COVID-19 ile mücadelede Bilim Kurulu’nda konsensüs olmayınca

"Birazdan sizinle paylaşacağım kararlar mutlak bir mutabakatla alınmış kararlar değildir” diye söze girdi geçen çarşamba akşamı Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının bitiminde Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca.

Haberin Devamı

Ardından kurul üyeleri arasındaki bölünmeyi biraz daha açtı:

Bilim insanlarımızdan “Henüz erken” diyen ve bekleme taraftarı olanlar da var. Birçok bilim adamı ise bizlerin sosyal gerçekliği, dünyadaki benzer gelişmeleri dikkate alarak salgın baskısından kurtulmuş bir hayata dönüş için aldığımız inisiyatifi destekliyor.

Koca, bu ifadesinden sonra “Şimdi salgının mücadele etmesi kolay bir evresinde olduğumuz tespitinden hareketle Bakanlık olarak aldığımız kararları maddeler halinde açıklıyorum” diyerek bu kararları sıraladı.

Buradaki kilit ifade, herhalde Koca’nın kararın “Bakanlık olarak alındığını” vurgulayarak, Bilim Kurulu’nun bu inisiyatife ortak bir tutumla kefil olmadığını kabullenmesidir.

BİLİM KURULU ÜYESİ: ‘MANTIKLI DEĞİL’ DEYİNCE

Hatırlanacaktır, geçen ocak ayında da Bilim Kurulu ile ilgili tartışmalı bir durum yaşanmış, Sağlık Bakanlığı PCR testi yaptırma kurallarının gevşetilmesi yönünde atılan bir dizi adımı kurul kararı şeklinde takdim etmişti. Ancak bu konuda bir karar alınmadığı sonradan kurul üyelerinin beyanlarıyla ortaya çıkmış ve ardından bu açıklamanın düzeltilmesi yoluna gidilmişti.

Haberin Devamı

Aslında her iki olayda da karşımızda şekillenen genel bir kalıp varsa, o da Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 önlemlerinin gevşetilmesi doğrultusunda attığı bütün kritik adımlarda Bilim Kurulu’nun mutabakatını bir bütün olarak yanında bulmamasıdır.

Dikkat çekici bir nokta, Bilim Kurulu üyelerinin bakanlığın kararlarına çekincelerini kamuoyundan saklamamalarıdır. Örneğin Bilim Kurulu üyesi olan ve aynı zamanda Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin (KLİMİK) başkanlığını da yürüten Prof. Serap Şimşek Yavuz’un dün Hürriyet’te Fulya Soybaş’a yaptığı açıklamalar bu bakımdan yeterince uyarıcı olmalıdır.

Prof. Yavuz, vaka, vefat, yatan hasta, aşılama sayıları gibi göstergelere bakıldığında “Salgının çok da kontrol altında olmadığını” belirtiyor. Özellikle hastaneye yatış ve vefat sayılarının “maalesef yüksek olduğunu” belirten Prof. Yavuz, “Dolayısıyla var olan önlemleri de kaldırarak bir normalleşmeye gitmek çok mantıklı gelmiyor” diye konuşuyor.

Haberin Devamı

Virüs kaynaklı hastalıklar konusunda Türkiye’de tıp dünyasındaki en köklü ve saygın uzmanlık kuruluşunun başındaki akademisyenin son kararı “çok mantıklı bulmaması” her bakımdan düşündürücüdür.

HES KALKINCA VİRÜS HER YERDE DOLAŞACAK

Sağlık Bakanlığı’nın kararları arasında açık havada maske kullanma zorunluğuna son verilmesi, kapalı ortamlarda havalandırma yeterliyse ve sosyal mesafe uygulanabiliyorsa maske zorunluğunun kaldırılması, HES kodu uygulamasının tümden kaldırılması gibi adımlar var. Buna karşılık okul, hastane, sinema, tiyatro gibi mekânlarda ve toplu taşıma araçlarında maske kullanım zorunluğuna devam edilecektir.

Prof. Yavuz, kararın sakıncalarını anlatırken HES kodu kaldırıldığı için hastaların izolasyonda kalmayıp her yere gidebileceklerine dikkat çektikten sonra “Bu da virüsün dolaşması demek” uyarısını yapıyor.

Haberin Devamı

Bakan Koca’nın normalleşmeye gidilmesi kararını dayandırdığı gerekçe “salgının etkisini yitirdiği” görüşüdür. Önlemler gevşetilirken vakaların, vefat sayılarının, hastane yatışlarının düşme eğilimine girmesi yönelişinden hareket ediliyor.

