Sedat Ergin

Miroğlu’nun tanıklık kitabından Diyarbakır Askeri Cezaevi’nin kötü şöhreti

29 Aralık 2023
Diyarbakır Askeri Cezaevi yeniden tartışılıyor

ORHAN Miroğlu’nun “Posta Kutusu 213 Diyarbakır” başlıklı son kitabını geçen hafta okudum. Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde 1982-88 yılları arasında toplam altı yıl hapis yatmış olan Miroğlu’nun bu kitabı, kendisi hapisteyken askerlik hizmetini burada “Nizamiye Çavuşu” olarak yerine getirmiş bir şahısla yıllar sonra buluşup girdikleri diyalogları konu alıyor.



Diyarbakır Askeri Cezaevi dediğimiz zaman, 12 Eylül 1980 darbesi döneminde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde insan hakları ihlalleri bakımından en ağır tablolardan birinin yaşandığı, yaygın işkence olaylarının kayda geçtiği bir mekânı hatırlamamız gerekiyor.

Kitapta birçok bölümün altını çizdim. Bunlar arasında aklıma en çok takılan bölümlerden biri, Miroğlu’nun “Yüzbaşı Oktay’ın köpeğine selam verdiği”, daha doğrusu vermek zorunda kaldığını anlattığı bölümdü.

Aktardığı bir iki konu hakkında kendisini aramayı da tasarlıyordum. Özellikle, 2015-18 yılları arasında AK Parti Mardin Milletvekili iken, TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde kurulan Diyarbakır Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı olarak hazırladığı raporun ve dinlenen tanıkların ifadeleriyle ilgili tutanakların akıbetini sormak istiyordum.

Yazının Devamını Oku

12 şehidimizi uğurlarken...

28 Aralık 2023
Türkiye, geçen cuma ve cumartesi günlerinden bu yana PKK’nın Kuzey Irak’ta birbiri ardına düzenlediği iki ayrı terör saldırısında hayatını kaybeden 12 şehit askerinin üzüntüsünü yaşıyor.

Şehit askerlerimiz gazetelerde, sosyal medyada yayımlanan görüntülerinde, tek başlarına ya da arazide bir çadırın içinde topluca yemek yerken çektirdikleri fotoğraflardaki gülümseyen yüzleriyle karşımıza çıkıyorlar.

Ölüm, onları Irak’ın kuzeyinde sınırın gerisindeki bir bölgede, olabilecek en olumsuz iklim koşullarında büyük bir fedakârlıkla silah başında görev yaparken buldu.

Kötü hava koşullarını kollayan PKK’lı teröristler, tipinin insansız hava araçlarının görme kabiliyetini engellemesinden yararlanarak, askerlerin üslendikleri geçici mevzi bölgelerin yakınlarına kadar sokulmuştu.

*

Şehit askerlerin yaşları 22 ile 32 arasında değişiyor. Bugün aramızda olmayan bu genç insanlar, PKK’yı Türkiye sınırından uzak tutmak, örgütü sınırın gerisinde baskılayabilmek amacıyla görev yapıyorlardı kar üstünde kurulmuş çadırlardan oluşan geçici karakollarda.

PKK’nın 24 saat arayla saldırdığı iki nokta birbirinden 100 kilometre kadar uzaktadır. İlk saldırının düzenlendiği doğuda, İran sınırına 14 kilometre uzaklıktaki Hakurk bölgesinde bulunan geçici karakol 1976 metre yüksekliktedir. Daha batıda Dohuk bölgesindeki ikinci saldırı yeri ise 1754 metre rakımdadır.

Buradaki sorunun bir boyutu Türkiye’nin Irak’la olan 378 kilometre uzunluğundaki sınırının baştan aşağı dağlık, engebeli bir alandan geçiyor olmasıdır. Sınır hattı rakım olarak ortalama 1500 kilometre yükseklikte seyrediyor, 2000 metreye kadar yaklaştığı yerler olabiliyor.

