Pandemide zorla spor salonuna davet

Cem Bey, koronavirüsün hayatımıza henüz girmediği 13 Şubat 2020’de İstanbul Ümraniye’de hizmet veren We’ll Club Spor ve Yaşam Kompleksi’ne üye olur. Salondan bir ay ancak yararlanır. Mart ayının sonunda koronavirüs salgını Türkiye’ye ulaştığında pek çok işyeri gibi spor salonları da kapatılır. Ağustos ayında salonlar açılır. Sözleşmeye göre yılda bir ay üyelik dondurma hakkı vardır. Cem Bey ve ailesi salgın tehlikesinin geçmediği gerekçesiyle üyeliklerini bir aylığına dondurur. Eylül ayına geldiğimizde salgın tehdidi devam ettiği için spor salonuna gitmenin hala riskli olduğunu düşünürler.

TAŞIYICILAR ARAMIZDA

Kaldı ki Sağlık Kurulu’ndan gelen uyarılarda hiçbir belirti göstermeyen, ateşi olmayan, öksürmeyen, halsizlik yaşamayan ama pozitif olan insanların en tehlikeli taşıyıcılar olarak aramızda dolaştığı bilgileri yer alır. Hatta bizzat Sağlık Bakanı Fahrettin Koca pozitif tanı konularak evlerinde kalmaları istenen yüzlerce hastanın sokaklarda olduğunu açıklamıştır. Cem Bey böyle bir ortamda hem ailesini hem kendisini korumak, risklerden olabildiğince uzak durmak için tekrar spor kulübüne başvurur. Son derece makul bir talep iletir.

Pandemide zorla spor salonuna davet

İKİ SEÇENEK SUNAR

Bu talebi şöyle anlatmış Cem Bey e-posta gönderisinde: “Ya üyeliklerimizin süresiz olarak dondurulmasını ya da hizmetten yararlanamadığımız süreye ilişkin ücretlerin iadesini talep ettim. Seçenek sunma sebebim ise pandeminin birçok işyerinde yarattığı sıkıntıları dikkat alarak, ücret iadesinin We’ll Club açısından da sıkıntı yaratabileceği düşüncesiydi.” Firma her iki seçeneği de “Biz tüm formaliteleri yerine getirdik” diyerek reddeder. Cem Bey ise hakkını hukuki yollardan aramaya karar verir.

Biz de We’ll Club Spor ve Yaşam Kompleksi’ne telefon ile ulaştık. Cem Bey’in iddialarını soracaktık ancak bir yetkili ile konuşmamız mümkün olmadı.

HUKUK ‘İADE’ DİYOR

SÖZLEŞMELERDE ‘salgın hastalık’la ilgili bir hüküm olmadığına göre firmanın bu gerekçeye sığınması en hafif tanımla ‘centilmenlik dışı’ bir davranış değil midir? Parasını önceden ödediği için vatandaşı salgın hastalık devam etmesine rağmen spor salonundan hizmet almaya zorlaması ticari ahlaka sığar mı? Bu soruların cevaplarını bir tarafa bırakıp konunun yasal durumunu hukukçulara sordum.

Avukat Hıdır Kırkıcı, şunları söyledi: “Bu olaya hizmet sözleşmesi olarak bakılması gerekir. Tüketici ile işletme sözleşmenin imzalandığı koşullar ile şimdiki koşullarda bir değişiklik yaşanmış. Burada sözleşmeden doğan haklar gerçekleştirilemediği için sözleşme fesih edilebilir. Burada tüketicinin kullandığı kadar kısmının ödemesini yapması gerekir” dedi. Firmanın iade yapmaması durumunda vatandaşın dava açabileceğini söyleyen Kırkıcı, “Tüketici önce tüketici hakem heyetine başvurur. Alınan kararı taraflardan biri kabul etmezse arabulucuya gider. Buradan çıkan sonuç da çare olmazsa tüketici mahkemesine başvurulur. Salgın durumu ile hukukumuz da ilk kez karşılaşıyor. Salgın dönemine özel bir içtihat oluşturması şart” dedi.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Maske düştü!

Salgınla mücadelede en önemli silahlardan biri de maskeler. Maskelerde 1 TL’lik tavan fiyat belirlenirken, piyasada fiyatlar arasında uçurum var. Bir maske 1 TL’ye, 100 metre ileride bir başkası 20 kuruşa satılıyor. Piyasada onlarca noktada yaptığımız araştırma eczane, medikal ve büyük market zincirleri dışında satılan maskelerin büyük bir bölümünün Ürün Takip Sistemi’ne kayıtlı olmadığını ortaya koydu. Özetle, bu maskeleri taksak bile gardımız düşük, sağlığımız tehlikede.

KORONAVİRÜS salgını ile birlikte hayatımızın baş aktörlerinden biri maske oldu. Devlet yetkilileri, sağlık kurulları vatandaşı mutlaka maske takması için uyarıyor. Kamu spotları, yerel yönetim anonsları sosyal mesafenin yanı sıra maskenin hayatımızı kurtaracağını vurgulayıp duruyor. Peki ama taktığımız maskeleri ne kadar sorguluyoruz? Piyasada tanesi 20 kuruştan başlayıp tavan fiyat olan 1 TL’ye kadar binlerce çeşit maske var. Eczaneyi, medikal mağazaları, marketleri geçtim artık kuruyemişçiler de bile maske satılıyor. Ucuzluk mağazaları, güzellik merkezleri, vitamin takviyecileri aklınıza kim gelirse çeşit çeşit maske rafları süslüyor. Düz beyazı, siyahı, çok renklisi, desenlisi, yıkanırı yıkanmazı iste isteyebildiğin kadar. Çeşit çok satıcı çok ama maskenin hangisine güvenilir hangisine güvenilmez nasıl anlayacağız?

PİYASADA MASKE ARAŞTIRMASI YAPTIK

Burada değinmek istediğim nokta tanesi 1 TL’ye satılan maske ile 20 kuruşa ya da 50 kuruşa satılan maske arasında ne fark var? 1 TL’lik maske daha çok koruyor da, 50 kuruşluk maske daha mı az koruyor? Hangisini almak mantıklı? Denetimler yeterli mi, piyasadaki maskeler tebliğlere uygun üretilmiş ve vatandaşa ulaşıyor mu? Tüm bu soruların cevaplarını bulmak için piyasada araştırma yaptık. Büyük küçük marketlere, bakkallara, güzellik merkezlerine, makyaj malzemesi satıcılarına, kuruyemişçilere, eczanelere, medikallere girip satıştaki maskeleri sorguladık.

BU MASKE ÜTS’YE KAYITLI DEĞİL!

Bunu da cep telefonlarına indirilen Ürün Takip Sistemi (ÜTS) isimli uygulama ile yaptık. Çünkü Türkiye’de satışa çıkan tüm maskelerin ÜTS’ye kayıt olması gerekiyor. ÜTS maskenin tebliğle istenen tüm özellikleri taşıdığını yani sağlık açısından uygun olduğu gösteriyor. Ne yazık ki eczane, medikal ve büyük marketlerin bir bölümü dışında satışa çıkarılan birçok maskenin ÜTS’ye kayıtlı olmadığını gördük. İşte bu noktada denetimlerin arttırılması ve ÜTS’de kayıtlı olmayan yani gerekli izinler alınmadan üretilen maskelerin satışının engellenmesi şart gözüküyor. Virüsle mücadelede en önemli silahımız olan maskelerin hızla mercek altına alınması gerekiyor. Salgınla mücadele etmek için bu kadar uğraşırken, titizlik gösterirken, merdivenaltı üretim yapan, vatandaşın sağlığını tehlikeye atan üreticiler ve ithalatçılar için sert tedbirler alınmalı.

