"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

BM raporunun İdlib’de dikkat çektiği bir tehlike

İDLİB’deki savaşın son haftalardaki seyrinin ortaya çıkardığı en önemli sonuç, Esad rejimi alan kazandıkça geri aldığı yerleşimlerdeki insanların evlerini, kaldıkları yerleri terk ederek kitleler halinde kuzeye, Türkiye sınırına doğru kaçmalarıdır.

Türkiye’nin iç göç dalgasıyla gelmekte olan insanlar için briket evlerden oluşan geçici barınma merkezleri tasarlamaya başlamış olması, yüz binlerce Suriyelinin gözle görülebilir bir gelecekte Hatay sınırlarına bitişik bir coğrafyada yaşayacağını gösteriyor.

BM’nin resmi rakamlarına göre yalnızca geçen 1 Aralık ile 2 Şubat arasındaki iki ay içinde güneyden kuzeye doğru yer değiştirmiş Suriyelilerin sayısı 586 bindir.

Bu göç dalgası Türkiye’nin şimdiden üzerinde düşünmesi, kafa yorması gereken önemli bir başka meseleyi de gündeme getiriyor. Bu mesele, İdlib’in güneyinde ve doğusundaki kasabalar, köyler rejimin eline geçtikçe, Türkiye sınırlarına doğru yalnızca sivil halk kesimlerinin değil, ılımlı muhalefet kategorisinde görülmeyen, doğrudan terör örgütü kategorisinde değerlendirilen grupların da yaklaşmakta oluşudur.

BM GÜVENLİK KONSEYİ’NE SUNULDU

BM tarafından DEAŞ, El Kaide ve ilişkili örgüt ve şahısların faaliyetleri ve bunlara dönük BM yaptırımlarının uygulama durumlarını izlemek üzere hazırlanan bir rapor, Türkiye’nin önünde beliren fotoğrafın bu boyutuna dikkat çekmesi bakımından bir dizi çarpıcı unsur içeriyor.

BM Güvenlik Konseyi tarafından bu konuda kurulan komite için ‘analitik destek ve yaptırımlar izleme ekibi’nin yılda iki kez hazırladığı raporun sonuncusu 27 Aralık 2019 tarihini taşıyor. Güvenlik Konseyi’ne 20 Ocak’ta sunulan söz konusu rapor aynı gün Konsey tarafından bir BM belgesi olarak yayımlandı.

BM raporunda, genel bir saptama olarak Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinin El Kaide ve DEAŞ bağlantılı grupların barındıkları bir alan olduğu belirtiliyor. İdlib’de El Kaide bağlantılı grupların baskın olmasına karşılık, yer değiştiren DEAŞ savaşçıları ve ailelerinin de İdlib’e geldiği anlatılıyor.

HTŞ’NİN  12-15 BİN SAVAŞÇISI VAR

Raporda hatırlatılan bir husus, DEAŞ’ın lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin geçen ekim ayında ABD tarafından düzenlenen bir askeri operasyonla İdlib’de öldürülmüş olmasıdır. DEAŞ’ın kadrolarını imkân ve kaynaklara sahip olduğu İdlib’e yönlendirdiği anlatılan rapora göre, bu durum Fırat’ın doğusunda çok sayıda DEAŞ’lı ve yakınlarının alıkonduğu El Hol kampının güvenlik ve insani açıdan yarattığı sorunların üstüne “yeni sınamalar” getirmiştir.

BM raporu El Kaide bağlantılı grupların dünyanın birçok çatışma bölgesinde DEAŞ’a kıyasla daha güçlü olduklarının altını çiziyor, bu bölgeler arasında Somali, Yemen ve İdlib’i sıralıyor. Raporda El Kaide bağlantılı bir grup olarak nitelendirilen Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) örgütünün İdlib’e hâkim olduğu, kadrolarında 12 bin ile 15 bin arasında savaşçı bulunduğu ve Suriye rejim güçleriyle savaşmaya yoğunlaştığı belirtiliyor.

Dikkat çekici bir nokta, İdlib’deki hadiselerin Afganistan ve Orta Asya’daki gelişmeleri de etkilediğinin kaydedilmesidir. Buna göre, bu bölgedeki güvenlik servisleri özellikle HTŞ faktörü üzerinde duruyorlar. Bunun nedeni, HTŞ’nin aynı zamanda Orta Asya kökenli terörist gruplar açısından da bir şemsiye örgüt olarak faaliyet göstermesidir.

