Selim Öztürk

Telefonlarda fiyat bilmecesi

25 Kasım 2020
Günümüzde son teknolojiyi kullanan ve sık sık değiştirmek durumunda olduğumuz akıllı telefonların hızına yetişmek gerçekten de mümkün değil. Ancak diğer yandan telefon fiyatlarını düşündüğümüzde de satın alımlarda dikkatle hareket etmek gerekiyor.

Eğer orta seviye bir telefon alıyorsanız fiyatlar 2000 TL'den başlıyor ve 4-5 bin TL'lere kadar çıkıyor. Amiral telefonlar söz konusu olduğunda ise fiyatta bir sınır koyabilmek gerçekten de güç ve oldukça yüksek seviyelere çıkabiliyor.

Türkiye'de telefon fiyatları herkesin malumu. Ancak telefonlar için ödediğimiz ücretin tamamı elbette telefon markalarına gitmiyor. Apple'dan örnek verelim. Geçtiğimiz günlerde iPhone 12 serisi telefonların fiyatları belli oldu. Hurriyet.com.tr sayfalarımızda bu fiyatlara yer verdiğimiz için ayrıca burada rakamlara yer vermeyeceğim; ilgilenenler teknoloji sayfamızdan ayrıntıları öğrenebilir.

Resmi Gazete’de 4 Mart 2020’de yayımlanan ve 19 Mart 2020 tarihinde yürürlüğe giren son düzenlemeyi hatırlatmak isterim:

Örneğin alınan bir iPhone için ödenen fiyatın yüzde 50'sini ÖTV oluşturuyor. Sonrasında yüzde 10 bandrol ücreti, yüzde 1 kültür fonu kesintisi ve de yüzde 18 KDV de işin içinde. Diğer bir deyişle siz telefon alırken aslında aynı anda devlet kurumlarına da ödeme yapıyorsunuz. Özellikle fiyatlarla ilgili eleştiri yapacağımız durumlarda bu noktayı da düşünmekte fayda var.

Apple da durumun farkında olduğundan kullanıcılar için farklı alternatifler geliştiriyor. Örneğin iPhone 12 edinmek isteyen kullanıcılar iPhone 11'lerini Apple'a geri verdiklerinde fiyatlar epey düşüyor.

iPhone 12 serisi 4 Aralık'ta satışa sunulacak, 27 Kasım'dan itibaren ise ön sipariş verilebilecek. Ancak iPhone 12 mini ve iPhone 12 Pro Max'in biraz daha sonra satışa çıkacağını da hatırlatalım.

Yazının Devamını Oku

Assassin's Creed Valhalla incelemesi

15 Kasım 2020
Ubisoft'un uzun bir süredir beklenen yeni oyunlarından Assassin's Creed Valhalla nihayet oyunculara sunuldu. PlayStation 5 üzerinden deneyimlediğim oyunla ilgili söylenecek pek çok şey var. Şimdi gelin, oyuna yakından göz atalım.

Assassin's Creed evrenini en başından yakalayanlardan biriyim. İlk oyunu 2007 yılının sonlarında karşımıza çıkmış ve bu oyunda Altair ile bu yeni dünyanın kapılarını aralayıp sırları çözmeye çalışıyorduk. Seriye sonrasında pek çok oyun geldi; ancak özellikle de Ezio Auditore da Firenze'nin bulunduğu üçleme (ki biri İstanbul'da geçiyor) yeri çok ayrıdır.

Assassin's Creed Valhalla ise bu serinin son oyunu. Ubisoft'tan yapılan açıklamaya göre serinin bir önceki oyunu olan Assassin's Creed Odyssey'e göre Valhalla, ilk gününde iki kat daha fazla ilgi gördü. Bu da yeni oyuna olan bekletinin ne denli yüksek olduğunu gösteriyor.

