Amca kaçırdık mı hayatı?

ÇEŞME’de bizim siteye gidip gelirken, siyah boyayla eğri büğrü yazılmış bir duvar yazısı hep dikkatimi çeker. “Amca kaçırdık mı hayatı?” der. Yazıya ‘Kadir’ imzasını atan kişi muhtemelen bir zamanlar oralarda yaşayan ya da çalışan bir delikanlıydı. Kimilerinde pişmanlık, kimilerinde çaresizlik duyguları yaşatan bu yazı gelen geçene ders verir gibi yıllardır öylece orada durur.


Dünya gazetesinde Prof. Dr. Güven Sak’ın, “Fırsatı nasıl kullanacağız derken, fırsatı nasıl kaçırdık?” başlıklı yazısını okurken; aklıma Kadir’in, “Amca kaçırdık mı hayatı?” yakınışı geldi. Ama bir farkla: Türkiye’de hayat artık hızla kaçıp gitmiyor. Son TÜİK verilerine göre Türkiye’de doğumda ortalama yaşam beklentisi 78.6 yıla yükselmiş. Oysa 60’larda sadece 45 yılmış. Bugün ise dünya ortalaması 72.6 yılın bile üzerinde.


ABD’DE 100, TÜRKİYE’DE 20
Bir başka ilginç gelişme ise Türkiye’deki kadınların doğurganlık oranında... 60’lı yıllarda kadınlar yılda ortalama 6.4 doğum yapıyormuş. Bugün kadın doğurganlık oranı 1.88 ile Avrupa ortalaması 1.50’ye çok yakın. Yaşam uzarken doğurganlığın azalması, yaşlanan nüfusun artması demek. Daha da dikkat çekici olan Türkiye’de yaşlı nüfusun çok hızlı artması. ABD’de 65 yaş üstü nüfusun oranı ancak 100 yılda iki kat artıp yüzde 8’den 16’ya yükselebilmiş. Türkiye ise sadece 20 yılda bu oranı yakalayacak. Halen ülkemizde 65 yaş üstü vatandaşların nüfus içindeki oranı yüzde 8.7. BM tahminlerine göre 2040’a kadar bu oran ikiye katlanıp yüzde 16 olacak.
Bu gelişme Türkiye’yi yabancı yatırımcılar için cazip kılan genç, dinamik, tüketmeye aç nüfus efsanesinin de yakında biteceğini gösteriyor. Nitekim Prof. Dr. Sak da buna dikkat çekip demografik fırsat penceresinin kaçtığını söylüyor. “Çocukların ve çalışan nüfus sayısının arttığı bir dönemde bu nüfus iyi eğitilip çağa uygun beceriler kazandırılsaydı daha verimli olabilirlerdi. Ama şimdi hızla çalışan sayısının azalacağı bir döneme gidiyoruz. Daha ne yapacağımıza karar veremeden manasız tartışmalarla vakit harcadık. Fırsat gitti” diyor.


MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜ
Ancak İzmir ve Ege Bölgesi için bir de madalyonun öbür yüzü var. Yaşlı nüfusun artması, sağlık hizmetlerinin de artması demek. İzmir çok uzun yıllardan beri yaşlı nüfusa yönelik hizmetler dahil pek çok alanda Türkiye’nin sağlık başkenti olmayı hedefledi. Avrupa’nın yaşlı nüfusu uzun yıllardan beri termal kaynaklarından yararlanmak için sağlık sigortası şirketlerince İzmir’e getiriliyor. Görünen o ki, bundan sonra Türkiye’nin hızla artacak yaşlı nüfusu da İzmir’in müşterisi olacak.
İnciraltı ve Çeşme başta olmak üzere sağlık turizmine yönelik her türlü yatırımın hızlanmasında yarar var. Zaman çabuk geçiyor. Kadir, “Amca kaçırdık mı hayatı?” diye yazmıştı. Her ne kadar pandemi gibi sürprizler olsa da Türkiye’de artık hayat hemen kaçmıyor. Hala yeni fırsatlar yakalama şansı var. İzmir de yeni fırsatları hızlı ve iyi değerlendirirse uzayan hayatların keyfini süren bir kent olur.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kendi aşını kendin yap

 YURTİÇİ ve yurtdışında koronavirüsü durduracak aşı çalışmalarında sona yaklaşıldığı haberleri artıyor. İzmir de bu araştırma merkezlerinden biri. Geçen hafta, Ege Üniversitesi, dört farklı DNA aşısı prototipinin laboratuvar ölçekli üretiminin bitirildiğini ve ilk aşı prototipinin hayvanlara uygulandığını açıkladı. Bu aşama iki ay sürecekmiş. Ardından faz-1 klinik çalışma için yasal otoriteye başvurulacak.


Benzer açıklamalar Türkiye’nin başka yerlerinden ve başka ülkelerden de geliyor. Dünyada 182 aşı adayı klinik öncesi değerlendirme aşamasında. Bunlardan 36’sının klinik denemeleri sürüyor. Üçüncü faz aşamasında olan 9 aşı adayının ise insan üzerinde denemelerine başlandı. Eninde sonunda bazılarından başarılı sonuçlar alınacak. Ancak aşıyı bulmak yeterli olmayacak. Hastalığın dünyadan kalıcı bir şekilde silinebilmesi için milyarlarca insanın aşı olması gerekecek.