HURAS EL DİN’E DİKKAT

 BM raporuna göre, İdlib’de El Kaide bağlantılı bir başka grup ise Huras el Din’dir. Bu grubun 3 bin 500 ile 5 bin arasında savaşçısı bulunduğu değerlendiriliyor. Bu kadroların yarıya yakın bir bölümü Mısır, Ürdün, Fas, Suudi Arabistan ve Tunus gibi ülkelerden gelen yabancı savaşçılardır. Bu arada, Huras el Din’in yerel bir gündemden çok küresel bir gündeme odaklandığı vurgulanıyor. Bu örgütün lideri Suriyeli Samir Hicazi’nin El Kaide’nin tepesindeki Eymen el Zavahiri’nin icazetini aldığı raporda altı çizilen bir husustur.

BM raporu, ismi saklı tutulan bir bölge ülkesinin analizine dayanarak, bu grupla ilgili önemli bir uyarıya da yer veriyor. Bu uyarı, Huras el Din’in büyüklüğü, ideolojisi, kadrolarının yetenekleri ve liderliğinin ABD ve Batı’yı hedef alan operasyonları yeniden başlatma planları çerçevesinde “gerek bölgesel gerek küresel barış ve istikrar açısından büyümekte olan bir tehdit” şeklinde değerlendirilmesidir.

ABD’NİN HTŞ’YE ESNEK BAKIŞI

Bu noktada ilginç bir durum, bugün Ankara’da görüşmelerde bulunacak olan ABD’nin Suriye özel temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey’nin geçenlerde yaptığı bazı açıklamalarda, HTŞ konusunda kullandığı kısmen esnek ifadelerdir. Jeffrey, 30 Ocak’taki bir açıklamasında HTŞ’nin bir “El Kaide türevi” olmakla birlikte ağırlıklı olarak Esad rejimine karşı savaştığına dikkat çekerek, “Kendilerinin terörist değil yurtsever muhalif savaşçılar olduklarını ileri sürüyorlar. Bu iddialarını henüz kabul etmiş değiliz... Bir süredir uluslararası bir tehdit yarattıklarını da görmedik” diye konuşuyor.

Jeffrey, 5 Şubat tarihindeki ikinci bir açıklamasında “HTŞ’nin uluslararası saldırı düzenlemediğini” tekrarlayıp,  “Gördüğümüz kadarıyla daha çok İdlib’deki pozisyonlarını korumaya odaklanmış durumdalar” diyor. “Rusların HTŞ’nin sürekli kendilerine saldırdığını ileri sürdüğünü” anlatan Jeffrey, şöyle devam ediyor:
HTŞ 2018 sonrasında Soçi ateşkes anlaşmasına taraf olmamakla birlikte, onların cephesinde  Ruslara karşı yalnızca düzensiz ve pek kuvvetli, önemli olmayan nitelikte askeri eylemler  gözledik. Ruslar bunu bir bahane olarak kullanıyorlar.  Onlar  esasen (HTŞ) savunmadalar, orada duruyorlar ve Ruslar da sivillere karşı bu saldırıları büyük çaplı saldırıları başlatabilmek için kendilerinin ya da Suriyelilerin saldırıya uğradıklarını öne sürüyorlar

HTŞ TASFİYE EDİLEBİLİR Mİ

Rusya ile ABD’nin HTŞ’ye bakışlarındaki farklılıklara karşılık bu örgüt halen BM Güvenlik Konseyi’nin listesinde bir ‘terör örgütü’ olarak yer almaya devam ediyor. BM raporlarına da bu yüzden giriyor.

Her halükârda İdlib’de geniş bir alan kontrolüne sahip olan bu örgütün ne şekilde tasfiye edileceği ya da başka bir kimliğe dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği önümüzdeki dönemin kritik sorularından biri olacaktır.

Bununla birlikte, İdlib’in geleceğine bakarken Huras el Din ve DEAŞ gibi diğer iki terör örgütünün Türkiye’nin sınırlarının yanıbaşında oluşturacağı tehditleri de gözden uzak tutmayalım.

X