Ankara Temsilciliği görevim sırasında bölgeye yaptığım birçok gezide askeri Sikorsky helikopterlerinde bu bölgede uçarken sınırın ne kadar zor bir coğrafya üzerinden yol aldığına bizzat tanıklık etmiştim.

Yazının Devamını Oku

Anayasa Mahkemesi’nin Ceza Kanunu üzerindeki kritik iptal kararı

27 Aralık 2023
ANAYASA Mahkemesi’nin (AYM) geçen hafta cezaevinde bulunan Gezi Davası hükümlüsü Hatay TİP Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği ikinci ‘ihlal’ kararı bir kez daha geniş yankılara yol açtı.

Buna karşılık, mahkemenin bundan kısa bir süre önce aldığı ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) uzun zamandır en çok tartışılan hükümlerinden biri olan 220’nci maddesinin altıncı fıkrasıyla ilgili iptal kararı üzerinde kamuoyunda yeterince durulmadı.

Bu, TCK’nın “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır” şeklindeki ünlü altıncı maddesiydi.

TCK’da 2012 yılında yapılan bu değişiklik üzerinden geçen 11 yıl içinde çok sayıda kişi örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesi gibi kabul edilerek yargılanmış ve işledikleri öne sürülen suçların yanı sıra örgüt üyeliğinden de cezaya çarptırılmıştı. Bu maddenin delaletiyle terör propagandası da dahil olmak üzere bir dizi fiilden hüküm kurulmuştu suçlanan kişiler hakkında.

Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, 2019 yılında Yargıtay’dan dönen Cumhuriyet gazetesi davasında, sanıklar FETÖ’ye üye olmamakla birlikte FETÖ adına suç işledikleri iddiasıyla suçlanmışlar ve başlangıçtaki tutukluluk kararları dava açılana kadar bu yasa maddesine dayandırılmıştı. Bunun sonucu FETÖ ile mücadele etmiş bir grup gazeteci FETÖ üyesi olmakla suçlanabilmişti.

‘KAMU GÜCÜ KULLANANLARIN KEYFİ DAVRANIŞINA YOL AÇABİLİR’

AYM’nin bu kararı, iki ayrı mahkemenin TCK’daki ilgili düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yaptığı başvurulara dayanıyor. Başvurucular, Patnos Ağır Ceza Mahkemesi ile İstanbul 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’dir.

Bu mahkemeler, ayrı ayrı yaptıkları başvurularda, TCK’nin 220’nci maddesinin 6’ncı fıkrasında 2012 yılında gerçekleştirilen değişikliğin, Anayasa’nın 2’nci, 13’üncü ve 38’inci maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek, iptalini istemiştir.

Başvuru metinlerinde, söz konusu kuralın “

Yazının Devamını Oku

Anayasa Mahkemesi’nin ikinci Can Atalay kararındaki dikkat çekici noktalar

23 Aralık 2023
ANAYASA Mahkemesi’nin (AYM) cezaevinde alıkonan Hatay TİP milletvekili Can Atalay hakkında aldığı ikinci ihlal kararı ne anlama geliyor?

AYM’nin son hamlesiyle birlikte, bu kurum ile verdiği ilk ihlal kararının uygulanmasına iki aya yakın bir zamandır karşı çıkan Yargıtay ve İstanbul’daki 13. Ağır Ceza Mahkemesi ekseni arasında ortaya çıkan anayasa krizi yeni bir yörüngeye girmiştir.

AYM, geçen 25 Ekim’de verdiği Atalay’ın tahliyesini öngören kararının uygulanmasının engellenmesi, ayrıca Yargıtay’ın ihlal kararı yönünde oy kullanan dokuz AYM üyesi hakkında suç duyurusunda bulunmasını sessiz kalarak karşılamıştı. Buna karşılık, AYM’ye meydan okuyan Yargıtay cephesi, yönelttiği ağır suçlamalarda elini oldukça serbest tutmuştu.

Atalay’ın avukatlarının AYM kararı uygulanmadığı için yeni bir hak ihlali yaşandığı gerekçesiyle yaptıkları ikinci başvuruyu sonuçlandırarak, bu sessizliğini bozmuş olmaktadır AYM. Bir başka anlatımla, AYM, Yargıtay’ın suçlamalarına yanıtını aldığı ikinci kararla ortaya koymuştur.

