40 bin İzmirli unutulmasın

DEPREMİN ardından İzmir’de incelenen 110 bin bin binadan 6 bininde hasar olduğu belirlendi.

 

 Ağır hasarlı binaların sayısı 440. Bu binalarda bulunan daire ya da bağımsız bölüm sayısı ise 4 bin 200. Orta hasarlı bina sayısı 511. Orta hasarlı binalarda bulunan bağımsız birim sayısı ise 7 bin. Bir başka ifadeyle ağır ve orta hasarlı binalarda yaşayan 11 binden fazla aile ya da işyeri bir anda kendini sokakta buldu. Nüfusa vuracak olursak yaklaşık 40 bin kişi.
Şimdi bu 40 bin kişi hareket halinde. Depremin olduğu 30 Ekim’den bu yana İzmir sokakları evden eve nakliye araçlarıyla doldu. Kimi hasarlı evleri boşaltıyor, kimi yeni taşınılan evlerin eşyasını yerleştiriyor. Böylesine büyük bir nüfus hareketinin sonucu satılık ve kiralık ev fiyatları da uçmuş durumda. Bırakın normal evi, prefabrik ev fiyatları bile uçmuş. Daha önce 70 - 80 bin lira olan prefabrik evlere 150 – 200 bin lira isteniyormuş.

KİRA YARDIMI ÖNEMLİ
Deprem acısı, ev, barkın dağılmasının şoku sürerken, bir de fahiş fiyatlarla baş etmek kolay değil. Hele bu evlerde oturanların çoğunlukla orta halli, bütçeleri sınırlı aileler olduğunu düşünürsek, sıkıntı daha iyi anlaşılır.
Böyle bir dönemde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kira yardım kampanyası çok doğru bir proje oldu. Başkan Tunç Soyer, evleri ağır hasarlı olan 4 bin 200 bağımsız birimden 3 bin 400’üne 5 aylık kirayı yatırmaya başladıklarını söyledi. Ama unutmayalım, orta ve ağır hasarlı toplam 11 binden fazla daire var. Bu hesaba göre en az 5 bin aile daha sıkıntıda olmalı.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bir yıla kadar yeni konutların hazır olacağını söyledi. Oda ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla ‘Birlikten İzmir Doğar’ kampanyasıyla yapımına başlanacak konutlar da en erken 1 yıl sonra hazır olur. Ama en zor zamanlar, içinde yaşadığımız şu günler. Yeni konutlar yapılıncaya kadar kira yardımı ve benzeri kampanyaların kesintisiz sürdürülüp, depremzedelere sahip çıkmak gerek. Unutmayalım, deprem bölgesinde yaşıyoruz. Her an, her İzmirlinin başına aynı felaket gelebilir. Sağlıklı bir kentsel dönüşüm yapılıp, depremden korkmadan oturulabilecek konutlara kavuşuncaya kadar İzmirlilerin birbirlerine destek olmaktan başka çaresi yok.


Aman İtalya gibi olmayalım
İZMİR Valisi Yavuz Selim Köşger, depremden sonra kentteki koronavirüs vaka sayısının iki kat arttığını açıkladı. Sürpriz bir gelişme değil. Can derdine, yakınlarını kurtarma telaşına düşmüş insanların salgın hastalık, maske düşünecek halleri yoktu.
İki Türk bilim insanının dünyayı kurtaracak aşıyı bulması, tünelin ucundaki ışığı gösterdi. Ama hala zamana karşı yarış içerisindeyiz. Bir yıldan önce aşının her yere ulaşıp, tehlikenin bitmesi beklenmiyor.
İtalya’da hastanelerde yer yokluğundan hastaların tuvaletlerde ölmeye başladığı haberleri geliyor. Türkiye’de ve İzmir’de de hastanelerde büyük bir yoğunluk yaşanıyor. Hastanelere düşmemek için önce kendimizi korumalıyız. Maskesiz dolaşmama, 65 yaş üstü sokağa çıkma yasağına uyma, yollarda sigara içmeme gibi tüm kısıtlamalara katlanmak gerek. Ayrıca, genç nüfusun da bu işin ciddiyetine varması gerekiyor. İtalya’nın durumuna düşmemek için başka çaremiz yok.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Pandemi fırsat yarattı

 İZMİR’in dijital turizm ansiklopedisinin hazır olduğu açıklandı.

Dijital ansiklopedide tarih ve kültür, gastronomi, kültürel miras, etkinlik ve festivaller, inanç, endüstriyel miras, deniz ve kıyı, doğal kırsal alanlar, sinema, sağlık, konaklama başlıkları altında 2 binden fazla turizm odak noktası bir araya getirilmiş.
Pandemi, sanal dünyaya geçişi en az 10 yıl erkene alarak yeni bir yaşam tarzı başlattı. Bugün artık iş toplantıları, konferanslar, seminerler, fuarlar, aile ve akraba toplantıları, hatta kız isteyip söz kesmeler bile sanal ortamda yapılıyor. Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı bu dijital envanter çalışması o nedenle yeni yaşam tarzımıza çok uyuyor.

YENİ DÜNYANIN TOHUMU
Geçen yılla ilgili en güzel değerlendirmelerden birini, “2020 yeni dünya düzeninin tohumuydu” diyen Ege İhracatçılar Birliği (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi yaptı. Pandeminin dünyanın ihtiyacı olan daha adil, daha güvenli, daha şeffaf yeni bir ekonomik model için zemin hazırladığını söyleyen Eskinazi’ye göre dijitallleşme ve block chain teknolojisi hem dünya ekonomisi, hem de iklim krizinin geleceği olabilecek.
Günümüzde en büyük sermaye bilgi... Block chain teknolojisiyle daha önce çok maliyetli olan bilgiye erişim artık hem daha hesaplı, hem de cep telefonuyla bile mümkün. Artık siparişten üretime bütün süreçlerin kontrol altında tutularak atıkların minimize edilmesi, gıda israfının azalması, zaman ve kaynak tasarrufuyla üretim maliyetlerini düşürmek mümkün.
Ayrıca e-ticaretin yükselip dijital ödemelerin yapıldığı bir dönemdeyiz. Tüketiciler istedikleri ürünlerin onlarca, yüzlerce çeşidini online alışveriş sitelerinde fiyatlarını karşılaştırarak alabiliyor. Bu durum satıcılar arasında rekabet ortamını keskinleştirdi. Artık ilerleyip, ciroları artırmak için block chain teknolojisi iş dünyasının olmazsa olmazı haline geliyor.

