Üç koldan yatırım planı

BİR grup ekonomi gazetecisi olarak son dönemin dikkat çeken gruplarından Kalyon Holding’in iki yöneticisi ile birlikteydik.

Kalyon Holding Yönetim Kurulu üyeleri Haluk Kalyoncu ve ve Mehmet Kalyoncu altyapı, enerji ve gayrimenkul sektörlerindeki yeni yatırım hamlelerini anlattı. Biraz sonra ayrıntılarını paylaşacağım ama özetlemem gerekirse, Türkiye’de başta İstanbul Havalimanı olmak üzere ‘yapılamaz’ denilen birçok projeyi başarı ile tamamlayan Kalyon Holding’in yeni hedefi bir dünya şirketi olmak. 2020 için ‘küresel marka olmak’ hedefini ortaya koyan grup altyapı, enerji ve gayrimenkul sektörlerinde birçok yatırım hamlesine hazır durumda. Mehmet Kalyoncu, “Bir yanda Türkiye’deki dev yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Diğer yandan da Kalyon Holding’i bir dünya şirketi haline getirmek için çalışıyoruz. Bu kapsamda da attığımız ciddi adımlar var. Ekonomik büyüklük olarak, hedef coğrafyalarda da Türkiye’de geldiğimiz noktaya ulaşmak istiyoruz” diye konuştu.

Üç koldan yatırım planı

 

150 MİLYON DOLARLIK İTHALATTAN KURTARACAK

KONYA-Karapınar’da 18 kilometrekarelik bir alanda kuracakları güneş enerjisi santralının da 2020’de yatırımına başlayacaklarını söyleyen Haluk Kalyoncu, “Bu santral tamamlandığında, 1 milyondan fazla hanenin enerji ihtiyacını karşılayacak. Her iki proje için toplam 1.5 milyar dolarlık yatırım planladık. Bu panellerle, 1.000 megavatlık Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi santralı kurulacak. Bu santral, yıllık 2 milyar 600 bin kilowatt/saat enerji üretecek. Yani yıllık yaklaşık 250 milyon dolarlık bir enerji üretiminden söz ediyoruz. Böylece ülke ekonomisini, yıllık 150 milyon dolarlık bir enerji ithalatından korumuş olacağız”  dedi.

 

PERU’DAN ARNAVUTLUK’A HAVALİMANLARI İÇİN DAVET

İSTANBUL Havalimanı’na ortak olarak imza atan Kalyon Holding dünya çapında ilgi çekmiş. Mehmet Kalyoncu’nun verdiği bilgilere göre Kalyon, Amerika kıtasından Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya kadar çok geniş bir coğrafyada yeni havalimanı projeleri üzerinde çalışıyor. Mehmet Kalyoncu “Peru, Katar, Arnavutluk, Hollanda gibi ülkelerde teklif ve ihale süreçlerimiz oldu ve olmaya da devam ediyor. Türk firmaları altyapı geliştirmede o kadar iyi ki, her gittiğimiz yerde başka bir Türk firmasıyla karşılaşıyor, rekabet ediyoruz. Şu ana kadar gördüğümüz en sakin yer Güney Amerika oldu. Peru’da Chinchero Havalimanı ihalesine girdik. Orada teklif veren tek Türk firması bizdik. Türkiye’de bitirdiğimiz projeler dünyada ciddi anlamda önümüzü açıyor, Devlet Başkanı, Başbakan ve Bakan seviyesinde görüşme davetleri alıyoruz, bu da bizim için gurur verici” dedi.

 

DAHA AZ FAİZ İÇİN RE-FİNANSMAN ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ

‘İGA borçlarını yapılandırıyor’ şeklindeki başlıklara tepki gösteren Mehmet Kalyoncu, “Bizim borcumuzu ödeme gibi bir sıkıntımız hiç olmadı. Artık proje bitmiş ve işletmeye geçmiş olduğu için risk bakış açısı farklı. Dünyada ekonomide faizlerin düşüşü gibi bir trend var. Bundan faydalanıp daha az faiz ödeyeceğimiz, finansman yükünü azaltacağımız bir finansman üzerine çalışıyoruz. Asya’dan, Çin’den bankalar ilgileniyor. 5 milyar Euro’ya kadar bir yetkilendirme yaptık. 3 milyar Euro ya da 4 milyar Euro da olabilir. Bu tamamen gelebilecek tekliflere bağlı” dedi.

 

HAVALİMANINA KOMŞU KONUT PROJESİ GELİYOR

Üç koldan yatırım planı

KALYON Holding’in yeni iş kollarından biri de markalı konut sektörü oldu. ‘Niye böylesi bir dönemde gayrimenkul sektörüne girdiniz?’ sorusuyla karşılaştığını söyleyen Mehmet Kalyoncu, bu kararın tam anlamıyla entegre bir yaklaşımla verildiğini vurguladı. Kalyoncu şöyle devam etti: “Biz evin yolunu, arıtma tesisini yapıyor, enerjisini üretiyoruz. Yaşayanlar için hastanesini ve okulunu yapıyoruz. Bu değer zincirinin gayrimenkulle tamamlandığını düşünüyoruz. İlk markalı konut projemiz olan Nevbahar Üsküdar projesinde de bunu gördük. Eylülde lansmana çıktık, satışlarımız yüzde 30’lara ulaştı. Konut geliştiriciliğine devam edeceğiz. 2021’de başlamayı planladığımız İstanbul Havalimanı yakınlarında karma kullanımlı bir proje için şimdiden çalışmalara başladık.”

 

PANEL ÜRETİMİ İÇİN FABRİKA KURUYOR

Üç koldan yatırım planı

KALYON Enerji, yenilenebilir enerji yatırımlarında ana amaç olarak bir yandan yerli üretime destek vermeyi, diğer yandan da ithalatın önüne geçmeyi hedefliyor. Enerji işlerinin başında bulunan, Kalyon Holding Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Kalyoncu, bu konuda hayli iddialı. Haluk Kalyoncu “Dünyada yenilenebilir enerjide en geniş portföye sahip gruplardan biri olmayı hedefliyoruz. Ankara Başkent Organize Sanayi Bölgesi’nde hayata geçirdiğimiz yerli güneş enerjisi fotovoltaik panel üretim fabrikasını Haziran 2020’de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle açmayı planlıyoruz. Bu fabrika için teknoloji transferi yapıyoruz. Yönetim Kurulu Başkanımız Cemal Kalyoncu bir heyetle beraber Çin’e gitti. Çin’in en büyük devlet şirketlerinden Çin Elektronik Teknolojisi Grubu (CETC) ile bir anlaşma imzaladık. 6 ay içerisinde CTEC firması bu fabrikanın kurulumuyla ilgili bize teknoloji transferini getirecek” dedi.

 

2 BİN KİŞİLİK İSTİHDAM

RÜZGAR enerjisi alanında ciddi bir yatırımın içinde olduklarını aktaran Haluk Kalyoncu şöyle konuştu: “Rüzgâr enerjisiyle ilgili olarak, 700 megavat Trakya’da ve 300 megavat Anadolu’da olmak üzere toplam 1.000 megavat rüzgâr enerjisi santral yatırımımız sürüyor. Kullanılacak ekipmanların yerlilik oranı yüzde 60-70 seviyesinde olacak. Bu yatırımlarımızla 2 bin civarında yüksek nitelikli mühendis ve teknisyen istihdamı yapacağız.”

 

ÜNİVERSİTEDE 8 BİN ÖĞRENCİ

GAZİANTEP’te bölgenin ilk vakıf üniversitesi olarak hizmet veren Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin büyük bir boşluğu doldurduğunu belirten Haluk Kalyoncu şunları söyledi: “Üniversite 8 bin öğrencimize ev sahipliği yapıyor. Biz burayı sosyal sorumluluk olarak görüyoruz. Kreş parası diyeceğimiz bir fiyata gençlerimize faydalı olmaya çalışıyoruz. Bursluluk oranımız yüzde 40. Yurtdışından öğrenci oranımız yüzde 5 civarlarında. Yabancı öğrenci sayısını artırmak başlıca gündem maddelerimizden biri. Türkiye’yi global ekonominin dışında bırakılmış bir pozisyona sokmak için birtakım planlar programlar yapıldı. Fakat başarılı Barış Pınarı Harekatı, bu anlamdaki riskleri bize göre bertaraf etti. Üniversitemiz de bu bölgede. Burada yetişen tek bir öğrenci, bölgenin geleceğinde küçük bir rol oynasa bile yeterli. Söz ettiğimiz bir sosyal
etki aslında.”

