Türk-ABD ilişkilerinde ‘Eğer...’ diye başlayan açıklamanın gölgesi

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile birlikte Kuzey Irak’ta Gara dağındaki bir mağarada 13 Türk vatandaşının PKK tarafından şehit edildiğini duyurduğu açıklamasını geçen cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısından hemen sonra yaptı.

Haberin Devamı

Anadolu Ajansı’nın Akar ve Orgeneral Güler’in Şırnak’taki harekât merkezinden yaptıkları açıklamalara ilişkin verdiği görüntülü haber 14 Şubat Pazar günü sabaha karşı 02.13’te servis edilmiş.

Türkiye, pazar gününe rehinelerin ölüm haberinin üzüntüsüyle girdi. Açıklama sırasında paylaşılan, PKK’nın Gara’da rehineleri alıkoyduğu mağaradaki tünel ve odaları gösteren çizim televizyon başında haber bültenlerini izleyen herkesin zihninde yer etti.

Keza, yine pazar günü Malatya Valisi Aydın Baruş’un beraberinde İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Metin Gürak ve diğer yetkililerle birlikte basın toplantısı düzenleyerek, PKK’nın katlettiği 13 kişiden o aşamada tespit edilebilmiş olan 10 vatandaşımızın kimliklerini açıkladığında, öğle saatleriydi.

14 ŞUBAT VAKASI

Haberin Devamı

Şimdi yapacağımız değerlendirmede ABD’nin başkenti Washington D.C.’nin Türkiye’den sekiz saat geride olduğunu hesaba katalım. Akar’ın PKK’nın katlettiği 13 kişinin ölümünü duyurduğu açıklaması ajanslara düştüğünde Washington D.C.’de 13 Şubat Cumartesi akşam saatleridir.

Ardından Washington D.C.’de 14 Şubat Pazar günü akşam saatlerinde ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın “Eğer Türk sivillerin ölümünün bir terör örgütü olan PKK tarafından gerçekleştirildiği yönündeki haberler doğruysa, bunu olabilecek en kuvvetli şekilde kınıyoruz” şeklindeki açıklaması geldi.

Bu açıklama yapıldığında Türkiye’de gece yarısı geçilmiş, pazardan pazartesiye geçilmişti. Geriye dönüp bakıldığında, ölümlerin Türkiye’de duyurulmasıyla ABD Dışişleri’nin konuya ilişkin açıklaması arasında yaklaşık 24 saat gibi bir zaman farkı var.

Buna karşılık, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın aradan geçen bu süreye rağmen “Eğer haberler doğruysa...” şeklinde teyit koşuluna bağlı bir kınama açıklaması yapmış olması, birçok sorunla zaten kördüğüme dönmüş olan Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir olumsuzluk olarak şimdiden yer etmiştir. Buna da “14 Şubat Vakası” diyelim.

KARAR ALMA SÜRECİ NASIL İŞLEDİ?

Mesele neresinden bakılırsa bakılsın, dışarıdan algılandığı şekliyle, ABD cephesinde şüpheci bir bakışı yansıtmıştır. Milli Savunma Bakanı’nın, Genelkurmay Başkanı’nın ve Malatya Valisi’nin yaptıkları resmi açıklamalar karşısında, ABD Dışişleri “Eğer doğruysa...” şeklinde bir tutum almıştır.

Haberin Devamı

Eğer ABD tarafının kuşkusu varsa, gelen haberleri doğrulatana kadar geçecek süre içinde hiç açıklama yapmayıp sessiz kalması, muhtemelen ilişkilerde daha az sıkıntı yaratırdı.

Bu vakanın nasıl meydana geldiği tam olarak açıklık kazanmış değil. Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nin olayı Washington’a aktarma şekli ile ABD Dışişleri Bakanlığı bürokrasisinden bu açıklamanın çıkması arasında karar alma süreci nasıl işlemiştir? Başka birimler bu sürece dahil olmuş mudur?

Bu aşamada bu gibi soruların yanıtlarını bilebilecek durumda değiliz. Ayrıca, hadisenin hafta sonuna rastlaması nedeniyle yeni bir yönetimin işbaşı yaptığı Washington D.C.’de tamamen bir karambol yaşanmış olabileceği şeklinde görüşlere de rastlamak mümkün.

Haberin Devamı

Hangi şık geçerli olursa olsun, son tahlilde bu açıklama yapılmıştır. Dün kontrol ettiğimde, Sözcü Ned Price’ın açıklaması ABD Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde duruyordu. Buna karşılık, Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nin web sitesi ve Twitter hesabında Price’ın bu konudaki açıklamasına ilişkin bir paylaşım yer almıyordu.