KARBON AYAK İZİ BÜYÜK OLAN YANDI

Yazının Devamını Oku

2021’de İzmir

 VİRÜSTEN korunmak için evlerde hapis karşıladığımız 2021’in ilk özgür günündeyiz. Umarız her şey yolunda gider, tahmin edildiği gibi nisan-mayıs sonuna kadar toplumun büyük bölümü aşılanmış olur. Görünen o ki, İzmir’de 2021 geçiş ve geleceğe hazırlık yılı olacak. Altyapı ve trafik gibi yaşam kalitesini artıracak projeler sürerken, İzmir’in bu yıl üç ana konuya odaklanması gerekecek. Pandemi, deprem ve küresel ısınma. Şimdi sırayla olası senaryolara bakalım:


PANDEMİDE GÖZLER AŞIDA
Aşının salgının yayılmasını önlemede ne kadar başarılı olacağı yılın ilk yarısında belli olur. Turizmden hazır giyime, yiyecek, içecek, eğlenceden bu sektörlerin tedarikçileri yumurtadan süte, etten pamuğa onlarca iş kolu ve yaşamlarını bu sayede sürdüren milyonlarca kişinin kaderi bu salgının önlenmesine bağlı olacak. Eğer her şey yolunda giderse yılın ikinci yarısından itibaren turizm başta olmak üzere bütün bu sektörler nefes almaya başlayabilir. Tabi geçen yılın son aylarında uluslararası piyasalara güven verme amacıyla yapılan ekonomik düzenlemelerin kararlı bir şekilde uygulanmaya devamı şartıyla.

DEPREM ARTIK BİRİNCİ ÖNCELİK
İzmir bundan sonra geçen yılın son çeyreğinde acı bir şekilde hatırladığı deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenecek. Yılın son günlerinde 30 ve 31 Aralık’ta Urla ve Seferihisar’daki 4.3 ve 3.9’luk depremler bile adeta, “Sakın bizi unutmayın” mesajları gibiydi. İzmir’de yapıların en az yüzde 70’i yenilenmek zorunda. Seferihisar açıklarındaki depremin bile Bornova’yı yıktığı deprem acı bir uyarı oldu. O nedenle Başkan Tunç Soyer, İzmir’de artık birinci önceliğin depreme hazırlık olacağını söyledi. Olası bir felakette on binlerce İzmirlinin hayatını koruyabilmek için yapılacak kentsel dönüşüm planları 2021 yılında dört gözle beklenecek. Gültepe’de planları yapılan kentsel dönüşüm için ilk temeller bu yıl içinde atılırsa bütün İzmir için çok güzel bir örnek olabilir.

KÜRESEL ISINMADA KRİTİK NOKTA
Yeni yıla yağışlı girsek de İzmir hala kuraklığın tehdidi altında. Eğer gezegenimize böyle hoyrat davranmaya devam edersek 60 yıla kadar dünyada ekim yapılacak bir karış toprak bile kalkmayacağı Birleşmiş Milletler tarafından açıklandı. Yeni doğan bir bebek 60 yaşına geldiğinde veya bugün 15 yaşında olan bir genç yaşı ilerledikçe yeni teknolojilerin nimetlerinden yararlanma bir yana açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

20 YILDA HER ŞEY DÜZELEBİLİR

Yazının Devamını Oku

Sonunda gidiyorsun 2020

ARKASINDA gözyaşı ve acı bırakarak gidiyor 2020. Bu perşembe saatler 24.00’ü gösterdiğinde hatırlamak istemeyeceğimiz bir yılı geride bıkacağız. Her yıl büyük umutlarla girilen yılbaşı gecesini bile hapis olarak evde tek başına geçireceğiz. Ne arkadaşlarımız olacak yanımızda, ne de akrabalarımız.


Kimi aileler masalarında bir ya da birkaç sandalye boş kalmış olarak girecek yeni yıla. Salgın hastalıkta hem babasını, hem de ablasını kaybeden bir genç başlarına gelenlere hala inanamayarak karşılayacak 2021’i. Ya da İzmir depreminde eşini, yakınını kaybeden, annesiz-babasız kalan çocuklar, evleri yerle bir olarak 15 saniyede hayatları değişenler büyük bir hüzünle girecek yeni yıla.

HATIRLAMAK İSTEMEYECEĞİZ
Kovid-19 dünyaya büyük bir travma yaşattı. Ama İzmir, hem salgın hastalık, hem de 6.9’luk depremle aynı yıl iki büyük felaketi birden yaşadı. Yaşananlardan sonra 2020 bir daha hiç hatırlamak istemeyeceğimiz tarihler arasına girecek. Aynı İzmir’in işgal edildiği 1919 yılı ve düşman işgalinden kurtulurken büyük İzmir yangınının yaşandığı 1922 gibi.
Ne yazık ki toplumlar savaş, salgın hastalık, doğa felaketleri gibi nedenlerle zaman zaman alt üst oluyor. Ancak insanoğlu bir şekilde yaşadığı zorlukların üstesinden gelebilecek akla ve beceriye sahip. Bunun son örneğini şu günlerde yaşıyoruz. Yeni yıla hayatımızı cehenneme çeviren virüsten bizi kurtaracak aşının bulunmasıyla giriyoruz. Hem de iki Türk bilim insanı Prof. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci tarafından. Dünyayı kurtaran bu iki bilim insanının Türk olması 2020’de hatırlayabileceğimiz az sayıdaki güzel olaylardan biri olacak.

UNUTULAMAYACAK GÜZELLİK
Geçen yıldan unutulamayacak bir başka güzellik ise depremin ardından başlayan ‘İzmir Dayanışması’ olacak. Bütün İzmir dünyaya örnek olacak bir dayanışmayla hem depremzedelerin çok kısa sürede çadırlardan çıkıp normal yaşama dönmesini gerçekleştirdi, hem de yeni evleri için destek sağladı.

Yazının Devamını Oku

15.3 milyar kurumasın

HEM kurak bir kış yaşayan, hem de sular altında kalan İzmir her yıl daha fazla küresel ısınmanın etkisi altına giriyor.

 

Geçen hafta yayımlanan bir araştırma dünyanın tahminlerden yüzde 18 daha fazla ısındığını ortaya koydu. Sanayi devriminden bu yana dünyanın ortalama sıcaklığının 0.91 derece arttığı hesaplanıyordu. Son araştırma ortalama ısı artışının 0.91 değil, 1.07 derece olduğunu gösterdi. NASA ve iki uluslararası kuruluşun verileri birbiriyle uyuştuğu için durum çok ciddi. Son verilere göre dünyada daha büyük iklim felaketleri 2050’den çok daha önce başlayabilir.

