Covid-19 salgınıyla mücadelede neredeyiz? (5) - Yeni bir dalga yaklaşıyor, yeni bir stratejiye ihtiyaç var, acilen

Geride bırakmakta olduğumuz hafta boyunca somut veriler üzerinden ve sıkça grafiklerin yardımıyla koronavirüs salgınının Türkiye’deki seyrinin girdiği tehlikeli yönelişe dikkat çekmeye çalıştım. Bugün bu serinin sonuncusu olarak bazı tespitler yapmak istiyorum.

Haberin Devamı

Öncelikle, bu diziye başladığım pazartesi gününden bu yana özellikle Batı Avrupa ülkelerindeki COVID-19 vaka artışları hafta başına kıyasla daha da ciddi bir tırmanma eğilimine girdi.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Levent Akın’ın Avrupa’daki vaka artışlarının genellikle iki üç hafta sonra Türkiye’de tekrarlandığı yolundaki uyarısını dikkate alırsak, bir dalganın ülkemize doğru yaklaşmakta olduğunu öngörebiliriz. Türkiye’de vakalar ve vefatlar zaten geçen ağustos ayından bu yana sabit bir şekilde yüksek bir eşikte seyretmektedir. Bu dalga mevcut olumsuz gidişata eklendiğinde sonucu kestirmek çok zor değildir.

Avrupa cephesinde öncelikle Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Avusturya, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde vakaları gösteren eğri hızla yukarı doğru çıkıyor. Her bir tarafta alarm çanları çalıyor, her ülkede birbiri ardına farklı nitelikte kısıtlayıcı önlemler uygulamaya konuyor.

Haberin Devamı

ALMANYA’DAKİ DURUM HERKESİN GÖZÜNÜ AÇMALI

Örneğin Avusturya hükümeti, önümüzdeki pazartesi gününden başlamak üzere ülke çapında en çok 20 gün sürmek üzere toplu kapanma kararı açıkladı. Bu arada, 1 Şubat 2022’den itibaren yasal olarak aşı olma zorunluluğu getirilecek.

Belçika, zorunlu olarak hem kamuda hem de özel sektörde haftada dört gün evde, bir gün işyerinde çalışma uygulamasına geçiyor önümüzdeki hafta.

Almanya’da Şansölye Angela Merkel’in dün 16 eyaletin yöneticileriyle yaptığı toplantıda bir dizi kısıtlama önlemi alınması kararlaştırıldı. Buna göre, salgının tehlikeli sayılara çıktığı yerleşimlerde aşı olmamış kişilere bir dizi ciddi kısıtlama getirilecek. Bu kişilerin kamusal yerlere, toplu taşıma araçlarına girişleri önlenecek. Keza Alman parlamentosunda da eyaletlere geniş kısıtlama yetkileri tanıyan bir yasa tasarısı kabul edildi.

Özetle, aşı olmayanlar için hayat yavaş yavaş zorlaşmaya başladı Avrupa’da.

Bu arada, Almanya örneği üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Çünkü bu ülke, yakın zamana kadar Avrupa’da salgınla mücadelede bir başarı öyküsü olarak görülüyordu. Almanya nüfusunun yüzde 67.8’ini “tam aşılayabilmiş” olmasına rağmen, bu durum ülkenin sert bir şekilde beşinci dalgaya yakalanmasını önlemeye yetmedi.

Haberin Devamı

Önceki gün Almanya’daki yeni vakaların sayısı 65 bin 371 olarak duyuruldu. Bu rakam Almanya için bir şok oluşturuyor. Bu ülkede salgının bundan önceki dalgalarında hiçbir zaman günlük vakalarda genellikle 30 bin eşiğinin üstüne çıkılmamıştı.

SALGINA KARŞI DAHA ŞEFFAF DAVRANMA GEREĞİ

Türkiye “tam aşılama” oranında Almanya’nın oldukça gerisinde duruyor. Sağlık Bakanlığı’nın dünkü paylaşımında ikinci aşısını olanların toplam sayısı 49 milyon 904 bin dolayında açıklanmıştı. Resmi ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla ağırlıklı olarak iki doz Sinovac aşısı olmuş yaklaşık üç milyon kişi süresi geldiği halde üçüncü doz hatırlatma aşısını yapmamış durumda. Yani bağışıklığı kaybediyorlar.

Haberin Devamı

Bu durumdakiler iki doz toplamından düşülüp, Türkiye’de sayıları 4 milyona yaklaşan Suriyeliler de 83.6 milyon gibi olan nüfusa dahil edildiğinde, toplumsal bağışıklık için hedeflenen ikinci doz aşılanma oranı yüzde 53 gibi bir orana geliyor.

Bu noktada, Türkiye’nin COVID-19’la mücadelede önünü görebilmesi açısından Sağlık Bakanlığı’nın Almanya’da salgınla mücadelede yetkili kurum olan “Robert Koch Instıtut” tarafından her gün düzenli yapıldığı üzere “aşısını tamamlamış” kişilerin oranını da açıklaması yararlı olacaktır.

