GeriSefer LEVENT Düsseldorf’a 3 gün yetmedi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Düsseldorf’a 3 gün yetmedi

Düsseldorf’ta Almanya’nın 7. büyük şehrindeyiz. 2. Dünya Savaşı’nda yüzde 80’i yıkılan şehir bugün büyük şirketlerin genel merkezlerine ev sahipliği yapan modern bir metropol.

Festival ve moda haftalarıyla ünlü Düsseldorf’un bir diğer söz sahibi olduğu alan ise fuarcılık. Biz de işte tam bu nedenle buradayız. Messe Düsseldorf’ta 4 bin 900 metrekarelik fuar alanınında ilk kez düzenlenen Evim Türkiye Gayrimenkul ve Yatırım Fuarı’nın yarattığı heyecan dalgası daha ilk günkü açılışta kendisini belli ediyor. Almanya ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinden gurbetçilerin akın ettiği fuar 3 gün boyunca 6 bini aşkın ziyaretçiyi ağırlıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı desteği, Demirören Medya ve İSTexpo Fuarcılık iş birliği, Lineadecor stratejik ortaklığı, Türk Hava Yolları resmi ulaşım sponsorluğunda hayata geçirilen fuarın başarısının tek ölçütü ise ziyaretçi sayısı değil.

Türkiye’de gayrimenkul satışının bir ölçüde zor olduğu bir dönemde fuarı ziyaret edenlerin bir bölümü deyim yerindeyse eli boş dönmüyor. Fuara katılan 76 firmadan elde edilen bilgilere göre 3 günde tam 400 milyon liralık satış için bağlantı kuruluyor. 100 milyon liraya yakın satış işlemi de bizzat fuar sırasında gerçekleşiyor.

Düsseldorf’a 3 gün yetmedi

Hem katılımcı firmaların hem de ziyaretçilerin memnuniyetine bakılırsa fuarın amacına ulaştığını söylememiz yanlış olmaz. Çok istemesine rağmen Kartal’da meydana gelen ve hepimizi üzüntüye boğan felaket nedeniyle fuara katılamayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yapmış ve “Çevre ve Şehircilik Bakanlığımıza bağlı Emlak Konut GYO ile iştirak ediyoruz. Fuarın destekleyici katılımcısı olan Toplu Konut İdaresi (TOKİ) fuardaki yerimizi alacağız. Fuarın Avrupa’daki vatandaşlarımızı Türkiye’den gayrimenkul almaya teşvik etmesi, Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın gönül rahatlığıyla yatırımlarını gerçekleştirebileceği bir platform olması açısından oldukça önemlidir. Evim Türkiye Fuarı, Türkiye’nin yatırım için güvenli ve değerli bir pazar olduğunun da yine açık bir göstergesi olacaktır” demişti.

Hem ulaşılan rakamlar hem de katılımcı firmalar ve ziyaretçilerin fuarın devamını talep etmesi Bakan Kurum’un yukarıdaki sözlerini doğrular nitelikte. Bunda başta bizzat Başkan Şekib Avdagiç’ın katılımıyla İstanbul Ticaret Odası’nın yanı sıra KONUTDER, GYODER, İNDER ile Emlak Konut ve TOKİ’nin kurumsal anlamda verdikleri desteklerin önemi büyük.

Yıllar önce bazı dolandırıcıları tarafından mağdur edilen gurbetçileri Türkiye’nin en güvenilir firmalarıyla bir araya getiren fuarın devamının geleceğinin müjdesi ise Demirören Medya Grubu CEO’su ve Hürriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal’dan:

“Türkiye’nin lider Avrupa’nın sayılı medya organizasyonlarından biri olarak, ulusal ve uluslararası iletişim gücümüzü sektörün ve vatandaşların faydasına sunduk. Evim Türkiye fuarı, ülke sınırları dışında bu alanda gerçekleştirilmiş en kapsamlı ve en yüksek katılımlı fuar olma özelliğini taşıyor. Evim Türkiye’nin Avrupa’da toplam 8 şehirde gerçekleşme hedefi var.” Şimdi işbirliği, bilgi ve tecrübe ile bu hedefe koşma zamanı... Evim Türkiye, rota Avrupa...

X

'Çöl değil enerji vahası'

Konya Karapınar’dayız. 2 bin 600 futbol sahası büyüklüğündeki güneş santralı sahasındayız.

Henüz yüzde 30’una güneş santrallarının montajı yapılmış ama bu haliyle bile uçsuz bucaksız görünüyor. Kalyon Karapınar Güneş Enerjisi Santralı 271 MW kapasiteyle şimdiden Türkiye’nin en büyüğü konumunda. Bittiğinde 1000 MW kapasiteyle, Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise 5’inci büyük güneş enerjisi santralından biri olacak. Santral 2 milyon kişinin evsel elektrik ihtiyacı kadar üretim yapacak.

KURUM’DAN VARANK’A İTİRAZ

Dün santralın SCADA (otomasyon ve veri) merkezinin temel atma törenine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum katıldı. Mustafa Varank konuşmasında “Konya’nın çölüne yapılmakta olan bu santral” deyince ön sırada oturan ve Konya Karapınarlı olan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, memleketinin bir bölgesi için yapılan bu tabire şakayla karışık karşı çıktı. “Çöl değil vaha.” Bakan Kurum’un vurguladığı gibi Konya Karapınar’daki verimsiz çöl kıvamındaki bir bölüm toprak, hızla enerji vahasına dönüşüyor.




Yazının Devamını Oku

Denizlerin Fatih’ini kaybettik

Sevmezdi kendini anlatmayı. Hatta ketumdu. Bandırma’da aynı kolejde okuduk Fatih Dönmez ile.

Sonrasında her birimiz farklı alanlarda farklı yerlere savrulsak da hiç kopmadık. Sosyal medya grubumuzdan yıllardır yazıştık durduk, arada bir biraraya geldik, görüştük. En son geçen yıl babasının cenazesi toplamıştı bizi.

İki hafta önce öğrendik hastalandığını. Sonrasında kahrolası Covid, sinsice yerleştiği ciğerini söndürdü gün gün... Biz kendi çapımızca çırpındık, dağ gibi Fatih’imiz direndi... Ama olmadı..

Bandırma’da küçük bir topluluk geçtiğimiz hafta toprağa verdi Fatih’i. Pandemi yasakları engel oldu, bir ikimiz hariç, yanında olamadık.

Biz arkadaşımız Fatih’i bilirdik tanırdık, ama Mühendis Fatih’i çok bilmezdik. Babasının Bandırma’daki ünlü Dönce yoğurdunun sadeliğinde iki kelimede anlatırdı yaptığı işi: “Gemi tasarlıyoruz”



Yazının Devamını Oku

8 soruda kripto paralar ve tehlikeler

Türkiye iki gündür kripto para borsası Thodex’te yaşananları konuşuyor. İddialara göre Thodex’in sahibi Faruk Fatih Özer, binlerce kişiye ait milyonlarca dolarla yurtdışına kaçtı. Yaşanan bu durum “Kripto paralara yatırım yapmak tehlikeli mi” sorusunu akıllara getirdi. Biz de kripto paraların güvenli olup olmadığını, barındırdığı tehlikeleri 8 soruda mercek altına aldık.

1- Kripto para nedir?

