"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Soçi Anlaşması tartışmasında kim haklı, kim haksız?

Dünkü yazımız Türkiye ile Rusya’nın İdlib konusunda ayrı dillerden konuştuklarını anlatıyordu. Tartışmaya Soçi Anlaşması üzerinden devam edelim. Bugün iki taraf da birbirini İdlib’de çatışmasızlık öngören 17 Eylül 2018 tarihli Soçi Anlaşması’na uymamakla suçluyor, her seferinde karşılıklı eleştirilerini bu anlaşmanın spesifik maddelerine dayandırıyor.

DÜNKÜ yazımız Türkiye ile Rusya’nın İdlib konusunda ayrı dillerden konuştuklarını anlatıyordu. Tartışmaya Soçi Anlaşması üzerinden devam edelim. Bugün iki taraf da birbirini İdlib’de çatışmasızlık öngören 17 Eylül 2018 tarihli Soçi Anlaşması’na uymamakla suçluyor, her seferinde karşılıklı eleştirilerini bu anlaşmanın spesifik maddelerine dayandırıyor.

Peki anlaşmazlık mutabakatla ilgili hangi konulardan kaynaklanıyor? Kim ne kadar haklı?

RUSYA ATEŞKESE KENDİSİ UYMADI

 Bu sorulara yanıt aramadan önce şu saptamayı yapmamız gerekli. Meselenin temelinde, öncelikle ‘İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Duruma İstikrar Kazandırılmasına İlişkin Muhtıra’nın ana kurgusundan, tasarımından kaynaklanan çelişkili hedefler yatıyor. Şöyle ki:

Muhtıranın ikinci maddesinde, “Rusya Federasyonu, İdlib’e askeri operasyon ve saldırıların önlenmesi ve mevcut statükonun korunmasını sağlamak üzere gerekli tüm tedbirleri alacaktır” deniliyor.

Bu madde, Rusya’nın Esad rejimini baskılamasını, sahada askeri harekâta girişmekten alıkoymasını öngörüyor. Oysa sahaya baktığımızda, Esad ordusunun 2019 başından itibaren sıkça ateşkes ihlali yaptığını, özellikle 2019 Mayıs ayından sonra kendisini bu konuda tümüyle serbest bıraktığını görüyoruz.

Daha da düşündürücü bir durum var. Rusya da mayıs sonrası dönemde Suriye’yi sahada alıkoymak bir yana bizzat kendi hava kuvvetleriyle doğrudan harekâta katılmış, yoğun bir hava bombardımanı ile sahada Esad birliklerinin kuzeye doğru ilerlemesinin önünü açmıştır. Bundan da vahim olan, Rus savaş uçaklarının hiçbir ayrım gözetmeksizin sivil yerleşimleri, hatta hastaneleri, pazaryerlerini de hedef almasıdır.

Bu yönüyle baktığımızda, evet, Rusya Soçi Anlaşması’nın ikinci maddesini uygulamamıştır.

 RUSLARIN YANITI: ‘HTŞ TERÖRİST’

Ruslar, ikinci maddeyi ihlal ettikleri hatırlatıldığında standart bir tezle karşılık veriyor; anlaşmanın terörist unsurlarla mücadele etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını, aksine buna izin verdiğini vurguluyorlar.

Gerçekten de anlaşmanın 10’uncu maddesinde “Her iki taraf Suriye’de terörizmin her türüyle mücadele hususundaki kararlılıklarını teyit etmiştir” ifadesi yer alıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başta olmak üzere Rus hükümetinin temsilcileri, her vesileyle bu maddeden yola çıkarak, ateşkesin terör örgütlerini kapsamadığını, dolayısıyla bu gruplarla mücadele etme hakkına sahip olduklarını belirtiyorlar.

Rusya’nın bu çerçevede temel dayanağı, İdlib’de bugün sahaya önemli ölçüde hâkim olan El Kaide’nin türevi Heyet Tahrir eş Şam’ın (HTŞ) BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütleri listesine alınmış olmasıdır. Moskova, BM kararlarını gerekçe göstererek, bu grupları hedef almasının Soçi Anlaşması altında meşru bir askeri faaliyet olduğunu söylüyor.

HTŞ ILIMLI GRUPLARDAN AYRIŞTIRILAMADI

Uygulamaya geçildiğinde, Soçi Anlaşması’nın kendi tasarımındaki bu çelişkiye bir noktada rehin düşmesi kaçınılmazdı. Çünkü mutabakat, hem terörist kabul edilen radikal unsurların da sahada bulunduğu bir statükoyu korumayı hedefliyor, bu amaçla ateşkes öngörüyor; hem de sahadaki terör örgütleriyle mücadele edilmesine cevaz veriyor.

