Watch Dogs Legion: Buhrana sürükleyen oyun

Watch Dogs serisinin ilk sürümü karşımıza çıktığında oyunun yeni konseptinden oldukça etkilenmiştik. Çevremizdeki hemen her şeyle etkileşime geçebilmek ve teknolojiyi sonuna kadar kullanmak Watch Dogs'ı diğer oyunlara göre farklı bir yere getiriyordu. Peki Watch Dogs Legion ile neler değişti? İkinci oyunun ardından önemli yenilikler var mı?

Watch Dogs Legion, İngiltere'nin yeni buhran döneminde geçiyor. Buhran dönemi demişken o kadar da geçmişe gitmeye gerek yok; zira bu ekonomik çöküşün sebebi geleceğin korkulan teknolojisi olan yapay zekadan başkası değil. Oyunun hikayesi ise DedSec adlı hacker grubunun bir üyesi olan Dalton Wolfe ile başlıyor.

Oyun aslında oldukça hızlı bir başlangıç yapıyor. Hikayenin başlarında parlamento binasını patlayıcılarla yıkmayı planlayan Zero Day isimli grubun eylemlerine engel olmaya çalışıyoruz; fakat patlatıcıları engellemeye çalışırken büyük resmi göremiyoruz ve grubun tüm Londra'ya yani şehrin dört bir yanına bomba döşediğini bombalar patlayınca öğreniyoruz. Bu gelişmenin ardından şehir elbette kaosa sürükleniyor.
Watch Dogs Legion: Buhrana sürükleyen oyun
Oyunun asıl hikayesi ise tam bu noktadan sonra başlıyor. Hükümet, özel bir şirket olan Albion ile Londra’yı düzene sokması için anlaşma yoluna gidiyor. Ancak işin kötü yanı, bu patlamaların suçlusu Dedsec olarak görülüyor ve bu nedenle ekip artık eskisi gibi aktif olamıyor. Biz de bu grubun bir üyesi olarak üzerimize atılan bu iftiradan kurtulmak için yoğun bir çaba içine giriyoruz.

ATMOSFER

Oyunun atmosferiyle devam edelim. Bazı oyunlar vardır, hikayesiyle birlikte çevredeki öğelerle birlikte mükemmel bir uyum yakalar ve sizi içine çekmeyi başarır. Tıpkı filmlerde olduğu gibi. Ubisoft'un oyunculara ulaştırdığı Watch Dogs Legion da tam bir buhran dönemini oyuncuya yaşatıyor. Sokaklarda gezerken Londra'da olduğunuzu fazlasıyla hissediyorsunuz. Oyun içinde pek çok yan görev de var; haliyle uğraşacak çokça şey bulabiliyorsunuz.
Watch Dogs Legion: Buhrana sürükleyen oyun
KARAKTER SEÇİMİ

Oyuna girmeden önce karakterimizi belirliyoruz. Bu noktada her karakterin kendine özgü bir yanı olduğunu da söylemek gerekiyor. Örnek vermek gerekirse, bir karakterde çağrıldığı zaman hemen yanımızda beliren bir motor varken bir diğerinde hackleme süreleri düşebiliyor. Sürüş mekaniklerini deneyimlemek adına motoru olanı seçebilirsiniz. Görevleri tamamlarken bu ekipmanların hayati bir önemi olduğunu görüyorsunuz.
Watch Dogs Legion: Buhrana sürükleyen oyun
PEKİ YA GRAFİKLER?

Oyunun grafikleri oyuncuları tatmin edecek düzeyde denebilir. Oyunun yükleme süreleri biraz daha iyi olabilirmiş; ancak onun dışında oyunun gözümüzü tırmalayan bir sorunu yok. Zaten karşılaştığınız minör sorunlardan yeni güncellemeler geldikçe kurtulacağınızı da söylemeliyiz.

Oyunda gördüğünüz NPC'lerin hiçbiri boşa değil. Hepsi, oynanabilir bir karakter ve bu karakterlerle oynamak istiyorsanız, bu karakterin istediklerini yerine getirmemiz gerekiyor. Bu sayede ekibinizi genişletmeye başlıyorsunuz. Ancak bir süre sonra karakterleri ekibe katmak için yaptığınız bu görevlerde tekrara düşmeye başlıyorsunuz, onu da söylemekte fayda var.
Watch Dogs Legion: Buhrana sürükleyen oyun
Karakterlere artı yönleri olduğu kadar eksi yönleriyle de dikkat edilmesi gerekiyor. Örneğin bir suikastçı seçtiğinizi varsayalım. Bu durumda yakın dövüşte uçan tekmeler savurabiliyorsunuz. Ancak hack yetenekleriniz de düşüyor. Bu detaylara dikkat etmek önemli. Oyunda oynayabileceğiniz pek çok karakter var. Sayı o kadar fazla ki oyunu oynama süreniz arttıkça artıyor.  

Ekipman tarafına geldiğimizde de çeşitlilik fazla. Seçenek çok olunca oyun deneyimi de daha güzel bir hale geliyor. Elektronik Muşta’dan görünmezlik pelerinine ve pek çok silah çeşidine kadar ekipmanlar konusunda tatmin olacağınızı söyleyebiliriz.
Watch Dogs Legion: Buhrana sürükleyen oyun
SONUÇ

Ubisoft, Watch Dogs 2'nin ardından Legion ile de iyi bir iş çıkarmışa benziyor. Grafik tarafında devrim niteliğinde bir yenilik elbette beklemeyin; ancak oyunun atmosferine kolayca girebildiğinizden ve saatler boyu sizi ekrana kilitlemesinden dolayı bu tür oyunları seviyorsanız mutlaka Watch Dogs Legion'a şans vermelisiniz.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Ekranı katlanabilen telefonlar hayal kırıklığı mı?

Telefonların iyiden iyiye akıllanmasıyla birlikte şimdi de telefonların kamerasını ve tasarımını daha çok konuşur olduk. Öyle ki ekranı katlanabilen telefonlar dahi satışa sunuldu. Peki yıllardır hayalini kurduğumuz ekranı katlanabilen telefonlar gerçekten de beklediğimiz gibi mi oldu? Yoksa bir hayal kırıklığından öteye gidemedi mi?

Ekranı katlanabilen telefonlar aslında yeni bir kavram değil; yıllar öncesinde bu tür cihazların pek çok prototipi üretilmiş olsa da, son kullanıcıya ulaşması mümkün olmadı. Bunda elbette bu tip telefonların yüksek maliyetle üretilmesi ve son kullanıcıya çok pahalıya patlaması en önemli etkendi.

Daha doğrusu ekranı katlanabilen telefonlar için o günler gerçekten de oldukça erkendi. Hala da erken. Bugün Huawei'den Samsung'a TCL'den Xiaomi'ye pek pek çok telefon üreticisi, ekranı bükülen ve katlanan telefon geliştirmiş durumda. Peki pratikte bu telefonların diğer standart telefonlardan en büyük farkı ne?