KİM DENETLİYOR?

Konuyla ilgili görüşüne başvurduğum bazı medikal ve eczanelerin önemli bir iddiasını da buradan paylaşmamda yarar olduğunu düşünüyorum. Eczane ve medikaller Sağlık Bakanlığı denetimi altında. İl Sağlık Müdürlükleri tarafından sık sık denetleniyor ve sattıkları maskelerin uygun olup olmadığına bakılıyor. Ancak eczane ve medikaller dışındaki satış noktaları Sağlık Bakanlığı dolayısıyla il sağlık müdürlüklerinin alanına girmiyor. Bu yüzden de uygun maske satış satmadıkları onlar tarafından denetlenmiyor. Bu noktada eczane ve medikaller dışındaki noktalarda satılan maskelerin denetiminin tekrar ele alınması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Keskinoğlu geri döndü!

Türkiye’nin en büyük tavukçuluk firmaları arasında yer alan Keskinoğlu, yeniden üretime geçmeye hazırlanıyor. Bankalarla yapılandırma anlaşması yaptığı öğrenilen Keskinoğlu Tavukçuluk’un faaliyetlerine başlayacak olması bölge halkını da sevindirdi. Keskinoğlu Tavukçuluk bünyesindeki 7 fabrikanın da sektördeki rekabet açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.

Manisa’nın Akhisar ilçesinde bulunan ve 2018 yılından bu yana konkordato sürecinde bulunan Keskinoğlu Tavukçuluk’un bankalarla yeniden yapılandırma anlaşması yaptığı öğrenildi. Yaşadığı mali sorunları aşan şirketin tekrar tam kapasite üretime geçmek için çalışmalarını hızlandırdığı belirtiliyor. Zeytincilik dışında Akhisar ekonomisinin can damarlarından biri olan Keskinoğlu Tavukçuluk’un zor günleri atlatmasının bölge halkını da sevindirdiği ifade ediliyor.



BİNLERCE KİŞİYE İSTİHDAM

Türkiye’nin ilk ve tam entegre piliç ve yumurta üretim tesislerini bünyesinde bulunduran Keskinoğlu’nda 2014 yılında yaklaşık 4 bin kişi çalışıyordu. 2 bin tedarikçinin yanı sıra 400 civarında sözleşmeli üretici ile de çalışan Keskinoğlu, binlerce ailenin geçimi içinde kritik konumda bir şirketti. 2014 ve 2015 yılları şirket için altın yıllar olmuş, 2015’te Keskinoğlu 1.2 milyar TL ciroya ulaşmıştı.

ALMANYA’DAN SİNGAPUR’A

Yazının Devamını Oku

40 günde 240 milyon TL

1 Ağustos’ta Türkiye’de şans oyunları düzenlemesini Milli Piyango’dan devralan Sisal Şans, yaklaşık 40 günde 240 milyon liralık ikramiye dağıttı. Sisal Şans CEO’su Selim Ergün yenilenen şans oyunlarını, güvenlik önlemlerini ve şirketin online-perakende hedeflerini açıkladı.

TÜRKİYE’nin en önemli markalarından biri Milli Piyango. ‘Talih Kuşu size de konabilir’ sloganıyla hafızalara kazınmış, filmlere konu olmuş herkesin umut hikayesinde önemli bir kilometre taşı adeta. 80 yıllık tarihi marka Milli Piyango için 1 Ağustos 2020 önemli bir gündü.



1 Ağustos itibariyle Türkiye’de karşılığı nakit para olan şans oyunlarının operatörlüğü Milli Piyango İdaresi’nden Sisal Şans İnteraktif Hizmetler ve Şans Oyunları Yatırım A.Ş.’ye devredildi. Yaklaşık 80 yıl boyunca şans oyunlarının operatörlüğünü de yürüten Milli Piyango İdaresi ise artık yeni kimliği ile işin izleme ve denetim misyonunu üstlendi. Peki ama şans oyunu severleri yakından ilgilendiren bu değişiklik sürecinin öncesinde ve sonrasında neler yaşandı? Yeni dönemde geride bıraktığımız 40 günde ilgi nasıldı? Hepsinden önemlisi ne kadar ikramiye dağıtıldı? Tüm merak edilenleri Sisal Şans CEO’su Selim Ergün’e sordum.

Selim Bey en çok merak ettiğim sorudan başlayayım. Detayları nasıl olsa konuşuruz… 1 Ağustos’ta şans oyunları düzenleme yetkisini devraldınız. O günden bu yana toplamda ne kadar ikramiye dağıttınız?

‘Oynamaya, şansa, eğlenceye yeniden başlayacağız’ mottosuyla, 1 Ağustos itibariyle faaliyetlerine başlayan kurumumuz 8 Eylül tarihine dek toplamda 238 milyon 457 bin 497 TL ikramiye dağıttı.

Yazının Devamını Oku

Bize neler yediriyorlar?

Söyleyecek söz bulamıyorum. Bize neler yediriyorlar. Tarım ve Orman Bakanlığı dönem dönem açıklıyor.

Cezadan korkmuyor, teşhir edilmekten utanmıyorlar. Belli ki bu işin içinde çok para var. Ünlü bir marketin kendi markasıyla ürettirdiği çayda boya mı istersiniz, döner ve sucukta at eti mi, pişmiş lahmacunda kalp, böbrek, karaciğer, taşlık gibi sakatat mı? Çikolatada ilaç etken maddesi, alkollü içecekte kozmetik alkolü, Adana kebapta, sucukta tavuk eti... Liste uzayıp gidiyor. Balın sahtesi, bitki çayının boyalısı, peynirde ayçiçek yağı...

İŞ VATANDAŞA DÜŞÜYOR

Madem ki ünlü marketlerin kendi denetimleri, bakanlıkların teşhiri, para cezaları, bizlerin yazması yetmiyor o zaman iş vatandaşa düşüyor. Aldığınız ürünü, içindekileri, kaça satıldığını lütfen inceleyin. Restoranların cicili bicili masalarına, lüks konforlu koltuklarına, maskelerini takmış hizmet veren garsonlarına aldanmayın. O restoranların önce mutfaklarına dalın. Pandemi döneminde ekstra dikkatli olmak zorundasınız. Garsonlar yetmez, aşçılarda mutfaktaki diğer personelde maske var mı, temizlik kurallarına uyuluyor mu asıl onları inceleyin. Yaklaşık iki yıl önce bu köşede kaleme almıştım. Bakın gıda sahtekarları açıklananlar dışında sağlığınıza nasıl suikastte bulunuyor. Cebinizdeki paraya nasıl göz dikiyor sizi nasıl kandırıyorlar... Bir kez daha hatırlatıyorum, uyarıyorum...

LOHUSA ŞERBETLİ DÖNER

Etin kilogram fiyatı belli. Önünüze gelen 150-200 gramı döner etinin fiyatı, nasıl oluyor da etin 150-200 gramından ucuz olabilir, bir düşünün. Cevap basit bazı restoran ve büfeler et dönerde soya kıyması, tavuk ve hindi eti kullanıyor. Sahte dönerin içine ayrıca hayvanların iç organları, bağırsak, hayvan tırnağı, tavuk kırıntıları da katılıyor. Tüm bu karışım anlaşılmasın diye lohusa şerbeti ile de renklendiriliyor.