KÜRESEL ISINMA SEL GETİRDİ
Dünyanın tahminlerden yüzde 18 fazla ısınmasının yarattığı iklim değişikliklerinin sonuçlarını bölgemizde de yaşayarak görüyoruz. Aylardır beklediğimiz yağış üç günde indi, İzmir göle döndü. Hem de can alarak ve Mavişehir’de yüzlerce aracı sular altında bırakarak... Ama alışmamız gerek. Küresel ısınma böyle sürerse İzmir daha çok fırtınalar, su baskınları, hortumlar görecek. Kent planları artık buna göre yapılmalı.
Selden sonra yine akıllara takılan, “Bu çağda Mavişehir’de denizin taşmasını önlemenin bir çaresi yok mu?” sorusunun cevabını Başkan Tunç Soyer verdi. Denizaltından kuşaklama çalışmalarının iki aya kadar tamamlanacağını açıkladı. İlk kez deniz içinde betonlama yapıldığını, üzerine de 1.5 metrelik set inşa edileceğini belirterek, “Bundan sonra Mavişehir’de taşma olmayacak” sözünü verdi.

İZMİR TÜRKİYE’NİN MANDIRASI
Aslında zor bir durum var. Bir yandan su baskınları olurken, diğer yanda susuzluk İzmir ekonomisi için büyük bir tehdit. İzmir, Türkiye’nin üçüncü en büyük tarım üretim merkezi. Süt ve süt ürünleri üretiminde Türkiye’nin ikinci en büyüğü.

Yazının Devamını Oku

En zor 8 ay

AŞININ ilk vurulduğu yer olan İngiltere’de yurtdışı seyahat planları, “Nereye tatile gidelim?” sohbetleri yeniden başlamış. Yaklaşık bir yıldır önlerini göremeyen insanlar, nihayet eskisi gibi güzel bir tatilin hayalini kurabiliyor. Gelinen bu nokta bile aşının gücünü gösteriyor. İngiliz turistlerin en sevdiği tatil yerleri Fethiye, Marmaris, Bodrum gibi Ege’nin turizm merkezleri için güzel haberler bunlar.

 


Aşılama başladıktan sonra Türkiye’de olabilecek gelişmeleri değerlendiren Prof. Ateş Kara, her şey yolunda giderse temmuz ayında maskeleri çıkarabileceğimizi söylüyor. Demek ki, tehlikenin bitmesine daha 8 ay kadar var. Yine de maskelerin çıkarılacağı tahmini bir tarih bile belirsizlikleri azaltıyor.

BİR GÜNDE 3 BİN ÖLÜM
Ancak başka bir gerçeği unutmamak gerek. Aşı bulunsa bile virüs halen can almaya devam ediyor. Virüs geçen hafta ABD’de 24 saatte 3 binden fazla kişiyi öldürdü. Bir günde ölen Amerikalı sayısı, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Pearl Harbour baskını ve tarihin gördüğü en büyük terörist eylem 11 Eylül İkiz Kuleler saldırılarını bile geçti.
Türkiye’de ise günlük vaka sayıları 30 binin üzerinde seyrederken yaşamlarını kaybedenlerin sayısı 15 bini aştı. İzmir, geçen hafta en riskli illerden biriydi ve yoğun bakım ünitelerinde doluluk oranı yüzde 80’lere ulaşmıştı. Evet aşı bulundu ama 8 ay daha virüsten çok iyi korunmamız gerek. En etkili korunma ise kapanmadan geçiyor.

HAYALET ÇARŞIDAN FARKSIZ

Yazının Devamını Oku

Bitmeyen bahar hüzün getirdi

 KARAKIŞ aylarına girdik, ama hala güller açıyor, kelebekler daldan dala konuyor.

Aralık ayında olmamıza rağmen ortalama sıcaklıklar 16 - 17 derece. Gelecek 1 ile 1.5 ayın tahminlerine göre birkaç gün dışında İzmir’de ocak ortasına kadar sıcaklıklar gündüz 15 - 16, akşam 8 - 9 derece görünüyor.
Bitmeyen bahar, içinde bulunduğumuz salgın döneminde biraz ilaç gibi geldi. Soğuk olmadığından daha az içerilere kapanıldı. Havalar mevsim normallerinde sürseydi vaka sayıları belki şimdikinin birkaç katı olacaktı. Bitmeyen baharın bir başka katkısı da ceplere oldu. Doğalgaz, elektrik, ısınmayla ilgili bütün faturalar daha az geldi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2020 Ekim, uzun yıllar ortalamalarının 3.2 derece üzerinde son 50 yılın en sıcak ayı olmuş. Ege Bölgesi’nde ekim ayı ortalama sıcaklıkları normalde 16.8 derece iken 2020 yılında 19.3 derece olmuş. Aydın 39.5, Manisa 38.2, Denizli 36.9, Akhisar 38.3 dereceyi görmüş.

ZEYTİN YAĞLANAMADI
Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. Geçen yıldan bu yana seyreden mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar en başta tarımı vuruyor. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi raporuna göre, nisan ve mayıs aylarında tam çiçeklenme döneminde 35 - 40 dereceye varan aşırı sıcakların etkisiyle zeytin ağaçlarında çiçekler yandı, kuruma oldu ve verim düştü. Eylül ve ekim aylarındaki aşırı kuraklık nedeniyle de zeytinde yağlanma olmadı ve istenilen dane büyüklüğüne ulaşılamadı. Bunun sonucu, zeytin ve zeytinyağı üretiminde verimin bu yıl yüzde 20 - 30 daha az olması bekleniyor. Ayvalık, Altınova gibi sahil kesimlerindeki ağaçlarda hiç zeytin görülmezken, yükseklerdeki ağaçlarda zeytin oranının yüzde 20 - 30 olduğu belirtiliyor. Bölgede sadece Akhisar’da var yılı olduğu için sofralık zeytin mahsulü normale yakın görülüyor.

BAL ÜRETİMİ YÜZDE 70 AZALDI
Bitmeyen baharın en büyük mağdurlarından biri de arılar. Çam balında dünya birincisi Muğla’da bu yıl üretimin yüzde 70 düşük olduğu açıklandı. Türkiye Arıcılar Birliği Başkanı, mayıs ve haziran aylarındaki kuraklık nedeniyle çam balı üretim için arıların beslendiği böceklerin aç kalarak öldüğünü söyledi. Bunun sonucu ilk kez ağustos ve eylül aylarında yapılması gereken bal hasadı yapılamadı. Umutlar ekim ve kasım ayındaki son hasada kalmıştı, ama o da gerçekleşmedi. Bırakın bal hasadını, 6 bin ailenin geçim kaynağı arılar açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı için arıcılar kovanları beslemek zorunda kaldı.