Öncelikle bu tip telefonlar hem bir telefon hem de tablet. Ekranı kapalı haldeyken telefondan farksız olan ürün, ekranı açıldığında tabletten farkı kalmıyor. Özellikle de film izlerken ya da oyun oynarken müthiş bir deneyim sunuyor.

Ancak hepsi bu. Yani tamamen deneyim telefonu durumunda olan bu cihazlar, aslında pratikte kullanıcıya şu aşamada çok da bir şey sunmuyor. Öncelikle ekran büyük olduğu için çok ama çok ağırlar. Telefon gibi kullanıp telefonu kulağımıza getirip bir süre konuştuğumuzda bileğimizin ağrımaya başlaması kaçınılmaz.

Ayrıca da çok büyük. Yani cebe girdiğinde denge problemi yaşayabilirsiniz. Elbette bu son cümlede biraz 'abarttık', ancak ekranı katlanabilen telefonların çok da hafif olmadığı bir gerçek.

Kamera tarafında veya işlemci tarafında iddialı bir yanları yok; batarya ömrü konusunda da mucize yaratmıyorlar. Ancak standart telefonlardan katbekat pahalılar.

Yazının Devamını Oku

iPhone 12 serisinin öne çıkan özellikleri

Apple'ın geçtiğimiz haftalarda Türkiye genelinde satışa sunduğu yeni iPhone modellerini bir yılı aşkın bir süredir bekliyorduk ve nihayet raflardaki yerini aldı. Peki yeni iPhone modelleri hangi özellikleriyle öne çıkıyor?

Uzun yıllardır iPhone serilerini takip ediyorum. iPhone 3GS kullandığım ilk iPhone modeli ve o günden bu yana teknoloji sektörünün de hızlıca gelişmesiyle birlikte telefonlar evrim geçirdi. iPhone'lar da öyle. Özellikle iPhone X ile birlikte ekranın tamamen dokunmatik olması ve Home tuşunun kalkması yeni bir başlangıç oldu.

Şimdi ise iPhone 12 serisi geldi. 4 yeni iPhone modeliyle karşı karşıyayız: iPhone 12, iPhone 12 mini, iPhone 12 Pro ve iPhone 12 Pro Max. Her model, kendi kitlesine hitap ediyor. Örneğin özellikle fotoğraf ve kamera konusunda daha profesyonel bir telefon arıyorsanız seçiminiz iPhone 12 Pro veya iPhone 12 Pro Max olmalı. Her iki telefon arasında bile kamera tarafında farklılık var.

iPhone 12 mini: Dünyanın en küçük 5G'li telefonu

5G; bu yıl çok konuşuldu, gelecek yıl daha da çok konuşulacak. iPhone 12 mini, Apple'ın yeni iPhone modelleri içinde en küçük olanı. En önemli özelliklerinden biri ise 5G desteğine sahip piyasadaki en küçük telefon olması. A14 Bionic işlemciden gücünü alan ve 4 Gbps'ye kadar hız vadeden 5G modülüyle gelen iPhone 12 mini, 5,4 inç büyüklüğünde bir çentikli ekrana sahip.

Eğer standart telefonların aksine daha küçük ekranlı bir telefon tercih ediyorsanız iPhone 12 mini'yi düşünebilirsiniz. Minik olması onu güçsüz yapmıyor ve abileri gibi A14 Bionic işlemci kullanıyor.

Yazının Devamını Oku

Diablo Immortal üzerine ilk izlenimlerim

Uzun yıllar önce Blizzard'ın Diablo 2 oyunuyla birlikte Diablo serisiyle tanıştım. O günün şartlarında grafikler ve oynanış gayet başarılıydı ve oyunda 7-8 karakteri ayrı ayrı geliştirmeye üşenmedim.

Sonra da Diablo 3 geldi ve eklentisiyle birlikte her sınıftan karakter geliştirmeye özen gösterdim. Grafikler daha iyi, müzikler de Diablo 2 kadar olmasa da idare ederdi. Şimdi ise Diablo 4'ü bekliyoruz ve oyunun geliştirme notlarına baktığımızda gerçekten de önemli bir yapım geliyor gibi görünüyor.

Ancak bugünkü yazımda değinmek istediğim nokta bu seriye eklenecek sürpriz bir oyun olan Diablo Immortal. Bu oyun, sadece mobil cihazlara gelmesi nedeniyle özel bir duruma sahip. Açık konuşmak gerekirse Diablo'nun telefonlara geleceğini ilk duyduğumda 'Yok artık, bence hiç gerek yok, seriyi bozmayın, bilgisayardan devam edin' diye düşünmüştüm.

Yeteri kadar mobil oyun varken Diablo'yu da mobil dünyada görmek istememiştim. Ancak Diablo Immortal'ın kapalı alfa testinde ben de bulunuyorum ve oyunu ilk deneyimleyenlerden biri olmak gerçekten de önemli. Oyunla geçirdiğim 6 saatin ardından şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Haksızlık etmişim!

Oyunu telefonda da deneyimledim, tablette de. Diablo Immortal'ın alfa sürümünü iPhone 12 Pro Max ve yeni nesil iPad modellerinden iPad Pro'da denedim. Her iki cihazda da oyun sorunsuz çalıştı.

Yazının Devamını Oku

PlayStation 5 incelemesi

Sony, beklendiği gibi 19 Kasım tarihinde yeni oyun konsolu PlayStation 5'i Türkiye'de satışa sundu. PS5'i bir süredir kullanıyorum ve ilk izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Sony'nin oyun konsollarının pek çok modelini kullandım. Son olarak PS4 Pro ile devam ediyor ve The Last of Us Part 2 ile son oyunumu da oynamıştım. Şimdi ise sıra PS5'e geldi. İzlenimlere geçmeden önce yeni konsolla ilgili son bilgileri sizlerle paylaşayım:

PS5, 8299 TL tavsiye edilen satış fiyatıyla vitrinlerdeki yerini aldı. Ancak pandeminin de etkisiyle kısa sürede tükenen PS5'lerin karaborsaya düşmesi çok zaman almadı ve 15 bin TL gibi 'uçuk' denebilecek fiyatları görmeye başladık. Bu fiyatları sadece ikinci el ilanlarının bulunduğu web sitelerinde değil, büyük e-ticaret sitelerinde bile gözlemledik.

Sony'den gelen açıklamalara bakıldığında ise stok sorununun sürdüğü, ancak yıl sonuna yeni ürünlerin stoklara geleceği bilgisi verildi.

