Paylaş
Bu açıklamayı değerlendirirken, uzunca bir zamandan beri bir dizi konuda Türkiye ile ABD arasında beliren görüş ayrılıkları ile söyleme ilişkin bazı sorunların Washington’da yarattığı birikimi de hesaba katmak gerekiyor.
ABD Başkanı Barack Obama ile Başbakan Erdoğan arasındaki özel hukuka rağmen, Ankara açısından böyle bir can sıkıcı diplomatik meselenin yaşanabilmiş olmasının gerisindeki faktörleri ana başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
SURİYE’DE FARKLI TONLAR: Esad rejiminin kimyasal silah kullanmasının yol açtığı son kriz hariç tutulursa, Suriye konusunda Türkiye ile ABD’nin bakışları arasında önemli farklılıklar var. Ankara’nın muhalefete daha kuvvetli bir destek verilmesi, tampon bölge kurulması, uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gibi talepleri karşısında Washington genelde frenleyici bir tutum izledi. Her ne pahasına olursa olsun Esad’ın devrilmesinden yana olan Ankara’nın bazı köktendinci gruplara sağladığı destek iki ülke arasındaki bir başka sorunlu başlık. El Kaide çizgisindeki El Nusra gibi köktendinci örgütlerin Suriye’yi Afganistan benzeri bir terör coğrafyasına çevirmesinden çekinen Obama yönetimi, bu gibi gruplarla ilişkilerin koparılmasını istiyor. Başbakan Erdoğan’ın geçen mayıs ayındaki Washington ziyareti, Obama yönetiminin bu başlıktaki kuvvetli mesajlarına sahne oldu.
GEZİ PARKI FAKTÖRÜ: Obama yönetimi, Gezi Parkı direnişini meşru bir demokratik hak olarak gördü ve polisin “aşırı güç kullanımı”nı kuvvetli ifadelerle eleştirdi. Beyaz Saray ve Dışişleri Sözcüleri sayısız açıklamayla polis şiddetini eleştirirlerken, bu koroya Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı John Kerry de katıldı. Daha önemlisi, Başkan Obama 23 Haziran’da Başbakan Erdoğan’ı arayarak, bölgesel bir dizi sorunu görüşürken Gezi Parkı bağlamında gösteri özgürlüğü konusundaki hassasiyetini de aktardı. Bu noktada, şiddet içermeyen gösteri özgürlüğüne saygı gösterilmesi konusunda ABD ile AB arasında ortak bir eleştirel dilin ortaya çıktığı söylenebilir.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU: İlginç olan nokta, aynı telefon konuşmasına ilişkin resmi açıklamada “İki lider... ifade özgürlüğü ve özgür bir basının önemini de görüşmüşlerdir” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş olmasıdır. Bu açıklama, Başkan Obama’nın geçmişteki tutumunun aksine, Türkiye’deki basın özgürlüğü sorununu artık Erdoğan’la diyaloğunun gündemine soktuğunun ilanıdır. Ankara’daki ABD Büyükelçisi Frank Ricciardone’nin geçen 4 Temmuz kutlamaları sırasında yaptığı bütün resmi konuşmalarda yüksek sesle basın özgürlüğü konusunda kuvvetli mesajlar vermesi, ABD’nin bu alandaki yeni eleştirel politikasının bir diğer yansımasıydı.
WASHINGTON’DA TÜRKİYE’YE YENİ BAKIŞ: Gezi olaylarının Amerika cephesinde büyük bir kırılma yarattığı tartışma götürmez. Washington’da Türkiye ve AK Parti hükümeti ile ilgili yeni bir iklim ve daha sorgulayıcı bir bakış yerleşti Gezi Parkı direnişi sonrasında. Bu bakış, Amerikan basınında, akademik çevrelerde, düşünce kuruluşlarının (think tank) Türkiye hakkındaki raporlarında AK Parti hükümetine dönük eleştiri dozunun giderek artmasıyla da kendisini gösteriyor.
KONGRE DE RAHATSIZ: Aynı hava ABD Kongresi’nde de esiyor. Gezi sonrasında hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’nun Dış İlişkiler komitelerinde bu olayları konu alan, “Türkiye nereye gidiyor?” sorusuna yanıt aranan özel oturumlar düzenlendi. Bu oturumlardaki sunuş ve değerlendirmelerde genellikle eleştirel bir bakış ön plana çıktı. Kongre’nin Türkiye konusundaki hoşnutsuzluğunun, basında ve düşünce kuruluşlarında esen rüzgârla birleşmesi, Obama yönetimini de kendi kamuoyu karşısında Türkiye konusunda sözünü daha az esirgeyen bir çizgiye itiyor.