SALGIN VE DEPREM KADAR ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Çemberi kırmak için

EVE kapandığımız salgın günlerinde dünyayla en önemli bağlantı araçlarımdan modemim arızalandığı için bir alışveriş merkezine gitmek zorunda kaldım. Gördüklerimden içim yandı. Her zaman cıvıl cıvıl olan AVM’de in cin top oynuyordu. Bir gün önce vaka sayısının 29 bin olarak açıklanması, hemen etkisini göstermiş İzmirliler kendilerini karantinaya almıştı.


Ancak, bir de madalyonun öbür yüzü vardı. Konuştuğum mağaza çalışanları her an bir kapanma bekliyor ve haklı olarak bu durum uzun sürerse işlerini kaybetme endişesi yaşıyordu. İzmir’de sayıları 30’a yaklaşan AVM’erde 28 bin kişinin çalıştığını düşünürsek, bu korkuyu ne kadar çok insanın yaşadığını daha iyi anlayabiliriz.
Sadece AVM değil, İzmir’de halen kapalı bulunan 7 bin kıraathane, 3 bin 500 civarında restoran, irili ufaklı yüzlerce büfe, esnaf lokantası hepsi aynı durumda. Mayıs ayından bu yana kapalı bulunan birahane, disko, bar, meyhane gibi işletmelerin sayısı Türkiye’de 370 bini bulurken aşçı, garson, komi gibi buralardan ekmek yiyen 2 milyon kişi de ne olacağım kaygısını yaşıyor.


RESTORAN, KAHVEHANE KAPATMA YETERLİ Mİ
Peki, AVM, kıraathane, lokanta kapamak salgını önlemeye yeterli olacak mı? Her gün fabrikalara, dükkanlara çalışmaya giden yüzbinlerce kişi var. Birkaç rakama göz atmak yeter. Çiğli’deki Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 600 kadar işletmede 40 bin kişi çalışıyor. Çoğu çalışanın her gün İzmir’e gidip geldiği Kemalpaşa’da 30 bin, Manisa Organize’de 50 bin kişi çalışıyor. Ege Serbest Bölge’de 20 bin, Torbalı’da 10 bin, Aliağa Petkim’de 2 bin, Tüpraş’ta 3 bin gibi bu listeyi uzatmak mümkün....
Bir de 1. Organize, 2. Organize, 3. Organize Sanayi, Gıda Çarşısı, Tekstil Konfeksiyon gibi kümelenmiş işyerleri yanında Kemeraltı, Karşıyaka Çarşısı, Kıbrıs Şehitleri gibi her gün on binlerce kişinin gidip geldiği binlerce kişinin çalıştığı kalabalık çarşılar var. Genellikle toplu ulaşım araçlarıyla işyerlerine giden bu insanların bir yerlerden mikrop kapıp evlerine ve işyerlerine taşıma olasılığı çok yüksek. Günde bir milyon kadar kişinin otobüs, metro, tramvay, gemi gibi toplu ulaşımla taşındığını düşünürsek durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılır.


Yazının Devamını Oku

Ya kapan, ya da öl

KİM ne derse desin cafe, restoran, kıraathane gibi toplu buluşma mekanlarının kapatılması doğru karar.

 

Nedenini hemen söyleyeyim. Depremden birkaç gün önce ortalığın tenhalaşmasını fırsat bilip, aylar sonra ilk kez Urla’da deniz kenarında bir cafeye oturdum. Açık havada, sosyal mesafeye uygun uzaklıklardaki masalarda oturan birkaç müşteri dışında her şey normaldi.

VİRÜS BAYRAM ETTİ
Ancak, bir süre sonra yükselen seslerden arkamdaki masalardan birinin kalabalıklaştığını anladım. Dönüp baktığımda bağrış, çağrış kahkahaların gırla gittiği 6-7 kişilik bir grup gördüm. Giysilerinden belediye çalışanı oldukları anlaşılıyordu. Küçücük bir masanın etrafında maskesiz 25-30 santimlik mesafelerle burun buruna sohbet ediyorlardı. Gruptakilerden biri pozitifse, eminim karşısında bir sürü açık ağız bulan virüs bayram etmiştir.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bir hastanın ortalama üç kişiye bulaştırdığını söylüyor. ABD’de bilim insanları yeni tip Kovid-19’un en kolay ağızda çoğaldığını bulmuş. Ağız boşluğunun, özellikle de tükürük bezleri, dil ve bademciğin, virüsün ortaya çıkması ve yayılması için en elverişli yerlerden biri olduğu anlaşılmış. En kolay girdikleri yer ise burun.

AİLE HEKİMİMİZ DE ÖLDÜ
Ancak, yukarıda anlattığım gibi işin ciddiyetini anlayamayan hala çok sayıda insan var. Onların sorumsuzluğunun cezasını ise en fazla doktorlar çekiyor. Daha geçen hafta bizim de Urla’daki aile hekimimiz Dr. Cengiz Çil, böyle vurdum duymazlar yüzünden Kovid-19’a yakalanarak hayatını kaybetti. Çil’in çok sevilen bir hekim olduğunu söyleyen doktor arkadaşları, “Biz göreve her zaman hazırız, ama halkımızdan da aynı duyarlılığı bekliyoruz. Lütfen maskeleri takalım, sosyal mesafeye dikkat edelim. Halk bizim için de bir şeyler yaparsa ölümleri aza indiririz” dedi. İnanılmaz büyük bir savaş veriyor doktorlar. Hakları hiçbir zaman unutulmayacak. Bizden tek istedikleri ise maske ve mesafe.

Yazının Devamını Oku

Çiçek ve maymun

GEÇEN hafta depremin ağır hasar verdiği Manavkuyu’ya gittiğimde parka depremzede çocuklar için kurulan açık hava okulu dikkatimi çekti.

Çocuklara büyük yararı olduğuna eminim. Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Berrin Özyurt hazırladığı “Deprem ve Psikolojik Sonuçları” başlıklı bilgi notunda depremle başa çıkmanın özellikle çocuklar için çok zor olduğunu söylüyor.


ÇOCUKLARA PSİKOLOJİK DESTEK ŞART
Dr. Özyurt’a göre böyle bir felaketten sonra çocukların davranışlarında parmak emme, altını ıslatma, kabus görme, yalnız yatamama, büyüklerin yanından ayrılamama, sık sık sarılmak gibi değişiklikler görülüyor. Çok kolay ve sık sinirlenme, öfke nöbetleri ve içe kapanmalar, okul başarısının etkilenmesine de çok rastlanıyormuş. Çocuklar depremin kendilerinin daha önce yaptıkları bir kabahat yüzünden olduğunu düşünüp suçluluk duygusu da yaşayabiliyormuş. Sebebi bulunamayan mide bulantıları, karın ağrıları, baş dönmeleri, uyku bozuklukları, neşesizlik, durgunluk 1-2 ay sonra bile çıkabiliyormuş. Dr. Berrin Özyurt, büyüklere şu tavsiyelerde bulunuyor:
“Çocuklara yaşanan olaylar hakkında bilgi vermek, destek olmak, başkalarına yardımcı olmalarını teşvik etmek kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayacaktır. Depremin çocuğun yaptığı bir kabahatle ilgili olmadığı ve bu durumun bir ceza olmadığı çocuğa çok iyi anlatılmalıdır. Çocuğa güven vermek, gün içinde meşgul edecek, bedenen yoracak oyunlar oynatmak, yatmadan evvel masal okumak uykuya dalmasını kolaylaştırabilir.”