İkinci ihlal kararı, kuşkusuz Can Atalay dosyasında yeni bir durum yaratmıştır. Bu hükmü, bir önceki karar ve mahkemenin muhtelif içtihatları ışığında değerlendirdiğimizde şu tespitleri yapabilmemiz mümkündür.

AYM, İLK KEZ 148’İNCİ MADDEDEN İHLAL VERDİ

Bu tespitlerden birincisi, öncelikle, AYM’nin aldığı bir karar uygulanmadığı için ilk kez Anayasa’nın bireysel başvuruya ilişkin148’inci maddesinden bir ihlal vermiş olmasıdır. Bu durum önemli bir “ilk”tir AYM cephesinde.

Ne anlama geldiğini şöyle açabiliriz. Anayasa’da 2010 referandumuyla yapılan bir değişiklikle 148’inci maddesine “Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir” hükmü eklenmişti. Bu değişiklik, vatandaşlara AYM’ye bireysel başvuruda bulunma kapısını açmıştı.

Önceki günkü kararla işte bu maddede güvence altına alınan bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği kayda geçirilmiş oluyor.

Yazının Devamını Oku

Usta bir gazetecinin sessiz vedası... Ankara gazeteciliğinin önemli isimlerinden Bilal Çetin’e veda ettik

22 Aralık 2023
“Ekseriyet yürüyerek gitti ortaokula yavrum...” dedi Fatma Çetin, önceki gün oğlu Bilal Çetin’in cenaze töreninden önce başsağlığı dilemek üzere yanına gittiğimde. Elimi bırakmadı. Yaşadığı evlat acısının ağırlığı karşısında ayakta durabilmek için oğlunun arkadaşının elinden sıkıca tutuyordu.

Kaybettiği oğlu ile ilişkisi olan, oğlunu çağrıştıran her şey onun için o kadar değerliydi ki o an...

Oğlunun “ortaokula yürüyerek gitmesi” konusu şuydu: İzmir’in Bergama ilçesinin Kozak Yaylası’ndaki Çamavlu köyünde dünyaya gözlerini açan Bilal Çetin’in, ilkokulu köyde okuduktan sonra Yukarıbey nahiye merkezindeki ortaokula gidebilmesi ciddi bir güçlük oluşturuyordu. Küçük bir çocuk olarak her gün üstesinden gelmesi gereken 10 kilometre kadar zorlu bir ulaşım sınavı onu bekliyordu.

Fatma Teyze’ye göre bazı günler taşıt bulunabiliyordu. Civardan bir şey almaya ya da getirmeye gelen bir kamyon denk gelirse onunla gidiyordu okula. Çamavlu köyünde bu durumda olan toplam dört ortaokul öğrencisi vardı. Ama çoğunluk bir taşıt bulunamıyordu. O zaman köy ile nahiye merkezinde bulunan okul arasındaki mesafeyi yürüyerek kat etmesi gerekiyordu Bilal’in, diğer üç arkadaşıyla birlikte.

Ardından Bergama Lisesi’ne gitti. Ulaşım sorununa karşı aile Bergama’da küçük bir ev satın aldı ve üç yıl boyunca burada kendisine bakan babaannesi Kâzıme Hanım ile birlikte oturdu. Bunu gazetecilik eğitimi almak üzere Ankara Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu’na kaydolmak için başkente gitmesi izledi. Sonra gazeteci olarak kaldı Ankara’da.

CUNDA ADASI’NDA DENİZE BİTİŞİK EVDEKİ SOHBET

Önceki gün Bilal Çetin’in cenaze törenine katılmak için gittiğim Cunda Adası’nda denize bitişik evinin giriş katında annesi 85 yaşındaki Fatma Çetin’le sohbetim, beni arkadaşımın çocukluk yılları hakkında bilmediğim bir çok şeyi öğrenmeme de vesile oldu.

