Kendi kendinizi baştan yaratmak

MEMLEKETİMİZDE faal olan cümle “yaşam koçlarına” seslenmek, onları “Beyler yolun sonuna geldiniz” diye uyarmak istiyorum.

Haberin Devamı

“Hayat tasarımcılığı” diye yeni bir düzenek çıktı.

Başkalarının görgüsüzlüğüne, yol yordam bilmezliğine dayanan ve adına “yaşam koçluğu” denen işin sonunu getirdi. Eğer Ayşe Birsel hanımefendinin buluşu olan “hayat tasarımcılığı” tutarsa “yaşam koçları” yanacak.
Ya kendilerine başka bir iş bulacaklar ya da kurs görüp “koçluktan tasarımcılığa” yatay geçiş yapacaklar. Allah utandırmasın!


* * *


Ayşe Birsel, ODTÜ’nün Endüstri Ürünleri Tasarım Bölümü’nden birincilikle mezun olmuş bir hanım.
Endüstriyel üretimin olmadığı bir ülkede “endüstriyel ürün” tasarlamanın saçmalığını anında fark edecek kadar zeki biri olduğu kesin.
Bizim memlekette endüstriyel ürün tasarlamanın Güney Kutbu’nda dondurmacı dükkânı açmak gibi bir şey olduğunu fark etmiş.

 

Haberin Devamı


AMERİKA AHALİSİ YEDİYSE..

 


Ayşe Birsel Hanım da oturmuş “hayatı tasarlamak, kendi kendine pazarlamak” diye bir icat çıkarıp, insan kısmı üzerinde denemeye başlamış.
Fikir Amerika’da çok tutmuş. Zaten böyle bir fikir aklına geldi mi gidip önce Amerika’da deneyeceksin. Devlet okullarındaki çocuklarına lise bitene kadar okuma-yazma öğretemeyen Amerika’yı bir avuç yüksek zekâlı, birinci sınıf eğitimli insan çekip çevirir.
Geriye kalanların yarısı otuz kırk yıla kadar kıyamet kopacağını savunan kiliselere giderler. Ülkenin üçte ikisi Elvis Presley’i hâlâ yaşıyor sanır. Dörtte üçü de Irak ile Suriye’nin Meksika’nın güneyinde bir yerlerde olduğunu zanneder.
Amerikalıyı karşına alıp da kendini yeni baştan tasarlayabilirsin dedin mi mecburen inanacak. Hele “Senin yerinde olsam kendimi Donald Trump gibi tasarlarım” dedin mi sevincinden uçup üzerine konacak dal arayacak.
Yani bir fikrin Amerika’da beğenilmesi benim için referans olmaz, aksine huylanırım.


* * *


Yine de rasyonel bir insanım. Bize yaldızlanarak sunulan “hayatı tasarlamak” fikrini didiklemeden reddedeceklerden değilim. Onun için ilkelerine şöylece bir baktım.
Tarife göre tasarım, mevcut kısıtlamalara aldırmayıp daha iyi çözümler bulmak oluyor. Misal, parasızlık bir tür kısıtlama değil mi? Para arayacaksın. En yakınlarından başlayarak borç isteyeceksin.
Borç bulamadın mı hanımın altınlarını araklayıp satacaksın.

 

Haberin Devamı


BANKALAR DA İŞE YARAR

 


Sabahtan akşama banka reklamı seyrediyorsun. Sana “Bir numara çevir, kredin anında telefonuna gelsin” diyorlar ya. Kıvanç Tatlıtuğ’un reklamdaki kardeşi gibi onu deneyeceksin. Kredi gelmiyor mu telefonunu değiştireceksin.


Hâlâ mı gelmiyor banka ile direkt irtibata geç. Git bir banka şubesine, müdürün karşısına geçip kredi iste. Vermedi mi ağzını boz, ileri geri konuş. Daha da olmuyorsa Ayşe Birsel Hanım’ın dediği gibi birinden, mesela Jesse James’ten ilham al, daha ilerisini planla.


“Hayatı tasarlamak” projesi çerçevesinde, adı verilmeden tavsiye edilen budur. Uyup uymamak sana kalmış.
Kitabında yer alan “boz yap” formüllerinden biri de fikirlerinizi farklı yöntemlerle ifade etmek oluyor. Paraya çevirmek istediğiniz bir fikri “şiirle, eskizlerle, görsellerle, filmlerle, şarkılarla, modellerle, müzikle, dansla” ifade edebilirmişsiniz.

Haberin Devamı


Yani kendinizi “Yetenek Sizsiniz” yarışmasındaymış gibi düşünün, o müthiş yaratıcılığınızı zayi etmeyin demeye getiriliyor.

 


* * *


Yeniden yukarıda dillendirdiğim “bankadan para isteme fikrine” dönüyorum. Siz yine Jesse James yöntemini son çare olarak kendinize saklayın. Önce bir müzikli gösteri düzenleyin.


Banka müdürünün karşısına çıkıp “Hamamcı teyze, hamamcı teyze, altınlarım çalındı bulamadım” türküsünü söyleyin. Çocuklar önde oynasın. Yenge, kayınvalide, baldız da arkadan vokal yapsın.


Banka müdürü kredi ihtiyacınızı net bir şekilde anlayacaktır.
Benim “hayatı tasarlamak” olayından çıkarabildiğim bu. El elden üstündür demişler, bir de siz deneyin. İşe yararsa Ayşe Birsel Hanım’a teşekkür edersiniz.

Yazarın Tüm Yazıları