Ülkemizde satışta olan PS5, tek model ile geliyor. Disk sürücülü modeli satın alabiliyorsunuz. Ancak PS5'in bir de disk sürücüsünün olmadığı bir sürümü var. Daha uygun bir fiyatla satılan bu model henüz Türkiye'ye gelmedi ve gelecek yıla kaldı.

Şimdi gelelim izlenimlerime... Konsolun yatay değil de dikey tasarımda gelmesi beni biraz zorladı. Evde konsolu yatay konumlandırmam için uygun bir ortamım varken, PS5 için biraz değişiklik yapmam gerekti. PS4 serisine göre çok daha büyük ve ağır bir konsoldan söz ediyoruz. Ağırlığı 4.5 kilo. Eğer konsolu yatay konumlandıracaksanız kutudan çıkan standı kullanmanız gerekiyor. Aksi halde uygun bir şekilde pozisyonlandıramıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Apple 2020 yılının en iyilerini belirledi

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen 2020 yılının da sonuna yaklaşıyoruz. Peki bu yıl telefon başında en çok ne oynadık? Hangi uygulamadan gözümüzü ayırmadık? Apple, her yıl olduğu gibi 2020 yılının 'en iyi' uygulamalarını seçmiş. Listede sürpriz isimler var.

App Store 2020'nin En İyileri belli oldu. 2020 yılıyla birlikte halen kurtulamadığımız pandemi nedeniyle pek çoğumuz uzaktan çalışmaya başladık ve eğitim de uzaktan eğitime döndü. Bu noktada Zoom'un listede yer alması elbette şaşırtıcı olmadı.

İşte Apple'a göre yılı en 'iyi'leri:

Wakeout:

Yılın iPhone uygulaması seçilen Wakeout, yılın iPhone uygulaması seçildi. Bu uygulamanın en önemli özelliği ise özellikle uzun saatlerimizi evde geçirmemizden dolayı spor yapmakta zorlandığımız şu günlerde insanların ev şartlarında spor yapabilmesini sağlamak ve kullanıcıları doğru bir şekilde yönlendirmek.

Yılın iPhone Oyunu: Genshin Impact

Açık dünyada geçen bu RPG türü oyun, görsel efektlerle hayata geçirilmiş renkli canavarlar ve devlerle dolu devasa bir diyarı keşfetmeleri için oyuncuları serbest bırakıyor.

Yazının Devamını Oku

Telefonlarda fiyat bilmecesi

Günümüzde son teknolojiyi kullanan ve sık sık değiştirmek durumunda olduğumuz akıllı telefonların hızına yetişmek gerçekten de mümkün değil. Ancak diğer yandan telefon fiyatlarını düşündüğümüzde de satın alımlarda dikkatle hareket etmek gerekiyor.

Eğer orta seviye bir telefon alıyorsanız fiyatlar 2000 TL'den başlıyor ve 4-5 bin TL'lere kadar çıkıyor. Amiral telefonlar söz konusu olduğunda ise fiyatta bir sınır koyabilmek gerçekten de güç ve oldukça yüksek seviyelere çıkabiliyor.

Türkiye'de telefon fiyatları herkesin malumu. Ancak telefonlar için ödediğimiz ücretin tamamı elbette telefon markalarına gitmiyor. Apple'dan örnek verelim. Geçtiğimiz günlerde iPhone 12 serisi telefonların fiyatları belli oldu. Hurriyet.com.tr sayfalarımızda bu fiyatlara yer verdiğimiz için ayrıca burada rakamlara yer vermeyeceğim; ilgilenenler teknoloji sayfamızdan ayrıntıları öğrenebilir.

Resmi Gazete’de 4 Mart 2020’de yayımlanan ve 19 Mart 2020 tarihinde yürürlüğe giren son düzenlemeyi hatırlatmak isterim:

Örneğin alınan bir iPhone için ödenen fiyatın yüzde 50'sini ÖTV oluşturuyor. Sonrasında yüzde 10 bandrol ücreti, yüzde 1 kültür fonu kesintisi ve de yüzde 18 KDV de işin içinde. Diğer bir deyişle siz telefon alırken aslında aynı anda devlet kurumlarına da ödeme yapıyorsunuz. Özellikle fiyatlarla ilgili eleştiri yapacağımız durumlarda bu noktayı da düşünmekte fayda var.

Apple da durumun farkında olduğundan kullanıcılar için farklı alternatifler geliştiriyor. Örneğin iPhone 12 edinmek isteyen kullanıcılar iPhone 11'lerini Apple'a geri verdiklerinde fiyatlar epey düşüyor.

iPhone 12 serisi 4 Aralık'ta satışa sunulacak, 27 Kasım'dan itibaren ise ön sipariş verilebilecek. Ancak iPhone 12 mini ve iPhone 12 Pro Max'in biraz daha sonra satışa çıkacağını da hatırlatalım.

Yazının Devamını Oku

Assassin's Creed Valhalla incelemesi

Ubisoft'un uzun bir süredir beklenen yeni oyunlarından Assassin's Creed Valhalla nihayet oyunculara sunuldu. PlayStation 5 üzerinden deneyimlediğim oyunla ilgili söylenecek pek çok şey var. Şimdi gelin, oyuna yakından göz atalım.

Assassin's Creed evrenini en başından yakalayanlardan biriyim. İlk oyunu 2007 yılının sonlarında karşımıza çıkmış ve bu oyunda Altair ile bu yeni dünyanın kapılarını aralayıp sırları çözmeye çalışıyorduk. Seriye sonrasında pek çok oyun geldi; ancak özellikle de Ezio Auditore da Firenze'nin bulunduğu üçleme (ki biri İstanbul'da geçiyor) yeri çok ayrıdır.

Assassin's Creed Valhalla ise bu serinin son oyunu. Ubisoft'tan yapılan açıklamaya göre serinin bir önceki oyunu olan Assassin's Creed Odyssey'e göre Valhalla, ilk gününde iki kat daha fazla ilgi gördü. Bu da yeni oyuna olan bekletinin ne denli yüksek olduğunu gösteriyor.

Assassin's Creed serisinin 22. oyunu olan Valhalla, oyuncuları Viking diyarına götürüyor. Oyuna başlarken iki farklı zorluk kategorisi arasında seçim yapıyoruz. 'Exploration Difficulty' üzerinden belirlediğimiz zorluk, bizim etrafımızdaki eşyaları ve önemli bölgelerin keşfinin ne kadar kolay ya da zor olacağını belirliyor.

Oyuna henüz oldukça genç yaşlarında olan ve ailesiyle yaşayan Eivor olarak başlıyoruz. Büyük bir şenliğin ortasında baba Varin tarafından minik ama önemli bir görevle karşılanıyoruz. Varin, yüzüğü alıp ilgili kişiye iletmemizi istiyor. Eğlence sürerken birden düşmanların bulunduğumuz alana geldiğini ve savaşın başladığını görüyoruz.