AYDA ÇİÇEK VERMİŞTİ
Tonlarca betonun altında aç, susuz geçen 4 günün sonunda sağlıklı bir şekilde çıkarak herkesi şaşırtan Ayda, hastanede, Sağlık Bakanı Koca’dan bebek değil, maymun isteyerek yine şaşırttı. Enkazdan çıkarılıp sedyeyle taşınırken gülen gözleriyle Türkiye’yi gözyaşlarına boğan Ayda’nın babası Uğur, oğlumun çok yakın çocukluk arkadaşlarından biri. Birkaç ay önce oğlum ve eşi, Uğur’u ve Fidan’ı ailelerinin Çeşme’deki evinde ziyaret etmişti. Ayda bıcır bıcır konuşup hepsini neşeye boğmuş, gelinimiz Nil’e dedesinin bahçesinden topladığı çiçekleri vermişti. Felakete uğrayanlar tanıdık kişiler olunca yarattığı şok daha büyük oluyor. Güzel anılarımızda yer alan Ayda ve Fidan’ın enkaz altında olduğunu öğrenince ailece yıkıldık. Çiçek veren küçücük ellerinin betonların altında olmasını bir türlü kabullenemedik. Sonra umutla beklemeye başladık.

TERMAL KAMERANIN SİNYALİ

Yazının Devamını Oku

Deprem geliyorum demez

 GEÇEN hafta deprem başladığında hazırladığım yazıyı gazeteye göndermek için son tuşa basmak üzereydim.

Benim ve yanımda bulunan eşim için de deprem bitmek bilmedi. Sarsıntı başladıktan sonra ayağa kalkıp evin kapısına yürüyüp bahçeye çıktıktan sonra hala sallanmaya devam ediyorduk. Bu satırı yazdığım sırada 5.1 Aydın Kuşadası depremiyle yine sallandık. Artçı sarsıntıların yanı sıra bu bölgede yakın zamanda 5.7 - 5.8 gibi yeni depremler olacağı bazı bilim adamları tarafından dile getirildi.
Ben 1999 depremini İstanbul’da tüm şiddetiyle yaşamış biriyim. Gece yarısı yaşadığım o depremde beşik gibi sallanan yatağımın sağ ya da sol tarafından inememiş, sonunda ileriye doğru kendimi atarak önden inebilmiştim. Belki gece yarısı 03.30’da uykuda yakalandığım için o depremin büyüklüğünü çok iyi anlayamamıştım. Ama Urla’da yakalandığım Seferihisar depreminde ne kadar büyük bir felaketle her an karşı karşıya olduğumuzu çok daha iyi anladım.


YÜZDE 70’İ RİSKLİ
İzmir’deki binaların yüzde 73’ünün sağlam olmadığını, bir büyük depremde çok büyük kayıplar olacağını yıllardan beri yazıp çiziyoruz. Ama kentsel dönüşüm başta olmak üzere yürütülen çalışmaların henüz çok az olduğu da acı bir gerçek. Vatandaşın kötü yapı da olsa metrekare kaybetmemek için mevcut mülklerinden vazgeçmek istememesi bunda en önemli etken.
Türkiye’ye göre 6.6 ya da 6.9, Yunanistan’a göre ise 7 büyüklüğündeki son depremin İzmir’i etkileyecek asıl büyük deprem olmadığını anlıyoruz. Fay hatlarıyla kuşatılmış İzmir’de kent merkezine daha yakın bir noktada kırılacak bir fay çok daha yıkıcı etkilere sahip olabilecek.


Yazının Devamını Oku

97’lik delikanlı

BU hafta Cumhuriyet’in 97’nci yılını kutlayacağız.

 

İnsan ömrü için çok uzun bir süre olan 97 yıl devletlerin tarihinde küçük bir zaman dilimi. 600 yıllık bir imparatorluğun temelleri üzerine kurulsa da Türkiye Cumhuriyeti dünyanın genç devletlerinden biri.
Cumhuriyet 1923 yılında kurulurken, kurumlarıyla, sosyal ve ekonomik yaşamıyla her şey sıfırdan başladı. Harf devriminden giyim kuşama, kadın erkek eşitliğine pek çok alanda geçmişe sünger çekilip yepyeni bir toplum yaratıldı. İşte o nedenle Atatürk, askeri dehası yanında yepyeni bir devlet yarattığı için tarih yazan dünya liderleri arasına girdi.
Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’nin nüfusu 10 milyondu. Cumhuriyet’in ilanından 7 ay önce Mart 1923’te İzmir İktisat Kongresi yapıldığında İzmir’in nüfusu ise sadece 500 bindi. İzmir’deki kongrede alınan kararlarla Cumhuriyet ilan edildiğinde izlenecek yol haritası belirendi.
Bugün 100 yaşına 3 yıl kala Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet olarak ekonomiden dış politikaya yeni dünya dengeleri içindeki yerini belirliyor. Birçok ülkenin 40-50, hatta 100 yılda geçirdiği pek çok reform ve dönüşüm genç Türkiye Cumhuriyeti’nde sadece 20-30 yıl gibi kısa periyotlarda yaşandı. Bu hızlı dönüşüm sırasında ekonomik ve siyasi dengeler sık sık bozuldu. İç çatışmalar oldu, dört darbe yaşandı. Ama köklerini imparatorluk kültüründen alan Türkiye Cumhuriyeti’nde genç Afrika ve Ortadoğu devletlerinden farklı olarak toplumun sağ duyusu her zaman kazandı.
Genç bir delikanlı heyecanıyla arayışlarına ve yoluna devam eden Türkiye Cumhuriyeti çarşamba günü 97’nci yaşını kutlayacak. İzmirliler her zamanki gibi büyük bir coşkuyla Cumhuriyet’e ve değerlerine sahip çıkacak. Kutlu olsun.

 

Üçte biri gitti

Yazının Devamını Oku

Gece ışıklarının yıldızı Manisa

 GEÇEN yıl bu köşede İzmir ekonomisinin 2018’de gece ışıklarından yapılan ölçümlerle değerlendirmesini yazmıştım.