Buradaki ikilemin aşılabilmesi Soçi Anlaşması’nın dayandığı bir anlayışın hayata geçirilebilmesi ile mümkün olabilirdi. Bu anlayışa göre, Türkiye sahada ‘ılımlı’ kategorisindeki silahlı muhalif grupları terörist gruplardan ayrıştırarak HTŞ’yi İdlib’de etkisiz hale getirecekti.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Şu nedenle: Soçi Anlaşması imzalandığında sahada Türkiye ile eşgüdüm içinde hareket eden ‘Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne bağlı gruplar ve bunun dışında kalan HTŞ olmak üzere iki ayrı realite vardı. HTŞ, Soçi Mutabakatı’nın dışında kaldı. İşleri karıştıran gelişme, HTŞ’nin 2019 Ocak ayı başından itibaren alanda kuvvetli bir saldırıya kalkışarak Türkiye’nin desteklediği Cephe’ye bağlı grupların çoğunu sahada geriletmesi ya da İdlib’den çıkartması oldu. Tasfiyesi amaçlanan HTŞ, sahada alan kontrolünü –tümüyle olmasa da- büyük ölçüde eline geçirmiş oldu.

Bu durum Soçi Anlaşması’nda kurulması öngörülen 15-20 kilometrelik ‘silahtan arındırılmış bölge’nin işleyişini de zora soktu. Çünkü, anlaşmanın 5’inci maddesine göre “Tüm radikal terörist gruplar” 15 Ekim 2018, metnin 6’ncı maddesine göre de “Çatışan taraflara ait çok namlulu roketatar, top ve havanlar” 10 Ekim 2018’e kadar ‘silahtan arındırılmış bölge’den çıkartılacaktı. Dolayısıyla, zaten uygulaması geciken bu hedefler HTŞ’nin 2019 Ocak başında alan hâkimiyeti kazanmasıyla büyük ölçüde boşlukta kaldı.

KARAYOLLARI DA AÇILAMADI

Keza, “Yerel ahalinin ve malların serbest dolaşımının sağlanması ile ticari ve ekonomik ilişkilerin yeniden tesisi amacıyla” 8’inci maddede öngörülen “M-4, M-5 karayolları üzerindeki transit trafik 2018 sonuna kadar yeniden tesis edilecektir” hedefinin akıbeti de farklı olmadı. Bu iki madde de uygulanamadı. M-5 karayolunun bütünü sonunda bu hafta rejim tarafından kontrol altına alındı.

Söz konusu maddelerin hayata geçirilmesi ağırlıklı olarak Türk tarafının sorumluluğundaydı. Uygulamada sorun olunca Rus tarafı da her seferinde ‘terörist’ HTŞ’nin sahada olduğu, rejim bölgesine ateş açtığı gerekçesini getirerek sahada amaçlanan ateşkes rejimini ihlal etti, bu çerçevede Esad rejiminin ihlallerini de haklı buldu.

Gelgelelim, sahada verdikleri askeri karşılık yalnızca HTŞ hedefleriyle sınırlı kalsaydı, Rusların bu tezleri belli ölçülerde inandırıcı olabilirdi. Ancak Rusya’nın bunun yerine kademeli bir şekilde M-5 üzerindeki bütün kasaba ve yerleşimleri ağır bombardımana tutarak sivil halkı göçe zorlamak gibi bir ayrım gözetmeyen bir strateji uyguladığına bakıldığında, gerçek niyetin HTŞ meselesinin ötesine geçtiği anlaşılıyor.

Hal böyle de olsa kabul edelim ki, HTŞ’nin İdlib’de sahadaki varlığı ve faaliyetleri yine de Ruslara kendi açılarından aradıkları gerekçeyi vermiştir.

TÜRKİYE RADİKALLER KONUSUNDA SERTLEŞİYOR

Türk tarafının son günlerde birden İdlib’deki radikal unsurlara karşı harekete geçileceği yolundaki açıklamaları Soçi Anlaşması’nın terörle mücadeleye ilişkin 10’uncu maddesinin geldiğimiz noktada gecikmeli de olsa Ankara cephesinde öncelik kazandığına işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen çarşamba günü “Bölgedeki muhalif gruplardan başıbozuk hareket ederek rejime saldırı bahanesi verenlere artık tavizsiz davranılacağını” belirtmesi, ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın önceki gün Brüksel’de “Radikaller dahil ateşkese uymayanlara karşı zor kullanılacak, her türlü tedbir alınacaktır” şeklinde konuşması bu yönde işaretler olarak görülebilir.

Görüleceği gibi, Soçi Anlaşması’nını uygulamasında iş dönüp dolaşıyor HTŞ sorununda kilitleniyor.

X