Varin, halkının canı karşılığında kendi canını ortaya koyuyor ve teslim oluyor. Ancak düşman birliklerinin başındaki Kjotve, sözünde durmuyor ve herkes kılıçtan geçiriliyor. Eivor olarak savaş alanından son anda kurtuluyoruz ve bu minik halimiz çok gerilerde kalıyor.

Artık bir yetişkin olarak elimizde baltayla büyük bir mücadelenin içine giriyoruz. Seçimi erkek ya da kadın olarak belirleyebiliyor ve oyuna bu şekilde devam edebiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Apple'ın çipi tüm dengeleri değiştirebilir

Apple, One More Thing yani Bir Şey Daha sloganıyla sürpriz bir etkinlik daha gerçekleştirdi. Dün akşam saatlerinde internet üzerinden yayınlanan etkinlikte şirket, bu kez yeni işlemcisi M1 ve bu işlemciyi kullanan yeni Mac'leriyle boy gösterdi.

Etkinliğin yıldızı kesinlikle Apple M1 işlemciydi. Donanım ve yazılım uyumuyla dikkat çeken Apple M1, Apple'ın iddiasına göre kullanıcılara hayli iyi bir deneyim sunacak. 16 milyar transistör ile karşımıza çıkan işlemci, 8 çekirdek ve 4 yüksek hızlı iş parçacığına sahip. Bu haliyle Apple M1, dünyanın en hızlı CPU çekirdeği olarak tanımlanıyor.

USB 4.0 ile birlikte Thunderbolt bağlantı teknolojilerini destekleyen işlemci, ayrıca 8 çekirdekli grafik arabirimi kullanıyor. Yüksek performans sunmasının yanı sıra düşük güç tüketiminde bulunan Apple M1, 10W seviyesinde rakipleriyle karşılaştırıldığında performans konusunda neredeyse 2 kat daha iyi sonuç veriyor.

İşlemcinin yüzde 75 daha az güç tüketiminde bulunuyor olması da oldukça dikkat çekici.

Bu işlemciyi kullanan yeni nesil MacBook Pro, MacBook Air ve Mac mini de etkinlikte boy gösteren diğer ürünlerdi. Bu ürünlerin detaylarına hurriyet.com.tr/teknoloji sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta ise Apple'ın kendi işlemcisini üretmesiyle birlikte dengelerin değişecek olması. Apple'ın Intel'in ekosisteminden ayrılması Intel için büyük bir kayıp olsa da büyük resme baktığımızda Intel'in daha büyük bir yara aldığı söylenebilir.

Yazının Devamını Oku

Telefonla arama yapmayın, interneti kullanın

Günümüzde interneti kullanmak için çokça nedenimiz var. Pek çok işimizi artık hiçbir yere gitmeden, telefon üzerinden halledebiliyoruz. Dün yaşanan deprem sonrası da haklı olarak birbirimizi arama ihtiyacına girdik; ancak bu tip durumlarda telefonla arama yapmaktan artık vazgeçmeliyiz.

Telefonlarla sesli arama yapmanın artık çok da bir önemi kalmadı. Çünkü internet üzerinden iletişim kurmak için artık çok fazla yol var. Telefonunuzu elinize alın; dilerseniz WhatsApp'ı kullanın ve sesli arama yapın ya da Messenger gibi paralel uygulamaları deneyin.

Dün İzmir yakınlarında meydana gelen deprem sonrası da yine telefonlara sarıldık ve sevdiklerimize ulaşmaya çalıştık. Ancak acil durumlarda telefon şebekelerinin ayakta kalabilmesi için gerekmedikçe telefon görüşmesi yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Bu tip durumlarda bunu bazen unutuyoruz; ama aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Eğer biriyle ille de konuşacaksak bu konuşma süresini kısa tutmalı, görüşmeleri de mümkün olduğunda internet tabanlı uygulamalardan yapmalıyız. Zaten dün AFAD'dan yapılan açıklamada da bu durum açıkça belirtilmiş. Bu sayede hem sevdiklerinize sorunsuz ulaşma şansınız artar, hem de 'hat'ları meşgul etmemiş olursunuz.

AFAD'ın uyarısı şu yönde:

Haberleşmek için kısa mesaj servisi (SMS) ve internet tabanlı mesajlaşma uygulamalarını tercih edin.

Hayati durumlar dışında telefon görüşmesi yapmaktan kaçının.

Telefon görüşmelerinizi olabildiğince kısa tutun.

Yazının Devamını Oku

iPhone 12 serisi ile birlikte 5G'yi daha çok konuşacağız

Apple, uzun zamandır beklenen etkinliğini geçtiğimiz günlerde nihayet gerçekleştirdi, iPhone 12 serisi telefonlarını görücüye çıkardı. Bir ay kadar gecikmeli olarak karşımıza çıksa da beklediğimize değecek ürünlerle karşılaştık.

Apple'ın gerçekleştirdiği etkinlikleri meslek hayatıma başladığımdan bu yana yakından takip ediyorum. WWDC yani dünyanın en büyük yazılım geliştirici konferansına da birkaç kez katılma şansı buldum. Ancak pandemi sürecine girmemizle birlikte geçen ay gerçekleştirilen Apple Watch ve yeni iPad etkinliği ile iPhone 12 serisinin duyurulduğu etkinlik internet üzerinden yapıldı.

Etkinliğe olan ilgiyi anlamak için Apple'ın YouTube kanalına girmek ve canlı yayını takip etmek yeterli oldu. Anlık neredeyse 2.5 milyon kullanıcının etkinliği sadece YouTube üzerinden izliyor olması, iPhone 12'lerin merakla beklendiğini de gözler önüne serdi.

Hurriyet.com.tr'de de canlı olarak takip ettiğimiz bu etkinlikte Apple; iPhone 12, iPhone 12 mini, iPhone 12 Pro ve iPhone 12 Pro Max adında dört yeni telefonunu tanıttı. Etkinlik öncesi sızan bilgilerin pek çoğu da doğru çıktı; tasarım anlamında büyük bir değişim söz konusu değil; ancak teknik özelliklere baktığımızda Apple'ın epey yol kat ettiğini görebiliyoruz.

Ancak bu yıl etkinliğin asıl gündem maddesi 5G teknolojisi oldu. Bugüne dek pek çok teknoloji şirketi, 5G destekli telefonunu satışa sundu. Ancak Apple, pazarın olgunlaşmasını bekleyen ve 'zamanında' sahneye çıkmayı seven bir marka. Dolayısıyla 5G'li telefonlar konusunda acele etmeyip, bugünü bekledi. Kaldı ki, 5G teknolojisi halen dünya genelinde pek çok ülkede aktif olarak kullanılmıyor. Ancak gelecek sene 5G'yi çok daha fazla konuşacağız; zira Türkiye dahil pek çok ülkede bu teknoloji kullanıcıların hayatına girmeye başlayacak.