Veriler, 2001’de kişi başı geliri sadece 2 bin 866 dolar olan İzmir’in 2014’e gelindiğinde 5-6 kat zenginleşerek 14 bin 500 dolara ulaştığını gösteriyordu. Ancak 2015’ten itibaren iniş başlamış, 2018’de 11 bin 463 dolara kadar gerilemişti.
Gece ışıklarından elde edilen verilerle bir ülkenin ekonomik göstergelerinin ölçülmesi yaygın bir yöntem. Geceleri dünyadan uzaya yayılan elektrik tüketimi kaynaklı ışıkların yoğunluğu incelenerek Türkiye’deki illerin ekonomik gelişimi hesaplanıyor. Elde edilen sonuçlar Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle yüzde 99.8 uyuşuyor. Türkiye Ekonomik ve Politik Araştırmalar Vakfı (TEPAV), hesaplamaları uluslararası uydu programlarından elde ettiği verilerle yapıyor.

İZMİR ORTA GELİR GRUBUNA DÜŞTÜ
Geçtiğimiz günlerde Türkiye ekonomisinin gece ışıklarından 2019 ölçümlerinden elde edilen son verileri yayımlandı. Bu verilerin içinden İzmir ekonomisine baktığımız zaman ne yazık ki geçen yıl kişi başı gelirin 549 dolar azalarak 10 bin 914 dolara düştüğünü görüyoruz. Aslında İzmir yalnız değil. Birçok ilde azalma olmuş. En büyük kayıp ise kişi başı bin 212 dolarlık azalma ile Ankara’da görülüyor.
Araştırmanın bir başka dikkat çeken noktası, İzmir’in yüksek gelirli iller grubundan orta-yüksek gelir grubu iller arasına düşmesi. Daha önce en yüksek gelirli grupta yer alan 6 ilden biri olan İzmir’le birlikte Ankara, Bursa ve Tekirdağ da bir alt gruba düştü. Döviz kurlarındaki değişimin bu düşüşte etkili olduğu belirtiliyor. Kişi başı geliri 11 bin 603 dolar üzerinde olan iller yüksek gelirli grubuna girebiliyor. Geçen yıl sadece 15 bin 643 dolarla Kocaeli ve 15 bin 183 dolarla İstanbul en yüksek gelirli iller grubunda kalabilmiş.

MANİSA TÜRKİYE BİRİNCİSİ
Yapılan hesaplamalar İzmir ve Ege için ilginç sonuçlar ortaya çıkarmış. Buna göre 2019’da Türkiye’nin kişi başı geliri 9 bin 213 dolar olmuş. Türkiye ortalamasının üzerinde gelire sahip sadece 11 il var. İkisi Ege’den. 10 bin 914 dolarla İzmir ve 9 bin 413 dolarla Manisa. Kocaeli, İstanbul, Ankara, Tekirdağ, İzmir, Bursa, Bilecik, Yalova, Eskişehir, Manisa ve Kırklareli kişi başı gelirde Türkiye ortalamasının üzerinde.

Yazının Devamını Oku

Kendi aşını kendin yap

 YURTİÇİ ve yurtdışında koronavirüsü durduracak aşı çalışmalarında sona yaklaşıldığı haberleri artıyor. İzmir de bu araştırma merkezlerinden biri. Geçen hafta, Ege Üniversitesi, dört farklı DNA aşısı prototipinin laboratuvar ölçekli üretiminin bitirildiğini ve ilk aşı prototipinin hayvanlara uygulandığını açıkladı. Bu aşama iki ay sürecekmiş. Ardından faz-1 klinik çalışma için yasal otoriteye başvurulacak.


Benzer açıklamalar Türkiye’nin başka yerlerinden ve başka ülkelerden de geliyor. Dünyada 182 aşı adayı klinik öncesi değerlendirme aşamasında. Bunlardan 36’sının klinik denemeleri sürüyor. Üçüncü faz aşamasında olan 9 aşı adayının ise insan üzerinde denemelerine başlandı. Eninde sonunda bazılarından başarılı sonuçlar alınacak. Ancak aşıyı bulmak yeterli olmayacak. Hastalığın dünyadan kalıcı bir şekilde silinebilmesi için milyarlarca insanın aşı olması gerekecek.

ZENGİNLER EL KOYDU
Asıl sorun da bu noktada başlıyor. Halen, ABD gibi zengin ülkeler ilk çıkacak aşılara el koyup paralarını ödediler bile. Bulunacak aşının dünyada geniş kitlelere ulaşması hayli zaman alacak. O nedenle başka yerlerden aşı bekleme yerine birçok ülke kendi aşısını bulma telaşında.
Ülke ekonomilerinde büyük yaralar açan, iş ve eğitim yaşamını felç eden salgının dünya genelinde en erken 2021 son çeyreğinde kontrol alınabileceği tahmin ediliyor. Yani en az bir yıl daha virüs belasıyla baş başayız. 10 ayda 35 milyon kişiyi hasta edip 1 milyondan fazla insanı öldüren bir beladan söz ediyoruz.

35 MİLYON YENİ HASTA
Salgın bir yıl daha süreceğine göre yaklaşık 35 milyon yeni hasta ve 1 milyon kişinin daha hayatı söz konusu. Aramızdan herhangi biri bu hastalardan ya da hayatını kaybedeceklerden biri olabilir. Örneğin, geçen haftaki virüs kurbanlarından İzmirli Dr. Mehmet Ali Baran’ın çok sevilen biri olduğunu ölümünden sonra yapılan sosyal medya paylaşımlarından anlıyoruz. Ama virüs iyi, kötü, başkan, temizlikçi ayırmıyor. Kimin ağzından burundan girebilirse ister doktor olsun, ister başbakan hayatı tehlikeye giriyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı değiştiren 11 salgın

 İZMİR’de korona vaka sayısı yüzde 26 azalmış.

Sevindirici bir haber. Servis yatak doluluk oranı yüzde 47.9, yoğun bakım doluluk oranı yüzde 74.5, ventilatör doluluk oranı ise yüzde 46.6 olarak açıklandı. Anlaşılan işin ciddiyetini anlayınca İzmirliler korunma yöntemlerini artırmış. Ancak, dünyada 34 milyon hasta ve 1 milyondan fazla ölüme neden olan bir salgın var. Eğitim, iş hayatı, eğlence, hatta giyim kuşama kadar yaşamı biçimimizi, alışkanlıklarımızı değiştiren bu mikrop karşısında hiç gevşememek gerek. Düşünün, dünyanın en fazla korunan insanı ABD Başkanı Trump’ın bile içine girebilen bir virüsten bahsediyoruz.