KARABİBER YERİNE AĞAÇ

KARABİBER pahalı bir baharat. Ama bazı restoranların masasında karabiber görünümlü şeyler var. Şeyler diyorum çünkü tanımlamak zor. Bu karabiberin içinde karabiber dışında, çöp, dal, yaprak aklınıza ne gelirse var. Öğütülmüş önünüze konulmuş. Benzer uygulamaların kırmızı biber ve pul biber başta olmak üzere tüm baharatlar için yapıldığını da belirteyim.

İÇECEKLER MASADA AÇILSIN

Yazının Devamını Oku

Arkadan dolanan kulübe çifte denetim

Türkiye Futbol Federasyonu’nun belirlediği harcama limitlerini aşmak için kulüplerin izlediği bazı yöntemlerin mercek altına alındığı ifade ediliyor. Böyle bir durumda iki ayaklı denetim mekanizması devreye girecek. Halka açık şirketler manipülasyon iddiasıyla SPK denetimine tabi tutulacak. Vergi kaybı iddialarıyla yapılacak vergi denetim kurulu soruşturmaları sonucunda futbolcular da ağır cezalar alabilecek.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından belirlenen takımların 2020-20212 harcama limitleri tartışıladursun kamuoyunda gündeme gelen limitlere takılmama yöntemlerinin mercek altında olduğu öğrenildi. Futbolcu ve teknik heyete yönelik sembolik ücretler başta olmak üzere tüm olağan dışı yöntemlerin incelemeye alınması ile büyük cezaların da gündeme geleceği ifade ediliyor.

Kamuoyunda, bazı kulüplerin harcama limitlerini aşmak için “imza parası göstermemek, el altından para vermek, bonservis bedelini düşük göstermek, gizli anlaşmayla ekstra maaş vermek, primleri gizlemek, futbolcuların kiralama ve ulaşım gibi ekstra harcamalarını gizlemek gibi” yöntemlere başvurduğuna ilişkin haberler yer almıştı.

Diğer sektörlerde olduğu gibi futboldan elde edilen gelirler de vergiye tabi. Yıllık geliri 600 bin TL’nin üzerinde olan futbolcuların yüzde 40’a kadar gelir vergisi ödemesi gerekiyor. Futbolcunun aldığı ücretin net olarak resmi evraklarda yer almaması durumunda iki ayaklı denetimin devreye gireceği, incelemeleri sonucunda ağır cezaların kulüplerin kapısını çalabileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda iki ayaklı denetim mekanizması şu şekilde işleyecek:

1. SPK DENETİMİ

Kulüplerin çoğu halka açık olduğu için yaptıkları tüm işlemleri Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından titizlikle inceliyor. Özellikle halka açık şirketlerde belirtilen limitlerin üzerinde harcama yapmak, futbolcu ve teknik heyete ödenen bedellerin gizlenmesi yatırımcıyı yanıltmaya yönelik manipülasyonlar kapsamında değerlendiriliyor. Manipülasyon olarak kabul edilen işlemlere de ağır cezalar uygulanıyor. Limit aşma yöntemleri kapsamında atılan adımlar, aldatma yada manüplasyon olarak değerlendirirse hapis cezasına varan cezalar gündeme gelebilir.

2. VERGİ DENETİMİ

Yazının Devamını Oku

İthalat savar!

OYAK gelecek 3 yılda 5 milyar dolara ulaşacak yatırımlarılarıyla Türkiye’nin ithalat kalemlerini bir bir azaltmayı hedefliyor. Şirket karbon siyahı yatırımıyla yılda 300 milyon dolarlık, demir peletleme yatırımıyla 350 milyon dolarlık, zırh çeliği yatırımıyla da 100 milyon dolarlık ithalatın önüne geçip yerli yatırım yapacak.

Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun (OYAK) yatırımları hız kesmiyor. Genel stratejisini Türkiye’nin ithalat kalemlerini yerli üretime çevirmek üzere kuran şirket, yaptığı ve yapacağı yatırımlarla yılda 750 milyon dolarlık ithalatın engellenmesini sağlayacak. Malatya Hekimhan’da 750 milyon dolar yatırımla demir cevheri zenginleştirme ve peletleme tesisi kuracak olan şirket yılda 350 milyon dolarlık ithalatın önüne geçmiş olacak. İskenderun’da karbon siyahı üretmek için fabrika yatırımı yapan OYAK bu alandaki 300 milyon dolarlık ithalatı yerli üretim ile karşılayacak. OYAK ayrıca Manisa’da da Türkiye’nin ilk zırh çeliği tesisini kurup yılda100 milyon dolarlık ithalatı engellemeyi de planlıyor.

5 MİLYAR DOLAR

İstanbul’da ekonomi basınıyla bir araya gelen OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem şu ana kadar gerçekleşen ve gelecek 3 yılda sonuçlanacak yatırımların toplam 5 milyar dolar civarında olduğunu söyledi.

Erdem, “Ülke ekonomisini ileriye taşıyacak hamleler yapmak, ekonominin tüm aktörlerinin ortak sorumluluğudur. Gerçekleştirdiğimiz yatırımların odak noktasına sürdürülebilir büyümeyi aldık. Pandemi sonrasında Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar bulabileceğine inanıyorum. 2019’da tüm güçlüklere rağmen son derece başarılı bir grafik çizdik. Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 2.7’sini gerçekleştirdik. 2020 planlarımızda geriye doğru sapma yok. Önümüzdeki dönemde hem mevcut faaliyet alanlarımızda hem de adım atacağımız yeni alanlarda yatırımlarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.

KARBON SİYAHİ YATIRIM

Malatya Hekimhan’da kurulacak peletleme tesisi ve İskenderun’da yapılacak karbon siyahi yatırımlarıyla toplam 650 milyon dolarlık ithalatın önüne geçileceğine dikkat çeken Erdem, ayrıntıları şöyle paylaştı:

“Türkiye’nin yıllık 220 bin tonluk karbon siyahı ihtiyacını kendi üretimiyle karşılayacak olan tesis 300 milyon dolarlık ithalatı engelleyecek. Türkiye’nin 6.2 milyon ton pelet ihtiyacının 3 milyon tonunu tek başına karşılayan Hekimhan’a yapılacak tesis, 55 ayda tamamlanacak. Hekimhan Zenginleştirme ve Peletleme Tesisi’nin, dışa bağımlılığı yıllık 350 milyon dolar azaltması öngörülüyor. Yeni kaynak yaratma hedefiyle kurulacak olan tesis, 750 milyon dolar yatırımla hayata geçecek. Yatırım, Japon JFE Steel ortaklığıyla gerçekleşecek. Zırh çeliği fabrikası ise Türkiye’nin yıllık 17-20 bin ton arasında olan zırh çeliği ithalatını önlediği gibi ihracata da imkan sağlayacak. İnşaatına başlanan otomotiv odaklı Ro-Ro limanı OYAK Port ise bir ihracat üssüne dönüşecek.”