YAHUDİ LOBİSİ TEPKİLİ: İsrail’in Mavi Marmara katliamı nedeniyle özür dilemesine rağmen Ankara’nın bu ülkeyle ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi konusunda isteksiz davranması, ayrıca Başbakan Erdoğan’ın “Siyonizm insanlık suçudur” şeklindeki açıklaması Yahudi lobisinde ciddi bir rahatsızlık yaratmıştı. Başbakan Yardımcısı Prof. Beşir Atalay’ın Gezi Parkı direnişi nedeniyle Yahudi lobisini suçlaması, bunun ardından Erdoğan’ın Mısır darbesinden doğrudan İsrail’i sorumlu tutması Yahudi lobisinin AK Parti hükümetine bakışında tam bir kopmaya yol açtı. Yahudi lobisinin etkisiyle Kongre üyeleri daha önce “Siyonizm insanlık suçudur” şeklindeki sözleri nedeniyle Erdoğan’a bir tepki mektubu göndermişti. Bu mektuba yanıt gelmeyince, Atalay’ın sözleri nedeniyle Temsilciler Meclisi’nden 46 üyenin bu kez doğrudan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup göndermiş olması, altı çizilmesi gereken bir gelişme olarak not edilmelidir.
BATI ALEYHTARI RETORİK: Mısır’daki darbe sonrasında Türkiye ile ABD’nin 180 derece farklı çizgilere düşmeleri ilişkilerde bir başka sıkıntılı başlığı oluşturuyor. Ama galiba daha kritik bir yöneliş, Erdoğan’ın darbe sonrasında Batı dünyasına sert bir dille çatması oldu. Erdoğan darbenin adını “darbe” olarak koymayan Batılı ülkeler için “onursuz”, “omurgasız” gibi sıfatlar kullanırken, kendisi isim geçirmese de bu ağır suçlamaların gittiği öncelikli adres kuşkusuz Washington’du. Erdoğan’ın burada başvurduğu üslubun, açıkça dışarı vurulmasa da Amerikan tarafını rahatsız ettiği söylenebilir.
ÇALIŞMA İLİŞKİSİ ETKİLENMEZ: İşte bütün bu faktörler birleştiğinde, Washington’un Türkiye’ye karşı duruşunda bir farklılaşmanın uç verdiğini söylemek mümkün. Ancak bundan yola çıkarak ilişkilerin kilitlendiği gibi bir sonuca da varmamak gerekiyor. İlişkinin havasını olumsuz yönde etkilemeye başlayan bütün bu faktörlerin varlığına rağmen, her iki tarafın -çıkarlarının zarar görmemesi için- bu durumu aralarındaki çalışma ilişkisinin işleyişine yansıtmayacakları anlaşılıyor. ABD Dışişleri Bakanı Kerry ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Esad rejiminin geçen hafta kimyasal gaz kullanmasından sonra tam 4 kez konuşmuş olmaları bile bölgesel sorunlar üzerindeki mesainin bu durumdan fazla etkilenmeden yürümekte olduğunu gösteriyor.
ANKARA KRİZİ DERİNLEŞTİRMEK İSTEMİYOR: Ayrıca, Başbakan Erdoğan’ın hafta sonunda Beyaz Saray’a verdiği yanıtı krizi tırmandırmayacak bir ayarda tutmuş olması da hükümetin “kınama” açıklamasının yarattığı krizi derinleştirmekten kaçınmak istediği şeklinde yorumlanmalıdır.
VE SONUÇ: Sonuçta, iki ülke arasında bölgesel sorunlar üzerindeki yakın mesai sürecek olsa da, bu ilişkide bazı şeyler yine de farklı olacak önümüzdeki dönemde. Türkiye’deki demokrasi sorunları ve ilişkilerde yaşanan meseleler karşısında eleştirisini sakınmayan bir Amerikan yönetimi ile genel olarak Türkiye’nin gidişatı konusunda daha şüpheci ve daha sorgulayıcı bir Washington atmosferinin belirmekte olduğunu söyleyebiliriz.
Paylaş