılların popüler ilçesi Urla kış aylarını nefes almakta zorlanarak geçiriyor.
Neyse ki geçen yıl Kalabak doğalgazla buluştu. Bu sene de Urla merkeze yakın bazı mahallelere ilk kazmalar vurulmaya başlandı. Artık doğalgaz olmayan yerlerin elektriksiz köylerden farkı yok. Ne yazık ki, yaşam kalitesini yükselten bu temiz enerji Türkiye’ye gelişinden 30 yıl sonra İzmir’e sadece 40 kilometre uzaklıktaki bir ilçeyle daha yeni buluşuyor.

SENARYO ÜZERİNE SENARYO
Doğalgazın İzmir hikayesine geçen hafta Cumhurbaşkanı’nın Türkiye için vereceği müjde açıklamasından sonra odaklandım. Aldığım ilk bilgiler, Adana Karataş açıklarında Türkiye kıta sahanlığında çok büyük doğalgaz rezervleri bulunduğu şeklindeydi. Uzun zamandan beri üzerinde çalışılan ve doğalgaz ihtiyacının yüzde 70-80’ini karşılayacak kapasitede rezervlermiş bunlar.
Daha sonra Bloomberg haber ajansı Ereğli açıklarında bulunan rezervlerin haberini geçti. Haberin en inandırıcı yönü, yeni rezervlerin Romanya açıklarında 8 yıl önce bulunan Karadeniz’in en büyük doğal rezervi Neptün blokuna çok yakın bir bölgede olmasaydı. Perşembe akşamı Reuters haber ajansı Karadeniz’deki rezervlerin Türkiye’nin 20 yıllık ihtiyacını karşılayabileceğini açıkladı.
Sonunda cuma günü müjdeyi aldık. İlk keşfedilen 320 milyar metreküplük doğalgaz rezervinin 2023’te tüketiciyle buluşacağı açıklandı. Böylece denizin altında 1 metreküpü 1.2 TL’den yaklaşık 400 milyar liralık hazine keşfedilmiş oldu. Türkiye’nin 7 yıllık doğalgaz ihtiyacına denk bir miktar. Yılda ortalama 14 milyar dolarlık doğalgaz ithalatı yaptığımızdan artık 70 ile 80 milyar dolar dışarı gitmeyip Türkiye’de kalacak.

YAŞAMI NASIL ETKİLEYECEK

Yazının Devamını Oku

İzmir’in aklı takıldı

SON zamanlarda İzmir ve Ege Bölgesi’nde özellikle üniversiteli ve liseli gençlerin bilimsel çalışmalardaki başarılarına dair haberler görüyoruz. Yeni buluşlara imza atan bu gençler gelecek için umutlarımızı artırıyor.

 


Ancak az sayıdaki gencin başarılarını, ‘bilim vadisi’ olma iddiasındaki İzmir’in araştırma geliştirme çalışmalarında göremiyoruz. Bırakın ilerlemeyi, gerileme söz konusu.
Yeni buluşlar için Türk Patent Enstitüsü’ne yapılan başvuru sayısında 10 yıl önce üçüncü sırada olan İzmir bugün dördüncü sırada. Aklını kullanıp araştırma geliştirme çalışmalarını artırmazsa ilk 10’daki yerini korumakta bile zorlanacak.

BURSA’NIN GERİSİNDE KALDI
Verilere göre 2007 yılında İzmir’den 135 patent başvurusu yapılmış, Bursa’dan 71 adet. 12 yıl sonra ise durum vahim. Bursa, 2019’da 526 yeni patent başvuru ile Türkiye üçüncülüğüne yükselirken; İzmir, 407 başvuru ile dördüncü sıraya düşmüş. Manisa, Kocaeli, Sakarya, Konya, Kayseri gibi illerin yükselişi devam ederse İzmir’in ilk 10’daki yerini koruyacağından bile şüphe ediliyor.
Teşvikler nedeniyle yatırımların kaydığı Manisa’nın yükselmesi İzmir’de patinajın nedenlerinden biri olabilir. Buna rağmen, Atatürk, Kemalpaşa, Torbalı, Aliağa gibi organize sanayi bölgeleriyle çevrili, Ege Serbest Bölgesi gibi ileri teknoloji yatırımlara ev sahipliği yapan İzmir’de teknolojik patent başvurularının yavaşlaması düşündürücü. Geleceğin dünyası için Türkiye’nin bilişim vadisi olmayı hedefleyen İzmir bu yöndeki çalışmalarını hızlandırmalı.