TBMM KONUŞMASINDAKİ ÖNEMLİ DETAY

Hadise Ankara’da ciddi bir rahatsızlığa neden olmuş, ABD Büyükelçisi David Satterfield’ın pazartesi günü hem Dışişleri hem de Milli Savunma bakanlıklarına çağrılmasına yol açmıştır.

Milli Savunma Bakanlığı’nda kendisiyle görüşen bakanlık yetkililerinin olayla ilgili görsel kanıtları Satterfield’ın önüne koymuş olmaları gerekir. Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “ABD Büyükelçisi’nin şehit edilen 13 vatandaşımız için taziyelerini sunduğu, Gara’da yaşanan katliamdan terör örgütü PKK’yı sorumlu tuttuklarını teyit ettiği” açıklanmıştır.

Haberin Devamı

Bu arada, dikkat çekmek istediğimiz bir detay Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın geçen salı günü TBMM’de yaptığı konuşmada yer alıyor. Akar, konuşmasında “Dost ve müttefiklerimizle koordine edilerek yapılan harekât” ifadesini kullanmıştır.

Bu “dost ve müttefik”, herhalde Irak hava sahasını yoğun bir şekilde kullanan ABD olmalıdır. Geçmişte TSK’nın Irak’a düzenlediği harekâtlarda hava sahasının kullanımı nedeniyle ABD ile bazı sıkıntıların çıktığı biliniyor. Dolayısıyla harekâtın başlamasından kısa bir süre önce hava sahasında herhangi bir sorun yaşanmaması için ABD’ye tek taraflı bir bildirimin yapıldığını tahmin edebiliriz.

BLINKEN’DAN DÜZELTME ADIMI

Haberin Devamı

Satterfield, Dışişleri Bakanlığı’na da konuk olmuştur pazartesi günü. Dışişleri’nin açıklamasında da “Satterfield bugün bakanlığımıza çağrılarak ABD açıklamasına ilişkin tepkimiz en kuvvetli şekilde dile getirilmiştir” deniliyor.

Bütün bu hareketlilik içinde pazartesi akşamı ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasındaki uzun zamandır beklenen ilk telefon görüşmesi de bu hadisenin yarattığı sıkıntılı bir havada gerçekleşmiştir. Türk tarafının açıklamasına göre, Çavuşoğlu, Blinken’a son dönemde yapılan açıklamalardan duyulan “rahatsızlığı” dile getirmiştir.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın görüşmeden sonra yaptığı açıklamaya göre, Blinken da Çavuşoğlu’na Türk rehinelerin ölümüyle ilgili taziyelerini iletip, olaydan “PKK teröristlerinin sorumlu olduğunu” belirtmiştir. Blinken’ın bu beyanı, Satterfield’ın mesajlarıyla birlikte durumu düzeltmeye dönük önemli bir adım olmuştur.

HADİSENİN GERİDE BIRAKTIĞI TORTU

Gelgelelim, Blinken’ın sonradan “Eğer doğruysa” tutumunu düzeltip, PKK’ya tavır alması ortaya çıkan hasarı gidermeye yetmiyor.

Buradaki mesele, Türkiye’de derin infiale yol açan bir gelişme karşısında sergilenen şüpheci, mesafeli bakışın Türk toplumunda ABD’ye dönük zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirecek olmasıdır. Bu hadise, sokaktaki vatandaşın Amerika’ya bakışında kolay kolay silinmeyecek yeni bir tortu bırakacaktır.

Tabii, mağarada 13 kişiyi katleden PKK teröristinin sicil dosyasında bir süre Suriye’de YPG kadrolarında da görev aldığının ortaya çıkması, meselenin aslında “Eğer doğruysa” açıklamasından daha da düşündürücü olan bir boyutudur.

PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan YPG, ABD’nin DEAŞ’a karşı oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) organizasyonunun ana omurgasını oluşturuyor. SDG, dolayısıyla YPG, ABD’nin Suriye’de sahadaki askeri müttefikidir. Söz konusu teröristin durumu YPG ile PKK arasındaki geçişkenliğin çarpıcı bir örneğidir.

Salt bu örnek bile, tek başına ABD’deki yeni yönetimi “Biz Suriye’de kimlerle ittifak yapıyoruz” sorusu üzerinde bir zihin egzersizine sevk etmek için yeterlidir.

Yazarın Tüm Yazıları