 

BALKANLAR’A METROBÜS

İSTANBUL Metrobüs Hattı projesinde Kalyon’un imzası var. Şimdi Balkan coğrafyasında da metrobüs projeleri üzerinde çalıştıkları bilgisini veren Mehmet Kalyoncu, “Romanya, Sırbistan, Arnavutluk ve şimdi de Üsküp’te bir metrobüs projesi üstünde çalışıyoruz. Katar, Kuveyt ve Güney Amerika aktif bir şekilde proje geliştirdiğimiz ülkeler arasında” dedi.

 

BÜKREŞ’E OFİS AÇTI

MEHMET Kalyoncu ayrıca, “Küresel vizyon çerçevesinde ilk adım olarak Bükreş’te bir ofis açtık. Buradan Balkanlar, Doğu Avrupa ve Kıta Avrupası’ndaki işlerimiz yöneteceğiz” dedi. Kalyoncu, ilk ofisin neden Romanya’da açıldığıyla ilgili soru üzerine şu bilgileri paylaştı: “Romanya’da halihazırda karayolu, doğalgaz yatırımı gibi teklif verdiğimiz bir takım işler vardı. Ayrıca TANAP’ın Eskişehir’den Yunanistan’a kadarki inşaatını biz yapmıştık. Bu deneyimimizi şimdi hattın devamında da tekrarlamak istiyoruz.” TANAP’ın Romanya ayağıyla ilgili ihaleye Tosyalı Holding ile birlikte teklif verdiklerini söyleyen Kalyoncu, “Bu ihale Transgaz’ın ihalesi. Boruyu Tosyalı fiyatladı, işçiliği ise biz fiyatladık” bilgisini de aktardı.

 

LAZARD’A YETKİ NEDEN İPTAL EDİLDİ?

MEHMET Kalyoncu, “İstanbul Havalimanı dünyanın gıptayla izlediği bir proje. Hisse almak isteyen kuruluşlar kapımızı çalıyordu. Biz de Lazard’ı yetkilendirdik. Fransızlar, Paris Charles de Gaulle’ü özelleştirmek istiyordu. Sarı yeleklilerin eylemleri Fransa’daki huzursuzluklar ortaya çıkınca Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu planı öteledi. Paris De Gaulle’ü almaya niyetlenip de parasını kenara ayıran birçok kurum ortada kaldı. Tam o dönemde biz Lazard’a bu yetkiyi verince hepsi İstanbul’a yöneldi. Biz baktık ki bu iş satış noktasına gidecek, Lazard’la olan anlaşmayı iptal ettik. Olay bundan ibaret” dedi. 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Fıstık gibi dolandırıcılık

Son yıllardaki fiyat artışıyla en pahalı tarım ürünü haline gelen çam fıstığına şekil olarak çok benzeyen küçük yer fıstıkları ya da işlemden geçirilerek benzetilen yer fıstıkları, dolmalık çam fıstığı adı altında piyasaya sürülüyor.

GEÇMİŞ yıllarda da haberleştirilen konu son olarak okurum Mustafa Bilgehan’ın dikkatini çekmiş. Satın aldığı fıstığı kattıkları hamsili pilavın lezzetinde bir farklılık oluşmuş. Bunun üzerine Bilgehan, satın aldıkları fıstığı incelemiş. Bilgehan gönderdiği e-postada “Fişe tekrar bakınca fiyatının çok ucuz olduğunu gördüm. Ertesi gün satın aldığımız bakkala gidip dikkatli baktığımda etikette “dolmalık yerfıstığı” yazdığını fark ettim. Ama fıstıklar tamamen çam fıstığı görünümünde... Üretici aslında etikete yazmış ama yine de yerfıstığının çam fıstığı görünümüne nasıl dönüştürüldüğünü merak ettim. Ancak bilmeyenin bunu anlaması imkansız. Dolmalık çam fıstığın kilosu 600-640 TL’ye satılıyor. Yerfıstığının kilosu ise 40 TL. Arada fiyat uçurumu var.

ALDATMAYA YÖNELİK

Her ne kadar bazı üzeriticiler paket ürünlerin üzerine sattıkları fıstığın yerfıstığını yazsa da tüketicinin satın aldığı ürünü ayırt etmesi çok zor. Piyasada satılan paketleri inceledim. Bazısında ‘dolmalık çam fıstığı’ yazıyor. Bunların fiyatları diğerlerine göre çok pahalı. Bazı paketlerin üzerinde ‘dolmalık yerfıstığı’ yazıyor. Bu ürünlerin fiyatları ise yerfıstığına göre pahalı ancak çam fıstığına göre ucuz. Siz yan yana duran iki paketin üzerinde de dolmalık ifadesi görünce eliniz ister istemez ucuz olana gidiyor. Bir de üzerinde sadece ‘dolmalık fıstık’ yazan ürünler var ki bunların tamamen tüketiciyi aldatmaya yönelik olduğuna şüphe yok. Bu arada bazı çam fıstığı ürünlerinin de yerfıstığı ile karıştırıldığı öne sürülüyor.

DİKKAT EDİN

Peki ama dolmalarda kullanılan gerçek çam fıstığı ile ona benzetilen yerfıstığını nasıl ayırt edebiliriz... Daha sert olan yerfıstığı dik olarak iki parçaya ayrılabiliyor. Dolmalık çam fıstığını dik olarak ikiye ayıramıyorsunuz.

Özetle... Sahtekârlar dolmalarınıza da dadandı. Aldığınız fıstığa dikkat edin!

Yazının Devamını Oku

Darısı fiberin başına

Biliyorum Türkiye’de iletişimin can damarı üç telekom şirketinin yöneticileri ilk defa bir arada poz vermiyor.

O zamanın yöneticileri 2018 yılında dönemin Başbakanı Binali Yıldırım önderliğinde dönemin Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan ile bir araya gelmiş, fiber altyapının ortak kullanımı ve işbirliği için bir protokol imzalamışlardı. Ancak atılan imzalara rağmen beklenen bir türlü olmadı. Yine her kafadan bir ses çıkmaya, her şirket kendi kazmasını vurmaya devam etti.

Sonuçta kaybeden hem ülke, hem şirketler hem de vatandaş oldu. Üç şirket bir araya gelip ülkeyi fiber ağla donatacağı yerde eldeki ile yetinmeye razı olduk.

VATANDAŞ İÇİN ÖNEMLİ

Türkiye günlerdir iletişim platformu Whatsapp’ın kullanıcılarına getirdiği veri paylaşma zorunluluğunu tartışıyor. Kişisel verileri sızdırmayacak, özel yazışmaları, paylaşımları gerçek anlamda koruyacak alternatif platformların araştırıldığı bir dönemde ortaya çıkan güç birliği fotoğrafı işte bu yüzden zamanlama olarak çok anlamlıydı.

Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone Türkiye genel müdürlerini bir araya getiren fotoğraf her şeyden önce vatandaş açısından önem taşıyordu. Çünkü atılan imzalarla vatandaşlar yerli mesajlaşma ve sosyal medya uygulamaları için yok yere haksız faturalar ödemekten kurtuldu. Rakip şirketin uygulamalarını kullananlar ya da kullanmak zorunda olanlar deyim yerindeyse artık cezalandırmayacak, internet kolatalarından yok yere harcama yapmak zorunda kalmayacak.

ALTIN HARFLERLE YAZAR

İşbirliği kimin girişimiyle oldu bilmiyorum. İster devlet eliyle olmuş olsun, ister şirketlerin yöneticilerinin bizzat insiyatif almasıyla… Sonuçta kazanan hem vatandaş oldu hem de bizzat şirketler. Takdir ediyor darısı fiber altyapının başına diyorum ve buradan bir çağrıda bulunuyorum.

Sayın Ümit Önal (Türk Telekom), Sayın Murat Erkan (Turkcell) ve Sayın Engin Aksoy (Vodafone Türkiye)…

Yazının Devamını Oku

19.99 TL’lik gömlek!

Yaklaşık 4 yıl önce bir reklamdan yola çıkıp kaleme almış ve sormuştum: “19.90 TL’ye gömlek nasıl olur...” Bir markanın satış stratejisinden yola çıkıp uzmanlardan ucuz, kaliteli gömlek sırlarını aktarmıştım. Aradan 4 yıl geçmesine rağmen hâlâ 19.99 TL’ye gömlek satıldığını görünce açıkçası şaşırdım. Pandemi nedeniyle evlere kapanmak zorunda kalsak da yılbaşı alışverişleri yine gündemde. Ben de gömlek konusunu yine mercek altına aldım. Her ucuz gömlek kötü mü? Ya da tersinden sorarsak, pahalı gömlek iyi midir? Gömlek alırken nelere dikkat etmeliyiz? İşte yanıtlar...