KRİPTO para hiçbir merkezi otoriteye ya da aracı kuruma bağlı olmayan, sanal para birimini ifade ediyor. İnternet aracılığıyla kullanılan kripto paralar ancak belirli şifreler kullanılarak yerleştirildiği sanal cüzdanlardan yine şifreler aracılığıyla çıkarılıp kullanılabiliyor. Kripto para birimleri dolar, Euro veya TL gibi basılı halde bulunmuyor. Günümüzde bitcoin, ethereum, binance, ripple, dogecoin birçok piyasada işlem gören kripto paralar arasında sayabiliriz.

2- Kripto paranın değeri nasıl belirleniyor?

KRİPTO paraların değeri kullanıcılardan gelen arz-talep dengesi içinde belirleniyor. Tıpkı hisse senedi veya emtialar gibi değiş tokuş sırasında anlık arz-talep fiyatlamasından değerleniyor ya da değer kaybediyorlar. Bir başka deyişle bir kripto para birimi ne kadar çok talep görürse o kadar değerli oluyor.

3- Blockchain nedir?

BLOKCHAIN ağı, tüm para alışverişlerinin kaydının tutulduğu bir sistem. Kayıtlar birden fazla yerde yani bir ağda tutuluyor. Amaç kayda alınmış bilgilerin güvenilirliğini arttırmak. Bilgilerin kaydedildiği yerler, özel şifrelemelerle korunuyor. Sadece kripto paralarda değil bankacılık gibi alanlar başta olmak üzere birçok alanda yüksek güvenlikli bir sistem olarak kullanılabiliyor.

4- Kripto paralara güvenilir mi?

MERKEZ

Yazının Devamını Oku

TMSF şirketleri para basıyor!

Bugün itibarıyla 796 şirketleri olduğunu söyleyen Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal, “Bunların 640 tanesi aktif. 42.5 milyar lira aktif büyüklükle devraldığımız bu şirketlerde 70.2 milyar lira seviyesine ulaştık. 18 milyar lira olan özkaynak büyüklüğü 29.1 milyar lira seviyesine ulaştı. Geçen yıl kârlılıkta yüzde 36, ciroda yüzde 12, aktif büyüklükte yüzde 19 artış yakaladık” dedi.

Hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren Aydınlı Grubu hariç şirketlerimizin hepsi 2020’de ortalama yüzde 20 büyüdü ve ciroları yüzde 12 arttı. Basiretli tüccar felsefesinde yönetiyoruz. 313 kayyumumuz var, 159 tanesi fon personeli. Bu yapıyı aslında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) personeli ile yönetiyoruz.” Bu sözlerin sahibi TMSF Başkanı Muhiddin Gülal.



Gülal her toplantıda veya buluşmamızda TMSF’nin asli işi olan sigortacılığa dikkat çekse de fon bünyesindeki 796 şirketin performansı benim diyen holdinglere parmak ısıttıracak nitelikte. Dile kolay, pandemi döneminin tam anlamıyla hissedildiği 2020’de 796 şirket 37.2 milyar lira ciro, 3.4 milyar lira kâra ulaşmış. Aktif büyüklük ise 70.2 milyar lirayı bulmuş.

OLAĞANÜSTÜ PERFORMANS

Dün ekonomi basınının temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda açıklamalarda bulunan Gülal, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ iltisaklı kurumlarla ilgili şu bilgileri verdi: “Bugün itibarıyla elimizde 796 şirketimiz var. Bunların 640 tanesi aktif. Bu şirketlerde şu an itibarıyla 40 bin 61 kişi çalışıyor. 42.5 milyar lira aktif büyüklükle devraldığımız bu şirketlerde yüzde 65 büyüme sağlayarak 70.2 milyar lira seviyesine ulaştık. 18 milyar lira olan özkaynak büyüklüğü yüzde 61 artışla 29.1 milyar lira seviyesine ulaştı. Şirketlerimiz 2020’yi olağanüstü bir performansla kapattı. Geçen yıl karlılıkta yüzde 36, ciroda yüzde 12, aktif büyüklükte yüzde 19 artış yakaladık.”

Yazının Devamını Oku

Bugün aldığınız hangi ürün sahteydi acaba!

Adidas’lar, Nike’lar, Makita’lar, Dell’ler, Fahrenheit’lar, Dolce&Gabbana’lar... Liste uzayıp gidiyor. İnternet alışveriş platformları, ikinci el ürün satış siteleri sahte ürün cennetine dönüştü. İhbar üzerine çalışan denetim mekanizmasının sahte ürünü daha satışa çıkmadan yakalaması için ise çaba şart.

Şikayetlerin sonu gelmiyor. Sözde ünlü markaların ürünleri... Onlarca satıcının hesabından, hepsi piyasa fiyatının onda birine satılıyor. Almayana kızarlar misali. Haydi en çok suistimal edilen markaları da vereyim. Adidaslar, Nike’lar, Makita’lar, Dell’ler, Fahrenheit’lar, Dolce&Gabbana’lar... Liste uzayıp gidiyor. İnternet alışveriş sitelerinde, ikinci el ürün satış sitelerinde sahte ürünler cirit atıyor. Piyasada 450 TL’ye satılan bir ayakkabı 99 TL’ye, şişesi gerçekte 350 TL olan bir parfüm 45 TL’ye, 750 TL’den aşağı fiyata bulamayacağınız bir matkap 225 TL’ye satılıyor. Adını sanını duymadığınız arama motorlarından ulaşılan internet siteleri klavyeden parfüme, nalbur ürünlerinden elektrikli el aletlerine online sahte ürün cennetine dönüşmüş durumda.

HER ŞEYLERİ SAHTE

İşin ilginç yanı bu bilinmedik sitelerin yanı sıra ünlü alışveriş siteleri de sahte ürün satıcıları ile boğuşmak durumunda. Her gün isim değiştiren sahtekârlar, sahte ürünleri bu alışveriş siteleri üzerinden satmaya çalışıyor. Yakayı ele verene kadar avladıkları tüketiciler üzerinden binlerce liralık haksız kazanç elde ediyorlar. Her ne kadar bu alışveriş siteleri tüketiciyi mağdur etmemek için çeşitli mekanizmalar oluştursa da, olan tüketiciye oluyor. Aldıkları ürünün sahte olduğunu anlasalar bile çeşitli yazışmalar, geri ürün gönderme süreçleri ve nihayetinde paralarını geri almaları önemli bir zamanlarını alıyor. Adı sanı duyulmadık internet siteleri üzerinden sahte ürün alanların ise işi daha da zor. Ne ulaşılabilecek bir telefon, ne gerçek bir e-posta ne de ortada bir muhatap var. Elde sahte ürün, yapabilecek hiçbir şey yok. Tüketici dernekleri ve diğer merciler de çaresiz. Sahte ürün satıcılarının adresleri, hesapları, iletişim bilgileri kısacası her şeyleri zaten sahte.

PLATFORMLAR NE DİYOR?

GEÇTİĞİMİZ dönemde bu köşede internet siteleri üzerinden sahte deterjan satışına dikkat çekmiştim. Online alışveriş siteleri sahte ürün satışına karşı denetim mekanizmalarını özetle şu şekilde açıklamıştı:

“Taklit ürün sattığından şüphelendiğimiz satıcılara ait mağazalardan ürünler alınarak kontrolleri gerçekleştirilmektedir. Buna ek olarak taklit ürünler konusunda tarafımıza ulaşan tüketici şikâyetlerini ya da adli mercilerin tarafımıza ulaştırdığı vakaları titizlikle takip ediyoruz. Taklit ürün olduğu tarafımızca tespit edilen ürünlerin satışını yapanlar hakkında hızla suç duyurusunda bulunarak yasal süreci başlatıyoruz. Taklit ürün satışı gerçekleştiren mağazaların bulunduğu elektronik ticaret platformlarını da ilgili mağaza ve konu hakkında bilgilendiriyoruz.”