Çin pazarı Apple için oldukça önemli ve 5G teknolojisini telefonlarına getirmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir. Zira 5G, Çin'de aktif bir şekilde kullanılıyor ve bu noktada 5G'li iPhone ihtiyacı ortaya çıkıyor. iPhone satışları söz konusu olduğunda Çin'de çok önemli bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Pervane tasarımlı telefon tutacak mı?

LG, Wing isimli özel bir akıllı telefonu duyurdu. Telefonu diğer tüm telefonlardan ayıran en önemli özelliği ise pervane tasarımı. Peki şirket bu telefonla ne yapmayı planlıyor? Gerçekten tutacak bir tasarım mı? Yoksa boşa kürek mi?

Güney Kore merkezli teknoloji üreticisi LG, Wing isminde yeni akıllı telefonunu görücüye çıkardı. Diğer pek çok telefon gibi iki ekrana sahip olan ürünün ön yüzünde yer alan ekranın pervane gibi dönmesi ise işin rengini değiştiriyor. Ekranlar aynı hizaya geldiğinde tek ekran halini alan telefon, elbette bu haliyle oldukça ağır ve taşınması o kadar kolay değil.

Diğer yandan pervane tasarımı ilk kez LG kullanmış olsa da bu tasarımın gerçekten tutup tutmayacağı belirsiz. Zira telefonun duyurulduğu gün sosyal medyadan gelen yorumlar, telefona pek de sıcak bakılmadığını gün yüzüne çıkarıyor.

NEDEN TUTMAZ?

Öncelikle ekranı katlanabilen telefonları tartıştığımız bir dönemdeyiz. Bazı telefon üreticileri, ekranı katlanabilen çok fonksiyonlu telefon geliştiriyor. Ancak bu telefonların fiyatları 'tuzlu' olduğundan şu an bu cihazların yanına yaklaşabilmek pek de mümkün değil.

Telefonu ilk gördüğümde 'LG farklı bir şey yapmak istemiş; ancak pek de olmamış' diye düşündüm. Çünkü bu telefonun ikinci ekranı yani ön ekranı yatay konuma geldiğinde ilk ekranın sadece yarısını kullanabildiğinizi fark ediyorsunuz. yani aslında size sunulan iki ekran değil; 1.5 ekran.

Üstteki ektan yatay konuma geldiğinde alttaki ekranın yarısıyla örneğin bildirimleri takip ederken, üstteki ekranda oyun oynayıp film seyredebiliyorsunuz. Ancak pratikte çok da kullanışlı olduğu söylenemez.

TELEFON PAZARINDA ESKİ GÜNLERİNE DÖNMEK İSTİYOR

Yazının Devamını Oku

Neuralink hayatımıza nasıl dokunacak?

Elon Musk'ın ismini duymayan kalmadı; özellikle de çılgın projeleri nedeniyle 'çılgın iş adamı' şeklinde sıkça adı geçen Musk, son olarak 2016 yılında kurduğu Neuralink çatısı altında ilk hayvan deneyini gerçekleştirdi, bunu da canlı yayında tüm dünyayla paylaştı. Peki beyin ile bilgisayarı bütünleştiren bu özel çip gerçekten hayatımıza nasıl dokunacak?

Neuralink, uzun soluklu bir proje ve ilk kez ismi duyulduğunda akıllarda pek çok soru işareti oluşmuştu. Şimdi ise Neuralink ilk meyvesini verdi; bir domuz üzerinde yapılan deneyde Neuralink projesinin sorunsuz bir şekilde çalıştığı gözlemlendi. Oldukça minik bir çipten söz ediyoruz; bu çip Neuralink ameliyat robotunun gerçekleştirdiği bir operasyonla kafa derisinain içine monte ediliyor ve birkaç dakikalık kısa bir operasyon bu işlemi gerçekleştirmek için yeterli oluyor.

Açıkçası ben de pek çokları gibi bu gelişmeyi büyük bir heyecanla izledim. Öncelikle bu teknolojinin büyük fırsatlar getireceğini düşündüm. Özellikle de engellilerin eli, kolu, ayağı ve gözü olabilecek bir projeden söz ediyoruz. Akıllı protezlerin sadece düşünce gücüyle çalıştığını düşünün. Ya da sanal gerçeklik ile artırılmış gerçeklik teknolojilerini de arkasına alan böylesi bir teknolojinin görme engellilerin hayatına nasıl dokunabileceğini hayal edin.

Engeli olan pek çok insan için belki de gelecekte engelleri kaldıracak bir teknolojiyi konuşuyoruz. Diğer yandan araçların düşünce gücüyle kontrolünü dahi tartışacağımız günler gelecek. Mesela oyun oynarken herhangi bir donanıma ihtiyaç duymadan beyinden gelen sinyallerde yani sadece düşünerek bir oyun deneyimi nasıl mümkün olabilir?

Diğer yandan bu teknolojinin sunduğu fırsatlar kadar belki daha fazla olumsuz yönlerini de konuşacağız. Beynin hack'lenmesini tartışabiliriz örneğin. Çünkü bu teknoloji henüz davranışa geçmeyen düşünceleri dahi analiz edip yorumlayabiliyor. Kötüye kullanılırsa diğer tüm teknolojik cihazlarda olduğu gibi büyük sorunlara yol açabilir. 

Yazının Devamını Oku

Microsoft neden TikTok'u satın almak istiyor?

TikTok uygulaması çıkış yaptığı ilk günden bu yana yoğun bir şekilde tartışılıyor. Çin ile ABD'nin arası iyiden iyiye açılmışken Çin merkezli TikTok da ABD Başkanı Donald Trump'ın hedef tahtasında bulunuyor. Peki TikTok'un ABD'de yasaklanacağını tartıştığımız şu günlerde Microsoft TikTok'u satın almak için neden öne çıktı? TikTok'u almakla Microsoft neyi amaçlıyor?

Microsoft'u daha çok kurumsal yapısıyla biliyoruz. Hatta sesli akıllı asistanı Cortana dahi Siri ve Google'ın asistanıyla baş edemeyince kızağa çekildi ve sadece Office 365 bünyesinde aktif olmaya devam edecek. Diğer yandan Microsoft'un şu sıralar TikTok'u almak istediği için popüler uygulama ile masada oturduğunu öğrendik. Ancak Microsoft'un TikTok'u almak istemesinin ardında bir değil, birçok neden yatıyor. TikTok, her ne kadar Microsoft'un 'tarzı' bir uygulama gibi görünmüyor olsa da, şirkete çok daha farklı açılardan faydaları olacak.