ZENGİNLER EL KOYDU
Asıl sorun da bu noktada başlıyor. Halen, ABD gibi zengin ülkeler ilk çıkacak aşılara el koyup paralarını ödediler bile. Bulunacak aşının dünyada geniş kitlelere ulaşması hayli zaman alacak. O nedenle başka yerlerden aşı bekleme yerine birçok ülke kendi aşısını bulma telaşında.
Ülke ekonomilerinde büyük yaralar açan, iş ve eğitim yaşamını felç eden salgının dünya genelinde en erken 2021 son çeyreğinde kontrol alınabileceği tahmin ediliyor. Yani en az bir yıl daha virüs belasıyla baş başayız. 10 ayda 35 milyon kişiyi hasta edip 1 milyondan fazla insanı öldüren bir beladan söz ediyoruz.

35 MİLYON YENİ HASTA
Salgın bir yıl daha süreceğine göre yaklaşık 35 milyon yeni hasta ve 1 milyon kişinin daha hayatı söz konusu. Aramızdan herhangi biri bu hastalardan ya da hayatını kaybedeceklerden biri olabilir. Örneğin, geçen haftaki virüs kurbanlarından İzmirli Dr. Mehmet Ali Baran’ın çok sevilen biri olduğunu ölümünden sonra yapılan sosyal medya paylaşımlarından anlıyoruz. Ama virüs iyi, kötü, başkan, temizlikçi ayırmıyor. Kimin ağzından burundan girebilirse ister doktor olsun, ister başbakan hayatı tehlikeye giriyor.

Yazının Devamını Oku

Beşibiryerde

DOĞASI ve coğrafyasının tüm cömertliğiyle sunduğu zenginlikler İzmir’i binlerce yıldır dimdik ayakta tutuyor.

Savaşlar, depremler, salgın hastalıklar, yangınlar İzmir’i bir türlü yok edememiş. Mesela bir zamanlar Akdeniz’in en büyük limanları olan Efes, Teos, Milet şimdi harabe ama İzmir hala ayakta. Büyük hatalar yapılmazsa binlerce yıl sonra da yine ayakta olacak.


En erken 2021 yılı kış aylarında kontrol altına alınabileceği düşünülen koronavirüs salgınının 2022 sonuna kadar bütün dünyada hem insan sağlığı, hem de ülke ekonomileri için tehdit olması bekleniyor. İşte bu kritik dönemde coğrafi ve doğal avantajları İzmir’in zor bir dönemi daha atlatmasına yardımcı olabilir. Sadece sanayi veya turizm değil, tarım, sanayi, turizm, sağlık, eğitim, lojistik, dış ticaret gibi ekonominin kilit sektörlerinin tümüne sahip olan İzmir bu özellikleriyle adeta beşibiryerde altın gibi bir şehir. Nitekim bu zenginliğin faydaları bu dönemde görülmeye başlandı bile.


KRİZ FIRSAT YARATTI
Örneğin turizm bu yıl büyük bir darbe yedi ama Ege’nin gıda ürünlerine dünyanın her yerinden yoğun talep geliyor ve bölge ekonomisine destek oluyor. Tarım ve gıda ürünleri ihracatında rekorlar kırılıyor. Son müjde ise geçen hafta hazır giyim ve konfeksiyon ihracat rakamlarıyla geldi. Yıllardır tahtını otomotive kaptıran hazır giyim ve konfeksiyon 60 ay sonra ilk kez ihracatta birinci sıraya oturdu.


Yazının Devamını Oku

İşgalden kurtuluşa İzmir

İZMİR’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıldönümünü kutluyoruz.

 Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiğinde aslında yeni bir devletin ilk kıvılcımı parlamıştı. Mustafa Kemal, işgalin hemen ardından Samsun’a çıkarak dünyaya parmak ısırttıran Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı.
Geleceği görmek için geçmişi bilmek gerek. Türk-Yunan ilişkileri tarihinin en gerilimli dönemlerinden birinde. Geçmişte İngilizlerin kışkırtmasıyla Yunan Ordusu’nun İzmir’i işgal etmesi İtalya ve Fransa’yı kızdırmıştı. Bugün de benzer oyunlar var. ESİAD’ın yayımladığı, 1850-1930 arası yılların anlatıldığı İzmir’in Ticaret Hayatı ve Çarşılar adlı kitapta işgale ait aşağıdaki gibi ilginç detaylar var:


SELANİK’TEN İZMİR’E
Başbakan Venizelos, İzmir’in işgali için Selanik’teki 1. Tümen’e emir verir. Tümeni taşıyan gemiler, 14 Mayıs’ta Midilli Adası’ndaki Yero Limanı’na demirler. Bu arada İzmir Limanı’ndaki zırhlı ve torpidoda bulunan Yunan deniz piyadeleri 15 Mayıs’ta konvoy gelmeden önce gümrük, liman dairesi, polis karakolu ve telgraf merkezi gibi kilit noktalara el koyar. Aynı saatlerde İzmirli Türkler, Köylü gazetesinde Vali İzzet Bey’in Yunan işgalini yalanlayan demecini okumaktadır. Rumlar ise kendi gazetelerinde işgal ordusu komutanı Zafirus’un İzmir’in işgalini duyurduğu bildiriyi okuyordu.
Saat 06.45’te başlayan işgal, Karantina yönüne giden Yunan alayına ateş edilince katliama dönüşür. Belgelere göre işgalin ilk 48 saatinde Urla Yarımadası ve köyleri dahil İzmir ve banliyölerinde 2 binin üzerinde Türk öldürüldü. İşgale direnen Bergama, Ödemiş, Aydın’da şiddetli çarpışmalar olur.