DENETİM TEKNOLOJİSİ ŞART

Yazının Devamını Oku

Petek temizliği ve bakımının püf noktaları

Basınç makinesini kapan petek ve kombi temizliği yaptığını iddia ediyor. Ancak yanlış uygulamalar ve kimyasallar hem kalorifer sistemine hem de kombilere zarar veriyor. Isı kaybı ve yüksek yakıt faturaları da cabası...

ASLINDA daha kış gelmeden kombi, petek bakımlarını yapmak gerek ama çoğumuzun aklına soğuk kapıya dayanınca gelir. Kombi bakımını işin ehli yetkili servis veya ustaya yaptırmakta fayda var. 2 Ekim 2020’de bu konuyla ilgili ayrıntılı bir yazı yazmış, arama motorlarında üst sıralarda çıkan sözde yetkili servislerin tüketiciyi mağdur ettiğine dikkat çekmiştim. Bir kez daha uyarmamda fayda var. Kombi markanızın internet sitesinden ya da müşteri hizmetlerinden, gerçek yetkili servisleri öğrenmeden sahte firmalarla muhatap olmayın. Hem fahiş ücretler ödemek zorunda kalabilir hem de kombinizin zarara uğramasına neden olabilirsiniz.

Kombiniz verimli çalışsa da petek bakımını zamanında ve doğru şekilde yapmamanız durumunda, hem ısı kaybına uğrayıp hem de yüksek yakıt faturası ödemek zorunda kalabilirsiniz.

YETERİNCE ISINMIYOR

Piyasada petek temizliği yaptığını belirten yüzlerce şahış ve firma var. Piyasa araştırması yaptığımda, temizlik için petek başına 10 TL’den 35-40 TL’ye kadar ücret talep edildiğini öğrendim. Petek temizliği neden önemli. Yıllar içinde suyun doğal halinden biriken tortular, kireçler ve petek içinde oluşan döküntüler tıkanmalara neden oluyor. Tıkanıklıklar suyun dolaşımına engel olduğu için de kirli tabir edilen petekler yeterince ısınmıyor. Bu soruna özellikle alüminyum peteklerde daha çok rastlanıyor.

ZARAR VERİYOR

Peki petek temizliği nasıl yapılıyor? Basınçlı bir pompa ile peteklere sıcak su hattından su basılıyor, bu su soğuk su hattından tahliye ediliyor. Bu işlem yapıldığında yoğun olarak hatlarda ve petek içlerinde oluşan pisliğin nasıl boşaldığına şahit olabilirsiniz. Ancak bu işlem ehil eller tarafından yapılmadığında birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Öncelikle basınçlı makine satın alan herkes kendini petek temizleme ustası ilan etmiş durumda. Tecrübesiz elamanlar tarafından sisteme gelişi güzel basılan su tıkalı olmayan hatların ya da peteklerin tıkanmasına neden oluyor. Son yıllarda moda haline gelen ilaçlı yıkama ise içerdiği kimyasallar nedeniyle hem peteklere ve vanalara hem de kombinin ekipmanlarına zarar veriyor.

Yazının Devamını Oku

Fıstık gibi dolandırıcılık

Son yıllardaki fiyat artışıyla en pahalı tarım ürünü haline gelen çam fıstığına şekil olarak çok benzeyen küçük yer fıstıkları ya da işlemden geçirilerek benzetilen yer fıstıkları, dolmalık çam fıstığı adı altında piyasaya sürülüyor.

GEÇMİŞ yıllarda da haberleştirilen konu son olarak okurum Mustafa Bilgehan’ın dikkatini çekmiş. Satın aldığı fıstığı kattıkları hamsili pilavın lezzetinde bir farklılık oluşmuş. Bunun üzerine Bilgehan, satın aldıkları fıstığı incelemiş. Bilgehan gönderdiği e-postada “Fişe tekrar bakınca fiyatının çok ucuz olduğunu gördüm. Ertesi gün satın aldığımız bakkala gidip dikkatli baktığımda etikette “dolmalık yerfıstığı” yazdığını fark ettim. Ama fıstıklar tamamen çam fıstığı görünümünde... Üretici aslında etikete yazmış ama yine de yerfıstığının çam fıstığı görünümüne nasıl dönüştürüldüğünü merak ettim. Ancak bilmeyenin bunu anlaması imkansız. Dolmalık çam fıstığın kilosu 600-640 TL’ye satılıyor. Yerfıstığının kilosu ise 40 TL. Arada fiyat uçurumu var.

ALDATMAYA YÖNELİK

Her ne kadar bazı üzeriticiler paket ürünlerin üzerine sattıkları fıstığın yerfıstığını yazsa da tüketicinin satın aldığı ürünü ayırt etmesi çok zor. Piyasada satılan paketleri inceledim. Bazısında ‘dolmalık çam fıstığı’ yazıyor. Bunların fiyatları diğerlerine göre çok pahalı. Bazı paketlerin üzerinde ‘dolmalık yerfıstığı’ yazıyor. Bu ürünlerin fiyatları ise yerfıstığına göre pahalı ancak çam fıstığına göre ucuz. Siz yan yana duran iki paketin üzerinde de dolmalık ifadesi görünce eliniz ister istemez ucuz olana gidiyor. Bir de üzerinde sadece ‘dolmalık fıstık’ yazan ürünler var ki bunların tamamen tüketiciyi aldatmaya yönelik olduğuna şüphe yok. Bu arada bazı çam fıstığı ürünlerinin de yerfıstığı ile karıştırıldığı öne sürülüyor.

DİKKAT EDİN

Peki ama dolmalarda kullanılan gerçek çam fıstığı ile ona benzetilen yerfıstığını nasıl ayırt edebiliriz... Daha sert olan yerfıstığı dik olarak iki parçaya ayrılabiliyor. Dolmalık çam fıstığını dik olarak ikiye ayıramıyorsunuz.

Özetle... Sahtekârlar dolmalarınıza da dadandı. Aldığınız fıstığa dikkat edin!

Yazının Devamını Oku

19.99 TL’lik gömlek!

Yaklaşık 4 yıl önce bir reklamdan yola çıkıp kaleme almış ve sormuştum: “19.90 TL’ye gömlek nasıl olur...” Bir markanın satış stratejisinden yola çıkıp uzmanlardan ucuz, kaliteli gömlek sırlarını aktarmıştım. Aradan 4 yıl geçmesine rağmen hâlâ 19.99 TL’ye gömlek satıldığını görünce açıkçası şaşırdım. Pandemi nedeniyle evlere kapanmak zorunda kalsak da yılbaşı alışverişleri yine gündemde. Ben de gömlek konusunu yine mercek altına aldım. Her ucuz gömlek kötü mü? Ya da tersinden sorarsak, pahalı gömlek iyi midir? Gömlek alırken nelere dikkat etmeliyiz? İşte yanıtlar...