Microsoft'un gelecekteki hedeflerine biraz daha yakından bakarsanız TikTok'un ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'daki operasyonlarını satın alma hamlesinin boşa olmadığını anlamanız çok zor değil. Microsoft'un TikTok'u alarak öncelikle pek de bir varlığı olmadığı bir alana giriş yapacak ve YouTube ile Facebook'a meydan okuyabilecek.

Bir diğer önemli nokta da Microsoft'un TikTok ile birlikte bu platformda bulunan tüm kullanıcıların verilerine de ulaşacak olması. İşte bu nokta çok önemli; zira milyonlarca kullanıcısı bulunan TikTok'un değerini yükselten faktörlerden biri de bu kullanıcı verileri ve şirket, TikTok'un hisselerini aldığında bu büyük veritabanına ulaşacak.

Çin hükümeti ile olan bağı nedeniyle verilerin güvenliğinden endişe duyan ABD yönetimi ise Microsoft'un kontrolünde bir TikTok'a elbette daha sıcak bakıyor. Bu noktada amaç TikTok'un ABD merkezli kullanıcılarının verilerinin ülkede kalmasını sağlamak ve Çin'e sızmasının önüne geçmek.

Microsoft, TikTok kullanıcılardan topladığı veriyi pek çok şekilde değerlendirebilir. Gelecekte hayata geçireceği ya da henüz plan aşamasında dahi olmayan pek çok fikre bu veri tabanıyla ulaşabilecek. TikTok alımının Microsoft'un diğer tüm servisleri üzerinde de pozitif etkisinin olacağı söylenebilir.
Şöyle düşünün: TikTok, Microsoft'a video izlemek için uygulamayı kullanan milyonlarca gence ve hatta içerik oluşturmak için kullananlara doğrudan bir yol sunuyor. Şirket, bugüne dek Windows işletim sistemini video oluşturma uygulamalarıyla daha tüketici dostu olacak şekilde uyarlamaya çalıştı, ancak TikTok milyonlarca telefondan video oluşturmak için kolay bir yöntem sunacak.

TikTok, aynı zamanda artırılmış gerçeklik yani AR teknolojisi konusunda Microsoft için önemli bir eşik olacak. TikTok, AR'yi kullanan filtre ve reklamlarla artırılmış gerçekliği kullanıyor. Microsoft’un AR hedefleri büyük ölçüde HoloLens ve Minecraft gibi platformlarla sınırlı. Oysa TikTok, Microsoft için AR'ın mobil dünyasına açılan başka bir kapı olacak.

Yazının Devamını Oku

Twitter'ın hack'lenmesinin etkileri büyük olacak

Sosyal medya platformlarından Twitter'ın hack'lendiği haberlerini aldık geçtiğimiz saatlerde. Öyle böyle değil, pek çok ünlü ismin Twitter hesabına giriş yapılmış ve bu hesaplar üzerinden siber saldırganlar bitcoin çekmiş.

İnternetin gelişmesi, hayatımıza tümden yerleşmesi hayatımızı baştan sona değiştirdi; ancak internetle birlikte siber güvenlik de hayati bir öneme sahip oldu. Bu konuda dikkatli davranmayan bireysel kullanıcılar ve işletmeler ise büyük kayıplara uğruyor. Bugün ise Twitter'ı konuşuyoruz. Bill Gates'ten Barack Obama'ya pek çok ünlü ismin Twitter hesaplarına izinsiz erişim sağlanarak bu hesaplar üzerinden bitcoin transferi sağlanmış. İlk belirlemelere göre 100 bin doların üzerinde bir para akışı söz konusu. Siber saldırganların Bitcoin üzerinden para transferi istemesinin sebebi ise bitcoin üzerinden takibin pek mümkün olmaması.

Twitter ise bu saldırının doğrudan çalışanları üzerinden yapıldığını kabul ediyor. Yani saldırganlar, Twitter'a özel yetkileri bulunan bazı çalışanların bilgilerine bir şekilde ulaşarak bu hesaplara erişmeyi başarmış.

Bu açıklama, bir yandan da yeni soruları doğuruyor. Örneğin bir çalışan bir hesaba girerek tweet atabilecek izne nasıl sahip olabiliyor? Bu erişim izni olmasaydı bugün bu olayı belki de hiç yaşamayacaktık bile.

Düşünün ki Donald Trump'ın Twitter hesabına bu şekilde girseler, Çin'e yarın savaş açıyorum mesajını bile gönül rahatlığıyla paylaşabilirler. Gerçekten de korkunç... Ya da Bill Gates'in hesabından para istemek yerine bambaşka rahatsız edici bir mesaj paylaşılabilirdi de.

Örnekler çoğaltılabilir. Ancak yaşanan bu durum, Twitter'ın düştüğü durumu asla açıklamaya yetmiyor. Ortada büyük bir güvenlik zafiyeti var. Şirketin bu hatası nedeniyle belki de pek çok ünlü isim ya da siyasi isim hesaplarını kapatma yoluna gidecek. Çünkü kesinlikle bireysel hatadan kaynaklanmayan bir sorunu konuşuyoruz.

Twitter, olayı sıcağı sıcağına bitirmek adına önce saldırıya uğrayan hesapları kilitlerken, bu hesaplardan tweet atılmamasını sağladı. Hack'lenen tüm hesapların onaylanmış hesap olmaları da dikkat çekici. Elbette hack'lenen kullanıcılar da sözü dinlenen ve takipçisi bol kişiler. Bu nedenle kısa sürede 100 bin doları aşkın para toplanması şaşırtıcı değil.

Twitter'da 359 bini aşkın onaylanmış hesap bulunuyor. Bu hesaplara zaman zaman dolaylı yollardan yenileri ekleniyor olsa da, yaklaşık iki yıldır onaylanmış hesaplar için Twitter'a başvuru yapılamıyor.

Şimdi bir de ABD'de yaklaşan başkanlık seçimleri var ve sosyal medya platformları gerçekten de büyük bir sınavla karşı karşıya...

Yazının Devamını Oku

The Last of Us Part 2: Dünyayı ikiye bölen oyun

Uzun yıllar önce PlayStation 3 oyun konsolunu aldığımda en beğendiğim oyunların başında The Last of Us geliyordu. Bunun en önemli sebebi ise oyunun muhteşem grafiklerinden öte oyuncuları vuran farklı hikayesiydi. Şimdi oyunun ikincisi geldi ve ben aynı heyecanla ekranın karşısına geçtim. Ama bir oyun düşünün ki oynayanları da izleyenleri de ikiye bölsün.

The Last of Us serisinin ilk oyununda dünya yeni bir felaketin eşiğine gelmiş ve herkes kaptığı hastalık yüzünden bilincini kaybederek birer canavara dönüşüyordu. Milyonlarca, hatta milyarlarca insanın bu şekilde dönüşüm yaşamasının ardından dünya düzeni yerle bir oluyor ve anarşi tüm dünyaya hakim oluyor.