Yazının Devamını Oku

Meyvenin yarısı çöpe

İNCİR ve üzüm gibi geleneksel Ege ürünlerinin hasadı başladı.

Ne yazık ki, kilosu 25 liradan pazara çıkan, biraz bollaşınca 15 liraya düşen inciri henüz 10 liranın altında göremedik. Aynı durum üzüm için de geçerli. Sultaniye ve Efem Çukuru ile Kavacık’ın siyah üzümleri henüz 10 liranın altına gelemedi.
Ege Yaş Meyve sebze İhracatçılar Birliği, korona nedeniyle bu yıl taze meyve-sebze ihracatının geçen yıla göre yüzde 45 arttığını açıkladı. Belki yurtdışından gelen yoğun talep iç piyasada fiyatların yükseklerde seyretmesine neden oluyordur.

13 MİLYON TON
Ancak meyve-sebzede fiyatların çok yüksek olmasında asıl nedenin inanılmaz bir israftan kaynaklandığı anlaşılıyor. İsraf derken, ürünlerin tarladan son satıcıya ulaşımı sırasında yaşanan kayıplardan söz ediyorum. Dünya Gıda Örgütü’ne (FAO) göre küresel çapta meyve-sebzede kayıp yüzde 50’ye ulaşıyor. Türkiye’de de durum çok farklı değil. 4 yıl önce TÜBİTAK-Metro Market işbirliğiyle yapılan bir araştırma, Türkiye’de üretilen 49 milyon ton meyve-sebzenin yüzde 25 ile 40’ının ya üretim-dağıtım zinciri aşamasında ya da satış ve tüketim sırasında atığa dönüştüğünü göstermiş. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2019’da 53.4 milyon ton meyve-sebze üretilmiş. Uzmanlar en iyimser hesapla bunun 13.3 milyon tonunun çöpe gittiği görüşünde.
Milyonlarca kişinin karnını doyurabilecek, fiyatları düşürebilecek bu devasa kayıp en fazla paketleme ve nakliye sırasında gerçekleşiyormuş. Hasat edilen ürün soğuk zincirde taşınmazsa yüzde 9.5, uygun ambalajda satılmazsa yüzde 9, soğukta sergilenmediği durumda ise yüzde 13 kayba uğruyor.
Yine FAO’nun araştırmasına göre gelişmekte olan ülkelerde kayıp oranı aracıda yüzde 8-10, perakendecide yüzde 8-12 arasında değişiyor. Tüketici ise aldığı ürünün yüzde 5 ile 8’ini uygun koşullarda saklayamadığı için israf ediyor.

ÇÖZÜM İZMİR MODELİ’NDE

Yazının Devamını Oku

İzmir’in aklı takıldı

SON zamanlarda İzmir ve Ege Bölgesi’nde özellikle üniversiteli ve liseli gençlerin bilimsel çalışmalardaki başarılarına dair haberler görüyoruz. Yeni buluşlara imza atan bu gençler gelecek için umutlarımızı artırıyor.

 


Ancak az sayıdaki gencin başarılarını, ‘bilim vadisi’ olma iddiasındaki İzmir’in araştırma geliştirme çalışmalarında göremiyoruz. Bırakın ilerlemeyi, gerileme söz konusu.
Yeni buluşlar için Türk Patent Enstitüsü’ne yapılan başvuru sayısında 10 yıl önce üçüncü sırada olan İzmir bugün dördüncü sırada. Aklını kullanıp araştırma geliştirme çalışmalarını artırmazsa ilk 10’daki yerini korumakta bile zorlanacak.

BURSA’NIN GERİSİNDE KALDI
Verilere göre 2007 yılında İzmir’den 135 patent başvurusu yapılmış, Bursa’dan 71 adet. 12 yıl sonra ise durum vahim. Bursa, 2019’da 526 yeni patent başvuru ile Türkiye üçüncülüğüne yükselirken; İzmir, 407 başvuru ile dördüncü sıraya düşmüş. Manisa, Kocaeli, Sakarya, Konya, Kayseri gibi illerin yükselişi devam ederse İzmir’in ilk 10’daki yerini koruyacağından bile şüphe ediliyor.
Teşvikler nedeniyle yatırımların kaydığı Manisa’nın yükselmesi İzmir’de patinajın nedenlerinden biri olabilir. Buna rağmen, Atatürk, Kemalpaşa, Torbalı, Aliağa gibi organize sanayi bölgeleriyle çevrili, Ege Serbest Bölgesi gibi ileri teknoloji yatırımlara ev sahipliği yapan İzmir’de teknolojik patent başvurularının yavaşlaması düşündürücü. Geleceğin dünyası için Türkiye’nin bilişim vadisi olmayı hedefleyen İzmir bu yöndeki çalışmalarını hızlandırmalı.

Üniversite İzmir’de okunur

Yazının Devamını Oku

‘Tıbbi Zeytinyağı’ geliyor

KORONA ile sağlık, günlük yaşamımızda birinci sıraya yerleşti.