Özellikle bazı online alışveriş sitelerini incelediğinizde gömlek fiyatlarının 19.99 TL’den başlayıp yüzlerce liraya kadar geniş bir yelpazeye ulaştığını görebilirsiniz. 19.99 liralık ilk fiyatı reklâmlarda ya da vitrinlerde sıklıkla görüyorsunuz. Ancak çoğu mağazaya girdiğinizde ‘ilk fiyat’tan satılan ürün sayısının içerdeki toplam ürünün ancak yüzde 2-3’üyle sınırlı olduğu gerçeği ile karşılaşıyorsunuz. İçerideki ürünlerin kalitesi arttıkça fiyat da başlıyor yükselmeye. Bir de bakıyorsunuz gözünüze kestirdiğiniz ürünün fiyatı vitrinde gördüğünüz fiyatın 10 katını aşmış. Aslında bu bir pazarlama taktiği. Amaç önce müşteriyi mağazaya ya da alışveriş sitesine çekmek. Sonrasında aranan gömleğin özelliğine göre alışverişi şekillendirmek. Yıllardır ucuza gömlek satan markaların sürümden kazandığı da bir gerçek. Ancak biz de kaliteli ucuz gömlek ile kalitesizi ayırt edebiliriz. Sektörün duayenlerinden bir gömlek üreticisinin konuyla ilgili görüşü şöyle:

“Gömlekte 1A dediğimiz ikinci kalite kumaşların kullanılabildiğini biliyoruz. Bu kumaşlar maliyeti ucuzlatıyor. O kumaştan üretilen gömlekler de ucuza satılıyor. Merdiven altı üretimi yapılan gömlekler ise çok daha ucuz. Ama bunlarda kullanılan kumaşlar hem kalitesiz hem de sağlıksız.

Büyük firmaların ucuza sattığı, reklam ettikleri ürünler ise toplam ürünlerinin yüzde 3-5’i kadar. Siz zaten aradığınız gömleği bulamıyorsunuz. O mağazada sizin alabileceğiniz gömleğin fiyatı ise ilan edilenin iki katı. Tüketici ne yazık ki aldatılıyor.”

SADECE FİYATA BAKMAYIN

Ararsanız her ürünün ucuzuna ulaşmanız mümkün. Özellikle geçmiş sezon ürünleri, kampanyalı satışlar ucuz ürüne ulaşmayı kolaylaştıran etkenler. Ancak aman dikkat! Her ucuz ürün kalitesiz olmadığı gibi her pahalı ürün de kaliteli anlamına gelmiyor. Bu yüzden marka ürünlere de dikkat etmek gerekiyor.

MOBİL BANKACILIĞI DOĞRU KULLANALIM

Yazının Devamını Oku

Sahte deterjana dikkat!

Türkiye’nin en büyük online alışveriş platformlarından biri aracılığı ile 40 kg deterjan satın alan bir okurum şüphelendiği ürün için üretici firma ile temasa geçti. Firmanın yaptığı incelemede ürünün sahte olduğu anlaşıldı. Üretici firma sahte ürünü gerçeği ile değiştirdi. Peki ama sahte deterjan nasıl online platformlarda satılabiliyor. Online platformların sahte ürüne karşı önlemleri ve aksiyonları ne? Detayları araştırdım...

DÜNYAYA paralel Türkiye’de de online satışın pazar payı her geçen gün artırıyor. Eskiden sadece kendi depolarından kendileri satış yapan alışveriş siteleri artık birer platforma dönüşmüş durumda. Markalar, esnaf, girişimci aklınıza kim geliyorsa bu alışveriş platformlarında birer mağaza açıp artık satış yapabiliyor. Dolandırıcılar boş durur mu? Online satış platformlarının gördüğü ilgi dolandırılanların da iştahını kabartıyor. Bin türlü önleme rağmen sahte, bozuk, taklit ürünler maalesef artık alışveriş platformlarını da mesken tutabiliyor. Bunun son örneği ünlü bir deterjan markasının sahte ürünlerinin Türkiye’nin en büyük alışveriş platformundan birinde satılmasıyla yaşandı.

KOKMAYAN DETERJAN

Bir okurumun yolladığı e-postanın özetini paylaşıyorum:

“Nisan 2020’de Hepsiburada alışveriş sitesinden Unilever şirketinin ürünü olan OMO Active çamaşır deterjanı aldık. 4 paket her paket 10 kilo. Toplam 40 kilo. Eve 2 çuval içinde 2’şer paket geldi. Eşim bir paketi açıp denedi. ‘Koku yok’ dedi. Beğenmedi. Birkaç hafta sonra Başakşehir’de polisin sahte deterjan üretilen bir yeri bastığını bir TV kanalında yayınlanan haberden öğrendik. Baktık bizim paketlerle aynı ürünler. Konuyu Unilever’e bildirdik. Elimizdeki üründen örnek alıp laboratuvarda incelemek üzere götürdüler. Şirketin yaptığı incelemede ürünlerin sahte olduğu anlaşıldı. Unilever sahte detarjanı bizden alıp gerçeği ile değiştirdi.” 

UNİLEVER: TAKLİT ÜRÜNLERİN PEŞİNDEYİZ

Yazının Devamını Oku

Seyfettin Hoca nasıl dolandırılmış?

Önemli olan bir ekonomi profesörünün tuzağa düşmesi değil, nasıl düştüğü... Hangi yöntemin kullanıldığı... Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’e sordum, anlattı. İşte ayrıntılar...

Olay yaklaşık bir ay önce gerçekleşmiş ama Türkiye, Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’in dolandırıldığını önceki gün Sabah gazetesinde yayınlanan Dilek Yaman Demir’in haberinden öğrendi.

Haberi okuyan birçok kişinin “Ekonomi Profesörü de dolandırıcı tuzağına düşer mi” dediğini duyar gibiyim. Hemen söylemeliyim. Ekonomi profesörü de olsa insan insandır. Dolandırıcılar adeta hipnoz yöntemleri uygulayıp, akla gelmeyecek yöntemlerle sizi öyle bir panikletiyor ki hiç ‘bana olmaz’ demeyin. Herkes tuzağa düşebilir. Önemli olan bir ekonomi profesörünün tuzağa düşmesi değil, nasıl düştüğü... Hangi yöntemin kullanıldığı... Geçmişte aynı gazetelerde yazdığımız Seyfettin hocayı uzun zamandır tanırım. Kolay kolay kimse ona kül yutturamaz. Hatta tanıdığım, ikna edilmesi en güç insanlardan biridir. Yıllardır bu köşede benzer dolandırıcılık olaylarını kaleme alıp, vatandaşı uyarmaya çalışırım. Ayrıntıları öğrenmek ve aktarmak için dün ‘merakla’ kendisini aradım.İyi ki de aramışım. Klasik dolandırıcılık yöntemlerinin dışında bizi panikletebilecek yeni bir tuzak ile karşı karşıyayız. Aman dikkat diyorum, ayrıntıları paylaşıyorum.

BİRİNCİ BÖLÜM:  BDDK YETKİLİSİ

Seyfettin Hoca geçtiğimiz ay bir telefon alır. Telefondaki ‘sözde’ Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) görevlisi bankacılık sisteminde daha önce gerçekleştirilen kredi, havale gibi banka işlemlerinde düzenleme yapıldığını geçmişe yönelik toplam 1321 TL’nin Seyfettin Hoca’ya iade edileceğini söyler. Söz konusu paranın hesaba aktarılması için kimlik doğrulama işlemine geçer. TC kimlik numarası talep eder. Anne kızlık soyadının birkaç harfini sorar. Hoca’nın kimlik doğrulama işlemini başarıyla geçtiğini bildirir ve işleme geçtiğini söyler. Biraz sonra Seyfettin Hoca’nın telefonuna bir mesaj geleceğini belirterek bu mesajdaki kodu kendisiyle paylaşmasını ister. Hakikaten de Hoca’nın telefonuna bir mesaj gelir. Bu sırada Seyfettin Hoca’nın konuşmalarını dinlemekte olan eşi, şüphelenir. Telefonu ister ve kodu paylaşmadan önce karşıdaki kişinin kimliğini ve görevini sorgulamaya başlar. Peşi sıra gelen sorular karşısında telefon birden kapanır.