Ahalisinin çoğu çam fıstığı üretimi ve hayvancılıkla geçinen bu Türkmen köyünde oldukça mütevazı koşullarda başlayan yaşam öyküsü, onu Basın-Yayın Okulu’yla birlikte önce Ankara’nın ekonomi gazeteciliği alanında müessese isimlerinden biri olmaya, ardından muhtelif gazetelerde yöneticilik görevlerine ve köşe yazarlığına taşıyacaktı.

Yazının Devamını Oku

AB ile ilişkilerde beklenen canlanma adımı gelmedi

20 Aralık 2023
GERİDE bırakmakta olduğumuz 2023 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin en önemli konusu AB’nin İspanyol Dışişleri ve Güvenlik Temsilcisi Josep Borrell ile Avrupa Komisyonu’nun Macar Genişleme Komiseri Oliver Varhelyi’nin bu ilişkilerin geleceği üzerinde hazırlayacakları rapordu.

Geçen mayıs ayındaki seçimlerin hemen ardından haziran ayı sonunda düzenlenen AB Zirvesi’nde alınan bir kararla, Borrell ve Varhelyi’ye, Türkiye ile ilişkilerin durumu hakkında “stratejik ve ileriye dönük bir yaklaşımla” bir rapor hazırlama görevi verilmişti.

Her yıl rutin bir şekilde hazırlanan kapsamlı “Ülke Raporu”ndan farklı olan bu çalışma ilişkilerin geleceğine dönük bir yol haritası işlevi görecekti. Türkiye ile AB arasında son yıllarda kilitlenmiş bir şekilde seyreden ilişkilere, belki en azından bir yön duygusu verilmesine vesile oluşturabilirdi bu rapor.

Bu görevlendirme yapılınca, yılın belli bir bölümü raporun beklenmesinden kaynaklanan bir hareketsizlikle geçti.

VE RAPOR AÇIKLANIYOR

Derken beklenen rapor geçen 29 Kasım’da açıklandı Borrell ve Varhelyi tarafından.

Tam 17 sayfa tutan metin, “AB ile Türkiye arasında her alanda güvene ve uzlaşı kültürüne dayalı bir ilişki geliştirmekte iki tarafın da çıkarı olduğunu” belirtiyor, “farklılıkları gidermek için köprü kurma çabalarının devam etmesi gerektiğini” vurguluyor.

Bu çerçevede bir dizi öneriye yer veriliyor. Bunlardan biri, iş insanları, öğrenciler ve AB’de aile fertleri bulunan Türk vatandaşlarına vize kolaylığı sağlanması yollarının araştırılması. Bir diğeri, Türkiye ile AB arasında Ortaklık Konseyi toplantılarının, keza yüksek seviyeli diyalog toplantılarının yeniden başlaması.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik taslak müzakere çerçevesi üzerinde görüşmelere devam edilmesi, Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’de tüm sektörlerde faaliyetlere yeniden başlaması, mülteci yardımının sürmesi öneriler arasında ilk planda göze çarpanlar.

Yazının Devamını Oku

Dış politika dengelerimiz: Biden’la zor diyaloglar ve Putin’den Erdoğan için Tanrı’dan sağlık dilekleri

16 Aralık 2023
HÜRRİYET’in dünkü nüshasının sayfalarını çevirirken birbiri ardına karşıma çıkan ve birbirleriyle de bir şekilde ilgili olduğunu düşündüğüm üç haber dikkatimi çekti.

Bunlardan ilki, birinci sayfada ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında önceki akşam gerçekleşen telefon konuşmasını konu alıyordu. Konuşmada Gazze’deki savaş, Türkiye’nin F-16 talebi ve İsveç’in NATO üyeliği başlıkları ele alınmıştı.

Birinci sayfanın altında Rusya lideri Vladimir Putin’in Ankara’daki dostuna övgülerini içeren “Tanrı Erdoğan’a sağlık versin” başlığı göze çarpıyordu.

Gazetenin iç sayfalarında ise Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarının ABD askerlerinin Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG/SDG ile düzenlediği ortak eğitim çalışmasına gösterdiği “Tatbikat Tepkisi”ni anlatan bir habere yer verilmişti.