Özellikle bazı online alışveriş sitelerini incelediğinizde gömlek fiyatlarının 19.99 TL’den başlayıp yüzlerce liraya kadar geniş bir yelpazeye ulaştığını görebilirsiniz. 19.99 liralık ilk fiyatı reklâmlarda ya da vitrinlerde sıklıkla görüyorsunuz. Ancak çoğu mağazaya girdiğinizde ‘ilk fiyat’tan satılan ürün sayısının içerdeki toplam ürünün ancak yüzde 2-3’üyle sınırlı olduğu gerçeği ile karşılaşıyorsunuz. İçerideki ürünlerin kalitesi arttıkça fiyat da başlıyor yükselmeye. Bir de bakıyorsunuz gözünüze kestirdiğiniz ürünün fiyatı vitrinde gördüğünüz fiyatın 10 katını aşmış. Aslında bu bir pazarlama taktiği. Amaç önce müşteriyi mağazaya ya da alışveriş sitesine çekmek. Sonrasında aranan gömleğin özelliğine göre alışverişi şekillendirmek. Yıllardır ucuza gömlek satan markaların sürümden kazandığı da bir gerçek. Ancak biz de kaliteli ucuz gömlek ile kalitesizi ayırt edebiliriz. Sektörün duayenlerinden bir gömlek üreticisinin konuyla ilgili görüşü şöyle:

“Gömlekte 1A dediğimiz ikinci kalite kumaşların kullanılabildiğini biliyoruz. Bu kumaşlar maliyeti ucuzlatıyor. O kumaştan üretilen gömlekler de ucuza satılıyor. Merdiven altı üretimi yapılan gömlekler ise çok daha ucuz. Ama bunlarda kullanılan kumaşlar hem kalitesiz hem de sağlıksız.

Büyük firmaların ucuza sattığı, reklam ettikleri ürünler ise toplam ürünlerinin yüzde 3-5’i kadar. Siz zaten aradığınız gömleği bulamıyorsunuz. O mağazada sizin alabileceğiniz gömleğin fiyatı ise ilan edilenin iki katı. Tüketici ne yazık ki aldatılıyor.”

SADECE FİYATA BAKMAYIN

Ararsanız her ürünün ucuzuna ulaşmanız mümkün. Özellikle geçmiş sezon ürünleri, kampanyalı satışlar ucuz ürüne ulaşmayı kolaylaştıran etkenler. Ancak aman dikkat! Her ucuz ürün kalitesiz olmadığı gibi her pahalı ürün de kaliteli anlamına gelmiyor. Bu yüzden marka ürünlere de dikkat etmek gerekiyor.

MOBİL BANKACILIĞI DOĞRU KULLANALIM

Yazının Devamını Oku

Sahte deterjana dikkat!

Türkiye’nin en büyük online alışveriş platformlarından biri aracılığı ile 40 kg deterjan satın alan bir okurum şüphelendiği ürün için üretici firma ile temasa geçti. Firmanın yaptığı incelemede ürünün sahte olduğu anlaşıldı. Üretici firma sahte ürünü gerçeği ile değiştirdi. Peki ama sahte deterjan nasıl online platformlarda satılabiliyor. Online platformların sahte ürüne karşı önlemleri ve aksiyonları ne? Detayları araştırdım...

DÜNYAYA paralel Türkiye’de de online satışın pazar payı her geçen gün artırıyor. Eskiden sadece kendi depolarından kendileri satış yapan alışveriş siteleri artık birer platforma dönüşmüş durumda. Markalar, esnaf, girişimci aklınıza kim geliyorsa bu alışveriş platformlarında birer mağaza açıp artık satış yapabiliyor. Dolandırıcılar boş durur mu? Online satış platformlarının gördüğü ilgi dolandırılanların da iştahını kabartıyor. Bin türlü önleme rağmen sahte, bozuk, taklit ürünler maalesef artık alışveriş platformlarını da mesken tutabiliyor. Bunun son örneği ünlü bir deterjan markasının sahte ürünlerinin Türkiye’nin en büyük alışveriş platformundan birinde satılmasıyla yaşandı.

KOKMAYAN DETERJAN

Bir okurumun yolladığı e-postanın özetini paylaşıyorum:

“Nisan 2020’de Hepsiburada alışveriş sitesinden Unilever şirketinin ürünü olan OMO Active çamaşır deterjanı aldık. 4 paket her paket 10 kilo. Toplam 40 kilo. Eve 2 çuval içinde 2’şer paket geldi. Eşim bir paketi açıp denedi. ‘Koku yok’ dedi. Beğenmedi. Birkaç hafta sonra Başakşehir’de polisin sahte deterjan üretilen bir yeri bastığını bir TV kanalında yayınlanan haberden öğrendik. Baktık bizim paketlerle aynı ürünler. Konuyu Unilever’e bildirdik. Elimizdeki üründen örnek alıp laboratuvarda incelemek üzere götürdüler. Şirketin yaptığı incelemede ürünlerin sahte olduğu anlaşıldı. Unilever sahte detarjanı bizden alıp gerçeği ile değiştirdi.” 

UNİLEVER: TAKLİT ÜRÜNLERİN PEŞİNDEYİZ

Yazının Devamını Oku

Seyfettin Hoca nasıl dolandırılmış?

Önemli olan bir ekonomi profesörünün tuzağa düşmesi değil, nasıl düştüğü... Hangi yöntemin kullanıldığı... Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’e sordum, anlattı. İşte ayrıntılar...

Olay yaklaşık bir ay önce gerçekleşmiş ama Türkiye, Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’in dolandırıldığını önceki gün Sabah gazetesinde yayınlanan Dilek Yaman Demir’in haberinden öğrendi.

Haberi okuyan birçok kişinin “Ekonomi Profesörü de dolandırıcı tuzağına düşer mi” dediğini duyar gibiyim. Hemen söylemeliyim. Ekonomi profesörü de olsa insan insandır. Dolandırıcılar adeta hipnoz yöntemleri uygulayıp, akla gelmeyecek yöntemlerle sizi öyle bir panikletiyor ki hiç ‘bana olmaz’ demeyin. Herkes tuzağa düşebilir. Önemli olan bir ekonomi profesörünün tuzağa düşmesi değil, nasıl düştüğü... Hangi yöntemin kullanıldığı... Geçmişte aynı gazetelerde yazdığımız Seyfettin hocayı uzun zamandır tanırım. Kolay kolay kimse ona kül yutturamaz. Hatta tanıdığım, ikna edilmesi en güç insanlardan biridir. Yıllardır bu köşede benzer dolandırıcılık olaylarını kaleme alıp, vatandaşı uyarmaya çalışırım. Ayrıntıları öğrenmek ve aktarmak için dün ‘merakla’ kendisini aradım.İyi ki de aramışım. Klasik dolandırıcılık yöntemlerinin dışında bizi panikletebilecek yeni bir tuzak ile karşı karşıyayız. Aman dikkat diyorum, ayrıntıları paylaşıyorum.

BİRİNCİ BÖLÜM:  BDDK YETKİLİSİ

Seyfettin Hoca geçtiğimiz ay bir telefon alır. Telefondaki ‘sözde’ Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) görevlisi bankacılık sisteminde daha önce gerçekleştirilen kredi, havale gibi banka işlemlerinde düzenleme yapıldığını geçmişe yönelik toplam 1321 TL’nin Seyfettin Hoca’ya iade edileceğini söyler. Söz konusu paranın hesaba aktarılması için kimlik doğrulama işlemine geçer. TC kimlik numarası talep eder. Anne kızlık soyadının birkaç harfini sorar. Hoca’nın kimlik doğrulama işlemini başarıyla geçtiğini bildirir ve işleme geçtiğini söyler. Biraz sonra Seyfettin Hoca’nın telefonuna bir mesaj geleceğini belirterek bu mesajdaki kodu kendisiyle paylaşmasını ister. Hakikaten de Hoca’nın telefonuna bir mesaj gelir. Bu sırada Seyfettin Hoca’nın konuşmalarını dinlemekte olan eşi, şüphelenir. Telefonu ister ve kodu paylaşmadan önce karşıdaki kişinin kimliğini ve görevini sorgulamaya başlar. Peşi sıra gelen sorular karşısında telefon birden kapanır.

İKİNCİ BÖLÜM: GÜVENLİK YETKİLİSİ

Seyfettin Hoca ve eşi, bir dolandırıcılık girişimi ile karşı karşıya olduklarını anlarlar. Olayın üzerinden bir dakika bile geçmeden yeni bir telefon gelir. Telefondaki yeni şahıs, Seyfettin Hoca’nın hesabının bulunduğu bankanın güvenlik görevlisi olduğunu söyler.

“Seyfettin Bey, az önce bir dolandırıcılık girişimine maruz kaldınız. Dolandırıcıların yaptığı işlemlerin iptalini sağlayacağız”

Yazının Devamını Oku

Yetkisiz servis Cebeci’nin parasını nasıl uçurdu

Hürriyet Ekonomi sayfalarında yayınlanan Kokpit köşesinde havacılıkla ilgili yazılarından tanıdığınız, gazetemizin tecrübeli yazarlarından Uğur Cebeci aradı geçtiğimiz günlerde. ‘Fena aldatıldım, anlatayım, yaz ki başkalarının başına gelmesin’ dedi.

İKİ SEÇENEK SUNDULAR

Olay şöyle gelişmiş... Uğur Cebeci’nin bulaşık makinesi bozulur. Hepimizin yaptığı gibi hemen bilgisayarın başına geçer. Arama motorunu açar, bulaşık makinesi markasını ve ‘yetkili servis’ ibaresini girer. Yüzlerce yetkili servis dökülür. Cebeci kendisine en yakın konumdaki ‘yetkili servis’ ibareli sayfayı tıklar. Zaten kocamana puntolarla 0444 ile başlayan bir numara verilmiştir. Arar sorununu anlatır. İki genç gelir, önce bulaşık makinesinin su pompasının bozuk olduğunu söylerler. Makineyi açıp bozuk parçayı çıkardıktan sonra, parçanın değiştirilmesi gerektiğini söylerler. Eğer bozuk parça yerine eski bir makineden alınmış parçayı kullanırlarsa 1000 TL, yeni bir parça ile değiştirirlerse 2 bin TL’ye mal olacağını belirtirler.


UĞUR CEBECİ

ÇİPİ DE DEĞİŞTİRDİLER

Havacılık dünyasını A’dan Z’ye bilen, uçak parçalarını ezbere sayan Uğur Cebeci, ne yazık ki beyaz eşya dünyasından hayli uzaktadır. Kabul eder, parça değişir. Ustalık dahil 2120 TL’yi öder. Bitti mi, hayır... Uğur Cebeci’nin cömertliği karşısında cesaretlenen servis yetkilileri bu kez yeni bir arızaya dikkat çekerler. Programların tam çalışmadığını bir çip değişikliği gerektiğini belirtirler. Yeni çip ve değişim ustalığı için 1800 TL daha ödenmesini isterler. Uğur Cebeci ‘hafiften’ işkillenmeye başlar ama o sırada bulaşık makinesinden çok haftalık yazısına yoğunlaştığı için olsa gerek üzerinde fazla durmaz. Onu da öder.

İki servis yetkilisi piyasa değeri 4 bin TL olan bulaşık makinesinin hayati olmayan iki basit parçasını değiştirip Uğur Cebeci’nin 3920 TL’sini alır uzaklaşırlar.

Bulaşık makinesi çalışmaya başlar, Uğur Cebesi ise düşünmeye... Sonra ödediği paranın garipliğini algılar, sarılır telefona. O markanın gerçek teknik servisine ulaşır. Acı gerçeği öğrenir. Su pompasının gerçek bedeli 670 TL, çipinki ise 200 TL’dir.

Yazının Devamını Oku

Maske düştü!

Salgınla mücadelede en önemli silahlardan biri de maskeler. Maskelerde 1 TL’lik tavan fiyat belirlenirken, piyasada fiyatlar arasında uçurum var. Bir maske 1 TL’ye, 100 metre ileride bir başkası 20 kuruşa satılıyor. Piyasada onlarca noktada yaptığımız araştırma eczane, medikal ve büyük market zincirleri dışında satılan maskelerin büyük bir bölümünün Ürün Takip Sistemi’ne kayıtlı olmadığını ortaya koydu. Özetle, bu maskeleri taksak bile gardımız düşük, sağlığımız tehlikede.

KORONAVİRÜS salgını ile birlikte hayatımızın baş aktörlerinden biri maske oldu. Devlet yetkilileri, sağlık kurulları vatandaşı mutlaka maske takması için uyarıyor. Kamu spotları, yerel yönetim anonsları sosyal mesafenin yanı sıra maskenin hayatımızı kurtaracağını vurgulayıp duruyor. Peki ama taktığımız maskeleri ne kadar sorguluyoruz? Piyasada tanesi 20 kuruştan başlayıp tavan fiyat olan 1 TL’ye kadar binlerce çeşit maske var. Eczaneyi, medikal mağazaları, marketleri geçtim artık kuruyemişçiler de bile maske satılıyor. Ucuzluk mağazaları, güzellik merkezleri, vitamin takviyecileri aklınıza kim gelirse çeşit çeşit maske rafları süslüyor. Düz beyazı, siyahı, çok renklisi, desenlisi, yıkanırı yıkanmazı iste isteyebildiğin kadar. Çeşit çok satıcı çok ama maskenin hangisine güvenilir hangisine güvenilmez nasıl anlayacağız?

PİYASADA MASKE ARAŞTIRMASI YAPTIK

Burada değinmek istediğim nokta tanesi 1 TL’ye satılan maske ile 20 kuruşa ya da 50 kuruşa satılan maske arasında ne fark var? 1 TL’lik maske daha çok koruyor da, 50 kuruşluk maske daha mı az koruyor? Hangisini almak mantıklı? Denetimler yeterli mi, piyasadaki maskeler tebliğlere uygun üretilmiş ve vatandaşa ulaşıyor mu? Tüm bu soruların cevaplarını bulmak için piyasada araştırma yaptık. Büyük küçük marketlere, bakkallara, güzellik merkezlerine, makyaj malzemesi satıcılarına, kuruyemişçilere, eczanelere, medikallere girip satıştaki maskeleri sorguladık.

BU MASKE ÜTS’YE KAYITLI DEĞİL!

Bunu da cep telefonlarına indirilen Ürün Takip Sistemi (ÜTS) isimli uygulama ile yaptık. Çünkü Türkiye’de satışa çıkan tüm maskelerin ÜTS’ye kayıt olması gerekiyor. ÜTS maskenin tebliğle istenen tüm özellikleri taşıdığını yani sağlık açısından uygun olduğu gösteriyor. Ne yazık ki eczane, medikal ve büyük marketlerin bir bölümü dışında satışa çıkarılan birçok maskenin ÜTS’ye kayıtlı olmadığını gördük. İşte bu noktada denetimlerin arttırılması ve ÜTS’de kayıtlı olmayan yani gerekli izinler alınmadan üretilen maskelerin satışının engellenmesi şart gözüküyor. Virüsle mücadelede en önemli silahımız olan maskelerin hızla mercek altına alınması gerekiyor. Salgınla mücadele etmek için bu kadar uğraşırken, titizlik gösterirken, merdivenaltı üretim yapan, vatandaşın sağlığını tehlikeye atan üreticiler ve ithalatçılar için sert tedbirler alınmalı.

KİM DENETLİYOR?

Konuyla ilgili görüşüne başvurduğum bazı medikal ve eczanelerin önemli bir iddiasını da buradan paylaşmamda yarar olduğunu düşünüyorum. Eczane ve medikaller Sağlık Bakanlığı denetimi altında. İl Sağlık Müdürlükleri tarafından sık sık denetleniyor ve sattıkları maskelerin uygun olup olmadığına bakılıyor. Ancak eczane ve medikaller dışındaki satış noktaları Sağlık Bakanlığı dolayısıyla il sağlık müdürlüklerinin alanına girmiyor. Bu yüzden de uygun maske satış satmadıkları onlar tarafından denetlenmiyor. Bu noktada eczane ve medikaller dışındaki noktalarda satılan maskelerin denetiminin tekrar ele alınması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Keskinoğlu geri döndü!

Türkiye’nin en büyük tavukçuluk firmaları arasında yer alan Keskinoğlu, yeniden üretime geçmeye hazırlanıyor. Bankalarla yapılandırma anlaşması yaptığı öğrenilen Keskinoğlu Tavukçuluk’un faaliyetlerine başlayacak olması bölge halkını da sevindirdi. Keskinoğlu Tavukçuluk bünyesindeki 7 fabrikanın da sektördeki rekabet açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.

Manisa’nın Akhisar ilçesinde bulunan ve 2018 yılından bu yana konkordato sürecinde bulunan Keskinoğlu Tavukçuluk’un bankalarla yeniden yapılandırma anlaşması yaptığı öğrenildi. Yaşadığı mali sorunları aşan şirketin tekrar tam kapasite üretime geçmek için çalışmalarını hızlandırdığı belirtiliyor. Zeytincilik dışında Akhisar ekonomisinin can damarlarından biri olan Keskinoğlu Tavukçuluk’un zor günleri atlatmasının bölge halkını da sevindirdiği ifade ediliyor.



BİNLERCE KİŞİYE İSTİHDAM

Türkiye’nin ilk ve tam entegre piliç ve yumurta üretim tesislerini bünyesinde bulunduran Keskinoğlu’nda 2014 yılında yaklaşık 4 bin kişi çalışıyordu. 2 bin tedarikçinin yanı sıra 400 civarında sözleşmeli üretici ile de çalışan Keskinoğlu, binlerce ailenin geçimi içinde kritik konumda bir şirketti. 2014 ve 2015 yılları şirket için altın yıllar olmuş, 2015’te Keskinoğlu 1.2 milyar TL ciroya ulaşmıştı.

ALMANYA’DAN SİNGAPUR’A

Yazının Devamını Oku

40 günde 240 milyon TL

1 Ağustos’ta Türkiye’de şans oyunları düzenlemesini Milli Piyango’dan devralan Sisal Şans, yaklaşık 40 günde 240 milyon liralık ikramiye dağıttı. Sisal Şans CEO’su Selim Ergün yenilenen şans oyunlarını, güvenlik önlemlerini ve şirketin online-perakende hedeflerini açıkladı.

TÜRKİYE’nin en önemli markalarından biri Milli Piyango. ‘Talih Kuşu size de konabilir’ sloganıyla hafızalara kazınmış, filmlere konu olmuş herkesin umut hikayesinde önemli bir kilometre taşı adeta. 80 yıllık tarihi marka Milli Piyango için 1 Ağustos 2020 önemli bir gündü.



1 Ağustos itibariyle Türkiye’de karşılığı nakit para olan şans oyunlarının operatörlüğü Milli Piyango İdaresi’nden Sisal Şans İnteraktif Hizmetler ve Şans Oyunları Yatırım A.Ş.’ye devredildi. Yaklaşık 80 yıl boyunca şans oyunlarının operatörlüğünü de yürüten Milli Piyango İdaresi ise artık yeni kimliği ile işin izleme ve denetim misyonunu üstlendi. Peki ama şans oyunu severleri yakından ilgilendiren bu değişiklik sürecinin öncesinde ve sonrasında neler yaşandı? Yeni dönemde geride bıraktığımız 40 günde ilgi nasıldı? Hepsinden önemlisi ne kadar ikramiye dağıtıldı? Tüm merak edilenleri Sisal Şans CEO’su Selim Ergün’e sordum.

Selim Bey en çok merak ettiğim sorudan başlayayım. Detayları nasıl olsa konuşuruz… 1 Ağustos’ta şans oyunları düzenleme yetkisini devraldınız. O günden bu yana toplamda ne kadar ikramiye dağıttınız?

‘Oynamaya, şansa, eğlenceye yeniden başlayacağız’ mottosuyla, 1 Ağustos itibariyle faaliyetlerine başlayan kurumumuz 8 Eylül tarihine dek toplamda 238 milyon 457 bin 497 TL ikramiye dağıttı.

Yazının Devamını Oku

Bize neler yediriyorlar?

Söyleyecek söz bulamıyorum. Bize neler yediriyorlar. Tarım ve Orman Bakanlığı dönem dönem açıklıyor.

Cezadan korkmuyor, teşhir edilmekten utanmıyorlar. Belli ki bu işin içinde çok para var. Ünlü bir marketin kendi markasıyla ürettirdiği çayda boya mı istersiniz, döner ve sucukta at eti mi, pişmiş lahmacunda kalp, böbrek, karaciğer, taşlık gibi sakatat mı? Çikolatada ilaç etken maddesi, alkollü içecekte kozmetik alkolü, Adana kebapta, sucukta tavuk eti... Liste uzayıp gidiyor. Balın sahtesi, bitki çayının boyalısı, peynirde ayçiçek yağı...

İŞ VATANDAŞA DÜŞÜYOR

Madem ki ünlü marketlerin kendi denetimleri, bakanlıkların teşhiri, para cezaları, bizlerin yazması yetmiyor o zaman iş vatandaşa düşüyor. Aldığınız ürünü, içindekileri, kaça satıldığını lütfen inceleyin. Restoranların cicili bicili masalarına, lüks konforlu koltuklarına, maskelerini takmış hizmet veren garsonlarına aldanmayın. O restoranların önce mutfaklarına dalın. Pandemi döneminde ekstra dikkatli olmak zorundasınız. Garsonlar yetmez, aşçılarda mutfaktaki diğer personelde maske var mı, temizlik kurallarına uyuluyor mu asıl onları inceleyin. Yaklaşık iki yıl önce bu köşede kaleme almıştım. Bakın gıda sahtekarları açıklananlar dışında sağlığınıza nasıl suikastte bulunuyor. Cebinizdeki paraya nasıl göz dikiyor sizi nasıl kandırıyorlar... Bir kez daha hatırlatıyorum, uyarıyorum...

LOHUSA ŞERBETLİ DÖNER

Etin kilogram fiyatı belli. Önünüze gelen 150-200 gramı döner etinin fiyatı, nasıl oluyor da etin 150-200 gramından ucuz olabilir, bir düşünün. Cevap basit bazı restoran ve büfeler et dönerde soya kıyması, tavuk ve hindi eti kullanıyor. Sahte dönerin içine ayrıca hayvanların iç organları, bağırsak, hayvan tırnağı, tavuk kırıntıları da katılıyor. Tüm bu karışım anlaşılmasın diye lohusa şerbeti ile de renklendiriliyor.

KARABİBER YERİNE AĞAÇ

KARABİBER pahalı bir baharat. Ama bazı restoranların masasında karabiber görünümlü şeyler var. Şeyler diyorum çünkü tanımlamak zor. Bu karabiberin içinde karabiber dışında, çöp, dal, yaprak aklınıza ne gelirse var. Öğütülmüş önünüze konulmuş. Benzer uygulamaların kırmızı biber ve pul biber başta olmak üzere tüm baharatlar için yapıldığını da belirteyim.

İÇECEKLER MASADA AÇILSIN

Yazının Devamını Oku

Pandemide zorla spor salonuna davet

Cem Bey, koronavirüsün hayatımıza henüz girmediği 13 Şubat 2020’de İstanbul Ümraniye’de hizmet veren We’ll Club Spor ve Yaşam Kompleksi’ne üye olur. Salondan bir ay ancak yararlanır. Mart ayının sonunda koronavirüs salgını Türkiye’ye ulaştığında pek çok işyeri gibi spor salonları da kapatılır. Ağustos ayında salonlar açılır. Sözleşmeye göre yılda bir ay üyelik dondurma hakkı vardır. Cem Bey ve ailesi salgın tehlikesinin geçmediği gerekçesiyle üyeliklerini bir aylığına dondurur. Eylül ayına geldiğimizde salgın tehdidi devam ettiği için spor salonuna gitmenin hala riskli olduğunu düşünürler.

TAŞIYICILAR ARAMIZDA

Kaldı ki Sağlık Kurulu’ndan gelen uyarılarda hiçbir belirti göstermeyen, ateşi olmayan, öksürmeyen, halsizlik yaşamayan ama pozitif olan insanların en tehlikeli taşıyıcılar olarak aramızda dolaştığı bilgileri yer alır. Hatta bizzat Sağlık Bakanı Fahrettin Koca pozitif tanı konularak evlerinde kalmaları istenen yüzlerce hastanın sokaklarda olduğunu açıklamıştır. Cem Bey böyle bir ortamda hem ailesini hem kendisini korumak, risklerden olabildiğince uzak durmak için tekrar spor kulübüne başvurur. Son derece makul bir talep iletir.

İKİ SEÇENEK SUNAR

Bu talebi şöyle anlatmış Cem Bey e-posta gönderisinde: “Ya üyeliklerimizin süresiz olarak dondurulmasını ya da hizmetten yararlanamadığımız süreye ilişkin ücretlerin iadesini talep ettim. Seçenek sunma sebebim ise pandeminin birçok işyerinde yarattığı sıkıntıları dikkat alarak, ücret iadesinin We’ll Club açısından da sıkıntı yaratabileceği düşüncesiydi.” Firma her iki seçeneği de “Biz tüm formaliteleri yerine getirdik” diyerek reddeder. Cem Bey ise hakkını hukuki yollardan aramaya karar verir.

