"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Saint-Saens’ın ‘Hayvanlar Karnavalı’na nasıl katıldım?

Dinlediğiniz bazı müzikler size ayrı bir şekilde dokunur ve içinize işler.

Müzikçalarınızı kapatabilirsiniz ama içinizde çalıp duran o müzikleri susturabilmek pek sizin elinizde değildir. Ruhunuzda sizinle birlikte dolaşıp dururlar; bazen kaybolur gibi olsalar da aslında hiçbir yere gitmezler... Onlar kimliğinizin, sizin kişisel tarihinizin de bir parçasıdır artık.

Sonra geriye dönüp hayatınızın bir dönemini, bazı anları hatırladığınızda, o zaman kesiti geçmişin içinden fonda her seferinde o müziklerle birlikte karşınıza çıkıp gelir.

*

Evde kapalı kaldığım koronavirüs günlerini ileride hatırladığımda, hayatımın bu dönemi herhalde Fransız besteci Camille Saint-Saens’ın (1835-1921) ‘Hayvanlar Karnavalı’ isimli eseriyle birlikte karşıma çıkacak olmalı. Evet, çalışma odamdan pek dışarı adım atmadığım bugünlerde beni meşgul eden, bana komiklikler yapan, şaşırtan, bu yönleriyle eğlendiren ama aynı zamanda düşündüren bir müzikal yapıt bu.

Eserin bazı parçaları aşina olduğum müzikler. Örneğin ‘Kuğu’yu biliyordum, keza ‘Akvaryum’ ve ‘Final’ bölümleri de pekâlâ dinlediğim eserlerdi. Ancak itiraf etmeliyim ki, bazı bölümlerini hiç duymamıştım. Klasik müziğe genellikle uzak kalmış biri olarak kendime biraz içerledim de.

Beni ‘Hayvanlar Karnavalı’nın kapısından, daha doğrusu Saint-Saens’ın müzik evreninden içeri sokan, Strasbourg yıllarında resitaller de vermiş bir çellist olan eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’in bu eserin ‘Kuğu’ bölümünü usta işi icrasına tanıklık etmem oldu. Nerede derseniz, söyleyeyim... Bu tanıklık, Türmen ile korona günlerine özgü iletişim mecralarından ‘Skype’ üzerinden kurduğumuz karşılıklı bir müzik iletişimi sırasında gerçekleşti.

*

Saint-Saens, iki piyano ile küçük bir orkestra formatı için bestelediği 14 bölümden oluşan bu süiti, mizahi bir anlayışla hayvanların bir geçit töreni gibi tasarlamış.

Giriş bölümü tabii ki hak ettiği şekilde ormanlar kralı aslanla açılıyor. Aslanın ‘Bu âlemin kralı benim’ havasıyla ormandaki yürüyüşünü bütün heybetiyle hissediyorsunuz. Aslanın yürüyüşüne fonda eşlik eden ana melodinin Doğu’ya özgü ve dinleyenleri renkli bir karnavala davet eden coşkulu havası sizi bekleyen, birazdan karşınıza çıkacak olan sürprizlerin habercisi gibi.

Karnavalın açılmasıyla birlikte önce yerdeki tahılların gagalanmasını çağrıştıran seslerden hemen tanıyacağınız üzere tavukları fark ediyorsunuz. Bu sesi tabii piyanistin tuşlara dokunuşlarından alıyorsunuz ama gözünüzü kapatırsanız gerçekten bir tavuğun tuşları gagaladığını zannedip, “Çekil piyanonun üstünden” diye seslenebilirsiniz.

Ardından ‘Yaban Eşekleri’nin yine piyano efektleri üzerinden süratle koşarak gidişlerine kulak verebilirsiniz.

Daha sonra ‘Kaplumbağa’nın zaman karşısında hiç de acele etmeyen ağır ve muazzam bir denge hali içindeki ilerleyişinin yaylı çalgılarla anlatıldığı bölümde kainatın akışı üzerine tefekküre dalabilirsiniz.