Assassin's Creed serisinin 22. oyunu olan Valhalla, oyuncuları Viking diyarına götürüyor. Oyuna başlarken iki farklı zorluk kategorisi arasında seçim yapıyoruz. 'Exploration Difficulty' üzerinden belirlediğimiz zorluk, bizim etrafımızdaki eşyaları ve önemli bölgelerin keşfinin ne kadar kolay ya da zor olacağını belirliyor.

Oyuna henüz oldukça genç yaşlarında olan ve ailesiyle yaşayan Eivor olarak başlıyoruz. Büyük bir şenliğin ortasında baba Varin tarafından minik ama önemli bir görevle karşılanıyoruz. Varin, yüzüğü alıp ilgili kişiye iletmemizi istiyor. Eğlence sürerken birden düşmanların bulunduğumuz alana geldiğini ve savaşın başladığını görüyoruz.

Varin, halkının canı karşılığında kendi canını ortaya koyuyor ve teslim oluyor. Ancak düşman birliklerinin başındaki Kjotve, sözünde durmuyor ve herkes kılıçtan geçiriliyor. Eivor olarak savaş alanından son anda kurtuluyoruz ve bu minik halimiz çok gerilerde kalıyor.

Artık bir yetişkin olarak elimizde baltayla büyük bir mücadelenin içine giriyoruz. Seçimi erkek ya da kadın olarak belirleyebiliyor ve oyuna bu şekilde devam edebiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Apple'ın çipi tüm dengeleri değiştirebilir

12 Kasım 2020
Apple, One More Thing yani Bir Şey Daha sloganıyla sürpriz bir etkinlik daha gerçekleştirdi. Dün akşam saatlerinde internet üzerinden yayınlanan etkinlikte şirket, bu kez yeni işlemcisi M1 ve bu işlemciyi kullanan yeni Mac'leriyle boy gösterdi.

Etkinliğin yıldızı kesinlikle Apple M1 işlemciydi. Donanım ve yazılım uyumuyla dikkat çeken Apple M1, Apple'ın iddiasına göre kullanıcılara hayli iyi bir deneyim sunacak. 16 milyar transistör ile karşımıza çıkan işlemci, 8 çekirdek ve 4 yüksek hızlı iş parçacığına sahip. Bu haliyle Apple M1, dünyanın en hızlı CPU çekirdeği olarak tanımlanıyor.

USB 4.0 ile birlikte Thunderbolt bağlantı teknolojilerini destekleyen işlemci, ayrıca 8 çekirdekli grafik arabirimi kullanıyor. Yüksek performans sunmasının yanı sıra düşük güç tüketiminde bulunan Apple M1, 10W seviyesinde rakipleriyle karşılaştırıldığında performans konusunda neredeyse 2 kat daha iyi sonuç veriyor.

İşlemcinin yüzde 75 daha az güç tüketiminde bulunuyor olması da oldukça dikkat çekici.

Bu işlemciyi kullanan yeni nesil MacBook Pro, MacBook Air ve Mac mini de etkinlikte boy gösteren diğer ürünlerdi. Bu ürünlerin detaylarına hurriyet.com.tr/teknoloji sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta ise Apple'ın kendi işlemcisini üretmesiyle birlikte dengelerin değişecek olması. Apple'ın Intel'in ekosisteminden ayrılması Intel için büyük bir kayıp olsa da büyük resme baktığımızda Intel'in daha büyük bir yara aldığı söylenebilir.

Yazının Devamını Oku

Watch Dogs Legion: Buhrana sürükleyen oyun

8 Kasım 2020
Watch Dogs serisinin ilk sürümü karşımıza çıktığında oyunun yeni konseptinden oldukça etkilenmiştik. Çevremizdeki hemen her şeyle etkileşime geçebilmek ve teknolojiyi sonuna kadar kullanmak Watch Dogs'ı diğer oyunlara göre farklı bir yere getiriyordu. Peki Watch Dogs Legion ile neler değişti? İkinci oyunun ardından önemli yenilikler var mı?