İKİNCİ BÖLÜM: GÜVENLİK YETKİLİSİ

Seyfettin Hoca ve eşi, bir dolandırıcılık girişimi ile karşı karşıya olduklarını anlarlar. Olayın üzerinden bir dakika bile geçmeden yeni bir telefon gelir. Telefondaki yeni şahıs, Seyfettin Hoca’nın hesabının bulunduğu bankanın güvenlik görevlisi olduğunu söyler.

“Seyfettin Bey, az önce bir dolandırıcılık girişimine maruz kaldınız. Dolandırıcıların yaptığı işlemlerin iptalini sağlayacağız”

Yazının Devamını Oku

Yetkisiz servis Cebeci’nin parasını nasıl uçurdu

Hürriyet Ekonomi sayfalarında yayınlanan Kokpit köşesinde havacılıkla ilgili yazılarından tanıdığınız, gazetemizin tecrübeli yazarlarından Uğur Cebeci aradı geçtiğimiz günlerde. ‘Fena aldatıldım, anlatayım, yaz ki başkalarının başına gelmesin’ dedi.

İKİ SEÇENEK SUNDULAR

Olay şöyle gelişmiş... Uğur Cebeci’nin bulaşık makinesi bozulur. Hepimizin yaptığı gibi hemen bilgisayarın başına geçer. Arama motorunu açar, bulaşık makinesi markasını ve ‘yetkili servis’ ibaresini girer. Yüzlerce yetkili servis dökülür. Cebeci kendisine en yakın konumdaki ‘yetkili servis’ ibareli sayfayı tıklar. Zaten kocamana puntolarla 0444 ile başlayan bir numara verilmiştir. Arar sorununu anlatır. İki genç gelir, önce bulaşık makinesinin su pompasının bozuk olduğunu söylerler. Makineyi açıp bozuk parçayı çıkardıktan sonra, parçanın değiştirilmesi gerektiğini söylerler. Eğer bozuk parça yerine eski bir makineden alınmış parçayı kullanırlarsa 1000 TL, yeni bir parça ile değiştirirlerse 2 bin TL’ye mal olacağını belirtirler.


UĞUR CEBECİ

ÇİPİ DE DEĞİŞTİRDİLER

Havacılık dünyasını A’dan Z’ye bilen, uçak parçalarını ezbere sayan Uğur Cebeci, ne yazık ki beyaz eşya dünyasından hayli uzaktadır. Kabul eder, parça değişir. Ustalık dahil 2120 TL’yi öder. Bitti mi, hayır... Uğur Cebeci’nin cömertliği karşısında cesaretlenen servis yetkilileri bu kez yeni bir arızaya dikkat çekerler. Programların tam çalışmadığını bir çip değişikliği gerektiğini belirtirler. Yeni çip ve değişim ustalığı için 1800 TL daha ödenmesini isterler. Uğur Cebeci ‘hafiften’ işkillenmeye başlar ama o sırada bulaşık makinesinden çok haftalık yazısına yoğunlaştığı için olsa gerek üzerinde fazla durmaz. Onu da öder.

İki servis yetkilisi piyasa değeri 4 bin TL olan bulaşık makinesinin hayati olmayan iki basit parçasını değiştirip Uğur Cebeci’nin 3920 TL’sini alır uzaklaşırlar.

Bulaşık makinesi çalışmaya başlar, Uğur Cebesi ise düşünmeye... Sonra ödediği paranın garipliğini algılar, sarılır telefona. O markanın gerçek teknik servisine ulaşır. Acı gerçeği öğrenir. Su pompasının gerçek bedeli 670 TL, çipinki ise 200 TL’dir.

Yazının Devamını Oku

Maske düştü!

Salgınla mücadelede en önemli silahlardan biri de maskeler. Maskelerde 1 TL’lik tavan fiyat belirlenirken, piyasada fiyatlar arasında uçurum var. Bir maske 1 TL’ye, 100 metre ileride bir başkası 20 kuruşa satılıyor. Piyasada onlarca noktada yaptığımız araştırma eczane, medikal ve büyük market zincirleri dışında satılan maskelerin büyük bir bölümünün Ürün Takip Sistemi’ne kayıtlı olmadığını ortaya koydu. Özetle, bu maskeleri taksak bile gardımız düşük, sağlığımız tehlikede.

KORONAVİRÜS salgını ile birlikte hayatımızın baş aktörlerinden biri maske oldu. Devlet yetkilileri, sağlık kurulları vatandaşı mutlaka maske takması için uyarıyor. Kamu spotları, yerel yönetim anonsları sosyal mesafenin yanı sıra maskenin hayatımızı kurtaracağını vurgulayıp duruyor. Peki ama taktığımız maskeleri ne kadar sorguluyoruz? Piyasada tanesi 20 kuruştan başlayıp tavan fiyat olan 1 TL’ye kadar binlerce çeşit maske var. Eczaneyi, medikal mağazaları, marketleri geçtim artık kuruyemişçiler de bile maske satılıyor. Ucuzluk mağazaları, güzellik merkezleri, vitamin takviyecileri aklınıza kim gelirse çeşit çeşit maske rafları süslüyor. Düz beyazı, siyahı, çok renklisi, desenlisi, yıkanırı yıkanmazı iste isteyebildiğin kadar. Çeşit çok satıcı çok ama maskenin hangisine güvenilir hangisine güvenilmez nasıl anlayacağız?

PİYASADA MASKE ARAŞTIRMASI YAPTIK

Burada değinmek istediğim nokta tanesi 1 TL’ye satılan maske ile 20 kuruşa ya da 50 kuruşa satılan maske arasında ne fark var? 1 TL’lik maske daha çok koruyor da, 50 kuruşluk maske daha mı az koruyor? Hangisini almak mantıklı? Denetimler yeterli mi, piyasadaki maskeler tebliğlere uygun üretilmiş ve vatandaşa ulaşıyor mu? Tüm bu soruların cevaplarını bulmak için piyasada araştırma yaptık. Büyük küçük marketlere, bakkallara, güzellik merkezlerine, makyaj malzemesi satıcılarına, kuruyemişçilere, eczanelere, medikallere girip satıştaki maskeleri sorguladık.

BU MASKE ÜTS’YE KAYITLI DEĞİL!

Bunu da cep telefonlarına indirilen Ürün Takip Sistemi (ÜTS) isimli uygulama ile yaptık. Çünkü Türkiye’de satışa çıkan tüm maskelerin ÜTS’ye kayıt olması gerekiyor. ÜTS maskenin tebliğle istenen tüm özellikleri taşıdığını yani sağlık açısından uygun olduğu gösteriyor. Ne yazık ki eczane, medikal ve büyük marketlerin bir bölümü dışında satışa çıkarılan birçok maskenin ÜTS’ye kayıtlı olmadığını gördük. İşte bu noktada denetimlerin arttırılması ve ÜTS’de kayıtlı olmayan yani gerekli izinler alınmadan üretilen maskelerin satışının engellenmesi şart gözüküyor. Virüsle mücadelede en önemli silahımız olan maskelerin hızla mercek altına alınması gerekiyor. Salgınla mücadele etmek için bu kadar uğraşırken, titizlik gösterirken, merdivenaltı üretim yapan, vatandaşın sağlığını tehlikeye atan üreticiler ve ithalatçılar için sert tedbirler alınmalı.