Tarih boyunca salgın hastalıklar dünyanın yeniden şekillenmesinde büyük rol oynamış. Bu salgın bittiğinde de öyle olacak. Belki de ilk örneğini 3 Kasım’daki ABD seçimlerinde göreceğiz. Şimdi, dünyayı değiştiren en büyük 11 salgını hatırlayalım:


Jüstinyen Vebası (6. yüzyıl): Bizans İmparatoru I. Jüstinyen’in saltanatı hıyarlı veba salgınıyla sarsıldı. Bundan bin 500 yıl önce başlayan salgında o zamanki dünya nüfusunun yarısı 30 ile 50 milyon kişi öldü. Salgın nedeniyle ticaret durunca Bizans İmparatorluğu zayıfladı. Asya, Ortadoğu, Afrika’daki topraklarını kaybetti.


Kara Ölüm (1347-1351): Veba 5 milyon kişiyi öldürdü. Avrupa ancak 200 yıl sonra eski nüfusuna çıkabildi. Salgın derebeyliklerin zayıflamasına neden oldu. Mistik ve dini değerler güç kazandı.


Yazının Devamını Oku

Amca kaçırdık mı hayatı?

ÇEŞME’de bizim siteye gidip gelirken, siyah boyayla eğri büğrü yazılmış bir duvar yazısı hep dikkatimi çeker. “Amca kaçırdık mı hayatı?” der. Yazıya ‘Kadir’ imzasını atan kişi muhtemelen bir zamanlar oralarda yaşayan ya da çalışan bir delikanlıydı. Kimilerinde pişmanlık, kimilerinde çaresizlik duyguları yaşatan bu yazı gelen geçene ders verir gibi yıllardır öylece orada durur.


Dünya gazetesinde Prof. Dr. Güven Sak’ın, “Fırsatı nasıl kullanacağız derken, fırsatı nasıl kaçırdık?” başlıklı yazısını okurken; aklıma Kadir’in, “Amca kaçırdık mı hayatı?” yakınışı geldi. Ama bir farkla: Türkiye’de hayat artık hızla kaçıp gitmiyor. Son TÜİK verilerine göre Türkiye’de doğumda ortalama yaşam beklentisi 78.6 yıla yükselmiş. Oysa 60’larda sadece 45 yılmış. Bugün ise dünya ortalaması 72.6 yılın bile üzerinde.


ABD’DE 100, TÜRKİYE’DE 20
Bir başka ilginç gelişme ise Türkiye’deki kadınların doğurganlık oranında... 60’lı yıllarda kadınlar yılda ortalama 6.4 doğum yapıyormuş. Bugün kadın doğurganlık oranı 1.88 ile Avrupa ortalaması 1.50’ye çok yakın. Yaşam uzarken doğurganlığın azalması, yaşlanan nüfusun artması demek. Daha da dikkat çekici olan Türkiye’de yaşlı nüfusun çok hızlı artması. ABD’de 65 yaş üstü nüfusun oranı ancak 100 yılda iki kat artıp yüzde 8’den 16’ya yükselebilmiş. Türkiye ise sadece 20 yılda bu oranı yakalayacak. Halen ülkemizde 65 yaş üstü vatandaşların nüfus içindeki oranı yüzde 8.7. BM tahminlerine göre 2040’a kadar bu oran ikiye katlanıp yüzde 16 olacak.
Bu gelişme Türkiye’yi yabancı yatırımcılar için cazip kılan genç, dinamik, tüketmeye aç nüfus efsanesinin de yakında biteceğini gösteriyor. Nitekim Prof. Dr. Sak da buna dikkat çekip demografik fırsat penceresinin kaçtığını söylüyor. “Çocukların ve çalışan nüfus sayısının arttığı bir dönemde bu nüfus iyi eğitilip çağa uygun beceriler kazandırılsaydı daha verimli olabilirlerdi. Ama şimdi hızla çalışan sayısının azalacağı bir döneme gidiyoruz. Daha ne yapacağımıza karar veremeden manasız tartışmalarla vakit harcadık. Fırsat gitti” diyor.


Yazının Devamını Oku

İzmir hızla yenilenmeli

BİRÇOK mahallesi gecekondudan bozma kent görünümündeki İzmir’de yenilenme adımları umut vermeye başladı.

 Kentsel dönüşümde ilk adım birkaç yıl önce Limontepe’de atılmıştı. Bir süre önce de modern mahallelere dönüştürülecek Gültepe’nin yeni imar planları onaylandı. Geçen hafta ise Bornova Belediyesi kentsel yenileme planını açıkladı.
Güzel olan, işlerin artık laftan çıkıp uygulama aşamasına geçmiş olması. Örneğin, Gültepe’nin imar planları yıllardır sürüncemedeydi. Şimdi son itirazlar için askıda. Eylül son haftada süre bitecek ve itirazlar iki ayda sonuçlandırılacak. Ardından 6 ay içinde, en geç gelecek yılın temmuzuna kadar imar planlarının son halini alması hedefleniyor.

GÜLTEPE YOLA ÇIKTI
Daha sonra Konak Belediyesi, şimdiki arsalarına karşılık yeni imar adalarından hisse verilecek arazi sahipleri ile yeni konut projeleri üzerinden anlaşma yapacak. Başkan Abdül Batur, projeleri belediye olarak kendilerinin yapacaklarını, evi yıkılacak vatandaşlara yeni konutları bitene kadar tutacakları evin kirasını vereceklerini söylüyor. Parklar, spor alanları ve sosyal donatılarıyla modern kentin bütün özelliklerini taşıyacak yeni imar adaları sırayla inşa edilecek. Gültepe’deki yenilenmenin en az 10 yıl sürmesi bekleniyor.
Bornova Belediye Başkanı Dr. Mustafa İduğ da Çamdibi ve Altındağ’da birçok sokağa ambulans ve itfaiyenin giremediğini söyleyerek, “Bir kişinin direnciyle çok sayıda vatandaşın mağdur olmasına izin vermeyelim” diyerek, başlayacakları kentsel yenileme için vatandaştan destek isteyerek yeni planlar için yola çıktı.

TEMELİ GECEKONDU
İzmir’de gecekondulaşmanın hikayesi 50 yıl öncesine dayanıyor. Sanayinin gelişmeye başladığı 60 ve 70’li yıllarda yeni iş gücüne ihtiyaç duyulmasıyla, Anadolu’dan İzmir ve İstanbul gibi büyük şehirlere işçi göçü dalgası başlatmıştı. Bu büyük göç dalgaları konut sıkıntısına yol açtı. Siyasi ortamın da el vermesiyle Hazine arazileri işgal edilerek kaçak yapılaşma başladı. Bayraklı ve Gültepe başta olmak İzmir’in çevresinde gecekondu mahalleleri oluştu.