Oyunda ise canlandırdığımız Joel ve Ellie ise kilit öneme sahipler. Ellie, tüm insanlardan farklı olarak enfekte olmayan ve hastalığa karşı bağışık olan bir küçük kız. Joel ile yolları kesişince de baba kız formatında onların macerasını takip etmek gerçekten de oldukça keyifliydi.

Oyunun ikinci bölümü ise geçtiğimiz günlerde satışa sunuldu. Ama 500 TL gibi uçuk bir fiyata... Oyunu alanlar, YouTube ve Twitch gibi video platformlarından izleyenler ise ikiye bölündü. Oyunu ilk kez deneyimleme şansı bulan oyun otoriteleri oyuna tam not verirken, oyuncuların ise olumsuz yorumları ağırlık kazandı. Ancak olumsuz yorum yapanlar da kendi aralarında bölünüyor. Kimi oyunu karakterlerin cinsel tercihleri nedeniyle eleştirirken, kimi de ilk oyundaki heyecanı bulamadığını söylüyor.

Açıkçası yeni oyunu beğenmem için çok sebebim var. Oynanış olsun grafikler olsun, atmosfer olsun gerçekten de önemli bir eser. Uzun yıllardır beklediğime değecek kadar iyi bir oyundan söz ediyoruz. Ama eleştirilere katıldığım bir nokta elbette var. O da hikayenin pek albenisinin bulunmaması.

Yazının Devamını Oku

Akıllı telefonlar neden yeni bir şey sunmuyor?

Her gün yeni bir akıllı telefonun duyurusu yapılıyor. Pek çok marka var ve gerçekten de kullanıcılar için pek çok çözümü bir arada sunuyorlar. Peki gerçekte yeni çıkan telefonlar müthiş yeniliklerle mi geliyor? Yoksa sektör olduğu gibi yerinde mi sayıyor?

Kimisi 4 kameralı, kimi 8K video çekiyor, kimi incecik, kimi de açılıp kaybolan selfi kamera kullanıyor. Hepsi bir yerinden tutuyor ve kullanıcıları tavlamaya çalışıyor. Peki işin aslı ne? Vatandaş yılda bir, iki yılda bir telefon değiştirmeye çalışırken buna gerçekten ihtiyaçları var mı? Yoksa en yeniye sahip olma arzusu mu bu?

Elbette bu sosyolojik tespitlere girecek değilim; zaten bu yazının konusu da değil. Ancak şu bir gerçek ki her gün her hafta bir telefonla tanışmamız artık şaşırtıcı gelmiyor. 90'lı yıllarda ve 2000'li yılların başlarında telefon sektöründe Nokia dahil birkaç isim vardı ve sınırlı sayıda telefon arasından kolayca seçim yapabiliyorduk. Şimdi ise telefonların pek çok modeli birbirine benziyor. Burada da markalar bir özelliği öne çıkarıp satma gayretindeler.

Ancak işin aslı öyle devrimsel bir yenilikle karşı karşıya değiliz. Beni son zamanlarda heyecanlandıran tek şey ekranı bükülebilen telefonlar oldu. Huawei, Samsung, TCL, Motorola dahil bazı markalar kendi ürünlerini ortaya koydu. İlk etapta modellerde sıkıntı meydana gelirken, yeni sürümler geldikçe o sorunlar da gerilerde kaldı. Ancak fiyat olarak bakıldığında vatandaşın bu tip bir telefonu alması pek kolay değil.

Örneğin bir telefon markasının ekranı katlanabilen telefonunun Türkiye fiyatı 30 bin TL'yi buluyor. Evet, bir telefona araba parası vermek de mümkün. Elbette gücü yeten, teknoloji meraklısı bir kişi satın alıp bu ürünü deneyimleyebilir; ancak birçoğumuz için bu telefon henüz ulaşılabilir değil.

Ekranı bükülebilen telefonlar dışında aslında telefonlar arasında büyük bir fark yok; yenilik de. Kimi 8K video çekimi yapabiliyor; ancak bu özelliğe gerçekten ne kadar ihtiyacımız var? 4K'yı bile henüz özümseyebilmişken oldukça yeni olan bir teknolojiye adapte olmak için yüklü bir ücret ödemek mantıklı mı?

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs ile gelen zorunlu dijital dönüşüm

Dijital dönüşümü uzun yıllardır tartışıyoruz, bir şekilde işletmelerin bu sürece girmeleri gerektiğini savunuyoruz. Ancak koronavirüs salgınının boyutu öylesine büyük oldu ki bunun dijital dönüşümü zorunlu hale getirmesini kimse düşünemezdi.

Koronavirüs salgınının pek çok olumsuz etkisi oldu. Teknoloji tarafından baktığımızda büyük markalar büyük paralar kaybetti; Amazon olsun, Apple olsun, Google olsun bir ay içinde hızla eridiler. Microsoft ise trilyon dolarlık değere sahip tek şirket olarak kaldı. Peki bu nasıl oldu? 

Microsoft, uzun süredir salgına karşı gereken önlemleri alan bir şirket. Çalışanlarını dahi salgının daha ilk günlerinde evlerinden çalışmaya teşvik etmesiyle bilinen bir marka. Ancak elbette Microsoft'un piyasa değerini koruyan sadece bu etken değil elbette. Şirket, aynı zamanda dijital dönüşüm sürecinde aktif rol oynayan pek çok yazılıma da ev sahipliği yapıyor. Özellikle de Microsoft Teams'in salgın sonrası 46 milyon aktif kullanıcıya ulaşması, tesadüf değil. 

Evinde çalışmaya başlayan milyonlarca kişi, işi eve taşımış durumda. Biz de Hürriyet editörleri olarak evden bu sayfaları hazırlıyor, sizlere en sıcak haberleri ulaştırmaya bu sefer evimizden devam ediyoruz. Bu da elbette evde bilgisayar başında iş süreçlerini yönetmeyi zorunlu kılıyor. 'Home Office' kavramının iyice yerleşmeye başladığı bugünlerde pek çok işletme ilk kez bu yöntemi deniyor. Yani bugüne dek hep ofis ortamında çalışanların azımsanmayacak bir kısmı, evinde bilgisayar başında çalışıyor. 

Yani bir bakıma virüs salgını nedeniyle dijital dönüşüm sürecinde bir hızlanma söz konusu. Bu elbette beklentilerin çok ötesinde bir gelişme. Virüs salgınının daha ne kadar süreceğini kimse bilmiyor; ancak bu salgının dünyayı değiştireceği, bazı noktalarda köklü değişiklikleri meydana getireceği de ortada. Bunlardan biri de evde çalışma kavramı olacak gibi görünüyor. 