KİM DENETLİYOR?

Konuyla ilgili görüşüne başvurduğum bazı medikal ve eczanelerin önemli bir iddiasını da buradan paylaşmamda yarar olduğunu düşünüyorum. Eczane ve medikaller Sağlık Bakanlığı denetimi altında. İl Sağlık Müdürlükleri tarafından sık sık denetleniyor ve sattıkları maskelerin uygun olup olmadığına bakılıyor. Ancak eczane ve medikaller dışındaki satış noktaları Sağlık Bakanlığı dolayısıyla il sağlık müdürlüklerinin alanına girmiyor. Bu yüzden de uygun maske satış satmadıkları onlar tarafından denetlenmiyor. Bu noktada eczane ve medikaller dışındaki noktalarda satılan maskelerin denetiminin tekrar ele alınması gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Keskinoğlu geri döndü!

Türkiye’nin en büyük tavukçuluk firmaları arasında yer alan Keskinoğlu, yeniden üretime geçmeye hazırlanıyor. Bankalarla yapılandırma anlaşması yaptığı öğrenilen Keskinoğlu Tavukçuluk’un faaliyetlerine başlayacak olması bölge halkını da sevindirdi. Keskinoğlu Tavukçuluk bünyesindeki 7 fabrikanın da sektördeki rekabet açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.

Manisa’nın Akhisar ilçesinde bulunan ve 2018 yılından bu yana konkordato sürecinde bulunan Keskinoğlu Tavukçuluk’un bankalarla yeniden yapılandırma anlaşması yaptığı öğrenildi. Yaşadığı mali sorunları aşan şirketin tekrar tam kapasite üretime geçmek için çalışmalarını hızlandırdığı belirtiliyor. Zeytincilik dışında Akhisar ekonomisinin can damarlarından biri olan Keskinoğlu Tavukçuluk’un zor günleri atlatmasının bölge halkını da sevindirdiği ifade ediliyor.



BİNLERCE KİŞİYE İSTİHDAM

Türkiye’nin ilk ve tam entegre piliç ve yumurta üretim tesislerini bünyesinde bulunduran Keskinoğlu’nda 2014 yılında yaklaşık 4 bin kişi çalışıyordu. 2 bin tedarikçinin yanı sıra 400 civarında sözleşmeli üretici ile de çalışan Keskinoğlu, binlerce ailenin geçimi içinde kritik konumda bir şirketti. 2014 ve 2015 yılları şirket için altın yıllar olmuş, 2015’te Keskinoğlu 1.2 milyar TL ciroya ulaşmıştı.

ALMANYA’DAN SİNGAPUR’A

Yazının Devamını Oku

40 günde 240 milyon TL

1 Ağustos’ta Türkiye’de şans oyunları düzenlemesini Milli Piyango’dan devralan Sisal Şans, yaklaşık 40 günde 240 milyon liralık ikramiye dağıttı. Sisal Şans CEO’su Selim Ergün yenilenen şans oyunlarını, güvenlik önlemlerini ve şirketin online-perakende hedeflerini açıkladı.

TÜRKİYE’nin en önemli markalarından biri Milli Piyango. ‘Talih Kuşu size de konabilir’ sloganıyla hafızalara kazınmış, filmlere konu olmuş herkesin umut hikayesinde önemli bir kilometre taşı adeta. 80 yıllık tarihi marka Milli Piyango için 1 Ağustos 2020 önemli bir gündü.



1 Ağustos itibariyle Türkiye’de karşılığı nakit para olan şans oyunlarının operatörlüğü Milli Piyango İdaresi’nden Sisal Şans İnteraktif Hizmetler ve Şans Oyunları Yatırım A.Ş.’ye devredildi. Yaklaşık 80 yıl boyunca şans oyunlarının operatörlüğünü de yürüten Milli Piyango İdaresi ise artık yeni kimliği ile işin izleme ve denetim misyonunu üstlendi. Peki ama şans oyunu severleri yakından ilgilendiren bu değişiklik sürecinin öncesinde ve sonrasında neler yaşandı? Yeni dönemde geride bıraktığımız 40 günde ilgi nasıldı? Hepsinden önemlisi ne kadar ikramiye dağıtıldı? Tüm merak edilenleri Sisal Şans CEO’su Selim Ergün’e sordum.

Selim Bey en çok merak ettiğim sorudan başlayayım. Detayları nasıl olsa konuşuruz… 1 Ağustos’ta şans oyunları düzenleme yetkisini devraldınız. O günden bu yana toplamda ne kadar ikramiye dağıttınız?

‘Oynamaya, şansa, eğlenceye yeniden başlayacağız’ mottosuyla, 1 Ağustos itibariyle faaliyetlerine başlayan kurumumuz 8 Eylül tarihine dek toplamda 238 milyon 457 bin 497 TL ikramiye dağıttı.

Yazının Devamını Oku

Bize neler yediriyorlar?

Söyleyecek söz bulamıyorum. Bize neler yediriyorlar. Tarım ve Orman Bakanlığı dönem dönem açıklıyor.

Cezadan korkmuyor, teşhir edilmekten utanmıyorlar. Belli ki bu işin içinde çok para var. Ünlü bir marketin kendi markasıyla ürettirdiği çayda boya mı istersiniz, döner ve sucukta at eti mi, pişmiş lahmacunda kalp, böbrek, karaciğer, taşlık gibi sakatat mı? Çikolatada ilaç etken maddesi, alkollü içecekte kozmetik alkolü, Adana kebapta, sucukta tavuk eti... Liste uzayıp gidiyor. Balın sahtesi, bitki çayının boyalısı, peynirde ayçiçek yağı...

İŞ VATANDAŞA DÜŞÜYOR

Madem ki ünlü marketlerin kendi denetimleri, bakanlıkların teşhiri, para cezaları, bizlerin yazması yetmiyor o zaman iş vatandaşa düşüyor. Aldığınız ürünü, içindekileri, kaça satıldığını lütfen inceleyin. Restoranların cicili bicili masalarına, lüks konforlu koltuklarına, maskelerini takmış hizmet veren garsonlarına aldanmayın. O restoranların önce mutfaklarına dalın. Pandemi döneminde ekstra dikkatli olmak zorundasınız. Garsonlar yetmez, aşçılarda mutfaktaki diğer personelde maske var mı, temizlik kurallarına uyuluyor mu asıl onları inceleyin. Yaklaşık iki yıl önce bu köşede kaleme almıştım. Bakın gıda sahtekarları açıklananlar dışında sağlığınıza nasıl suikastte bulunuyor. Cebinizdeki paraya nasıl göz dikiyor sizi nasıl kandırıyorlar... Bir kez daha hatırlatıyorum, uyarıyorum...

LOHUSA ŞERBETLİ DÖNER

Etin kilogram fiyatı belli. Önünüze gelen 150-200 gramı döner etinin fiyatı, nasıl oluyor da etin 150-200 gramından ucuz olabilir, bir düşünün. Cevap basit bazı restoran ve büfeler et dönerde soya kıyması, tavuk ve hindi eti kullanıyor. Sahte dönerin içine ayrıca hayvanların iç organları, bağırsak, hayvan tırnağı, tavuk kırıntıları da katılıyor. Tüm bu karışım anlaşılmasın diye lohusa şerbeti ile de renklendiriliyor.