ÜYE SAYISINDA 125 BİN ARTIŞ

Yazının Devamını Oku

Markalı yoğurt mu ev yoğurdu mu

Durun, hemen ‘ev yoğurdu’ demeyin. Etrafta uzman olarak geçinen konuyla alakasız bilimsel yaklaşımlarla ev yoğurdunu kusursuz biçimde ‘sağlıklı’, markalı yoğurtları ise her koşulda ‘sağlıksız’ ilan edenler var. Sokakta satılan yoğurtların dahi markalı yoğurtlardan daha sağlıklı olduğunu öne sürenler de yok değil. Peki ama kime inanalım, gelin birlikte bakalım...

OSMAN MÜFTÜOĞLU: EV YOĞURDU BİRİNCİ

Kuşkusuz her işin bir uzmanı var. Benim bu sağlık ve beslenme konularında referans noktam Hürriyet’teki yazılarıyla yakından tanıdığınız Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’dur. Osman Hoca Hürriyet’te kaleme aldığı bir yazıda konuya şöyle yaklaşmış: Yoğurdu ‘süper besin’ yapan özelliklerinin yarısı ‘vitamin, mineral ve güçlü protein yapısı’, yarısı da ‘probiyotik ve prebiyotik gücü’ ile ilgilidir. Özellikle probiyotik bakterileri ve prebiyotik besinleri bir arada bulundurması bana göre yoğurdun en mühim ve ayrıcalıklı özelliğidir. Ne var ki marketlerde satılan yoğurtların çoğunun içinde üretim teknolojisinin doğal neticesi olarak yeteri kadar probiyotik bakteri bulabilmek mümkün değil. Durum böyle olunca da tercihi öncelikle ev yoğurdundan yana kullanmanız daha iyi netice verir. Soru ‘Sokak yoğurdu mu market yoğurdu mu?’ olsaydı yanıtımız ‘market yoğurdu sokak yoğurdundan iyidir’ olurdu. Sokak yoğurdunu tavsiye etmiyoruz.
Zira o yoğurtların hangi koşullarda üretildiğini, içine sağlığa zararlı herhangi bir madde ilave edilip edilmediğini bilmiyoruz. İsterseniz özetleyelim: Birinciliği ev yoğurduna verelim, ikinciliği market yoğurtlarına verelim. Sokak yoğurtlarından da uzak duralım.

MARKALI YOĞURTÇULAR: HİJYEN FARKIMIZ VAR

Osman Hoca özellikle probiyotik bakterilere dikkat çekerken ev yoğurdunun marka yoğurtlardan daha faydalı olduğuna vurgu yapıyor. Tabii ki işin bir de hijyen boyutu var ki marka yoğurtçular da bu noktada ürünlerinin daha sağlıklı olduğunu şu sözlerle iddia ediyorlar: Fabrikasyon yoğurtlarda yoğurt bakterileri özel seçilmiş ve sağlığa faydalı bakterilerdir ve bağışıklık sistemini güçlendirirler. Özel teknolojilerle ve tamamen saf olarak üretilmişlerdir. Taze olarak kontrollü ve hijyenik şartlarda kullanılmaktadırlar. Diğer sıradan yoğurtların maya olarak kullanılmasıyla yapılan yoğurtlarda faydalı bakterilerin yanında zararlı bakteriler ile küf maya da bulunabilmektedir. Bu da üründe sağlık sorunu yaratmaktadır. Zaten bu tür yoğurtların hızlı bozulmasının nedeni içindeki faydalı bakterilerin yanında zararlı bakterileri içermesi ve çok hijyen olmayan şartlarda üretilmesidir. Özel yoğurt bakterilerinin çok özel şartlarda üretilmesiyle oluşan yoğurt kültürleri ve buna ilave olarak kullanılan temizleme belli sürede belli sıcaklıkta yapılan pastörizasyon hijyenik dolum veya ultra temiz dolum bu ürünlerin daha sağlıklı ve daha dayanıklı olmasını sağlamaktadır. Hammadde kriterleri kontrol edilmekte ve uygun sütler soğuk zincirde ve her aşaması kontrollü şekilde üretilmektedir. Geleneksel metotta rast gele alınan veya firmaların almadığı sütler kullanılabilmekte ve hijyenik olmayan şartlarda üretim yapılabilmektedir. Özellikle sütü çok uzun kaynatma besin değerini çok olumsuz etkilemektedir. Hiçbir sıcaklık kontrolü yoktur dolayısıyla farklı farklı ve çabuk bozulan hijyenik şartlar tam olmadığı için kalitesiz ürünler üretilmektedir.

MARKA YOĞURTTA KATKI MADDESİ VAR MI?

Konu derin. Aslına bakarsanız hangi yoğurt sorusunun net bir cevabı da yok. Ev yoğurdunda en kritik mesele sütün nereden hangi koşullarda alındığı. Sütün ne kadar kaynatıldığı, üretim aşamasındaki hijyen koşulları yoğurdun faydalı ve sağlıklı bir ürün haline gelmesindeki diğer kritik faktörler. Markalı yoğurtçular fabrikalarda üretilen yoğurtların daha dayanıklı olmasının sebebinin herhangi bir katkı maddesinden kaynaklanmadığı, zararlı bakterilerden arındırmanın neticesi olduğu konusunda ısrarlılar. Özetle, ben fotoğrafı çekip aradan çekileyim. Ev yoğurdu mu, marka yoğurt mu siz karar verin… İyi bayramlar…

GRAMAJ OYUNU SÜRÜYOR!

Yazının Devamını Oku

Zararına satış oyunu!

Marketler 2016 yılından bu yana sattıkları meyve-sebzenin alım fiyatını beyan etmek zorunda. Bazı marketler yüksek maliyetle aylar önce aldıkları meyve sebzenin fiyat bilgilerini paylaşıp vatandaşı ‘zararına satış’ imajı ile aldatıyor.

İSTANBUL ve bölgesinde yaygın bir market zinciri. Meyve ve sebze reyonunda ilk bakışta herşey kuralına uygun satışa sunulmuş. Pandemi ile birlikte meyve ve sebzeler paketlenmiş, gerekli uyarılar yapılmış, etraf tertemiz, ürünler de taze. Fiyatları kontrol ediyorum, çarşı pazarın biraz üzerinde olsa da güncel sayılır. Tam o sırada gözüm alış fiyatlarını ve diğer masrafların beyan edildiği maliyet etiketlerine takılıyor. O da ne... Hepsi nisan ayından kalma....

NİSAN AYINDAN DOMATES

Yaz koşullarında taze bir domatesi iyi koşullarda saklasanız maksimum 15 gün dayanır. Etiket beyanına göre bizim market domatesleri 22 Nisan’da almış. Yani tam 3 ay önce! Antalya’dan 3 ay önce satın alınan domates 3 aydır satıştaymış. Dayanıklılık süresinden geçtim, marketin satışları düşük olsa inanacağız da içerisi müşteri kaynıyor. Domates gibi sürekli tüketilen bir ürünün 3 aydır rafta olduğuna inanmamız zor.

İKİZ ETİKET FARKLI FİYAT

Anlaşılan bu marketin etiketlerle bir sorunu var. Domateslerle ilgili incelememi sürdürüyorum. Kg’ı 2.75 TL’ye satılan domatesin alımını beyan eden etiketle kg’ı 4.95 TL’ye satılan domatesin alım etiketi ikiz! Ticaret Bakanlığı Hal Kayıt Sistemi barkodları ve barkod numaraları da ikiz! Yani sözde 3 ay önce aynı fiyata alınan domatesler iki farklı fiyatla satışta.