Bağışıklık sisteminin güçlü olması, ellerin temizliği gibi konuların virüsle savaşta önemini daha iyi öğrendik. Vücudun bağışıklığını artıran ürünlerden biri olan zeytinin anavatanı Anadolu’da yaşadığımız için çok şanslıyız. Ege Bölgesi ise bir süre sonra ilaç niyetine eczanelerde satılabilecek bazı zeytinyağı türlerine ev sahipliği yaptığı için ayrı bir şansa sahip. Bloomberg Business Week dergisinin son sayısında bu konuda yapılan bir çalışmaya geniş yer verilmiş.
Buna göre, Muğla Yatağan’da yetişen Memecik türünden elde edilen zeytinyağı ile Ankara Üniversitesi’nde bir çalışma yapılmış. Polifenol oranı yüksek zeytinyağının, hücre içinde enerji üreten mitokondri adlı yapıların zarını onardığı ve ölmesini engellediği bulunmuş. İnsanlar yaşlandıkça hücrelerdeki düzgün çalışan mitokondri sayısı azalıyor.
Mitokondri, enerji ihtiyacı en fazla olan organlardan kalp ve karaciğer için çok önemli. Mitokondri bozulduğunda hücre ve vücut fonksiyonları düzgün çalışmadığından, araştırma uluslararası tıp çevrelerinde büyük ilgi görmüş. Dünyada zeytinyağının mitokondri üzerindeki etkisini inceleyen ilk çalışma olduğundan makale uluslararası bilim dergisi Journal of Functional Foods’da yayımlanmış. Ankara Üniversitesi de çalışmayla ilgili Türk Patent Enstitüsü’ne başvurmuş.


TÜRK ZEYTİNYAĞI İÇİN DEVRİM
Çalışmayı Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya ile Butik Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Dernek Başkanı Atilla Totoş’un katkılarıyla, A.Ü. Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Fizyopatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuray Yazıhan yapmış. Aynı zamanda eczacı olan Atilla Totoş gelişmeyi, “Türk zeytinyağı için bir devrim” olarak niteleyip, “Artık Türkiye’de üretilen zeytinyağlarının da tıbbi etkiye sahip olabileceği bu çalışmayla ispatlandı. Hedefimiz ‘Tıbbi Zeytinyağı’ kavramının oturması. Çünkü, çok kıymetli bir alan” diyor.
Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya ise, “İspanya, zeytinyağını çok ucuza satabiliyor, çünkü devasa kapasiteleri var. Gurme sektörünü ise İtalyanlar elinde tutuyor. Ancak, zeytin ağacının anavatanı, gen kaynakları açısından çok zengin Türkiye’nin elinde hepsinden değerli bir ürün var. O da zeytinyağını sağlık pazarında kullanmak. Yapılan çalışma, zeytinyağının eczanelerde gıda takviyesi olarak değerlendirilebileceğini gösteriyor” diyor.

YARIM LİTRESİ 700 LİRA

Yazının Devamını Oku

Muhteşem kriz yöneticisi

BU bayram da en fazla sağlığı konuştuk.

Kimileri salgın nedeniyle aralarından ayrılanların hüznü, kimileri sevdiklerine sarılamamanın üzüntüsü, kimileri bozulan işleri ve önünü görememenin kaygısıyla bayram sohbetlerine katıldı.
Ama en çarpıcı açıklama geçen hafta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü’nden geldi. Ghebreyesus, “Asla eski normale geri dönüş olmayacak” dedi. Evet aşı çalışmaları devam ediyor. Halen 25 aşı insanlar üzerinde deneniyor. Sonuçlarının birkaç ay içerisinde alınması bekleniyor. Laboratuvar ortamında ise 141 aşı çalışması var. Ama en erken bu yıl sonu üretim başlayacak. Aşıların dünyanın her köşesine ulaşımı ise birkaç yıl sürecek. Virüs kimlik değiştirirse aşıların ne kadar yararlı olacağı da belli değil. Sadece bu gerçek bile eski normale asla dönememenin en önemli nedeni.
Aslında dünya halen bir biyolojik savaş ortamında. Kovid-19’dan ölenlerin sayısı 670 bini geçti. Sadece ABD’de ölenlerin sayısı 170 bin. Tam 17 milyon kişi hastalığa yakalandı. Neredeyse bir ülke nüfusu kadar. Birkaç yıl önce dünyanın her an yeni bir virüs saldırısına uğrayabileceği uyarısında bulunan raporlara göre 2 ile 2.5 milyon kişinin ölebileceği belirtiliyordu. Umarım iş o boyutlara ulaşmaz.

ÖNÜNÜ GÖREMEME SIKINTISI
Bayramda İzmir’deki organize sanayi bölgelerinden birinden Avrupa ülkelerine ara sanayi malı ihracatı yapan bir tanıdığımla sohbet ettik. Hiç keyfi yoktu. Siparişler bıçak gibi kesilmiş. Salgından önce yabancı alıcıların talebi üzerine kapasite artırımı için yaptığı yatırımlar boşta kalmış. Avrupa pazarı açılmazsa yatırım için kullandığı kredileri nasıl geri ödeyip, işletmeyi nasıl çevireceğini kara kara düşünüyordu. En kötüsü bu durumun ne kadar süreceğini kestiremiyordu. 5 ile 6 ay ötesini bile göremediği için nasıl bir yol izleyeceğine karar veremiyordu.
Sanırım şu anda ekonomide, sosyal hayatta en büyük sıkıntı önünü görememek. Okullarda eğitim kapanma ihtimaliyle diken üzerinde başlayacak. İşyerleri ve çalışanlar için de aynı durum geçerli.

TABLONUN AYDINLIK YÜZÜ

Yazının Devamını Oku

Korona zamanı bayram

BAYRAM haftasına girdik.

 

Geçen haftadan İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin her köşesinden İzmir çevresine tatilci akını var. Yıllık izinlerini bayramla birleştirerek uzatanlar bir hafta önceden yola çıktı. Bazıları ise bayramdan sonra dönmeyerek tatillerini uzatacak. Çeşme Otelciler Birliği’nin açıklamasına göre oteller kapasitelerini doldurup yüzde 50 doluluk oranına ulaşmış. Salgın nedeniyle oteller yarı yarıya doldurulabildiği için artık yer kalmadı denebilir.