Watch Dogs Legion, İngiltere'nin yeni buhran döneminde geçiyor. Buhran dönemi demişken o kadar da geçmişe gitmeye gerek yok; zira bu ekonomik çöküşün sebebi geleceğin korkulan teknolojisi olan yapay zekadan başkası değil. Oyunun hikayesi ise DedSec adlı hacker grubunun bir üyesi olan Dalton Wolfe ile başlıyor.

Oyun aslında oldukça hızlı bir başlangıç yapıyor. Hikayenin başlarında parlamento binasını patlayıcılarla yıkmayı planlayan Zero Day isimli grubun eylemlerine engel olmaya çalışıyoruz; fakat patlatıcıları engellemeye çalışırken büyük resmi göremiyoruz ve grubun tüm Londra'ya yani şehrin dört bir yanına bomba döşediğini bombalar patlayınca öğreniyoruz. Bu gelişmenin ardından şehir elbette kaosa sürükleniyor.

Oyunun asıl hikayesi ise tam bu noktadan sonra başlıyor. Hükümet, özel bir şirket olan Albion ile Londra’yı düzene sokması için anlaşma yoluna gidiyor. Ancak işin kötü yanı, bu patlamaların suçlusu Dedsec olarak görülüyor ve bu nedenle ekip artık eskisi gibi aktif olamıyor. Biz de bu grubun bir üyesi olarak üzerimize atılan bu iftiradan kurtulmak için yoğun bir çaba içine giriyoruz.

ATMOSFER

Oyunun atmosferiyle devam edelim. Bazı oyunlar vardır, hikayesiyle birlikte çevredeki öğelerle birlikte mükemmel bir uyum yakalar ve sizi içine çekmeyi başarır. Tıpkı filmlerde olduğu gibi. Ubisoft'un oyunculara ulaştırdığı Watch Dogs Legion da tam bir buhran dönemini oyuncuya yaşatıyor. Sokaklarda gezerken Londra'da olduğunuzu fazlasıyla hissediyorsunuz. Oyun içinde pek çok yan görev de var; haliyle uğraşacak çokça şey bulabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Telefonla arama yapmayın, interneti kullanın

1 Kasım 2020
Günümüzde interneti kullanmak için çokça nedenimiz var. Pek çok işimizi artık hiçbir yere gitmeden, telefon üzerinden halledebiliyoruz. Dün yaşanan deprem sonrası da haklı olarak birbirimizi arama ihtiyacına girdik; ancak bu tip durumlarda telefonla arama yapmaktan artık vazgeçmeliyiz.

Telefonlarla sesli arama yapmanın artık çok da bir önemi kalmadı. Çünkü internet üzerinden iletişim kurmak için artık çok fazla yol var. Telefonunuzu elinize alın; dilerseniz WhatsApp'ı kullanın ve sesli arama yapın ya da Messenger gibi paralel uygulamaları deneyin.

Dün İzmir yakınlarında meydana gelen deprem sonrası da yine telefonlara sarıldık ve sevdiklerimize ulaşmaya çalıştık. Ancak acil durumlarda telefon şebekelerinin ayakta kalabilmesi için gerekmedikçe telefon görüşmesi yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Bu tip durumlarda bunu bazen unutuyoruz; ama aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Eğer biriyle ille de konuşacaksak bu konuşma süresini kısa tutmalı, görüşmeleri de mümkün olduğunda internet tabanlı uygulamalardan yapmalıyız. Zaten dün AFAD'dan yapılan açıklamada da bu durum açıkça belirtilmiş. Bu sayede hem sevdiklerinize sorunsuz ulaşma şansınız artar, hem de 'hat'ları meşgul etmemiş olursunuz.

AFAD'ın uyarısı şu yönde:

Haberleşmek için kısa mesaj servisi (SMS) ve internet tabanlı mesajlaşma uygulamalarını tercih edin.

Hayati durumlar dışında telefon görüşmesi yapmaktan kaçının.

Telefon görüşmelerinizi olabildiğince kısa tutun.