YAZ AYINDA BAHAR BİBERİ

Yazının Devamını Oku

Konut ve otomobil almanın zamanı mı?

Türkiye’de bugünlerde en çok konuşulan konu şüphesiz koronavirüs. Bir sıralama yapılsa ikinci ve üçüncü sırayı otomobil ile konut paylaşır.

Bir tarafta düşen faizler ve cazip kampanyalar ile gayrimenkul sektörü tekrar gündemde üst sıralara yükseldi, diğer tarafta arz sıkıntısı nedeniyle artan fiyatlarıyla otomobil sohbetlerin başaktörü oldu. Vatandaş bir taraftan uygun fiyata konut almanın derdinde bir taraftan da ‘Acaba daha uygun bir zaman gelir mi’ kaygısıyla endişeli. Otomobil almak isteyenler ‘Fiyatlar düşer mi’ sorusundan sıyrılamıyor, otomobilini satmak isteyenler ise “Ya fiyatlar daha da artarsa’ şüphesiyle boğuşup duruyor. Ben de bu hafta Vatandaşın Ekonomisi köşesini konut ve otomobile ayırdım. Hürriyet gazetesinin konusunda uzman iki ismi Gülistan Alagöz (emlak) ve Cem Özenen’in (otomobil) görüşleri ışığında gelin birlikte iz sürelim. İşte konut ve otomobil cephesinde son durum…
KONUT CEPHESİ* “Şimdi ev alınır mı?”

Bu, gayrimenkul pazarında en çok duyduğumuz soruların başında geliyor. Hem oturacağı evi almayı planlayanlar, hem de yatırım için konutu tercih edenler doğru dönemi kollar. Son dönemde Türkiye’de gayrimenkul sektöründe önemli bir ‘bekleme’ dönemi yaşanmıştı. Bunda arz fazlası, ekonomik konjonktür, pandemi dönemi gibi çok sayıda faktör olumsuz etki etti. Talepler ertelendi, vatandaş ‘fiyatlar daha da düşer’ düşüncesiyle bekleyişe geçti. Bu bekleme dönemi haziran ayında sona erdi.




Yazının Devamını Oku

Virüs beyaz etten değil ihmalden bulaşır!

Banvit’in 12 çalışanı, koronavirüs nedeniyle hastaneye yatırıldı. Bu haber ‘Beyaz etten koronavirüs bulaşır mı?’ sorusunu gündeme getirdi. Uzmanlara göre uygun koşullarda pişirilen etlerde hiç sorun yok. Ancak pişmemiş virüs ihtimali olan bir ürüne dokunup parmağınızı ağzınıza, burnunuza, gözünüze sürdüğünüzde her türlü virüsün bulaşma ihtimali var.

Yaklaşık iki hafta önce olay hem yerel hem de ulusal basına yansıdı. Türkiye’nin en önemli beyaz et üreticilerinden Banvit’in 12 çalışanı, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırıldı. Tedbiren 12 çalışanın temasta olduğu onlarca işçi de karantina süreci için evlerine gönderildi. Banvit ve diğer büyük beyaz üreticilerinin kesim ve paketleme üniteleri uzay üssü gibidir. Gıda hijyenine, çalışan sağlığına olağanüstü özen gösterilir. Salgın sürecinde bu önlemlerin daha da artırıldığına hiç şüphem yok. Ancak ne yazık ki koronaviürüsü sadece önlemler durduramıyor.

HASTA SAYISI ARTTI

Bölgeden ve yerel basından aldığım bilgilere göre Banvit’te COVID-19 hastalığı Türkiye’de yayılmaya başladığı anda vakalar görülmüş. Hastalık belirtisi görülenler hemen hastaneye sevk edilmiş. Onlarla temas olasılığı olan çalışanlar da istisnasız karantinaya alınmış. Bakım ünitesinde çalışan bir işçinin ihmali, çok kişiyle temasta bulunması nedeniyle bir ara hasta sayısında artış yaşanmış ancak şimdilerde yeniden kontrol sağlanmış. Şüphesiz Banvit çalışanlarında COVID-19 görülen tek gıda kuruluşu değil. Peki ama bu gıda kuruluşlarının ürünlerini tüketmemiz açısından bir tehlike var mı?

DİKKAT EDİLMELİ

Hürriyet Yazarı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, koronavirüs gıdadan geçer mi sorusuna şu cevabı veriyor: “Virüs pişirip yediğiniz üründen geçmez. Eğer siz pişmemiş bir gıdaya parmağınızı dokundurup o parmağınızı ağzınıza, burnunuza, gözünüze sürerseniz virüsü oradan kapabilirsiniz.” Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (European Food Safety Authority, EFSA) da COVID-19’un gıda tüketerek geçtiğine dair bir kanıt olmadığını beyan etti. Ancak uzmanlar gıda güvenliği uygulamalarına her zaman dikkat edilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor.


Yazının Devamını Oku

Turkcell ‘Varlık’a kavuştu

Dile kolay tam 15 yıllık hikâyedir Turkcell’in hissedarlık muamması...

 

Çukurova Grubu, Alfa, Sonera vs... Pamuk ipliğine bağlı bir hisse yapısıyla yıllarca idare edilmeye çalışılan devasa şirket şimdi yeni bir virajda. Turkcell’de Karamehmet dönemi resmen bitiyor, artık ne İtalyanlar, ne gürültülü genel kurullar olacak ne de içinden çıkılmaz bir hisse yapısı...

Dün konuyla ilgili resmi açıklama yapılır yapılmaz sıcağı sıcağına Türkiye Varlık Fonu (TVF) Genel Müdürü Zafer Sönmez ile görüştüm.

YATIRIMLARIN HABERCİSİ

Sönmez önce hafızamızı tazeledi: “Turkcell halka arz edildiğinde piyasa değeri 17 milyar dolardı. Bir ara 25 milyar dolar ile zirveyi gördü. Şu anda ise piyasa değeri sadece 5 milyar dolar.”

Yazının Devamını Oku

Abonelikler evde başlasın evde bitsin!

Eve sabit hat, internet taleplerinin katlandığı, bağlantıların hızlandığı, kapasitelerinin uçtuğu bir süreç yaşadık. Lokasyon bazında yaşanan aksaklıklar haricinde önemli bir sorun yaşamadık. Hem evden çalışma hem de uzaktan eğitim başarıyla yürütüldü. Ancak hem sokağa çıkamayan 65 yaş üstü vatandaşlarımızı düşünerek hem de teması daha da minimize etmek için birkaç yasal dokunuşa ihtiyaç var.

‘Evde kal’ çağrılarının yapıldığı, neredeyse 3 ayı aşan bir sürecin ardından hayatın normalleşmeye başladığı yeni bir dönemden geçiyoruz. Hemen belirtmem gerekir ki evden çalışma, uzaktan eğitim gibi kritik süreçleri başarıyla atlattık. Bunu hem yıllardır kesintisiz süren, son teknolojiyi yakalayan yatırımların hem de dijitalleşmenin sayesinde başardık. Hepsinden önemlisi devletin altyapısının evden çalışmaya ve uzaktan eğitime hazır olmasının da ne kadar önemli olduğunu anladık.