Üniversite İzmir’de okunur

Yazının Devamını Oku

‘Tıbbi Zeytinyağı’ geliyor

KORONA ile sağlık, günlük yaşamımızda birinci sıraya yerleşti.

Bağışıklık sisteminin güçlü olması, ellerin temizliği gibi konuların virüsle savaşta önemini daha iyi öğrendik. Vücudun bağışıklığını artıran ürünlerden biri olan zeytinin anavatanı Anadolu’da yaşadığımız için çok şanslıyız. Ege Bölgesi ise bir süre sonra ilaç niyetine eczanelerde satılabilecek bazı zeytinyağı türlerine ev sahipliği yaptığı için ayrı bir şansa sahip. Bloomberg Business Week dergisinin son sayısında bu konuda yapılan bir çalışmaya geniş yer verilmiş.
Buna göre, Muğla Yatağan’da yetişen Memecik türünden elde edilen zeytinyağı ile Ankara Üniversitesi’nde bir çalışma yapılmış. Polifenol oranı yüksek zeytinyağının, hücre içinde enerji üreten mitokondri adlı yapıların zarını onardığı ve ölmesini engellediği bulunmuş. İnsanlar yaşlandıkça hücrelerdeki düzgün çalışan mitokondri sayısı azalıyor.
Mitokondri, enerji ihtiyacı en fazla olan organlardan kalp ve karaciğer için çok önemli. Mitokondri bozulduğunda hücre ve vücut fonksiyonları düzgün çalışmadığından, araştırma uluslararası tıp çevrelerinde büyük ilgi görmüş. Dünyada zeytinyağının mitokondri üzerindeki etkisini inceleyen ilk çalışma olduğundan makale uluslararası bilim dergisi Journal of Functional Foods’da yayımlanmış. Ankara Üniversitesi de çalışmayla ilgili Türk Patent Enstitüsü’ne başvurmuş.


TÜRK ZEYTİNYAĞI İÇİN DEVRİM
Çalışmayı Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya ile Butik Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Dernek Başkanı Atilla Totoş’un katkılarıyla, A.Ü. Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Fizyopatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuray Yazıhan yapmış. Aynı zamanda eczacı olan Atilla Totoş gelişmeyi, “Türk zeytinyağı için bir devrim” olarak niteleyip, “Artık Türkiye’de üretilen zeytinyağlarının da tıbbi etkiye sahip olabileceği bu çalışmayla ispatlandı. Hedefimiz ‘Tıbbi Zeytinyağı’ kavramının oturması. Çünkü, çok kıymetli bir alan” diyor.
Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya ise, “İspanya, zeytinyağını çok ucuza satabiliyor, çünkü devasa kapasiteleri var. Gurme sektörünü ise İtalyanlar elinde tutuyor. Ancak, zeytin ağacının anavatanı, gen kaynakları açısından çok zengin Türkiye’nin elinde hepsinden değerli bir ürün var. O da zeytinyağını sağlık pazarında kullanmak. Yapılan çalışma, zeytinyağının eczanelerde gıda takviyesi olarak değerlendirilebileceğini gösteriyor” diyor.

YARIM LİTRESİ 700 LİRA

Yazının Devamını Oku

Muhteşem kriz yöneticisi

BU bayram da en fazla sağlığı konuştuk.

Kimileri salgın nedeniyle aralarından ayrılanların hüznü, kimileri sevdiklerine sarılamamanın üzüntüsü, kimileri bozulan işleri ve önünü görememenin kaygısıyla bayram sohbetlerine katıldı.
Ama en çarpıcı açıklama geçen hafta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü’nden geldi. Ghebreyesus, “Asla eski normale geri dönüş olmayacak” dedi. Evet aşı çalışmaları devam ediyor. Halen 25 aşı insanlar üzerinde deneniyor. Sonuçlarının birkaç ay içerisinde alınması bekleniyor. Laboratuvar ortamında ise 141 aşı çalışması var. Ama en erken bu yıl sonu üretim başlayacak. Aşıların dünyanın her köşesine ulaşımı ise birkaç yıl sürecek. Virüs kimlik değiştirirse aşıların ne kadar yararlı olacağı da belli değil. Sadece bu gerçek bile eski normale asla dönememenin en önemli nedeni.
Aslında dünya halen bir biyolojik savaş ortamında. Kovid-19’dan ölenlerin sayısı 670 bini geçti. Sadece ABD’de ölenlerin sayısı 170 bin. Tam 17 milyon kişi hastalığa yakalandı. Neredeyse bir ülke nüfusu kadar. Birkaç yıl önce dünyanın her an yeni bir virüs saldırısına uğrayabileceği uyarısında bulunan raporlara göre 2 ile 2.5 milyon kişinin ölebileceği belirtiliyordu. Umarım iş o boyutlara ulaşmaz.