KARABİBER YERİNE AĞAÇ

KARABİBER pahalı bir baharat. Ama bazı restoranların masasında karabiber görünümlü şeyler var. Şeyler diyorum çünkü tanımlamak zor. Bu karabiberin içinde karabiber dışında, çöp, dal, yaprak aklınıza ne gelirse var. Öğütülmüş önünüze konulmuş. Benzer uygulamaların kırmızı biber ve pul biber başta olmak üzere tüm baharatlar için yapıldığını da belirteyim.

İÇECEKLER MASADA AÇILSIN

Yazının Devamını Oku

Pandemide zorla spor salonuna davet

Cem Bey, koronavirüsün hayatımıza henüz girmediği 13 Şubat 2020’de İstanbul Ümraniye’de hizmet veren We’ll Club Spor ve Yaşam Kompleksi’ne üye olur. Salondan bir ay ancak yararlanır. Mart ayının sonunda koronavirüs salgını Türkiye’ye ulaştığında pek çok işyeri gibi spor salonları da kapatılır. Ağustos ayında salonlar açılır. Sözleşmeye göre yılda bir ay üyelik dondurma hakkı vardır. Cem Bey ve ailesi salgın tehlikesinin geçmediği gerekçesiyle üyeliklerini bir aylığına dondurur. Eylül ayına geldiğimizde salgın tehdidi devam ettiği için spor salonuna gitmenin hala riskli olduğunu düşünürler.

TAŞIYICILAR ARAMIZDA

Kaldı ki Sağlık Kurulu’ndan gelen uyarılarda hiçbir belirti göstermeyen, ateşi olmayan, öksürmeyen, halsizlik yaşamayan ama pozitif olan insanların en tehlikeli taşıyıcılar olarak aramızda dolaştığı bilgileri yer alır. Hatta bizzat Sağlık Bakanı Fahrettin Koca pozitif tanı konularak evlerinde kalmaları istenen yüzlerce hastanın sokaklarda olduğunu açıklamıştır. Cem Bey böyle bir ortamda hem ailesini hem kendisini korumak, risklerden olabildiğince uzak durmak için tekrar spor kulübüne başvurur. Son derece makul bir talep iletir.

İKİ SEÇENEK SUNAR

Bu talebi şöyle anlatmış Cem Bey e-posta gönderisinde: “Ya üyeliklerimizin süresiz olarak dondurulmasını ya da hizmetten yararlanamadığımız süreye ilişkin ücretlerin iadesini talep ettim. Seçenek sunma sebebim ise pandeminin birçok işyerinde yarattığı sıkıntıları dikkat alarak, ücret iadesinin We’ll Club açısından da sıkıntı yaratabileceği düşüncesiydi.” Firma her iki seçeneği de “Biz tüm formaliteleri yerine getirdik” diyerek reddeder. Cem Bey ise hakkını hukuki yollardan aramaya karar verir.

Biz de We’ll Club Spor ve Yaşam Kompleksi’ne telefon ile ulaştık. Cem Bey’in iddialarını soracaktık ancak bir yetkili ile konuşmamız mümkün olmadı.

HUKUK ‘İADE’ DİYOR

SÖZLEŞMELERDE

Yazının Devamını Oku

Arkadan dolanan kulübe çifte denetim

Türkiye Futbol Federasyonu’nun belirlediği harcama limitlerini aşmak için kulüplerin izlediği bazı yöntemlerin mercek altına alındığı ifade ediliyor. Böyle bir durumda iki ayaklı denetim mekanizması devreye girecek. Halka açık şirketler manipülasyon iddiasıyla SPK denetimine tabi tutulacak. Vergi kaybı iddialarıyla yapılacak vergi denetim kurulu soruşturmaları sonucunda futbolcular da ağır cezalar alabilecek.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından belirlenen takımların 2020-20212 harcama limitleri tartışıladursun kamuoyunda gündeme gelen limitlere takılmama yöntemlerinin mercek altında olduğu öğrenildi. Futbolcu ve teknik heyete yönelik sembolik ücretler başta olmak üzere tüm olağan dışı yöntemlerin incelemeye alınması ile büyük cezaların da gündeme geleceği ifade ediliyor.

Kamuoyunda, bazı kulüplerin harcama limitlerini aşmak için “imza parası göstermemek, el altından para vermek, bonservis bedelini düşük göstermek, gizli anlaşmayla ekstra maaş vermek, primleri gizlemek, futbolcuların kiralama ve ulaşım gibi ekstra harcamalarını gizlemek gibi” yöntemlere başvurduğuna ilişkin haberler yer almıştı.

Diğer sektörlerde olduğu gibi futboldan elde edilen gelirler de vergiye tabi. Yıllık geliri 600 bin TL’nin üzerinde olan futbolcuların yüzde 40’a kadar gelir vergisi ödemesi gerekiyor. Futbolcunun aldığı ücretin net olarak resmi evraklarda yer almaması durumunda iki ayaklı denetimin devreye gireceği, incelemeleri sonucunda ağır cezaların kulüplerin kapısını çalabileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda iki ayaklı denetim mekanizması şu şekilde işleyecek:

1. SPK DENETİMİ

Kulüplerin çoğu halka açık olduğu için yaptıkları tüm işlemleri Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından titizlikle inceliyor. Özellikle halka açık şirketlerde belirtilen limitlerin üzerinde harcama yapmak, futbolcu ve teknik heyete ödenen bedellerin gizlenmesi yatırımcıyı yanıltmaya yönelik manipülasyonlar kapsamında değerlendiriliyor. Manipülasyon olarak kabul edilen işlemlere de ağır cezalar uygulanıyor. Limit aşma yöntemleri kapsamında atılan adımlar, aldatma yada manüplasyon olarak değerlendirirse hapis cezasına varan cezalar gündeme gelebilir.

2. VERGİ DENETİMİ

Yazının Devamını Oku

İthalat savar!

OYAK gelecek 3 yılda 5 milyar dolara ulaşacak yatırımlarılarıyla Türkiye’nin ithalat kalemlerini bir bir azaltmayı hedefliyor. Şirket karbon siyahı yatırımıyla yılda 300 milyon dolarlık, demir peletleme yatırımıyla 350 milyon dolarlık, zırh çeliği yatırımıyla da 100 milyon dolarlık ithalatın önüne geçip yerli yatırım yapacak.

Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun (OYAK) yatırımları hız kesmiyor. Genel stratejisini Türkiye’nin ithalat kalemlerini yerli üretime çevirmek üzere kuran şirket, yaptığı ve yapacağı yatırımlarla yılda 750 milyon dolarlık ithalatın engellenmesini sağlayacak. Malatya Hekimhan’da 750 milyon dolar yatırımla demir cevheri zenginleştirme ve peletleme tesisi kuracak olan şirket yılda 350 milyon dolarlık ithalatın önüne geçmiş olacak. İskenderun’da karbon siyahı üretmek için fabrika yatırımı yapan OYAK bu alandaki 300 milyon dolarlık ithalatı yerli üretim ile karşılayacak. OYAK ayrıca Manisa’da da Türkiye’nin ilk zırh çeliği tesisini kurup yılda100 milyon dolarlık ithalatı engellemeyi de planlıyor.

5 MİLYAR DOLAR

İstanbul’da ekonomi basınıyla bir araya gelen OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem şu ana kadar gerçekleşen ve gelecek 3 yılda sonuçlanacak yatırımların toplam 5 milyar dolar civarında olduğunu söyledi.