Yazının Devamını Oku

Beşibiryerde

DOĞASI ve coğrafyasının tüm cömertliğiyle sunduğu zenginlikler İzmir’i binlerce yıldır dimdik ayakta tutuyor.

Savaşlar, depremler, salgın hastalıklar, yangınlar İzmir’i bir türlü yok edememiş. Mesela bir zamanlar Akdeniz’in en büyük limanları olan Efes, Teos, Milet şimdi harabe ama İzmir hala ayakta. Büyük hatalar yapılmazsa binlerce yıl sonra da yine ayakta olacak.


En erken 2021 yılı kış aylarında kontrol altına alınabileceği düşünülen koronavirüs salgınının 2022 sonuna kadar bütün dünyada hem insan sağlığı, hem de ülke ekonomileri için tehdit olması bekleniyor. İşte bu kritik dönemde coğrafi ve doğal avantajları İzmir’in zor bir dönemi daha atlatmasına yardımcı olabilir. Sadece sanayi veya turizm değil, tarım, sanayi, turizm, sağlık, eğitim, lojistik, dış ticaret gibi ekonominin kilit sektörlerinin tümüne sahip olan İzmir bu özellikleriyle adeta beşibiryerde altın gibi bir şehir. Nitekim bu zenginliğin faydaları bu dönemde görülmeye başlandı bile.


KRİZ FIRSAT YARATTI
Örneğin turizm bu yıl büyük bir darbe yedi ama Ege’nin gıda ürünlerine dünyanın her yerinden yoğun talep geliyor ve bölge ekonomisine destek oluyor. Tarım ve gıda ürünleri ihracatında rekorlar kırılıyor. Son müjde ise geçen hafta hazır giyim ve konfeksiyon ihracat rakamlarıyla geldi. Yıllardır tahtını otomotive kaptıran hazır giyim ve konfeksiyon 60 ay sonra ilk kez ihracatta birinci sıraya oturdu.


Yazının Devamını Oku

İşgalden kurtuluşa İzmir

İZMİR’in düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıldönümünü kutluyoruz.

 Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiğinde aslında yeni bir devletin ilk kıvılcımı parlamıştı. Mustafa Kemal, işgalin hemen ardından Samsun’a çıkarak dünyaya parmak ısırttıran Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı.
Geleceği görmek için geçmişi bilmek gerek. Türk-Yunan ilişkileri tarihinin en gerilimli dönemlerinden birinde. Geçmişte İngilizlerin kışkırtmasıyla Yunan Ordusu’nun İzmir’i işgal etmesi İtalya ve Fransa’yı kızdırmıştı. Bugün de benzer oyunlar var. ESİAD’ın yayımladığı, 1850-1930 arası yılların anlatıldığı İzmir’in Ticaret Hayatı ve Çarşılar adlı kitapta işgale ait aşağıdaki gibi ilginç detaylar var:


SELANİK’TEN İZMİR’E
Başbakan Venizelos, İzmir’in işgali için Selanik’teki 1. Tümen’e emir verir. Tümeni taşıyan gemiler, 14 Mayıs’ta Midilli Adası’ndaki Yero Limanı’na demirler. Bu arada İzmir Limanı’ndaki zırhlı ve torpidoda bulunan Yunan deniz piyadeleri 15 Mayıs’ta konvoy gelmeden önce gümrük, liman dairesi, polis karakolu ve telgraf merkezi gibi kilit noktalara el koyar. Aynı saatlerde İzmirli Türkler, Köylü gazetesinde Vali İzzet Bey’in Yunan işgalini yalanlayan demecini okumaktadır. Rumlar ise kendi gazetelerinde işgal ordusu komutanı Zafirus’un İzmir’in işgalini duyurduğu bildiriyi okuyordu.
Saat 06.45’te başlayan işgal, Karantina yönüne giden Yunan alayına ateş edilince katliama dönüşür. Belgelere göre işgalin ilk 48 saatinde Urla Yarımadası ve köyleri dahil İzmir ve banliyölerinde 2 binin üzerinde Türk öldürüldü. İşgale direnen Bergama, Ödemiş, Aydın’da şiddetli çarpışmalar olur.


Yazının Devamını Oku

Meyvenin yarısı çöpe

İNCİR ve üzüm gibi geleneksel Ege ürünlerinin hasadı başladı.

Ne yazık ki, kilosu 25 liradan pazara çıkan, biraz bollaşınca 15 liraya düşen inciri henüz 10 liranın altında göremedik. Aynı durum üzüm için de geçerli. Sultaniye ve Efem Çukuru ile Kavacık’ın siyah üzümleri henüz 10 liranın altına gelemedi.
Ege Yaş Meyve sebze İhracatçılar Birliği, korona nedeniyle bu yıl taze meyve-sebze ihracatının geçen yıla göre yüzde 45 arttığını açıkladı. Belki yurtdışından gelen yoğun talep iç piyasada fiyatların yükseklerde seyretmesine neden oluyordur.

13 MİLYON TON
Ancak meyve-sebzede fiyatların çok yüksek olmasında asıl nedenin inanılmaz bir israftan kaynaklandığı anlaşılıyor. İsraf derken, ürünlerin tarladan son satıcıya ulaşımı sırasında yaşanan kayıplardan söz ediyorum. Dünya Gıda Örgütü’ne (FAO) göre küresel çapta meyve-sebzede kayıp yüzde 50’ye ulaşıyor. Türkiye’de de durum çok farklı değil. 4 yıl önce TÜBİTAK-Metro Market işbirliğiyle yapılan bir araştırma, Türkiye’de üretilen 49 milyon ton meyve-sebzenin yüzde 25 ile 40’ının ya üretim-dağıtım zinciri aşamasında ya da satış ve tüketim sırasında atığa dönüştüğünü göstermiş. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2019’da 53.4 milyon ton meyve-sebze üretilmiş. Uzmanlar en iyimser hesapla bunun 13.3 milyon tonunun çöpe gittiği görüşünde.
Milyonlarca kişinin karnını doyurabilecek, fiyatları düşürebilecek bu devasa kayıp en fazla paketleme ve nakliye sırasında gerçekleşiyormuş. Hasat edilen ürün soğuk zincirde taşınmazsa yüzde 9.5, uygun ambalajda satılmazsa yüzde 9, soğukta sergilenmediği durumda ise yüzde 13 kayba uğruyor.
Yine FAO’nun araştırmasına göre gelişmekte olan ülkelerde kayıp oranı aracıda yüzde 8-10, perakendecide yüzde 8-12 arasında değişiyor. Tüketici ise aldığı ürünün yüzde 5 ile 8’ini uygun koşullarda saklayamadığı için israf ediyor.

ÇÖZÜM İZMİR MODELİ’NDE

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI