Paylaş
Makine ihracatının 1.5 milyar dolar olduğu yıllar... Sektörü kimsenin tanımadığı, strateji kelimesinin neredeyse lüks sayıldığı bir dönemde Makine İhracatçıları Birliği Başkanı olan ve en genç birlik başkanı unvanı alan Adnan Dalgakıran sonrasını şöyle anlattı:
“Bir hedef koyduk: 500 milyar dolar ihracat. Söylem güçlüydü. Ama metodoloji yoktu. Sektörler arası rekabet, işbirliği yerine yarışa dönüştü. 21. yüzyıl organizasyon ve işbirliği yüzyılıdır. Ancak biz kültürel olarak bu işbirliği modeline yatkın değiliz. Egosantrik bir yapı hâkim. Bir yere çağrılan herkes hızlı çözüm bekliyor. “Bir hap verelim, hemen düzelsin” yaklaşımı var.”
Geçtiğimiz günlerde Ekonomi gazetesinden Vahap Munyar ile birlikte Adnan Dalgakıran’la bir araya geldiğimizde sanayinin en temel sıkıntılarını böyle aktardı, ardından önemli tespitlerde bulundu. Özetleyerek devam ediyorum:
* Bugün yaşadığımız tablo bir ekonomik kriz değil. Düşük gelirden orta gelire çıkış modelimizin sonuna geldik. Tüketimle büyüdük. Hizmetle büyüdük. Finansla büyüdük. Ama üretimde sıçrayamadık. Orta gelirden üst lige çıkmak başka bir ekosistem ister: Eğitim, insan kaynağı, teknoloji ve sabır.
* Açık konuşalım. Seri üretimde Çin’le rekabet edemiyoruz. Onlar ölçek ekonomisiyle çalışıyor. Biz parçalı yapıdayız. Almanya’da aynı sektörde 5 firma varsa bizde 55 firma var. Bu model teşvikle ayakta tutulamaz. Çözüm ne? Az adet – yüksek teknoloji – mühendislik + hizmet modeli. Makineyi satmak yetmez, komple çözüm satmak zorundayız. Afrika’da kurulacak bir fabrikanın anahtar teslimini verebilen kazanır.
SORUN TEŞVİKTE DEĞİL
* Türkiye teşvikte dünyanın en cömert ülkelerinden biri. Sorun teşvik olmaması değil, teşvikin verimliliğinin ölçülmemesi. Rakibiniz 8 dolara üretiyorsa siz 10 dolara üretirken fabrikayı bedava verseler yatırım yapmazsınız. Ucuz finansman yoksa, nitelikli insan kaynağı yoksa teşvik sadece pansuman olur.
* Son dört yılda dolar bazında maaşlar yükseldi. Ama alım gücü düştü. Sanayici maliyet baskısında. Çalışan memnun değil. Bu denklem sürdürülebilir değil. Ürün fiyatı Euro bazında yerinde sayarken yemek, servis, enerji üç kat artıyorsa sorun rekabet gücüdür.
AR-GE KÜLTÜR MESELESİ
* AR-GE’ye para veriyoruz. Çıktı zayıf. Çünkü AR-GE bir bütçe değil, kültür meselesi. Eğitim sistemi üretmiyorsa gökten teşvik yağsa sonuç değişmez. Kore’ye “10 yıl yatırım yapma, önce insan yetiştir” denmişti. Biz hâlâ yatırım teşviki konuşuyoruz.
* İhracatçı bu ülkenin altın yumurtlayan tavuğu. Kaybederseniz yeniden kuramazsınız. Bugün borsada sanayi kârları yüzde 80’den fazla gerilemişse bu alarmdır. Sanayinin yerine ne koyacağımızı konuşmadan sanayiciyi elemek lüksümüz yok.
* Dünya değişiyor. Makine satan değil, çözüm satan kazanacak. Büyük mühendislik firmalarına alt yüklenici olmak, komple tesis kurmak, niş ve yüksek teknolojili ürünlere yönelmek... Çıkış yolu burada.
Adnan Dalgakıran’ın anlattıkları, özeleştirileri, beklentileri böyle. Özetle sanayi ve ihracatta yeni bir hamle için sanayici-ihracatçı topyekûn değişiklik gerekiyor. Kaynak sınırlı, rekabet sert, zaman dar. Ama hâlâ bir avantajımız var. Doğru stratejiyle 5 yılda yön değiştirilebilir. Yeter ki ego yerine işbirliği, slogan yerine metodoloji, teşvik yerine verimlilik konuşalım. Zaman aynaya bakma zamanı...
Paylaş