Biz de We’ll Club Spor ve Yaşam Kompleksi’ne telefon ile ulaştık. Cem Bey’in iddialarını soracaktık ancak bir yetkili ile konuşmamız mümkün olmadı.

HUKUK ‘İADE’ DİYOR

SÖZLEŞMELERDE

Yazının Devamını Oku

Arkadan dolanan kulübe çifte denetim

Türkiye Futbol Federasyonu’nun belirlediği harcama limitlerini aşmak için kulüplerin izlediği bazı yöntemlerin mercek altına alındığı ifade ediliyor. Böyle bir durumda iki ayaklı denetim mekanizması devreye girecek. Halka açık şirketler manipülasyon iddiasıyla SPK denetimine tabi tutulacak. Vergi kaybı iddialarıyla yapılacak vergi denetim kurulu soruşturmaları sonucunda futbolcular da ağır cezalar alabilecek.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından belirlenen takımların 2020-20212 harcama limitleri tartışıladursun kamuoyunda gündeme gelen limitlere takılmama yöntemlerinin mercek altında olduğu öğrenildi. Futbolcu ve teknik heyete yönelik sembolik ücretler başta olmak üzere tüm olağan dışı yöntemlerin incelemeye alınması ile büyük cezaların da gündeme geleceği ifade ediliyor.

Kamuoyunda, bazı kulüplerin harcama limitlerini aşmak için “imza parası göstermemek, el altından para vermek, bonservis bedelini düşük göstermek, gizli anlaşmayla ekstra maaş vermek, primleri gizlemek, futbolcuların kiralama ve ulaşım gibi ekstra harcamalarını gizlemek gibi” yöntemlere başvurduğuna ilişkin haberler yer almıştı.

Diğer sektörlerde olduğu gibi futboldan elde edilen gelirler de vergiye tabi. Yıllık geliri 600 bin TL’nin üzerinde olan futbolcuların yüzde 40’a kadar gelir vergisi ödemesi gerekiyor. Futbolcunun aldığı ücretin net olarak resmi evraklarda yer almaması durumunda iki ayaklı denetimin devreye gireceği, incelemeleri sonucunda ağır cezaların kulüplerin kapısını çalabileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda iki ayaklı denetim mekanizması şu şekilde işleyecek:

1. SPK DENETİMİ

Kulüplerin çoğu halka açık olduğu için yaptıkları tüm işlemleri Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından titizlikle inceliyor. Özellikle halka açık şirketlerde belirtilen limitlerin üzerinde harcama yapmak, futbolcu ve teknik heyete ödenen bedellerin gizlenmesi yatırımcıyı yanıltmaya yönelik manipülasyonlar kapsamında değerlendiriliyor. Manipülasyon olarak kabul edilen işlemlere de ağır cezalar uygulanıyor. Limit aşma yöntemleri kapsamında atılan adımlar, aldatma yada manüplasyon olarak değerlendirirse hapis cezasına varan cezalar gündeme gelebilir.

2. VERGİ DENETİMİ

Yazının Devamını Oku

İthalat savar!

OYAK gelecek 3 yılda 5 milyar dolara ulaşacak yatırımlarılarıyla Türkiye’nin ithalat kalemlerini bir bir azaltmayı hedefliyor. Şirket karbon siyahı yatırımıyla yılda 300 milyon dolarlık, demir peletleme yatırımıyla 350 milyon dolarlık, zırh çeliği yatırımıyla da 100 milyon dolarlık ithalatın önüne geçip yerli yatırım yapacak.

Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun (OYAK) yatırımları hız kesmiyor. Genel stratejisini Türkiye’nin ithalat kalemlerini yerli üretime çevirmek üzere kuran şirket, yaptığı ve yapacağı yatırımlarla yılda 750 milyon dolarlık ithalatın engellenmesini sağlayacak. Malatya Hekimhan’da 750 milyon dolar yatırımla demir cevheri zenginleştirme ve peletleme tesisi kuracak olan şirket yılda 350 milyon dolarlık ithalatın önüne geçmiş olacak. İskenderun’da karbon siyahı üretmek için fabrika yatırımı yapan OYAK bu alandaki 300 milyon dolarlık ithalatı yerli üretim ile karşılayacak. OYAK ayrıca Manisa’da da Türkiye’nin ilk zırh çeliği tesisini kurup yılda100 milyon dolarlık ithalatı engellemeyi de planlıyor.

5 MİLYAR DOLAR

İstanbul’da ekonomi basınıyla bir araya gelen OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem şu ana kadar gerçekleşen ve gelecek 3 yılda sonuçlanacak yatırımların toplam 5 milyar dolar civarında olduğunu söyledi.

Erdem, “Ülke ekonomisini ileriye taşıyacak hamleler yapmak, ekonominin tüm aktörlerinin ortak sorumluluğudur. Gerçekleştirdiğimiz yatırımların odak noktasına sürdürülebilir büyümeyi aldık. Pandemi sonrasında Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar bulabileceğine inanıyorum. 2019’da tüm güçlüklere rağmen son derece başarılı bir grafik çizdik. Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 2.7’sini gerçekleştirdik. 2020 planlarımızda geriye doğru sapma yok. Önümüzdeki dönemde hem mevcut faaliyet alanlarımızda hem de adım atacağımız yeni alanlarda yatırımlarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.

KARBON SİYAHİ YATIRIM

Malatya Hekimhan’da kurulacak peletleme tesisi ve İskenderun’da yapılacak karbon siyahi yatırımlarıyla toplam 650 milyon dolarlık ithalatın önüne geçileceğine dikkat çeken Erdem, ayrıntıları şöyle paylaştı:

“Türkiye’nin yıllık 220 bin tonluk karbon siyahı ihtiyacını kendi üretimiyle karşılayacak olan tesis 300 milyon dolarlık ithalatı engelleyecek. Türkiye’nin 6.2 milyon ton pelet ihtiyacının 3 milyon tonunu tek başına karşılayan Hekimhan’a yapılacak tesis, 55 ayda tamamlanacak. Hekimhan Zenginleştirme ve Peletleme Tesisi’nin, dışa bağımlılığı yıllık 350 milyon dolar azaltması öngörülüyor. Yeni kaynak yaratma hedefiyle kurulacak olan tesis, 750 milyon dolar yatırımla hayata geçecek. Yatırım, Japon JFE Steel ortaklığıyla gerçekleşecek. Zırh çeliği fabrikası ise Türkiye’nin yıllık 17-20 bin ton arasında olan zırh çeliği ithalatını önlediği gibi ihracata da imkan sağlayacak. İnşaatına başlanan otomotiv odaklı Ro-Ro limanı OYAK Port ise bir ihracat üssüne dönüşecek.”

ÜYE SAYISINDA 125 BİN ARTIŞ

Yazının Devamını Oku

Markalı yoğurt mu ev yoğurdu mu

Durun, hemen ‘ev yoğurdu’ demeyin. Etrafta uzman olarak geçinen konuyla alakasız bilimsel yaklaşımlarla ev yoğurdunu kusursuz biçimde ‘sağlıklı’, markalı yoğurtları ise her koşulda ‘sağlıksız’ ilan edenler var. Sokakta satılan yoğurtların dahi markalı yoğurtlardan daha sağlıklı olduğunu öne sürenler de yok değil. Peki ama kime inanalım, gelin birlikte bakalım...

OSMAN MÜFTÜOĞLU: EV YOĞURDU BİRİNCİ

Kuşkusuz her işin bir uzmanı var. Benim bu sağlık ve beslenme konularında referans noktam Hürriyet’teki yazılarıyla yakından tanıdığınız Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’dur. Osman Hoca Hürriyet’te kaleme aldığı bir yazıda konuya şöyle yaklaşmış: Yoğurdu ‘süper besin’ yapan özelliklerinin yarısı ‘vitamin, mineral ve güçlü protein yapısı’, yarısı da ‘probiyotik ve prebiyotik gücü’ ile ilgilidir. Özellikle probiyotik bakterileri ve prebiyotik besinleri bir arada bulundurması bana göre yoğurdun en mühim ve ayrıcalıklı özelliğidir. Ne var ki marketlerde satılan yoğurtların çoğunun içinde üretim teknolojisinin doğal neticesi olarak yeteri kadar probiyotik bakteri bulabilmek mümkün değil. Durum böyle olunca da tercihi öncelikle ev yoğurdundan yana kullanmanız daha iyi netice verir. Soru ‘Sokak yoğurdu mu market yoğurdu mu?’ olsaydı yanıtımız ‘market yoğurdu sokak yoğurdundan iyidir’ olurdu. Sokak yoğurdunu tavsiye etmiyoruz.
Zira o yoğurtların hangi koşullarda üretildiğini, içine sağlığa zararlı herhangi bir madde ilave edilip edilmediğini bilmiyoruz. İsterseniz özetleyelim: Birinciliği ev yoğurduna verelim, ikinciliği market yoğurtlarına verelim. Sokak yoğurtlarından da uzak duralım.

MARKALI YOĞURTÇULAR: HİJYEN FARKIMIZ VAR

Osman Hoca özellikle probiyotik bakterilere dikkat çekerken ev yoğurdunun marka yoğurtlardan daha faydalı olduğuna vurgu yapıyor. Tabii ki işin bir de hijyen boyutu var ki marka yoğurtçular da bu noktada ürünlerinin daha sağlıklı olduğunu şu sözlerle iddia ediyorlar: Fabrikasyon yoğurtlarda yoğurt bakterileri özel seçilmiş ve sağlığa faydalı bakterilerdir ve bağışıklık sistemini güçlendirirler. Özel teknolojilerle ve tamamen saf olarak üretilmişlerdir. Taze olarak kontrollü ve hijyenik şartlarda kullanılmaktadırlar. Diğer sıradan yoğurtların maya olarak kullanılmasıyla yapılan yoğurtlarda faydalı bakterilerin yanında zararlı bakteriler ile küf maya da bulunabilmektedir. Bu da üründe sağlık sorunu yaratmaktadır. Zaten bu tür yoğurtların hızlı bozulmasının nedeni içindeki faydalı bakterilerin yanında zararlı bakterileri içermesi ve çok hijyen olmayan şartlarda üretilmesidir. Özel yoğurt bakterilerinin çok özel şartlarda üretilmesiyle oluşan yoğurt kültürleri ve buna ilave olarak kullanılan temizleme belli sürede belli sıcaklıkta yapılan pastörizasyon hijyenik dolum veya ultra temiz dolum bu ürünlerin daha sağlıklı ve daha dayanıklı olmasını sağlamaktadır. Hammadde kriterleri kontrol edilmekte ve uygun sütler soğuk zincirde ve her aşaması kontrollü şekilde üretilmektedir. Geleneksel metotta rast gele alınan veya firmaların almadığı sütler kullanılabilmekte ve hijyenik olmayan şartlarda üretim yapılabilmektedir. Özellikle sütü çok uzun kaynatma besin değerini çok olumsuz etkilemektedir. Hiçbir sıcaklık kontrolü yoktur dolayısıyla farklı farklı ve çabuk bozulan hijyenik şartlar tam olmadığı için kalitesiz ürünler üretilmektedir.

MARKA YOĞURTTA KATKI MADDESİ VAR MI?

Konu derin. Aslına bakarsanız hangi yoğurt sorusunun net bir cevabı da yok. Ev yoğurdunda en kritik mesele sütün nereden hangi koşullarda alındığı. Sütün ne kadar kaynatıldığı, üretim aşamasındaki hijyen koşulları yoğurdun faydalı ve sağlıklı bir ürün haline gelmesindeki diğer kritik faktörler. Markalı yoğurtçular fabrikalarda üretilen yoğurtların daha dayanıklı olmasının sebebinin herhangi bir katkı maddesinden kaynaklanmadığı, zararlı bakterilerden arındırmanın neticesi olduğu konusunda ısrarlılar. Özetle, ben fotoğrafı çekip aradan çekileyim. Ev yoğurdu mu, marka yoğurt mu siz karar verin… İyi bayramlar…

GRAMAJ OYUNU SÜRÜYOR!

Yazının Devamını Oku

Zararına satış oyunu!

Marketler 2016 yılından bu yana sattıkları meyve-sebzenin alım fiyatını beyan etmek zorunda. Bazı marketler yüksek maliyetle aylar önce aldıkları meyve sebzenin fiyat bilgilerini paylaşıp vatandaşı ‘zararına satış’ imajı ile aldatıyor.

İSTANBUL ve bölgesinde yaygın bir market zinciri. Meyve ve sebze reyonunda ilk bakışta herşey kuralına uygun satışa sunulmuş. Pandemi ile birlikte meyve ve sebzeler paketlenmiş, gerekli uyarılar yapılmış, etraf tertemiz, ürünler de taze. Fiyatları kontrol ediyorum, çarşı pazarın biraz üzerinde olsa da güncel sayılır. Tam o sırada gözüm alış fiyatlarını ve diğer masrafların beyan edildiği maliyet etiketlerine takılıyor. O da ne... Hepsi nisan ayından kalma....

NİSAN AYINDAN DOMATES

Yaz koşullarında taze bir domatesi iyi koşullarda saklasanız maksimum 15 gün dayanır. Etiket beyanına göre bizim market domatesleri 22 Nisan’da almış. Yani tam 3 ay önce! Antalya’dan 3 ay önce satın alınan domates 3 aydır satıştaymış. Dayanıklılık süresinden geçtim, marketin satışları düşük olsa inanacağız da içerisi müşteri kaynıyor. Domates gibi sürekli tüketilen bir ürünün 3 aydır rafta olduğuna inanmamız zor.

İKİZ ETİKET FARKLI FİYAT

Anlaşılan bu marketin etiketlerle bir sorunu var. Domateslerle ilgili incelememi sürdürüyorum. Kg’ı 2.75 TL’ye satılan domatesin alımını beyan eden etiketle kg’ı 4.95 TL’ye satılan domatesin alım etiketi ikiz! Ticaret Bakanlığı Hal Kayıt Sistemi barkodları ve barkod numaraları da ikiz! Yani sözde 3 ay önce aynı fiyata alınan domatesler iki farklı fiyatla satışta.

YAZ AYINDA BAHAR BİBERİ

Yazının Devamını Oku

Konut ve otomobil almanın zamanı mı?

Türkiye’de bugünlerde en çok konuşulan konu şüphesiz koronavirüs. Bir sıralama yapılsa ikinci ve üçüncü sırayı otomobil ile konut paylaşır.

Bir tarafta düşen faizler ve cazip kampanyalar ile gayrimenkul sektörü tekrar gündemde üst sıralara yükseldi, diğer tarafta arz sıkıntısı nedeniyle artan fiyatlarıyla otomobil sohbetlerin başaktörü oldu. Vatandaş bir taraftan uygun fiyata konut almanın derdinde bir taraftan da ‘Acaba daha uygun bir zaman gelir mi’ kaygısıyla endişeli. Otomobil almak isteyenler ‘Fiyatlar düşer mi’ sorusundan sıyrılamıyor, otomobilini satmak isteyenler ise “Ya fiyatlar daha da artarsa’ şüphesiyle boğuşup duruyor. Ben de bu hafta Vatandaşın Ekonomisi köşesini konut ve otomobile ayırdım. Hürriyet gazetesinin konusunda uzman iki ismi Gülistan Alagöz (emlak) ve Cem Özenen’in (otomobil) görüşleri ışığında gelin birlikte iz sürelim. İşte konut ve otomobil cephesinde son durum…
KONUT CEPHESİ* “Şimdi ev alınır mı?”

Bu, gayrimenkul pazarında en çok duyduğumuz soruların başında geliyor. Hem oturacağı evi almayı planlayanlar, hem de yatırım için konutu tercih edenler doğru dönemi kollar. Son dönemde Türkiye’de gayrimenkul sektöründe önemli bir ‘bekleme’ dönemi yaşanmıştı. Bunda arz fazlası, ekonomik konjonktür, pandemi dönemi gibi çok sayıda faktör olumsuz etki etti. Talepler ertelendi, vatandaş ‘fiyatlar daha da düşer’ düşüncesiyle bekleyişe geçti. Bu bekleme dönemi haziran ayında sona erdi.




Yazının Devamını Oku

Virüs beyaz etten değil ihmalden bulaşır!

Banvit’in 12 çalışanı, koronavirüs nedeniyle hastaneye yatırıldı. Bu haber ‘Beyaz etten koronavirüs bulaşır mı?’ sorusunu gündeme getirdi. Uzmanlara göre uygun koşullarda pişirilen etlerde hiç sorun yok. Ancak pişmemiş virüs ihtimali olan bir ürüne dokunup parmağınızı ağzınıza, burnunuza, gözünüze sürdüğünüzde her türlü virüsün bulaşma ihtimali var.