ESNAF UMUTLU
Geçen bayram sokağa çıkma yasağı nedeniyle hiç kazanamayan esnafın da bu bayram yüzünün gülmesi bekleniyor. Lokantacısından hediyelik eşya satıcısına, giyim kuşamdan tatlıcıya bütün ülkede esnafın bu bayram 50 milyar lira ciro yapması bekleniyor. Aylarca çok zor günler geçirdikten sonra bugünlere gelebilen esnaf için bu bayram iyi bir nefes olacak.
Ancak salgının hala devam ettiğini de akıldan çıkarmayalım. Kendi payıma tatilin verdiği gevşeklikle maskelerin daha fazla düşmeye başladığını gözlemliyorum. Takmayı tamamen unutanların sayısı da giderek artıyor. Sıcak günlerde maske takmanın zor olduğunu kabul etmek gerek. Ama bu hastalıktan korunabilmek için maske takıp birbirimizden uzak durmaya dayanacağız başka çaresi yok.
Bu arada salgının yarattığı gerginliğin insanların psikolojisini bozduğu da görülüyor. Özellikle marketlerde maskesi kayanlar ya da takmayanlara hassas vatandaşların uyarıda bulunurken bazen kabalaşması nahoş olaylara yol açabiliyor.


Yazının Devamını Oku

2100’de Ege’nin dünyası

AİLEMİZE bir misafir geldi.

 

Yeğenimin geçen ay bir bebeği oldu. İzmir hasreti çekip İstanbul’da çalışan pek çokları gibi en sevdiğinin adını ‘Ege’ koydu. Ege doğumundan sonra 40 gün bile beklemeden hemen İzmir’e geldi. Gözleri ancak karaltıları seçiyormuş, ama hep gülüyor, acıkınca da ağlıyor.
Ege’yi severken onu nasıl bir dünyanın beklediğini hayal etmeye çalıştım. Ortalama 80 yıl yaşaması sürpriz olmayacağından 2100’deki dünyayı düşündüm. Örneğin, bilimsel tahminlere göre 2070-2100 arasında dünyada ‘manyetizma çağı’ başlamış olacak. Yer çekiminden kurtulmayı sağlayacak süper iletkenler, şimdi olduğu gibi eksi 135 derece yerine artık oda sıcaklığında çok düşük maliyetlerle üretilebilir olacağından manyetizma çağı başlayacak. Havada durabilen, hiç yakıt kullanmadan birkaç yüz kilometre hız yapabilen manyetik arabalar kullandığınızı düşünün. Manyetizma üzerinde yüzen trenleri, otobüsleri, havada seyahat eden insanları hayal edin. Nasıl bundan 100 yıl önce elektrik çağı başlayıp, radyo, televizyon, bilgisayar, lazer, internet, akıllı telefonlar gibi yeni teknolojilerin önünü açtıysa, bundan 100 yıl sonra da bugün hayal bile edemediğimiz kim bilir neler olacak...

GÖKDELENLER ARASINDA UÇMAK
Acaba İzmir nasıl olacak 2100 yılında? Gelecek 80 yılda küresel ısınmaya çare bulunup İzmir’in kıyıları sular altında kalmazsa kim bilir neler değişmiş olacak İzmir’de. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren Kemeraltı büyük olasılıkla yeni projelerle, İzmir’in ‘Eski-Şehir’i olarak 100 yıl sonra da canlı, bugünkünden daha güzel ve hayat dolu bir yer olmaya devam edecek. Bayraklı ve Liman Arkası ise sayıları 250’ye kadar çıkabilecek, belki de otomobillerin aralarından uçarak gittiği gökdelenleriyle yeni kent merkezi olacak. Ya da geçen hafta Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oybirliğiyle kabul edilen Gültepe imar planında olduğu gibi geleceğin yüksek standarttaki yaşamının temelleri atılacak. İnsanlar artık gecekondudan bozma evler yerine, yeşillikler arasındaki modern konutlarda yaşamaya başlamış olacak.

UZAY ASANSÖRÜNDEN BAKIŞ

Yazının Devamını Oku

Çeşme - Karşıyaka 3 saat

 GEÇEN hafta pazar günü Çeşme’den Karşıyaka’ya tam 3 saatte gidebildiğinden yakınıyordu bir yakınım.

İzmir – İstanbul arasının bile 3.5 saate düştüğü bir zamanda Balıkesir’e 1.5, Bursa’ya 2.5 saatte gidebilir hale geldik, ama İzmir’de trafiğe takılırsanız yandınız. Bir saatlik yol 3 saati buluyor.
Aslında hiç şaşmamak gerek. Sadece hafta sonları değil, artık hafta içinde de Çeşme otoyolu vızır, vızır işliyor. Sadece İzmir değil, İstanbul, Bursa, Manisa, Ankara plakaları da yolları dolduruyor.
Türkiye’nin her yerinden gelip Urla, Çeşme, Mordoğan, Karaburun yönüne gidip gelenler otoyolda buluşuyor. Ama yaz aylarında özellikle dönüş yolunda İzmir yönüne akan trafik, çevre yoluna çıkmayanlar için Üçkuyular feribot iskelesinin önündeki döner kavşaktaki trafik ışıklarında düğüm oluyor.
Aslında bu ışıklar olmasa akış çok daha rahat olacak. Ama sürücüler hala döner kavşaklardaki trafik kurallarını öğrenemeyip, ada etrafında dönen araca yol vermek yerine, önce ben geçeyim kültürsüzlüğüyle yola atladığı için ortalık karman çorman oluyor. Bu durumda döner kavşaklara mecburen trafik lambaları konuyor. O zaman da kırmızı ışıklarla trafik sürekli kesildiği için otoyolda kuyruklar uzadıkça uzuyor.
Avrupa’da trafiği kesintisiz akıtmak için trafik ışıklarını kaldırıp döner kavşaklar yapılmaya uzun yıllar önce başlandı. Ama orada sürücüler kurallara uyup, döner kavşağa önce giren araçlara yol verdiklerinden, sırası gelen giriyor ve trafik kesintisiz akıyor.