Bu haber sıralaması, herhalde 2023 sonu itibarıyla Türkiye’nin ABD ve Rusya ile olan ilişkilerinin ne durumda seyrettiğini karşılaştırmalı olarak en kısa ve çarpıcı bir şekilde anlatmak açısından yeterli olmalıdır.

GAZZE SAVAŞINDA İLK KEZ KONUŞTULAR

Birincisiyle başlayalım. Erdoğan ile Biden arasında nihayet bir telefon konuşmasının gerçekleşmiş olması bile içeriğinden bağımsız olarak kendi başına önemli. Gazze’de 7 Ekim’den bu yana, yani iki ayı aşkın bir süredir devam etmekte olan, her gün yüzlerce Filistinlinin ayrım gözetilmeksizin İsrail tarafından katledildiği bir sıcak savaştan söz ediyoruz.

Bu ölçekte bir savaş yaşanırken bütün bu süre zarfında ikisi arasında hiçbir doğrudan temasın kurulmamış olması düşündürücü bir durumdu.

Liderler düzeyindeki temassızlık Türkiye ile ABD arasında siyasi diyalog olmadığı anlamına gelmiyor. Çünkü Dışişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

ABD ve İsrail’in gücü artık Nauru’ya yetiyor... Neresi mi Nauru?

15 Aralık 2023
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun geçen salı günü Gazze konusunda ezici bir çoğunlukla kabul ettiği karar tasarısı, 7 Ekim’den bu yana sürmekte olan büyük trajedi karşısında uluslararası alanda ortaya konmuş en önemli tutum olarak görülmelidir.

Buna karşılık, BM Genel Kurul kararlarının bağlayıcı olmadığı, dolayısıyla metnin bir sonuç doğurmayacağı, bağlayıcılık taşıyan BM Güvenlik Konseyi kararlarının esas alınması gerektiği görüşü öne sürülebilir.

Böyle de olsa, 12 Aralık 2023 tarihi itibarıyla dünyanın büyük çoğunluğuyla Gazze’de yaşanan insanlık felaketi karşısında nerede durduğunun bir kararla tespit edilmiş olması, BM Genel Kurulu salonundan tarihe bırakılmış değerli bir nottur.

Üstelik bu not, ABD’nin benzer içerikteki bir karar tasarısını geçen hafta cuma günü BM Güvenlik Konseyi’nde tek başına veto etmesinden hemen sonra kayda geçmiştir.

ABD VE İSRAİL’İN BM’DEKİ BÜYÜK YALNIZLIĞI

“İvedilikle insani ateşkes çağrısı” yapılan karar, aynı zamanda “Tüm tarafların sivilleri koruma konusunda uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmeleri” talebine de yer veriyor. “Tüm esirlerin acilen ve koşulsuz serbest bırakılması”, ayrıca “İnsani yardıma erişim sağlanması” da bu kısa, ancak özlü karardaki diğer taleplerdir.

Söz konusu karar genel kurulda 186 ülkenin katıldığı oylamada 153 ülkenin desteğini almıştır. (BM’nin 193 üyesi var) Toplam 23 ülkenin çekimser kalmış olması, her şeye rağmen İsrail’in ABD’nin himayesinde yürüttüğü saldırıların bu ülkelerce en azından destek görmediği şeklinde de okunabilir.

Kararın altı çizilmesi gereken bir yönü yalnızca 10 ‘aleyhte’ oy çıkmış olmasıdır. Kendisi dışında yalnızca 9 ülke İsrail ile aynı çizgide durmuştur.

En düşündürücü fotoğraf da burada beliriyor. ABD beklendiği gibi İsrail’e arka çıkarken, Avrupa Birliği içinden iki ülke de İsrail’in yanında yer almıştır. Bu ülkeler Avusturya ve Çekya’dır. Bu iki AB üyesi, genel kurulda geçen ekim ayında yapılan oylamada da ateşkese karşı çıkmıştı.

Yazının Devamını Oku