Yazının Devamını Oku

iPhone 12 serisi ile birlikte 5G'yi daha çok konuşacağız

17 Ekim 2020
Apple, uzun zamandır beklenen etkinliğini geçtiğimiz günlerde nihayet gerçekleştirdi, iPhone 12 serisi telefonlarını görücüye çıkardı. Bir ay kadar gecikmeli olarak karşımıza çıksa da beklediğimize değecek ürünlerle karşılaştık.

Apple'ın gerçekleştirdiği etkinlikleri meslek hayatıma başladığımdan bu yana yakından takip ediyorum. WWDC yani dünyanın en büyük yazılım geliştirici konferansına da birkaç kez katılma şansı buldum. Ancak pandemi sürecine girmemizle birlikte geçen ay gerçekleştirilen Apple Watch ve yeni iPad etkinliği ile iPhone 12 serisinin duyurulduğu etkinlik internet üzerinden yapıldı.

Etkinliğe olan ilgiyi anlamak için Apple'ın YouTube kanalına girmek ve canlı yayını takip etmek yeterli oldu. Anlık neredeyse 2.5 milyon kullanıcının etkinliği sadece YouTube üzerinden izliyor olması, iPhone 12'lerin merakla beklendiğini de gözler önüne serdi.

Hurriyet.com.tr'de de canlı olarak takip ettiğimiz bu etkinlikte Apple; iPhone 12, iPhone 12 mini, iPhone 12 Pro ve iPhone 12 Pro Max adında dört yeni telefonunu tanıttı. Etkinlik öncesi sızan bilgilerin pek çoğu da doğru çıktı; tasarım anlamında büyük bir değişim söz konusu değil; ancak teknik özelliklere baktığımızda Apple'ın epey yol kat ettiğini görebiliyoruz.

Ancak bu yıl etkinliğin asıl gündem maddesi 5G teknolojisi oldu. Bugüne dek pek çok teknoloji şirketi, 5G destekli telefonunu satışa sundu. Ancak Apple, pazarın olgunlaşmasını bekleyen ve 'zamanında' sahneye çıkmayı seven bir marka. Dolayısıyla 5G'li telefonlar konusunda acele etmeyip, bugünü bekledi. Kaldı ki, 5G teknolojisi halen dünya genelinde pek çok ülkede aktif olarak kullanılmıyor. Ancak gelecek sene 5G'yi çok daha fazla konuşacağız; zira Türkiye dahil pek çok ülkede bu teknoloji kullanıcıların hayatına girmeye başlayacak.

Çin pazarı Apple için oldukça önemli ve 5G teknolojisini telefonlarına getirmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir. Zira 5G, Çin'de aktif bir şekilde kullanılıyor ve bu noktada 5G'li iPhone ihtiyacı ortaya çıkıyor. iPhone satışları söz konusu olduğunda Çin'de çok önemli bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Pervane tasarımlı telefon tutacak mı?

16 Eylül 2020
LG, Wing isimli özel bir akıllı telefonu duyurdu. Telefonu diğer tüm telefonlardan ayıran en önemli özelliği ise pervane tasarımı. Peki şirket bu telefonla ne yapmayı planlıyor? Gerçekten tutacak bir tasarım mı? Yoksa boşa kürek mi?

Güney Kore merkezli teknoloji üreticisi LG, Wing isminde yeni akıllı telefonunu görücüye çıkardı. Diğer pek çok telefon gibi iki ekrana sahip olan ürünün ön yüzünde yer alan ekranın pervane gibi dönmesi ise işin rengini değiştiriyor. Ekranlar aynı hizaya geldiğinde tek ekran halini alan telefon, elbette bu haliyle oldukça ağır ve taşınması o kadar kolay değil.

Diğer yandan pervane tasarımı ilk kez LG kullanmış olsa da bu tasarımın gerçekten tutup tutmayacağı belirsiz. Zira telefonun duyurulduğu gün sosyal medyadan gelen yorumlar, telefona pek de sıcak bakılmadığını gün yüzüne çıkarıyor.