 
Doldur - boşalt Bostanlı

İZMİR - Çeşme otoyol trafiğinin tek derdi tabii ki, döner kavşak değil. Üçkuyular feribot iskelesindeki gemi kuyruğu da bir felaket. Benim anlayamadığı yeni ve hızlı gemiler gelmesine rağmen neden seferlerin hala 35 dakikada bir yapılıyor olması. Pek çok sürücü “Bu kadar bekleyeceğime Körfez’i dolaşırım” deyip kendini şehir trafiğine atıyor.

Yazının Devamını Oku

Gözümüz ‘Gar’ önünde

SÖZE, Kıbrıs Şehitleri girişinde İzmir’e yeni bir kimlik katan tarihi desenlerle bezenmiş yaya geçidine övgüyle başlayayım. İnsanı öne çıkaran bir anlayışla yapılan düzenleme birkaç yıl sonrasının yeni İzmir’i için de işaret fişeği.


Ancak bütün bu olumlu gelişmeler trafik sıkışıklığı gerçeğini yok etmiyor. Okullar kapalı ve kent boşalmasına rağmen İzmir’de trafik alışılmadık şekilde yoğun. Bunun en önemli nedeni korona salgını. İnsanlar virüs bulaşacak korkusuyla toplu ulaşım yerine özel araçlarını kullanıyor.
Salgının ilanı öncesi 10 Mart 2020 tarihinde İzmir’de toplu taşımada günlük kullanım 1 milyon 900 bin imiş. Bu rakam salgın şiddetlendiğinde 200 binlere kadar inmiş. Şu an ise 900 bine çıkmış. Özetle toplu kullanım yarı yarıya azalmış. İnsanlar özel araçlarına yönelmiş.
Ne yazık ki, İzmirlilerin metro ve tramvaylarla toplu ulaşımın rahatlığını keşfetmeye başladığı bir dönemde salgın geldi. Normal yaşama dönüş ise birkaç yılı bulabilir. Ayrıca bilim insanları artık her 20 yılda bir bu tip yeni salgınlarla karşılaşabileceğimizi söylüyor.

PROJE İKİ AYA HAZIR
İzmir trafiğinin kabuslarından biri Alsancak Garı önü. Karşıyaka, Bornova, Çankaya, Konak her yönü etkiliyor. Neyse ki Başkan Tunç Soyer müjdeyi verdi. Gar önündeki trafiği yer altına alacak proje iki aya kadar hazır olacakmış.
Aslında proje yıllardır gündemde. Ancak inşaat sırasında değişecek trafik güzergahları, çevreye vereceği sıkıntılar gibi nedenlerle hep gecikti.

Yazının Devamını Oku

W olmamak için maske tak

KÜRESEL salgının vurduğu ekonomi nihayet uyanma işaretleri vermeye başladı. Bu gelişmeyi konut satış reklamlarından da görmek mümkün. Son zamanlarda TV ekranlarında, özellikle İzmir’in yeni yerleşim merkezlerinde yükselen modern konut reklamları sürekli dönüyor.

 
Geçmiş deneyimler konut satışlarının faizler yüzde 1’in altına indiği zaman ciddi şekilde arttığını gösteriyor. Bugün İzmir’de her biri ayrı birer mahalle gibi olan gayrimenkul projelerinde yer alan konutlar sadece yüzde 0.64 faiz oranıyla satılıyor. Hem de 1 veya daha fazla yılı ödemesiz 15 yıla kadar varan vade seçenekleriyle...

TAPU DAİRELERİNDE KUYRUK
Nitekim, bu kampanyaların olumlu sonuçlar verdiğini tapu dairelerinde kuyrukların uzamaya başlamasından anlıyoruz. Alım satımlar öylesine hızlandı ki, İstanbul’da tapu dairelerinde 2 – 3 hafta sonrasına randevu verilmeye başlandı. İzmir’de de tapu dairlerinde kuyruklar uzarken randevuların günler sonrasına verilmeye başlandığı gözleniyor.

OTOMOBİL YOK SATIYOR
Benzer bir durum otomobil satışlarında da görülüyor. Şu anda otomobil talebi adeta patlamış durumda... Salgın hastalık korkusuyla toplu ulaşım yerine özel araç kullanımının artması otomobil talebindeki en büyük etken. Talep var, ama üç ay üretim durup stoklar tükendiği için sıfır otomobil bulmak çok zor. Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt, üretici firmaların 2020 yılında toplam 550 - 600 bin otomobil satmayı hedeflediğini, şimdi ise 700 bin satabilecek talep olduğunu, ancak ellerinde oto olmadığını söylüyor.
Otomobile talebin artması lastikten, vites kutusuna binlerce parça üreten yan sanayi firmalarının ürünlerine de talebin artması demek. Bu da son birkaç yıldır daralarak yıllık 1 milyonluk satışlardan 350 - 400 binlik satışlara düşerek, daralma zorunda kalan otomobil sektöründe işlerini kaybedenler için yeni bir umut. Atatürk Organize’den, Kemalpaşa, Manisa, Torbalı, Aydın organizeye kadar otomotiv yan sanayinin çok önemli firmalarını oluşturan Ege Bölgesi için sektördeki gelişmeler çok önemli...