Pek çok şirket, çalışanların evde işlerini sürdürmesini daha uygun bulmaya başladı bile. Ancak bu elbette bir süreç ve zamanla pek çok şirkette iyice oturacağına şüphe yok. 

Esnek çalışmak motivasyonu artırıyor 

Esnek çalışma modellerinin son zamanlarda gündemde olması bu olgunun yeni olduğu anlamına gelmiyor. Mobil çalışmaya yönelik ilk toplumsal araştırmalar 1976 yılına dayanıyor. O dönemde Amerika’da mobil çalışma sisteminin doğmasının başlıca nedeni, işe gidiş gelişlerde trafikte harcanan uzun saatler olarak belirtiliyor. Günümüzde ise esnek çalışma sisteminin tüm dünyada gündeme taşınması, corona virüsü salgınından dolayı toplum sağlığı için alınan tedbirler nedeniyle evden çalışma gerekliliğinden kaynaklanıyor. 

Pek çok araştırma, uzaktan çalışmanın verimliliği artırdığını ortaya koyuyor. Çalışan odaklı yüksek güven kültürü yaklaşımını benimseyen şirketler, esnek çalışmaya ve mobiliteye kolaylıkla adapte olabiliyor. Yüksek güven kültürüne dayanan şirketler, kriz zamanlarını daha az kayıpla atlatabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Ekranı katlanabilen telefonlar hayatımızı değiştirecek mi?

Huawei, Samsung, Motorola, TCL gibi bir dizi teknoloji üreticisi, ekranı katlanabilen telefonlarıyla dikkatleri üzerlerine çekmeyi başarıyor. Size 4 marka saymış olsam da aslında son tüketiciye gerçek manada ulaşabilen tek bir ekranı katlanabilen telefon yok!

Samsung, Galaxy Fold isimli telefonuyla ilk etapta dikkatimi çekmeyi başardı. Ekranı katlanabiliyor, geniş hali ise tabletten farklı değil. Yani yıllardır kurduğumuz esnek ekranlı telefon hayali gerçek olmuş gibi görünüyordu ilk etapta. Ancak işin aslı pek de öyle değil.

Samsung'la birlikte Huawei'nin Mate X ile ekranı katlanabilen telefon kervanına katılması çok sürmedi. Sonra peşi sıra TCL ve Motorola gibi markalar görüntü. Xiaomi'yi de unutmamak lazım; onların geliştirdiği telefon her ne kadar hiç satışa sunulmadıysa da, benzer bir tasarımı ortaya koymayı başardılar.

Bu telefonlar, müthiş bir tasarım sunuyor gibi görünse de pratikte göründüğü kadar sağlam bir tasarıma sahip değiller. Şirketlerin bu cihazlar için sunduğu garanti de tartışmalı ve hayli sınırlı. Ekranın katlandığı noktanın zaman içinde (oldukça kısa bir zaman) bozulmaya başlaması, ekranda izler belirmesi, ekranı katlanan telefonlar için henüz oldukça yolun başında olduğumuzu ortaya koyuyor.

Son olarak Galaxy Flip Z ile tanıştık. Bu telefon ise Galaxy Fold'dan dersini alan Samsung'un yeni ekranı katlanabilen telefonu aslında. Ancak Galaxy Fold'dan farklı olarak sağ/sol değil tepeden aşağı kapanıyor; tıpkı kapaklı telefonlar gibi ve bu haliyle gömlek cebine girince kayboluyor.

Ancak Türkiye'de 13 bin TL'nin üzerinde bir fiyatla satılacağından Samsung'un bu cihazı çok satma gibi bir sevdası olmadığı ortada. Diğer yandan Huawei Mate Xs de Mate X'in yeni modeli olarak karşımıza çıkıyor. Mate X'e göre daha dayanıklı bir yapıda olması bir yana, son teknolojiyi de 'sonuna kadar' kullanıyor. Ancak bu cihazın da çok satmasını beklememek gerekir.

Özetle ekranı katlanabilen telefonlar, bugün için lüks sayılabilecek cihazlar. Gerçekten onlara bu haliyle ihtiyacımız var mı sorusunun net yanıtı ise belli: Hayır! Aslında bizim tam olarak istediğimiz gelecek yıllarda satışa çıkacak esnek ekranlı ve incecik tasarıma sahip telefonlar... Öyle ki, bu telefonlar o kadar ince ve hafif olacak ki onları gömlek cebinde taşısak bile çok hissetmeyeceğiz.

Yazının Devamını Oku

Gereksiz bildirimleri kapatmaya ne dersiniz?

Telefonların ve saatlerin akıllanmasıyla birlikte gün içinde bildirim bombardımanına maruz kalıyoruz. Peki bu bildirimlerin kaçı gerçekten sizin için önemli?

Bildirimler konusu bir süredir tartışma konusu. Telefonların akıllanmasıyla dünyada olan birçok şeyden hızlıca haberimiz oluyor. Ancak gereksiz pek çok bilgiye de maruz kalıyoruz. Biriyle sohbet ederken gelen bildirimler, o anki ilgi odağınızı dağıtabiliyor. 

Özellikle akıllı saatlerin de hayatımıza girmesiyle bildirimleri kaçırma şansımız pek kalmadı gibi. Hal böyle olunca bildirimler, sürekli dikkat dağıtan, bilgi kirliliği yaratan, yani beyni gereksiz yere meşgul eden bir özellik haline geldi. Bu gerçekten de ciddi bir sorun. Öyle ki bazı Avrupa ülkelerinde teknoloji bağımlığından endişelenler, tepki olarak tuşlu telefonlara geri dönmeye başladı. Teknolojiden sıyrılma hareketinin amacı ise o ana odaklanmak; telefonların esiri olmamak... 

Bir günde kaç bildirim aldığınızı düşündünüz mü? WhatsApp, Instagram, Facebook, Twitter, SMS, maç gelişmeleri, hava durumu dahil pek çok uygulamanın sizi sürekli sabote ettiğinin farkında mısınız? 

Gün sonunda baktığımızda bildirimlere yetişmeye çalışıyoruz; ancak bu oldukça yorucu bir hal alıyor ve bu olumsuz durumu pek çoğumuz fark etmiyoruz bile. Çünkü bu durum bir alışkanlık haline geldi. WhatsApp'ta atılan bir mesaja hemen dönüş yapmadığınızda karşı tarafın size olumsuz yaklaşması da yine bu 'köleliği' artırıyor. 

Elbette gelişmeleri teknoloji sayesinde telefonumuzdan ve saatimizden takip etmeliyiz. Ancak bu bildirimlerin gerçekten hangileri sizin için önemli? Önemsiz bildirimleri kapatarak anı yaşamaya ne dersiniz?

Yazının Devamını Oku