Bir taraftan normalleşme çabaları sürerken bir taraftan da uyarılar devam ediyor. Ne yazık ki virüs tehlikesi geçmedi. Önümüzdeki dönemde yeni ataklar olabileceği gibi yeni virüslerin de bir gün kapımızı çalabileceği olasılığı maalesef tepemizde asılı duruyor. O halde pandemi sürecindeki başarılı tecrübemizden yola çıkarak bazı küçük aksaklıkları da gidermenin tam sırası. Bu tespitten yola çıkarak vatandaştan bana ulaşan elektronik postaların ışığında önemli sektörleri mercek altına almaya çalışacağım. Bu haftanın sektörü telekom.

YASAL DÜZENLEME

Telekom şirketleri ve altyapısı pandemi sürecinde önemli bir sınavdan geçti. Tam anlamıyla bir başarı sağlandı. Sabit hat taleplerinin katlandığı, özellikle evden internet bağlantı kapasitelerinin uçtuğu bir süreç yaşadık. Lokasyon bazında yaşanan aksaklıklar haricinde önemli bir sorun yaşamadık. Hem evden çalışma hem de uzaktan eğitim başarıyla yürütüldü. Ancak hem sokağa çıkamayan 65 yaş üstü vatandaşlarımızı düşünerek hem de teması daha da minimize etmek için birkaç yasal düzenleme yapılmasında fayda var. Bana gelen okur taleplerini sektör temsilcileriyle de paylaştım. Gelin mevcut durum ne, daha fazla dijitalleşme için neler yapılabilir birlikte inceleyelim.

Yazının Devamını Oku

'İş'te Anadolu farkı

Pandemi sürecinde metropoller daha çok etkilendi

Koronavirüs nedeniyle küresel ekonominin büyük buhrandan sonraki en büyük daralmayla karşı karşıya olduğunu, dünya büyük bir değişimin eşiğindeyken riskler kadar fırsatlar da olduğunu ifade eden Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, “Sanayi önemini yitirmemeli. Bu süreçte sağlık ve lojistik sektörleri öne çıktı ama sektörlerin birbiriyle bağlantısını görmek gerekir” dedi. Pandemi sürecinin bütün iş kollarını etkilediğini, Kale Grubu’nda da özellikle inşaat malzemeleri ile ilgili üretimde yüzde 35’e varan bir gerileme olduğunu anlatan Zeynep Bodur Okyay 15 gün kadar ara verdikten sonra bazı sektörlerdeki faaliyetlerinin yeniden başladığını söyledi.
Okyay, “Türkiye’de iki hayat var: Metropoller ve Anadolu. Anadolu’da işler devam etti, metropoller kadar etkilenmedi” dedi. Kendilerinin bu süreçte “Önce sağlık” dediklerini, tesislerinin olduğu beldeler ve bayileriyle güçlü bir iletişim ağı kurduklarını, grup çalışanlarının sağlıklarını gün be gün takip ettiklerini anlattı. Zeynep Bodur Okyay Kale Grubu’nun Kurucusu ve Onursal Başkanı merhum Dr. İbrahim Bodur’un, vefatının dördüncü yılında bir dizi programla anılmasına ilişkin bilgi vermek ve gündemi değerlendirmek üzere online basın toplantısı düzenledi.



İLÇE BAZINDA PLANLAMA

Anadolu’daki operasyonları nedeniyle ilçe bazında sağlık planlamaları yaptığını aktaran Okyay, çalışanlar ve aileleri için ideal sağlık şartları için efor sarf ettiklerini anlattı. Havacılık alanındaki çalışmalarının dünya lojistik sektöründe yaşanan sıkıntılar nedeniyle zaman zaman aksadığını belirten Okyay, “Savunma ve havacılık tarafında tahminlerimizi gerçekleştirmek için çalışmalarımıza ara vermedik. Çünkü zaten F-35 tarafında yaşanan bir takım belirsizlik süreci devam ediyor. Dolayısıyla elimizde olan siparişleri tamamlamak adına orada daha seyreltilmiş bir çalışma moduna girmedik. Ancak gümrük kapılarındaki durumlar ve uçuşların olmaması tüm havacılık sektörünü olduğu gibi bizi de etkiledi” bilgilerini verdi.

Yazının Devamını Oku

Kuaföre mesafeliyiz AVM’yi pas geçiyoruz

Bayram öncesinde Ipsos ile birlikte ekonomi cephesinden halkın nabzını tutmayı sürdürdük. Araştırmalardan ilginç sonuçlar çıktı. Normalleşme adımlarına rağmen halkın büyük bir bölümü tedbiri elden bırakmıyor. Kuaförlere yavaş yavaş ısınacak gibiyiz ama AVM’lere gitme oranı yüzde 3’te kalmış. Sokağa çıkma yasağı ile evde geçecek bayrama ise hazırız. Çocuklar büyük oranda internet siparişiyle alınan bayramlıklarını giyecek. Ziyaret kısıtlamasına rağmen evde bayrama özel tatlı ve yemekler yine de yapılacak. Virüse, hüzne, zorunlu yasaklara rağmen gelenekler sürüyor... İyi bayramlar Türkiye...

11 Mayıs koronavirüs sonrasında normalleşmenin ilk adımı olarak tarihe kaydedildi. İki aylık bir sürenin ardından gerekli temizlik koşullarının sağlanması, randevu sistemiyle çalışılması ve koltuk sayısının yarısı kadar müşteriye hizmet verilmesi koşuluyla, berber, kuaför, ve güzellik salonları açıldı. Açıldı açılmasına da araştırmalar gösteriyor ki vatandaşlar kuaförlere gitme konusunda pek de aceleci değil. Ipsos’un tespitine göre 11 Mayıs’ta açılan kuaförlere gitme oranı yüzde11’de kaldı. Yüzde 97’lik kesim henüz kuaföre gitmediğini beyan etti. Peki bundan sonraki süreçte vatandaş kuaföre gidecek mi? Henüz kuaföre gitmeyenlerin yüzde 18’i önümüzdeki 1 ay içinde kuaföre gideceğini açıklamış. Bu gösteriyor ki açılışın ilk haftasında tedbirli olma durumu ilerleyen dönemde yumuşayacak gibi.



AVM’DE İSTEKLİ DEĞİLİZ

Bildiğiniz gibi alışveriş merkezlerinin (AVM) bir bölümü de 11 Mayıs’taki normalleşme adımlarının ardından açılacağını açıklamıştı. Ipsos’un araştırması gösterdi ki vatandaş AVM’ye gitme konusunda çok isteksiz. AVM’lere gitme oranı yüzde 3’te kalmış. Önümüzdeki bir ayda AVM’ye gidebileceğini belirtenlerin oranı ise sadece yüzde 7. Bu tablo alındığı açıklanan tüm tedbirlere rağmen vatandaşların AVM’leri henüz yeterince güvenli bulmadığını kısıtlamalardaki gevşemelere rağmen tercih etmediğini gösteriyor. Sanırım AVM’lerin virüs öncesindeki ilgiyi yakalamaları tahminlerden daha uzun bir zaman alacak.

BAYRAM ARAŞTIRMASINDAN SATIRBAŞLARI...

Yazının Devamını Oku

Sevgili bankam, niye bilgilerimi paylaşıyorsun?

