Paylaş
2005 yılının sonlarına doğru İngiltere’den birkaç ülkeyi gezmek üzere 10 günlük bir rota belirlemiştim kendime.
Duraklarımdan biri de Amsterdam’dı ve çok sevmiştim bu şehri. Bir gece resmen sokakta kalmama, gece boyunca ayak tabanlarım patlayana kadar otel aramama ve geceyi bir hostelin mutfağının sedir gibi koltuklarında yan yatarak geçirmeme rağmen.
Gecesi ayrı güzeldi gündüzü ayrı… Tabii o zamanlar 20’li yaşlarda olduğum için altını üstüne getirmiştim Amsterdam’ın, sonra da oradan Polonya’ya giden bir otobüs bulup şoföre ‘Abi beni Berlin’de indirir misin? deyip atlamıştım otobüse ve trenle girdiğim bu şehirden otobüsle ayrılmıştım.
Yıllar sonra tekrar gittiğimde onca yıl geçmesine rağmen sanki sürekli gelip gittiğim bir yermiş hissiyatı yaşattı bana.
Koca 20 yıl geçmiş üzerinden ama ben o en sevdiğim sokakları, müzeleri, kafeleri elimle koymuş gibi buldum. Sanırım sokakta kaldığım gün otel ararken tüm Amsterdam sokaklarını ezberlemişim.
Bir tek, bana o zor gecemde yardımcı olan Mısırlıların hostelini bulamadım. En çok hatırlamam gereken o yeri hafızam silmiş niyeyse...
Bu sefer 5 günlük bir tatilim vardı ve akşamları Amsterdam’da şehir merkezinde geçirip gündüzleri de köylerini gezeceğim diye plan yaptım, planıma da çok da güzel uydum.
Çünkü Hollanda Amsterdam'dan ibaret değil...

Önceden köyleri hiç gözüm görmüyordu ama Kuzey Hollanda eyaletinde, Zaandam kentinde yer alan tarihi bir açık hava müzesi Zaanse Schans’a gitmiştim nasıl aklıma geldiyse.

Bu sefer tekrar Zaandam’a gittim ama sadece kent merkezinde gezdim.
Burası küçük ama çok şirin bir yer. Tarihi 17. yüzyıla dayanıyor. Rengarenk binaları ve yel değirmenleri ile ünlü minik bir şehir.
Hollanda’da Türk bulmak istiyorsanız Merkez istasyonundan trene binin 14-15 dakika içinde memleketimin insanları ile kucaklaşın.
Tren istasyonundan çıktığınız anda renkli yapboz bloklardan yapılmış gibi bir şehir karşılayacak sizi.

Eğer önünü boş bulabilirseniz yeşilin farklı tonlarında üst üste dizilmiş geleneksel Zaan tarzı evlerden oluşan şehrin simgesi haline gelmiş oteli fotoğraflayabilirsiniz.

Ben yağmur altında gezdiğim ve her zamanki gibi yanıma şemsiye almadığım için epey bir ıslandım ve çok güzel bir kafe bulup oturdum. Çayımı yudumlarken cama vuran yağmur damlarını izledim romantik romantik.

Zaandam sonrası Volendam’a geçeceğim için daha fazla ıslanmayım diye şemsiye koleksiyonuma bir yenisini daha ekledim. Yeşil ve turuncu şemsiyelerimin yanına bir daha kullanmamak üzere ekleyeceğim çok tatlı lila renkli bir şemsiye aldım ve Volendam’a doğru yola koyuldum.
Volendam ve Giethoorn ile ilgili izlenimlerimi haftaya sizlerle paylaşacağım.
Paylaş