Yazının Devamını Oku

Bir zamanlar İzmir’in çarşıları

 ÜNLÜ tarihçi İlber Ortaylı, “Geleceğe yön verebilmek için geçmişi bilmek gerek. Nasıl ağacın köküne su dökmeden meyve almak mümkün değilse, tarihimizi bilmeden geleceğe adım atmak da mümkün değildir” diyor.


Bugün olduğu gibi tarihte iki büyük salgın hastalığın yanı sıra şiddetli depremler ve yangın felaketleri yaşayan İzmir her defasında ayağa kalkıp bugünlere ulaşabilen bir kent. O nedenle geleceğin İzmir’i için geçmişin İzmir’ini iyi bilmek gerek. Bu konuda yeni bir çalışma Ege Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (ESİAD) tarafından bir süre önce yayımlandı. “İzmir’de Ticaret Hayatı ve Çarşılar” adlı Yaşar Ürük’ün hazırladığı kitap 1850 ile 1930 yılları arasında İzmir’deki yaşamı anlatıyor.
Kitapta, bir zamanlar denizin Kemeraltı’nda Hisar Camisi önlerine kadar uzandığı eski iç liman döneminden Karşıyaka ve Göztepe’de atlı tramvay seferlerinin başlamasına, ilk telefon ve ilk elektrikten, Doğu Akdeniz’in tüccar batılıları Levanten’lere, Frenk Mahallesi’nden ünlü Sporting Kulüp’teki koltuk ve perdelerin renklerine, Kramer Otel’deki etkinliklere kadar sosyal hayat ve eğlenceleriyle de İzmir yer alıyor.
İnce detaylar ve hikayelerin yer aldığı çalışmada örneğin Konak semtinin adının bir zamanlar astığı astık, merkezi yönetimi hiçe sayan İzmir Mütesellimi Katipoğlu Hacı Mehmet’in oturduğu bugünkü Hükümet Konağı’nın bulunduğu yerdeki 40 odalı Katipzade Konağı’ndan geldiğini öğreniyoruz.

YANGINDAN ÖNCE İZMİR NASILDI
Benim en ilgimi çeken bölümlerden biri ise ‘Büyük Yangın’dan önceki İzmir oldu. Bu kitaptaki belge ve anlatımlarla yangın öncesi İzmir’i çok daha iyi canlandırmak mümkün. Örneğin Kıbrıs Şehitleri civarında bugün sadece bir ucu kalan ünlü Frenk Sokağı’nda yangından önce hangi mağazaların yan yana sıralandığını bile kitapta görmek mümkün.

Yazının Devamını Oku

Aman dalgaya kapılmayalım

KORONA tedbirlerinin gevşetilmesiyle İzmir bir anda aslına döndü.

Ayların baskısından kurtulmanın rahatlığıyla Kordon başta olmak üzere pek çok yer cıvıl cıvıl oldu. İnsanlar eski günlerini öyle özlemiş ki sosyal mesafeler unutuldu, maskeler çıkarıldı. Esnaf da ilk günlerdeki özenin aksine sıcak havaların da etkisiyle maskeleri önce burnun, daha sonra çenenin altına kadar indirmeye başladı.
Aslında alınan önlemlerle özlenen gelişme olmuş, İzmir ve İstanbul’da vaka sayıları düşmüştü. Ama hala Türkiye’de günlük yeni vaka sayısının ortalama 1000 kişi civarında takılıp kaldığını unutmayalım. Geçen haftaki görüntüler devam ederse, dışarıdan tatile gelenlerin de etkisiyle İzmir’de uykuya yatmış canavar bir anda virüs saçmaya başlayabilir.


İKİNCİ DALGA YÜZDE 8.1 KÜÇÜLTÜR
Vakalar artıp korkulan ikinci dalga gelirse yeni ölümlerle birlikte ekonomide de büyük riskler bekleniyor. Bu konuda en çarpıcı raporlardan biri Türkiye’nin de üyesi olduğu Uluslararası Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nden (OECD) geldi. OECD son raporunda Türk ekonomisinin 2020 yılında yüzde 4.8 daralıp 2021’de ise yüzde 4.3 büyümesini öngördü. Fena bir tahmin değil. Salgın hastalığın etkisiyle hızlı düşüşün ardından ekonomi gelecek yıl hızla toparlanıp rayına oturabilir.
Ancak OECD’nin bir tahmini daha var. Eğer salgında ikinci bir dalga gelirse ekonomi şimdiki tahminin iki katı, yüzde 8.1 daralacak. Raporda, “İkinci dalganın geldiği senaryoda, karantina, kapatma tedbirlerinin yeniden uygulanması 2020’de daha keskin yatırım ve üretim düşüşüne, 2021’de daha kademeli, daha yavaş yavaş bir toparlanmaya yol açar” değerlendirmesini yapılıyor.
Durum çok açık. Bugüne kadar alınan her türlü önlemler ve bilinçlendirme kampanyalarına rağmen bulaşıcılığı önleyecek tedbirlere hala uyulmuyorsa bunun bedeli çok ağır olacak. Yüzde 8.1 daralma en başta işsizlikle başı dertte olan gençleri ve yeniden dükkanlarını kapatmak zorunda kalacak olan maskelerini gevşetmeye başlayan esnafı etkileyecek.