NEDEN TUTMAZ?

Öncelikle ekranı katlanabilen telefonları tartıştığımız bir dönemdeyiz. Bazı telefon üreticileri, ekranı katlanabilen çok fonksiyonlu telefon geliştiriyor. Ancak bu telefonların fiyatları 'tuzlu' olduğundan şu an bu cihazların yanına yaklaşabilmek pek de mümkün değil.

Telefonu ilk gördüğümde 'LG farklı bir şey yapmak istemiş; ancak pek de olmamış' diye düşündüm. Çünkü bu telefonun ikinci ekranı yani ön ekranı yatay konuma geldiğinde ilk ekranın sadece yarısını kullanabildiğinizi fark ediyorsunuz. yani aslında size sunulan iki ekran değil; 1.5 ekran.

Üstteki ektan yatay konuma geldiğinde alttaki ekranın yarısıyla örneğin bildirimleri takip ederken, üstteki ekranda oyun oynayıp film seyredebiliyorsunuz. Ancak pratikte çok da kullanışlı olduğu söylenemez.

TELEFON PAZARINDA ESKİ GÜNLERİNE DÖNMEK İSTİYOR

Yazının Devamını Oku

Neuralink hayatımıza nasıl dokunacak?

1 Eylül 2020
Elon Musk'ın ismini duymayan kalmadı; özellikle de çılgın projeleri nedeniyle 'çılgın iş adamı' şeklinde sıkça adı geçen Musk, son olarak 2016 yılında kurduğu Neuralink çatısı altında ilk hayvan deneyini gerçekleştirdi, bunu da canlı yayında tüm dünyayla paylaştı. Peki beyin ile bilgisayarı bütünleştiren bu özel çip gerçekten hayatımıza nasıl dokunacak?

Neuralink, uzun soluklu bir proje ve ilk kez ismi duyulduğunda akıllarda pek çok soru işareti oluşmuştu. Şimdi ise Neuralink ilk meyvesini verdi; bir domuz üzerinde yapılan deneyde Neuralink projesinin sorunsuz bir şekilde çalıştığı gözlemlendi. Oldukça minik bir çipten söz ediyoruz; bu çip Neuralink ameliyat robotunun gerçekleştirdiği bir operasyonla kafa derisinain içine monte ediliyor ve birkaç dakikalık kısa bir operasyon bu işlemi gerçekleştirmek için yeterli oluyor.

Açıkçası ben de pek çokları gibi bu gelişmeyi büyük bir heyecanla izledim. Öncelikle bu teknolojinin büyük fırsatlar getireceğini düşündüm. Özellikle de engellilerin eli, kolu, ayağı ve gözü olabilecek bir projeden söz ediyoruz. Akıllı protezlerin sadece düşünce gücüyle çalıştığını düşünün. Ya da sanal gerçeklik ile artırılmış gerçeklik teknolojilerini de arkasına alan böylesi bir teknolojinin görme engellilerin hayatına nasıl dokunabileceğini hayal edin.

Engeli olan pek çok insan için belki de gelecekte engelleri kaldıracak bir teknolojiyi konuşuyoruz. Diğer yandan araçların düşünce gücüyle kontrolünü dahi tartışacağımız günler gelecek. Mesela oyun oynarken herhangi bir donanıma ihtiyaç duymadan beyinden gelen sinyallerde yani sadece düşünerek bir oyun deneyimi nasıl mümkün olabilir?

Diğer yandan bu teknolojinin sunduğu fırsatlar kadar belki daha fazla olumsuz yönlerini de konuşacağız. Beynin hack'lenmesini tartışabiliriz örneğin. Çünkü bu teknoloji henüz davranışa geçmeyen düşünceleri dahi analiz edip yorumlayabiliyor. Kötüye kullanılırsa diğer tüm teknolojik cihazlarda olduğu gibi büyük sorunlara yol açabilir. 

Yazının Devamını Oku