Ancak eserin beni en çok etkileyen bölümlerinden biri ‘Fil’in yürüyüşünün anlatıldığı bölüm oldu. Kontrbasların pes sesler üzerinden çaldıkları melodide, filin vals ritminde her adım atışı toprağı biraz sarsıyor sanki.

*

Derken en muzipçe bölümlerden biri olan ‘Kanguru’. Bu sevimli hayvanın sekerek kendine özgü temposuyla hareket edişini bir an için gözünüzde canlandırın. Bu hareket müzikte nasıl anlatılırdı diye sorduğunuzda, karşılığı bu parça olacaktır. Çünkü bir kanguru piyanist olsaydı, tuşlara böyle dokunurdu.

‘Akvaryum’ bölümünde ise balıkların suyun içinde yüzgeçlerinin yardımıyla muhteşem bir uyumla hareket edişlerini dinliyorsunuz. Bu sese galiba yalnızca balıkların duyabildiği suyun içindeki gizemli armoniler de karışıyor. Saint-Saens, onları duyup sudan çıkartarak bizim kulağımıza getiriyor.

Suyun armonisinden sonra da bir şok efekti. ‘Uzun Kulaklı Karakterler’ bölümünde kemanlardan yükselen ve  anırmayı çağrıştıran seslere hazır olun. Rivayete bakılırsa, Saint-Saens, bu bölümü hazzetmediği müzik eleştirmenlerini iğnelemek için bestelemiş.

Biraz sonra ‘Kuşhane’ye girip kendinizi kuşların cıvıltısına bırakabilir, bu arada ‘Guguk Kuşu’nun sesini de duyabilirsiniz.

Ve finalin öncesinde ‘Kuğu’nun büyüleyici bir şekilde suyun üzerindeki süzülüşü ve yaydığı ağır hüzün duygusu o ana kadar dinlediğiniz bütün renklerin, sürprizlerin üstüne çıkacak ve içinize yerleşecektir.

Eser, hayvanların bir bölümünün sırasıyla sahne aldıkları renkli ve kuvvetli ‘Final’le son buluyor.

*

Saint-Saens, bu eserini 1886 yılında Avusturya’da bir köy evine kapanıp bestelemiş. İlginç olan nokta, sanatçının mizahi bir anlayışla yazdığı bu eserinin ‘ciddi besteci’ imajını gölgelemesinden endişe ettiği için basılması ve icra edilmesine izin vermemiş olması. Notaların ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet etmiş. Eseri ölümünden bir yıl sonra 1922 yılında icra edilmiş. Saint-Saens, hayattayken icrasına izin verdiği tek parça ‘Kuğu’ olmuş.

‘Hayvanlar Karnavalı’ işte bu korona günlerinde bana eşlik ediyor. Tavuklar ayaklarımın arasında dolanırken kangurunun odanın içinde sekmesi her seferinde yüreğimi hoplatıyor. Aslanla evdeki kedilerin yıldızı bir türlü barışmadı, malum yüksek ego meseleleri...

Ayrıca, bizim Darsi ile Miso’nun Saint-Saens’a “Böyle bir karnavalda kedileri nasıl unutursunuz bayım” diye biraz içerlediklerini de hissediyor gibiyim.

*

Eserin beni düşünmeye de sevk ettiğini söylemiştim. Bir duygunun, bir durumun, bir anın müzikle tasvir edilmesi gibi hayvanların da pekâlâ müzikle tasvir edilip seslerin diliyle yaratılabilmesi böyle bir şey olmalı.

Bunu düşünürken insanoğlunun müzik zekâsının, bu alandaki yaratıcılığının gücü karşısında sınırsız bir hayranlık hissine kapılıyorum. Biliyorum, büyük bestecilerin evrendeki seslerle biz sıradan insanların çözemediği büyülü bir ilişkileri var.

X