Yazının Devamını Oku

2022 sonuna kadar maskeliyiz

GEÇEN hafta Çeşme’ye yolum düştü.

 

Seyahat yasağının kalkmasıyla 34 başta olmak üzere yabancı plakalı araçların istilasına uğramıştı ilçe. Kafeler dolmuş, maskelerin altından içecekler yudumlanmaya çalışılıyordu. Yeni normal bir görüntü vardı.
Ancak hizmet sektöründeki maskeli yaşam ve sosyal mesafe titizliği inşaat başta olmak üzere diğer iş kollarında pek görülmüyordu. İnşaatlarda ya da örneğin bahçe yapımında çalışanlar bırakın maske takmayı, sosyal mesafeye bile uyamıyor ya da işleri gereği bunu yapamıyordu.
Bu çalışanlar virüs kaparsa ailelerine ve birlikte çalıştıkları arkadaşlarına da taşıyacaklar. Gittikleri market, lokanta gibi yerlerde bulunan diğer müşteriler ve oraların çalışanları için de aynı tehlike mevcut.
Artık yeni normal gerçeğini kabul etmek gerek. Harvard Üniversitesi akademisyenlerinin çalışmasına göre maske ve sosyal mesafeli yaşam tarzı 2022 sonuna kadar sürebilecek. Araştırma eski normal yaşama dönebilmek için bazı soruların cevabının bulunması gerektiğini söylüyor. Bunlardan bazıları şöyle:
Virüsün yayılma hızı mevsimlerle değişecek mi? Hastalığa yakalananlarda ne kadar bağışıklık olacak? Çeşitli koronavirüslerine maruz kalıp hafif atlatanların geçirdikleri hastalık Kovid-19’a karşı koruma sağlayacak mı?
Araştırmacıların bilgisayarlarda yaptıkları modellemelere göre yeni vakalara karşı hastane kapasitelerinin artırılması gerekiyor. Hem hastanelerin hazırlanması, hem de aşı bulunsa bile herkese ulaştırılıncaya kadar geçecek süre hesaplandığında 2022 boyunca da maskeleri takıp, sosyal mesafeyi korumak gerekecek. Bir başka deyişle daha iki yıldan daha fazla sevdiklerimizle, dostlarımızla kucaklaşmaya hasret kalacağız.


Yazının Devamını Oku

Ege’de ballı fırsatlar

SALGIN hastalıktan korunmada bağışıklık sistemini güçlendirmenin önemi anlaşılınca propolis, ham bal, arı keki, arı sütü gibi ürünlerin reklamları son zamanlarda arttı.

 

Arıcılıkta dünya liderlerinden biri olan Türkiye’nin önemli bir değeri de böylece yeniden keşfedilmeye başlandı. Türkiye bu ürünlerin en yararlılarından olan çam balı üretiminde dünyanın en büyüğü. Ege ise çam balı üretiminde Marmaris ve Fethiye başta olmak üzere Muğla yöresiyle Türkiye’nin en büyüğü.
Koronavirüsün gölgesinde kaldı ama geçen ay “Dünya Arı Günü” üçüncü kez kutlandı. ‘Arı terapi’ denilen arı ürünleriyle alternatif tedavi yöntemlerinin önemi anlaşıldığından üç yıl önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 115 ülkenin oybirliğiyle 20 Mayıs tarihini ‘Dünya Arı Günü’ olarak kabul etti.

MATEMATİK BİLEN ARILAR
Arılar matematik kavramları anlayabilecek kadar zeki ve insanlar gibi birbirleriyle iletişim yetenekleri çok güçlü bir canlı türü. Öncelikle yaz aylarında nüfusları 80 ile 100 bine kadar çıkan her bir arı kovanının ayrı bir devlet gibi olduğunu söyleyeyim. Kraliçe arının yönetimindeki bu devlette kapıda bekleyip yabancı arıları içeri sokmayan muhafızlar, daha üç günlük iken kovan içi temizliğe başlayan yavrular, yeni doğanların bakımını yapanlar, çiçeklerden polen ve nektar toplayıp koloniye taşıyan tarlacılar, su taşıyıcılar, nektarı bala çeviren, balı peteklere seren işçi arılar gibi ciddi bir iş bölümü mevcut.
Arıların dünyasında çalışmayana ekmek yok. Mesela besin toplamak için çiçeklere gitmeyen erkek arılar kraliçenin yumurtlamasına yardımcı olduktan sonra yan gelip yatıp bal yemesinler diye işleri bitince ya öldürülüyor ya da koloniden atılıyor. Kraliçe arı yaşlanıp koloninin varlığını sürdürebilmesi için yeterince yumurtalayamıyorsa onun da sonu geliyor. Koloni hemen kendine yeni bir kraliçe yetiştirip başa geçiriyor.
En az balmumu kullanımı ile en çok bal konulabilen altıgen şeklindeki petekleri milim hatasız yapan arılar kovanlarına klima sistemi bile kuruyor. Sıcak havalarda arıların bir bölümü kovanın giriş deliklerinin önünde kümelenip kanat çırparak içeriye taze hava gönderiyor. Kovan içindeki bir grup ise birbirlerinin bacaklarına tutunarak yukarıdan aşağı salkım oluşturarak hep birlikte kanat çırparak içerideki sıcak havayı dışarı gönderip kovanda hava akımı ve serinleme sağlanıyor.

DÜNYA MARKALARI ÇIKAR

Yazının Devamını Oku