ÖNÜNÜ GÖREMEME SIKINTISI
Bayramda İzmir’deki organize sanayi bölgelerinden birinden Avrupa ülkelerine ara sanayi malı ihracatı yapan bir tanıdığımla sohbet ettik. Hiç keyfi yoktu. Siparişler bıçak gibi kesilmiş. Salgından önce yabancı alıcıların talebi üzerine kapasite artırımı için yaptığı yatırımlar boşta kalmış. Avrupa pazarı açılmazsa yatırım için kullandığı kredileri nasıl geri ödeyip, işletmeyi nasıl çevireceğini kara kara düşünüyordu. En kötüsü bu durumun ne kadar süreceğini kestiremiyordu. 5 ile 6 ay ötesini bile göremediği için nasıl bir yol izleyeceğine karar veremiyordu.
Sanırım şu anda ekonomide, sosyal hayatta en büyük sıkıntı önünü görememek. Okullarda eğitim kapanma ihtimaliyle diken üzerinde başlayacak. İşyerleri ve çalışanlar için de aynı durum geçerli.

TABLONUN AYDINLIK YÜZÜ

Yazının Devamını Oku

Korona zamanı bayram

BAYRAM haftasına girdik.

 

Geçen haftadan İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin her köşesinden İzmir çevresine tatilci akını var. Yıllık izinlerini bayramla birleştirerek uzatanlar bir hafta önceden yola çıktı. Bazıları ise bayramdan sonra dönmeyerek tatillerini uzatacak. Çeşme Otelciler Birliği’nin açıklamasına göre oteller kapasitelerini doldurup yüzde 50 doluluk oranına ulaşmış. Salgın nedeniyle oteller yarı yarıya doldurulabildiği için artık yer kalmadı denebilir.

ESNAF UMUTLU
Geçen bayram sokağa çıkma yasağı nedeniyle hiç kazanamayan esnafın da bu bayram yüzünün gülmesi bekleniyor. Lokantacısından hediyelik eşya satıcısına, giyim kuşamdan tatlıcıya bütün ülkede esnafın bu bayram 50 milyar lira ciro yapması bekleniyor. Aylarca çok zor günler geçirdikten sonra bugünlere gelebilen esnaf için bu bayram iyi bir nefes olacak.
Ancak salgının hala devam ettiğini de akıldan çıkarmayalım. Kendi payıma tatilin verdiği gevşeklikle maskelerin daha fazla düşmeye başladığını gözlemliyorum. Takmayı tamamen unutanların sayısı da giderek artıyor. Sıcak günlerde maske takmanın zor olduğunu kabul etmek gerek. Ama bu hastalıktan korunabilmek için maske takıp birbirimizden uzak durmaya dayanacağız başka çaresi yok.
Bu arada salgının yarattığı gerginliğin insanların psikolojisini bozduğu da görülüyor. Özellikle marketlerde maskesi kayanlar ya da takmayanlara hassas vatandaşların uyarıda bulunurken bazen kabalaşması nahoş olaylara yol açabiliyor.


Yazının Devamını Oku

2100’de Ege’nin dünyası

AİLEMİZE bir misafir geldi.

 

Yeğenimin geçen ay bir bebeği oldu. İzmir hasreti çekip İstanbul’da çalışan pek çokları gibi en sevdiğinin adını ‘Ege’ koydu. Ege doğumundan sonra 40 gün bile beklemeden hemen İzmir’e geldi. Gözleri ancak karaltıları seçiyormuş, ama hep gülüyor, acıkınca da ağlıyor.
Ege’yi severken onu nasıl bir dünyanın beklediğini hayal etmeye çalıştım. Ortalama 80 yıl yaşaması sürpriz olmayacağından 2100’deki dünyayı düşündüm. Örneğin, bilimsel tahminlere göre 2070-2100 arasında dünyada ‘manyetizma çağı’ başlamış olacak. Yer çekiminden kurtulmayı sağlayacak süper iletkenler, şimdi olduğu gibi eksi 135 derece yerine artık oda sıcaklığında çok düşük maliyetlerle üretilebilir olacağından manyetizma çağı başlayacak. Havada durabilen, hiç yakıt kullanmadan birkaç yüz kilometre hız yapabilen manyetik arabalar kullandığınızı düşünün. Manyetizma üzerinde yüzen trenleri, otobüsleri, havada seyahat eden insanları hayal edin. Nasıl bundan 100 yıl önce elektrik çağı başlayıp, radyo, televizyon, bilgisayar, lazer, internet, akıllı telefonlar gibi yeni teknolojilerin önünü açtıysa, bundan 100 yıl sonra da bugün hayal bile edemediğimiz kim bilir neler olacak...