Erdem, “Ülke ekonomisini ileriye taşıyacak hamleler yapmak, ekonominin tüm aktörlerinin ortak sorumluluğudur. Gerçekleştirdiğimiz yatırımların odak noktasına sürdürülebilir büyümeyi aldık. Pandemi sonrasında Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar bulabileceğine inanıyorum. 2019’da tüm güçlüklere rağmen son derece başarılı bir grafik çizdik. Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 2.7’sini gerçekleştirdik. 2020 planlarımızda geriye doğru sapma yok. Önümüzdeki dönemde hem mevcut faaliyet alanlarımızda hem de adım atacağımız yeni alanlarda yatırımlarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.

KARBON SİYAHİ YATIRIM

Malatya Hekimhan’da kurulacak peletleme tesisi ve İskenderun’da yapılacak karbon siyahi yatırımlarıyla toplam 650 milyon dolarlık ithalatın önüne geçileceğine dikkat çeken Erdem, ayrıntıları şöyle paylaştı:

“Türkiye’nin yıllık 220 bin tonluk karbon siyahı ihtiyacını kendi üretimiyle karşılayacak olan tesis 300 milyon dolarlık ithalatı engelleyecek. Türkiye’nin 6.2 milyon ton pelet ihtiyacının 3 milyon tonunu tek başına karşılayan Hekimhan’a yapılacak tesis, 55 ayda tamamlanacak. Hekimhan Zenginleştirme ve Peletleme Tesisi’nin, dışa bağımlılığı yıllık 350 milyon dolar azaltması öngörülüyor. Yeni kaynak yaratma hedefiyle kurulacak olan tesis, 750 milyon dolar yatırımla hayata geçecek. Yatırım, Japon JFE Steel ortaklığıyla gerçekleşecek. Zırh çeliği fabrikası ise Türkiye’nin yıllık 17-20 bin ton arasında olan zırh çeliği ithalatını önlediği gibi ihracata da imkan sağlayacak. İnşaatına başlanan otomotiv odaklı Ro-Ro limanı OYAK Port ise bir ihracat üssüne dönüşecek.”

ÜYE SAYISINDA 125 BİN ARTIŞ

Yazının Devamını Oku

Markalı yoğurt mu ev yoğurdu mu

Durun, hemen ‘ev yoğurdu’ demeyin. Etrafta uzman olarak geçinen konuyla alakasız bilimsel yaklaşımlarla ev yoğurdunu kusursuz biçimde ‘sağlıklı’, markalı yoğurtları ise her koşulda ‘sağlıksız’ ilan edenler var. Sokakta satılan yoğurtların dahi markalı yoğurtlardan daha sağlıklı olduğunu öne sürenler de yok değil. Peki ama kime inanalım, gelin birlikte bakalım...

OSMAN MÜFTÜOĞLU: EV YOĞURDU BİRİNCİ

Kuşkusuz her işin bir uzmanı var. Benim bu sağlık ve beslenme konularında referans noktam Hürriyet’teki yazılarıyla yakından tanıdığınız Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’dur. Osman Hoca Hürriyet’te kaleme aldığı bir yazıda konuya şöyle yaklaşmış: Yoğurdu ‘süper besin’ yapan özelliklerinin yarısı ‘vitamin, mineral ve güçlü protein yapısı’, yarısı da ‘probiyotik ve prebiyotik gücü’ ile ilgilidir. Özellikle probiyotik bakterileri ve prebiyotik besinleri bir arada bulundurması bana göre yoğurdun en mühim ve ayrıcalıklı özelliğidir. Ne var ki marketlerde satılan yoğurtların çoğunun içinde üretim teknolojisinin doğal neticesi olarak yeteri kadar probiyotik bakteri bulabilmek mümkün değil. Durum böyle olunca da tercihi öncelikle ev yoğurdundan yana kullanmanız daha iyi netice verir. Soru ‘Sokak yoğurdu mu market yoğurdu mu?’ olsaydı yanıtımız ‘market yoğurdu sokak yoğurdundan iyidir’ olurdu. Sokak yoğurdunu tavsiye etmiyoruz.
Zira o yoğurtların hangi koşullarda üretildiğini, içine sağlığa zararlı herhangi bir madde ilave edilip edilmediğini bilmiyoruz. İsterseniz özetleyelim: Birinciliği ev yoğurduna verelim, ikinciliği market yoğurtlarına verelim. Sokak yoğurtlarından da uzak duralım.

MARKALI YOĞURTÇULAR: HİJYEN FARKIMIZ VAR

Osman Hoca özellikle probiyotik bakterilere dikkat çekerken ev yoğurdunun marka yoğurtlardan daha faydalı olduğuna vurgu yapıyor. Tabii ki işin bir de hijyen boyutu var ki marka yoğurtçular da bu noktada ürünlerinin daha sağlıklı olduğunu şu sözlerle iddia ediyorlar: Fabrikasyon yoğurtlarda yoğurt bakterileri özel seçilmiş ve sağlığa faydalı bakterilerdir ve bağışıklık sistemini güçlendirirler. Özel teknolojilerle ve tamamen saf olarak üretilmişlerdir. Taze olarak kontrollü ve hijyenik şartlarda kullanılmaktadırlar. Diğer sıradan yoğurtların maya olarak kullanılmasıyla yapılan yoğurtlarda faydalı bakterilerin yanında zararlı bakteriler ile küf maya da bulunabilmektedir. Bu da üründe sağlık sorunu yaratmaktadır. Zaten bu tür yoğurtların hızlı bozulmasının nedeni içindeki faydalı bakterilerin yanında zararlı bakterileri içermesi ve çok hijyen olmayan şartlarda üretilmesidir. Özel yoğurt bakterilerinin çok özel şartlarda üretilmesiyle oluşan yoğurt kültürleri ve buna ilave olarak kullanılan temizleme belli sürede belli sıcaklıkta yapılan pastörizasyon hijyenik dolum veya ultra temiz dolum bu ürünlerin daha sağlıklı ve daha dayanıklı olmasını sağlamaktadır. Hammadde kriterleri kontrol edilmekte ve uygun sütler soğuk zincirde ve her aşaması kontrollü şekilde üretilmektedir. Geleneksel metotta rast gele alınan veya firmaların almadığı sütler kullanılabilmekte ve hijyenik olmayan şartlarda üretim yapılabilmektedir. Özellikle sütü çok uzun kaynatma besin değerini çok olumsuz etkilemektedir. Hiçbir sıcaklık kontrolü yoktur dolayısıyla farklı farklı ve çabuk bozulan hijyenik şartlar tam olmadığı için kalitesiz ürünler üretilmektedir.

MARKA YOĞURTTA KATKI MADDESİ VAR MI?

Konu derin. Aslına bakarsanız hangi yoğurt sorusunun net bir cevabı da yok. Ev yoğurdunda en kritik mesele sütün nereden hangi koşullarda alındığı. Sütün ne kadar kaynatıldığı, üretim aşamasındaki hijyen koşulları yoğurdun faydalı ve sağlıklı bir ürün haline gelmesindeki diğer kritik faktörler. Markalı yoğurtçular fabrikalarda üretilen yoğurtların daha dayanıklı olmasının sebebinin herhangi bir katkı maddesinden kaynaklanmadığı, zararlı bakterilerden arındırmanın neticesi olduğu konusunda ısrarlılar. Özetle, ben fotoğrafı çekip aradan çekileyim. Ev yoğurdu mu, marka yoğurt mu siz karar verin… İyi bayramlar…

GRAMAJ OYUNU SÜRÜYOR!

Yazının Devamını Oku