Bunun gibi, bakanlığın web sitesinde birinci ve ikinci dozlarda “18 yaş üstü” aşılanan kişilerin oranlarının daha görünür bir şekilde vurgulanması, aşılanma oranını yüksek gösterdiğinden (iki doz aşı oranının yüzde 80.4 çıkması gibi) yanıltıcı olabiliyor. Toplumsal bağışıklık kazanılabilmesi için 18 yaş üstü kümenin değil, toplam nüfusun yüzde 83’ünün tam aşılanmış olması hedefleniyor. Sonuçta bakanlığın web sayfasından yayılan iyimser hava ile sahada aşılamanın yavaşlaması realitesi örtüşmüyor.

Haberin Devamı

Önemli bir nokta daha var. COVID-19 testi pozitif çıkan vakalarda yaş kümelerinin de belli aralıklarla açıklanması salgının topluma nasıl yayıldığını izleyebilmemize yardımcı olacaktır. Bu konuda yalnızca Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın zaman zaman yaptığı bazı genel açıklamalarda verdiği bilgilerle yetinmek durumunda kalıyoruz.

Örneğin, geçenlerde bir açıklamasında vakaların neredeyse yüzde 50’sinin 30 yaşın altındaki vatandaşlarda görüldüğünü belirtmiştiKoca. Bir başka anlatımla, virüs uzun bir zamandır yalnızca ileri yaş kümelerini değil, her yaş kümesini etkilemektedir, ölümler daha çok ileri yaş gruplarında görülse de... Her halükârda, yaş kümelerinin de açıklanması, hastalığın yalnızca ileri yaş gruplarını etkilediği şeklindeki yanlış algının kırılmasına ve toplumun kendisini disipline etmesine katkı sağlayacaktır.

Haberin Devamı

COVID-19 ile mücadelenin etkili olabilmesinin yollarından biri şeffaflıktan ve bunun kamuoyunda yaratacağı güvenden geçiyor kuşkusuz.

AVRUPA KISITLAMAYA GİDERKEN GEVŞEYEN TÜRKİYE MODELİ

Galiba önümüzdeki en temel sorunlardan biri, Türkiye’de toplumun çok geniş bir kesiminde salgın karşısında genel bir gevşeme halinin ortaya çıkmasıdır. Bu durum sıkça maske takmama, mesafe kuralına uymama şeklinde kendisini gösteriyor. Sahadan gelen bütün bilgiler, sokaktaki vatandaşın tanıklığı, HES denetimi yapılmayan kapalı mekânların sayısının hiç de az olmadığıdır. Kapalı mekânların içi ayrıca ele alınması gereken bir konudur.

Kaldı ki HES denetiminin COVID-19 ile mücadele açısından ne kadar etkili ve yeterli olduğu zaten başlı başına tartışmalıdır. Sorun şurada ki, Avrupa’da beşinci dalgayla birlikte ülkeden ülkeye değişmek üzere kademeli kapanma, kapanma, esnek çalışma, aşı zorunluğu gibi önlemler uygulamaya konurken, Türkiye’de genel bir çözülme yaşanmaktadır.

Üstelik, önceki yazılarda işaret ettiğimiz üzere aşılama kampanyasının hızı da endişe verici ölçülerde düşmektedir. Birinci doz aşıya karşı beliren direnç hattından sonra ikinci dozun tamamlanma süreci sıkıntılı bir şekilde seyrediyor. Zamanı geldiği halde bekleyen üçüncü hatırlatma dozları sorunun bir başka boyutudur.

Sonuçta, muhtemel bir dalga adım adım yaklaşırken aşılama konusunda yeni ve kuvvetli bir ulusal seferberliğin başlatılması şarttır.

TOPLUMLA YENİ BİR İLETİŞİM GEREKİYOR

Kaldı ki, bütün bu olumsuz yönelişlere paralel giden bir süreçte, salgınla etkili bir mücadele ihtiyacını vurgulamak, bunu canlı tutmak ihtiyacı bakımından toplumla kurulması gereken iletişimin de ciddi bir şekilde zayıflamakta olduğunu belirtmeliyiz. Virüsle baş edebilmek açısından  elzem olan caydırıcılık kaybediliyor. Sağlık Bakanı Koca’nın zaman zaman yaptığı açıklamalar ve her akşam paylaştığı sosyal medya mesajları, altını çizdiğimiz boyutlarda etkili bir iletişim için yeterli değildir.

Evet, insanların neredeyse iki yıla yakın bir zamandır çektikleri bütün sıkıntılardan sonra artık daha rahat hareket etme arayışları tabii ki anlaşılabilir bir durumdur. Ayrıca, iktidar kanadında ekonominin çarklarının dönebilmesi düşüncesiyle bu aşamada salgına karşı sert önlemlerden uzak durma düşüncesinin ağır bastığı anlaşılıyor.

Ancak kısıtlama önlemlerine gidilmediği takdirde, bunun alternatifi herhalde bugün ortalığı kaplayan gevşeme hali hiç değildir. Kapımıza gelmekte olan tehlike karşısında Türkiye’de bir silkinmeye ihtiyaç var. Bunun için toplumla yeni bir iletişimin kurulması, yeni bir söylemin geliştirilmesi, özetle yeni bir başlangıç yapılması gerekiyor.

Yazarın Tüm Yazıları