Yaklaşık iki hafta önce olay hem yerel hem de ulusal basına yansıdı. Türkiye’nin en önemli beyaz et üreticilerinden Banvit’in 12 çalışanı, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırıldı. Tedbiren 12 çalışanın temasta olduğu onlarca işçi de karantina süreci için evlerine gönderildi. Banvit ve diğer büyük beyaz üreticilerinin kesim ve paketleme üniteleri uzay üssü gibidir. Gıda hijyenine, çalışan sağlığına olağanüstü özen gösterilir. Salgın sürecinde bu önlemlerin daha da artırıldığına hiç şüphem yok. Ancak ne yazık ki koronaviürüsü sadece önlemler durduramıyor.

HASTA SAYISI ARTTI

Bölgeden ve yerel basından aldığım bilgilere göre Banvit’te COVID-19 hastalığı Türkiye’de yayılmaya başladığı anda vakalar görülmüş. Hastalık belirtisi görülenler hemen hastaneye sevk edilmiş. Onlarla temas olasılığı olan çalışanlar da istisnasız karantinaya alınmış. Bakım ünitesinde çalışan bir işçinin ihmali, çok kişiyle temasta bulunması nedeniyle bir ara hasta sayısında artış yaşanmış ancak şimdilerde yeniden kontrol sağlanmış. Şüphesiz Banvit çalışanlarında COVID-19 görülen tek gıda kuruluşu değil. Peki ama bu gıda kuruluşlarının ürünlerini tüketmemiz açısından bir tehlike var mı?

DİKKAT EDİLMELİ

Hürriyet Yazarı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, koronavirüs gıdadan geçer mi sorusuna şu cevabı veriyor: “Virüs pişirip yediğiniz üründen geçmez. Eğer siz pişmemiş bir gıdaya parmağınızı dokundurup o parmağınızı ağzınıza, burnunuza, gözünüze sürerseniz virüsü oradan kapabilirsiniz.” Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (European Food Safety Authority, EFSA) da COVID-19’un gıda tüketerek geçtiğine dair bir kanıt olmadığını beyan etti. Ancak uzmanlar gıda güvenliği uygulamalarına her zaman dikkat edilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor.


Yazının Devamını Oku

Turkcell ‘Varlık’a kavuştu

Dile kolay tam 15 yıllık hikâyedir Turkcell’in hissedarlık muamması...

 

Çukurova Grubu, Alfa, Sonera vs... Pamuk ipliğine bağlı bir hisse yapısıyla yıllarca idare edilmeye çalışılan devasa şirket şimdi yeni bir virajda. Turkcell’de Karamehmet dönemi resmen bitiyor, artık ne İtalyanlar, ne gürültülü genel kurullar olacak ne de içinden çıkılmaz bir hisse yapısı...

Dün konuyla ilgili resmi açıklama yapılır yapılmaz sıcağı sıcağına Türkiye Varlık Fonu (TVF) Genel Müdürü Zafer Sönmez ile görüştüm.

YATIRIMLARIN HABERCİSİ

Sönmez önce hafızamızı tazeledi: “Turkcell halka arz edildiğinde piyasa değeri 17 milyar dolardı. Bir ara 25 milyar dolar ile zirveyi gördü. Şu anda ise piyasa değeri sadece 5 milyar dolar.”

Yazının Devamını Oku

Abonelikler evde başlasın evde bitsin!

Eve sabit hat, internet taleplerinin katlandığı, bağlantıların hızlandığı, kapasitelerinin uçtuğu bir süreç yaşadık. Lokasyon bazında yaşanan aksaklıklar haricinde önemli bir sorun yaşamadık. Hem evden çalışma hem de uzaktan eğitim başarıyla yürütüldü. Ancak hem sokağa çıkamayan 65 yaş üstü vatandaşlarımızı düşünerek hem de teması daha da minimize etmek için birkaç yasal dokunuşa ihtiyaç var.

‘Evde kal’ çağrılarının yapıldığı, neredeyse 3 ayı aşan bir sürecin ardından hayatın normalleşmeye başladığı yeni bir dönemden geçiyoruz. Hemen belirtmem gerekir ki evden çalışma, uzaktan eğitim gibi kritik süreçleri başarıyla atlattık. Bunu hem yıllardır kesintisiz süren, son teknolojiyi yakalayan yatırımların hem de dijitalleşmenin sayesinde başardık. Hepsinden önemlisi devletin altyapısının evden çalışmaya ve uzaktan eğitime hazır olmasının da ne kadar önemli olduğunu anladık.




Bir taraftan normalleşme çabaları sürerken bir taraftan da uyarılar devam ediyor. Ne yazık ki virüs tehlikesi geçmedi. Önümüzdeki dönemde yeni ataklar olabileceği gibi yeni virüslerin de bir gün kapımızı çalabileceği olasılığı maalesef tepemizde asılı duruyor. O halde pandemi sürecindeki başarılı tecrübemizden yola çıkarak bazı küçük aksaklıkları da gidermenin tam sırası. Bu tespitten yola çıkarak vatandaştan bana ulaşan elektronik postaların ışığında önemli sektörleri mercek altına almaya çalışacağım. Bu haftanın sektörü telekom.

YASAL DÜZENLEME

Telekom şirketleri ve altyapısı pandemi sürecinde önemli bir sınavdan geçti. Tam anlamıyla bir başarı sağlandı. Sabit hat taleplerinin katlandığı, özellikle evden internet bağlantı kapasitelerinin uçtuğu bir süreç yaşadık. Lokasyon bazında yaşanan aksaklıklar haricinde önemli bir sorun yaşamadık. Hem evden çalışma hem de uzaktan eğitim başarıyla yürütüldü. Ancak hem sokağa çıkamayan 65 yaş üstü vatandaşlarımızı düşünerek hem de teması daha da minimize etmek için birkaç yasal düzenleme yapılmasında fayda var. Bana gelen okur taleplerini sektör temsilcileriyle de paylaştım. Gelin mevcut durum ne, daha fazla dijitalleşme için neler yapılabilir birlikte inceleyelim.

Yazının Devamını Oku

'İş'te Anadolu farkı

Pandemi sürecinde metropoller daha çok etkilendi

Koronavirüs nedeniyle küresel ekonominin büyük buhrandan sonraki en büyük daralmayla karşı karşıya olduğunu, dünya büyük bir değişimin eşiğindeyken riskler kadar fırsatlar da olduğunu ifade eden Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, “Sanayi önemini yitirmemeli. Bu süreçte sağlık ve lojistik sektörleri öne çıktı ama sektörlerin birbiriyle bağlantısını görmek gerekir” dedi. Pandemi sürecinin bütün iş kollarını etkilediğini, Kale Grubu’nda da özellikle inşaat malzemeleri ile ilgili üretimde yüzde 35’e varan bir gerileme olduğunu anlatan Zeynep Bodur Okyay 15 gün kadar ara verdikten sonra bazı sektörlerdeki faaliyetlerinin yeniden başladığını söyledi.
Okyay, “Türkiye’de iki hayat var: Metropoller ve Anadolu. Anadolu’da işler devam etti, metropoller kadar etkilenmedi” dedi. Kendilerinin bu süreçte “Önce sağlık” dediklerini, tesislerinin olduğu beldeler ve bayileriyle güçlü bir iletişim ağı kurduklarını, grup çalışanlarının sağlıklarını gün be gün takip ettiklerini anlattı. Zeynep Bodur Okyay Kale Grubu’nun Kurucusu ve Onursal Başkanı merhum Dr. İbrahim Bodur’un, vefatının dördüncü yılında bir dizi programla anılmasına ilişkin bilgi vermek ve gündemi değerlendirmek üzere online basın toplantısı düzenledi.



İLÇE BAZINDA PLANLAMA

Anadolu’daki operasyonları nedeniyle ilçe bazında sağlık planlamaları yaptığını aktaran Okyay, çalışanlar ve aileleri için ideal sağlık şartları için efor sarf ettiklerini anlattı. Havacılık alanındaki çalışmalarının dünya lojistik sektöründe yaşanan sıkıntılar nedeniyle zaman zaman aksadığını belirten Okyay, “Savunma ve havacılık tarafında tahminlerimizi gerçekleştirmek için çalışmalarımıza ara vermedik. Çünkü zaten F-35 tarafında yaşanan bir takım belirsizlik süreci devam ediyor. Dolayısıyla elimizde olan siparişleri tamamlamak adına orada daha seyreltilmiş bir çalışma moduna girmedik. Ancak gümrük kapılarındaki durumlar ve uçuşların olmaması tüm havacılık sektörünü olduğu gibi bizi de etkiledi” bilgilerini verdi.

Yazının Devamını Oku