GÖKDELENLER ARASINDA UÇMAK
Acaba İzmir nasıl olacak 2100 yılında? Gelecek 80 yılda küresel ısınmaya çare bulunup İzmir’in kıyıları sular altında kalmazsa kim bilir neler değişmiş olacak İzmir’de. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren Kemeraltı büyük olasılıkla yeni projelerle, İzmir’in ‘Eski-Şehir’i olarak 100 yıl sonra da canlı, bugünkünden daha güzel ve hayat dolu bir yer olmaya devam edecek. Bayraklı ve Liman Arkası ise sayıları 250’ye kadar çıkabilecek, belki de otomobillerin aralarından uçarak gittiği gökdelenleriyle yeni kent merkezi olacak. Ya da geçen hafta Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oybirliğiyle kabul edilen Gültepe imar planında olduğu gibi geleceğin yüksek standarttaki yaşamının temelleri atılacak. İnsanlar artık gecekondudan bozma evler yerine, yeşillikler arasındaki modern konutlarda yaşamaya başlamış olacak.

UZAY ASANSÖRÜNDEN BAKIŞ

Yazının Devamını Oku

Çeşme - Karşıyaka 3 saat

 GEÇEN hafta pazar günü Çeşme’den Karşıyaka’ya tam 3 saatte gidebildiğinden yakınıyordu bir yakınım.

İzmir – İstanbul arasının bile 3.5 saate düştüğü bir zamanda Balıkesir’e 1.5, Bursa’ya 2.5 saatte gidebilir hale geldik, ama İzmir’de trafiğe takılırsanız yandınız. Bir saatlik yol 3 saati buluyor.
Aslında hiç şaşmamak gerek. Sadece hafta sonları değil, artık hafta içinde de Çeşme otoyolu vızır, vızır işliyor. Sadece İzmir değil, İstanbul, Bursa, Manisa, Ankara plakaları da yolları dolduruyor.
Türkiye’nin her yerinden gelip Urla, Çeşme, Mordoğan, Karaburun yönüne gidip gelenler otoyolda buluşuyor. Ama yaz aylarında özellikle dönüş yolunda İzmir yönüne akan trafik, çevre yoluna çıkmayanlar için Üçkuyular feribot iskelesinin önündeki döner kavşaktaki trafik ışıklarında düğüm oluyor.
Aslında bu ışıklar olmasa akış çok daha rahat olacak. Ama sürücüler hala döner kavşaklardaki trafik kurallarını öğrenemeyip, ada etrafında dönen araca yol vermek yerine, önce ben geçeyim kültürsüzlüğüyle yola atladığı için ortalık karman çorman oluyor. Bu durumda döner kavşaklara mecburen trafik lambaları konuyor. O zaman da kırmızı ışıklarla trafik sürekli kesildiği için otoyolda kuyruklar uzadıkça uzuyor.
Avrupa’da trafiği kesintisiz akıtmak için trafik ışıklarını kaldırıp döner kavşaklar yapılmaya uzun yıllar önce başlandı. Ama orada sürücüler kurallara uyup, döner kavşağa önce giren araçlara yol verdiklerinden, sırası gelen giriyor ve trafik kesintisiz akıyor.

 
Doldur - boşalt Bostanlı

İZMİR - Çeşme otoyol trafiğinin tek derdi tabii ki, döner kavşak değil. Üçkuyular feribot iskelesindeki gemi kuyruğu da bir felaket. Benim anlayamadığı yeni ve hızlı gemiler gelmesine rağmen neden seferlerin hala 35 dakikada bir yapılıyor olması. Pek çok sürücü “Bu kadar bekleyeceğime Körfez’i dolaşırım” deyip kendini şehir trafiğine atıyor.

Yazının Devamını Oku