Son ödeme tarihini atlayıp sadece 10 gün geciktirdiğim bir kredi kartımla ilgili hiç bilmediğim bir şirket tarafından arandım. Annemin kızlık soyadı, doğum tarihim gibi güvenlik sorularına tabi tutulmamın ardından bana yeni bir son ödeme tarihi verilip bu tarihle ilgilli taahhüt istendi. Soruyorum, banka hangi hakla kişisel bilgilerimi bir şirket ile paylaşabilir? Bu uygulama dolandırıcılığa kapı aralamaz mı? Firmanın bana dayatmak istediği yeni ödeme tarihinin yasal dayanağı var mıdır?

Telefonum çalıyor numaraya bakıyorum. 0 212…. ile başlayan tanımadığım bir numara. Açıyorum. Telefondaki beyefendi ses adım ve soyadımla hitap ediyor. Müşterisi olduğum bir bankanın adına çalışan xxx şirketinden aradığımı belirtiyor. Görüşmemizin kayıt altına alındığına dikkat çektikten sonra bundan sonraki aşama için güvenlik sorularına geçmemiz gerektiğini söylüyor. En klasik soru ile başlıyoruz. Annemin soyadının ikinci ve dördüncü harfi. Neredeyse tüm finans çevreleri annemin kızlık soyadını artık biliyor. Eminim sizinkileri de… Neyse ay gün ve yıl olarak doğum tarihimi de paylaşmam isteniyor. Onu da bilmeyen bankacı kalmadı, paylaşıyorum. Güvenlik aşamasını tamamlayıp aranma nedenime geliyoruz. Beyefendi özetle şu bilgiyi aktarıyor:

“Son dört rakamı **** olan kredi kartınızın son ödeme tarihini 10 gün geciktirdiniz. Ayın 25’ine kadar ödeme yapmanız gerekiyor. Bu tarihi onaylıyor musunuz?”

Hoppala!

Aynen şunları söylüyorum:

“Ödemeyi atlamışım. Sadece 10 gün gecikmişim. Hatırlatmanız güzel de pardon bir şey sormak isterim. Siz kimsiniz, benden neyin tarihini istiyorsunuz, hepsinden önemlisi hangi hakla istiyorsunuz.”

Daha fazla konuşmak istemediğimi, arayacaksa beni bankamın aramasını gerektiğini ekleyip telefonu kapatıyorum.

İçime bir kurt düşüyor. Arayan kişinin dolandırıcı olduğundan şüphelenip bankamı arıyorum. Konuyu araştırdığımda çok şaşırıyorum. Arayan isim gerçekten bankam adına aramış.

Şimdi soruyorum:

Yazının Devamını Oku

Elektrik faturasına koronavirus bulaştı!

BEDAŞ verilerine göre 16 Mart-14 Nisan 2020 döneminde, 15 Şubat-15 Mart 2020 dönemine göre meskenlerde elektrik tüketimindeki artış ortalama yüzde 15’leri buldu. Koronavirüs ile birlikte büyük oranda evde kaldığımız bu süreçte günlük laptop kullanımı ortalama 8 saate, fırın kullanımı haftada 3’e, su ısıtıcısı kullanımı günde 24-25 dakikaya ve tost makinesi kullanımı haftada 5’e çıkınca faturalar da kabardı.

KORONAVİRÜS günlük hayatımızın akışını keskin bir şekilde değiştirdi. ‘Evde kal’ çağrılarına uyanlar ya bu çağrıya uyabilenler iş ve okul başta olmak günlük tüm faaliyetlerini eve taşıdılar. Doğaldır ki evde geçen süre artınca maliyetler de arttı. Evde maliyet artışının önemli kalemlerinden biri elektrik. Bu hafta Vatandaşın Ekonomisi’nde, ‘koronavirüs elektrik faturalarımızı ne kadar arttırdı, faturaları düşürmek için neler yapabiliriz’ birlikte inceleyeceğiz. CK Enerji Boğaziçi Elektrik Genel Müdürü Halit Bakal da benim gibi verileri incelemeyi çok seviyor. Üstelik bir elektrik dağıtım şirketinin tepe yöneticisi olmasına rağmen fazla elektrik tüketimine karşı. Kendisiyle koronavirüsle birlikte evde geçen süreci birlikte mercek altına aldık. İşte elektrik faturalarımız için kritik tespitler:

4 KALEMDEKİ ARTIŞ YÜZDE 28.5 YANSIYOR

Aylık elektrik tüketimi 204.73 kWh olan bir mesken abonesi 145.41 TL elektrik faturası ödüyor diyelim. Söz konusu abonenin faturasında haftada 1 kez 1.5 saat fırın kullanımının payı aylık 10.65 TL, günde 4 saat laptop kullanımının payı aylık 7.16 TL, günde 12 dakika su ısıcıtısı kullanımının payı 8.75 TL, haftada iki kez tost makinesi kullanımının payı ise 2.84 TL. Bu 145.41 TL’lik faturada söz konusu dört ev aletinin payının 29.4 TL’yi bulduğunu gösteriyor.

Bu dönemde günlük laptop kullanımı 8 saate, fırın kullanımı ise haftada 3’e, su ısıtıcısı kullanımı günde 24-25 dakikaya ve tost makinesi kullanımı da hatfada 5 defaya çıktığında bir anda fatura rakamları da artıyor. Laptop’ın payı 14.32 TL’ye, fırının payı 31.96 TL’ye, su ısıtıcısının payı 17.50 TL’ye, tost makinesinin payı ise 7.10 TL’ye yükseliyor. Bu 4 elektrikli ev aletinin kullanım süresindeki artış, aylık tüketimi 263.13 kWh’ye, faturayı da 145.41 TL’den 186.88 TL’ye çıkarıyor. 4 elektrikli ev aletinin kullanım alışkanlığındaki değişiklik aylık faturaya yüzde 28.5 oranında yükseliş olarak yansıyor.

LAPTOP, BİLGİSAYAR SÜRELERİ KATLANDI

Bir laptop’ın her gün 4 saat kullanılmasının etkisi ise 7.16 TL düzeyinde. Çocukların bilgisayar üzerinden uzaktan eğitim aldıkları, evden çalışmanın yaygınlaştığı bu dönemde laptop kullanımını 8 saate çıkardığımızda aylık faturaya etkisi ikiye katlanarak 14.32 TL’ye ulaşıyor.

SU ISITICISI, TOST MAKİNESİ DAHA ÇOK KULLANILIYOR

Yazının Devamını Oku

Marketlerin virüs sınavı

Koronavirüs sürecinde insanlar evlerine kapandı. Birçok işyeri evden çalışma düzenine geçti.

Tüketiciler bu süreçte birçok harcamasını yavaşlatsa da gıda ve market alışverişinden vazgeçmedi. Markete gidişler hız kesmeden devam ederken, online kanallardan market alışverişinde de hızlı bir yükseliş yaşanıyor. Marketler de virüs döneminde önlemlerini arttırıyor. Marketlerin aldıkları önlemler dışında İçişleri Bakanlığı kararlarıyla da markette alışveriş yapabilecek kişi sayısından maske takma zorunluluğuna kadar birçok karar devreye alındı. Ancak bazı marketlerde hala sorgulanması gereken uygulamalar var. Örneğin meyve sebzenin poşetlenerek satılması uygulaması korona tedbiri olarak devreye alındı. Peki bu poşetleme neye göre yapılıyor? İçine hangi ürünler, ne kadar koyuluyor? Markette maske takmayan vatandaşı kim kontrol ediyor? Maske takmamak için direnen vatandaş olursa marketçi ne yapacak? Peki ya vatandaş marketlerde neler yaşıyor? Fiyat artışı oldu mu? Sürekli alışveriş yapan vatandaşın ödemelerini rahat yapması için yapılabilecek bir şeyler var mı?