Koca, aynı basın toplantısında son bir ayda vefat edenlerin yüzde 91’inin 60 yaşından büyük olduğunu, ayrıca vefatların yüzde 92’sinde en az 2 tanıya rastlandığını, yani COVID-19 dışında ilave hastalıklarının da bulunduğunu belirtiyor. Bakanın değindiği bu tablo, salgının son dalgasında projektörlerin özellikle ileri yaş gruplarına ve bu kümede olup kronik hastalıkları bulunanlara çevrilmesine yol açıyor.

AŞILAMA İYİCE HIZ KESTİ

Haberin Devamı

Koca’nın salgının etkisini yitirdiğini belirtmesine ve iki hafta öncesine kıyasla bir dizi göstergede bir gerileme gözlenmesine karşılık, rakamlar yine de düşündürücüdür. Örneğin Koca’nın maske konusunda kısmi normalleşme adımlarını açıkladığı geçen çarşamba günü Türkiye’de 56 bin 780 yeni vaka tespit edilirken, 189 vatandaşımız COVID-19 kaynaklı hastalıklar nedeniyle ölmüştür.

Bir bu kadar düşündürücü olan nokta, maske ve HES uygulaması önlemleri belli ölçülerde kaldırılırken, aşılamanın ciddi derecede yavaşlamasıdır. Örneğin Koca’nın bu açıklamayı yaptığı çarşamba günü Türkiye’de birinci doz aşısını olanların sayısı bütün Türkiye’de 7 bin 72’ydi. Aynı gün ikinci doz aşısını yaptıranların sayısı ise 11 bin 265’te kalmıştı. Salt bu rakamlar bir ve ikinci doz aşılamanın neredeyse durma noktasına geldiğini gösteriyor. Geçen çarşamba günü üçüncü dozunu olanların sayısı 68 bin 740’tır.

Haberin Devamı

Şimdi bu rakamların nüfusa oranına bakalım. Türkiye’nin nüfusu 2021 sonu itibarıyla 84 milyon 680 olarak açıklanmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın resmi rakamları esas alınıp Suriyeli sığınmacılar (yaklaşık 3.7 milyon) ve ayrıca ikamet izni almış yabancılar (1.4 milyon kadar) da bu toplama eklendiğinde, Türkiye’de yaşayan nüfus 90 milyona yaklaşıyor.

Bu durumda önceki akşamın resmi rakamları çerçevesinde Türkiye’de toplam nüfus içinde ilk doz aşısını olanların oranı yüzde 64.2, ikinci dozu olanların oranı 58.8, üç doz yaptıranların oranı ise 30.2 olarak beliriyor.

Salgınla mücadelede toplumsal bağışıklık kazanılabilmesi açısından gerekli olan yüzde 85 aşılama hedefi esas alındığında, Türkiye bu orana yaklaşmaktan uzaktır. Üçüncü hatırlatma dozunu yaptırmış olanların oranı toplam nüfusun üçte birine bile gelmemiştir.

BİLİMİN YOL GÖSTERİCİLİĞİNDEN ŞAŞMAMAK

Önemli bir nokta, Türkiye’de tıp alanındaki meslek ve uzmanlık kuruluşlarının kayda değer bir bölümünün söz birliği etmişçesine Sağlık Bakanlığı’nın son kararlarını kaygıyla karşılayarak toplum sağlığı bakımından yaratacağı sakıncalara dikkat çekmiş olmalarıdır. Türk Tabipleri Birliği, göğüs hastalıkları alanında uzman Türk Toraks Derneği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) bunlar arasındadır.

Son normalleşme kararının, aşılama kampanyasının oldukça yavaşladığı ve özellikle 65 yaş üstü vatandaşların salgın karşısındaki kırılganlığının devam ettiği bir zamanlamada önemli riskler taşıdığı bariz bir şekilde görülüyor.

Pandeminin ilk döneminde toplumun COVID-19’la mücadeleye güven duyarak katılımında en önemli güvencelerden biri Bilim Kurulu’nun karar alma süreçlerindeki varlığıydı. Bu durum, her şeyden önce kamuoyuna pandemiye karşı bilimin yol göstericiliğinde hareket edildiği mesajını veriyordu.

Sonradan Bilim Kurulu’nun karar alma süreçlerindeki rolünün zaman içinde çözülmeye başladığına tanıklık ettik. Son kararda kurulda konsensüs bulunmadığının açıklandığı bir noktaya kadar geldik.

Kurulun işlevinin gerilemesi, tıp camiasının altını çizdiği potansiyel sorunlara ek olarak, salgınla mücadele açısından hayati önemi olan toplumsal güveni de iyice aşındıracaktır.

Yazarın Tüm Yazıları