Bu soruların cevabını yetkililerin ve market sektöründeki temsilcilerin düşünmesi gerekiyor. Çünkü zor ve yorucu bir dönemden geçiyoruz. Vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşıladığı noktalarda daha fazla ne gibi önlemler alınabilir, alınan önlemler daha düzenli nasıl devam ettirilir diye bakmakta yarar var.

FAHİŞ FİYATTAN KİM SORUMLU

Geçtiğimiz günlerde perakendeciler federasyonu bir açıklama yaparak bazı ürünlerdeki fiyat yükselişinin kendilerinden kaynaklanmadığı belirtti. Benzer açıklamalar üreticiden de geliyor. İki taraf da “fiyatı ben yükseltmiyorum” dediğine göre şu sorunun cevabını bulmamız şart. “Bazı ürünlerdeki fiyat artışlarının faili kim.” Fazla uzağa gitmeye de gerek yok. İbre, bazı meyve ve sebzelere talebin artmasını fırsat bilen aracıları işaret ediyor.

MARKETTE MASKE ZORUNLULUĞUNA DİKKAT

Yazının Devamını Oku

O gece en çok makarna ekmek zeytin alınmış

Ipsos’un 10 Nisan akşamı sokağa çıkma yasağı getirilen 31 ildeki araştırması hanelerin yüzde 12’sinin saat 22.00-24.00 arasında alışveriş yapmak için sokağa çıktığını ortaya koydu. 2 saatlik alışveriş süresince en çok makarna, bakliyat, un, tuz, şeker, ekmek gibi ağırlıklı temel ihtiyaçların alındığı beyan edilmiş.

SALGIN virüs nedeniyle hayatın çok büyük bir bölümünün evde geçtiği bir dönemde Ipsos araştırmalarıyla vatandaşın tüketim alışkanlıklarını aktarmaya devam ediyoruz. Hiç şüphesiz geçen haftanın en önemli olayı sokağa çıkma yasağıydı. Geçtiğimiz cuma günü saat 22.00 sonrasında yasağın ilan edilmesinin hemen ardından gelen görüntüler çok tartışıldı. Bakkal, fırın, market başta olmak üzere açık olan işyerleri önündeki yığılmaların hastalığın yayılmasına neden olabileceği tartışmaların odağındaydı. Peki acaba halkın ne kadarı saat 22.00 ile saat 24.00 arasında çıktı. 2 saatlik bu zaman zarfında en çok hangi ürünler alındı. Gelin Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik’in değerlendirmeleri ışığında araştırma sonuçlarını adım adım izleyelim.

SÜT VE SU DA ÇOK ALINMIŞ

Ipsos’un 10 Nisan akşamı sokağa çıkma yasağı getirilen 31 ildeki araştırması hanelerin yüzde 12’si saat 22.00 – 24.00 arasında alışveriş yapmak için sokağa çıktığını belirtti.

Ipsos Hane Tüketim Paneli’ne üye olan ve sokağa çıkma yasağı getirilmiş 31 ilden seçilmiş 850 hanenin yanıtlarına göre alışveriş için sokağa çıkanlar tarafından en çok temel gıda, ekmek, su, süt ve hafta sonu etkisi ile kahvaltılık ürün alımı yapıldı.

Sokağa çıkma yasağı getirilen 31 ilde 10 Nisan akşamı alışveriş için sokağa çıkanların yüzde 50’si makarna, bakliyat, un, tuz, şeker gibi temel ihtiyaçları satın aldığını belirtti.

Yazının Devamını Oku

Her şeye rağmen ihracat sürüyor

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, gazetecilerle internet üzerinden bir araya geldi. Koronavirüs süreci ve ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendiren Olpak, “İşlerimizin ve çalışanlarımızın da hem sıhhatlerini koruyarak hem de istihdamlarını koruyarak sağlığını korumamız gerektiği inancıyla hareket ediyoruz. Tedbirlere uyuyoruz, sağlığımızı ve istihdamımızı koruyoruz ve işlerimizi askıya almıyoruz” dedi.

Türkiye’de bir kısım ısrarla sokağa çıkma yasağını savunuyor, bunun koronavirüsün yayılmasını engelleyeceğini düşünüyor. Aksini savunan sokağa çıkma yasağının koronavirüsü durdurmak bir tarafa ekonomiyi de sarsacağını düşünen de önemli bir kesim var. Bunlardan biri de Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak.

MEKTUP İLETTİK

Dün bir grup ekonomi gazetecisi Olpak’ın internet üzerinden düzenlediği basın toplantısına katıldık. Olpak, “Tüm faaliyetlerin durdurulması veya genel sokağa çıkma yasağı kimsenin yararına olmayacağı” kanatine yönetim kurulu üyeleriyle yaptıkları toplantıda varmış. İş Konseyi toplantıları da bu kanaate destek olmuş. DEİK sokağa çıkma yasağına karşı olduğunu, işlerin devam etmesi gerektiğini geçtiğimiz haftalarda bir mektup ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da iletmişti. Özetle DEİK, uzun süreceği görünen bu salgın döneminde, işsiz, maaşını alamayan bir milyonlar ordusu ortaya çıkabileceğini, bunun yönetilemez olduğunu ve ülkeyi kaosa götürebileceğini savunuyor.

Başkan Olpak işlere devam ederken önceliklerinin insan sağlığı olduğuna da dikkat çekiyor. Olpak, “İşlerimizin ve çalışanlarımızın da hem sıhhatlerini koruyarak hem de istihdamlarını koruyarak sağlığını korumamız gerektiği inancıyla; ‘tedbirlere uyuyoruz’, ‘sağlığımızı, işletmelerimizin sağlığını ve istihdamımızı koruyoruz’ ve ‘işlerimizi askıya almıyoruz’ şeklinde üç ana prensip belirledik” dedi.

İHRACAT SÜRÜYOR

İş dünyasının pek çok kesimiyle sıkı temas halinde olduklarını belirten DEİK Başkanı Olpak, üretim ve ihracattaki azalış oranını sormamız üzerine şu bilgileri paylaştı: “Görüştüğümüz iş insanları, sektörüne göre üretimlerinin yüzde 20 oranında azaldığını baz aldıklarını belirtiyorlar. İstanbul Valimiz ile de il sınır kontrolleri konusunda görüştük. İstanbul’un sınırları bu açıdan çok önemli. Sınırın doğu tarafında Tuzla yerine Dilovası olarak baz alınmasının faydalı olacağını düşünüyoruz. İhracatta, mart ayında yüzde 17 oranında bir düşüş yaşandı. Dün itibari ile baktığımızda ihracatta yüzde 30 seviyelerini aşmayacak şekilde bir düşüş bekleniyor. Dolayısıyla nisan ayında ihracatta yüzde 30 civarında bir kayıp olursa, beklentinin daha kötü olduğu bu süreç zarfında, ihracattaki bu düşüşü normal ve hatta beklenenden daha iyi bir tablo olarak değerlendirebiliriz. Çünkü yurt dışı pazarlardaki küresel ticaret sorunlarıyla doğrudan bağlantılı, olağan üstü bir süreç yaşanıyor.”

PARA ‘GÜVEN’E GİDECEK

Yazının Devamını Oku