"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

YSK ve seçimin düzen içinde yönetimi meselesi

31 Mayıs 2019

YSK’nın iptal kararının ana gerekçesi İstanbul’da 31 Mart yerel seçiminde görev yapan sandık kurulu başkanlarının ‘kamu görevlisi’ olmaları gerektiği halde bazı sandıklarda bu unvana sahip olmayan kişilerin başkanlığı üstlenmiş olmasıdır.

*

Kanımca burada yaşanan hukuki tartışmanın kaynağında 298 sayılı Seçim Kanunu’nda 2018 yılı mart ayında yapılan değişikliğin içerdiği belirsizlik yatıyor. Şöyle ki, yasa her seçim sandığında biri ‘başkan’ diğeri ‘üye’ olmak üzere toplam iki ‘kamu görevlisi’nin görev yapmasını öngörüyor. Diğer beş üyelik siyasi parti temsilcilerine gidiyor.

‘Sandık kurulu başkanı’ın durumunu yasanın 22’nci maddesi düzenliyor. Bu madde, ‘başkan’ın ilçe kaymakamlığının göndereceği ‘kamu görevlileri listesi’ üzerinden -ilçe seçim kurulu başkanı tarafından- kurayla seçileceğini belirtiyor. 22’nci madde, kaymakamlığın gönderdiği kamu görevlisi listesinin o ilçedeki ‘sandık kurulu başkanları’ sayısını karşılamada yetersiz kalması halinde ne yapılması gerektiği konusunda bir düzenleme getirmiyor.

Bununla birlikte, bu madde sadece seçim günü ‘başkan’ sandığa gelmezse, görevini o sandıktaki diğer ‘kamu görevlisi üye’nin üstleneceğini, o da yoksa sandıktaki ‘en yaşlı’ siyasi parti temsilcisi üyenin başkan olacağını belirtiyor. Yani yasa, seçim günü yaşanabilecek bir en kötü durum senaryosunda pekâlâ kamu görevlisi olmayan bir siyasi parti temsilcisinin başkanlığına onay veriyor.

*

Yasanın kuruldaki ‘kamu görevlisi üye’nin atanmasını düzenleyen bir sonraki 23’üncü maddesinde ise farklı bir düzenleme var. Bu madde, ilçe seçim kurulu sandık kurullarını oluştururken bu üyelere ayrılan kontenjanların kaymakamlığın gönderdiği listeden doldurulması mümkün olmazsa, alternatif bir çözüm yolu gösteriyor. 23’üncü maddenin altıncı fıkrasının son bendi, bu takdirde “eksiklerin ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimselerden doldurulmasını” öngörüyor.

Bir başka anlatımla kamu görevlisi zorunluluğunu kaldırıyor.

Yazının devamı...

İlçe seçim kurulları suç mu işledi?

30 Mayıs 2019

Özellikle her sandık için ‘sandık kurulu başkanı’ ile bir ‘üye’nin kamu görevlilerinden seçilmesi kuralının uygulanmasında önemli bir bölümünün nasıl zorlandıklarını gösteren pek çok anlatım var 250 sayfa tutan bu metinde.

*

Bu durumlardan biri Ataşehir 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın söz konusu iddiaları kendisine soran Yüksek Seçim Kurulu’na 29 Nisan 2019 tarihinde gönderdiği yanıtta yer alıyor (sayfa 17). Buna göre, başkanlık, görevlendirmelerde Ataşehir Kaymakamlığı ve ayrıca ilçedeki kamu kurumlarından gönderilen listeleri esas aldığını, ancak sonradan mazeret beyan eden ya da başka mani hali olanlar çıkınca, bunların yerine yine kamu kurumlarından gelen listelerden seçim yapıldığını anlatıyor.

Gelgelelim kurulların oluşumunu bu şekilde sonuçlandırmak mümkün olmamıştır Ataşehir’de. Yazıda, “Bunun mümkün olmaması durumunda görev yapılmasında sakınca olmayan kişilerden İlçe Seçim Kurulu Başkanınca atamalarının yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir” deniliyor.

Burada kastedilen yöntem, 298 sayılı Seçim Kanunu’nun sandık kurulunda kamu personeli statüsündeki ‘kurul üyesi’ için belli koşullarda dışarıdan görevlendirme yapılabilmesine izin veren son fıkrasının işletilmesidir.

Önemli nokta, Ataşehir 1. İlçe Seçim Kurulu’nun bu kararını oybirliğiyle almış olmasıdır. Kurulda AK Parti temsilcisinin de bulunduğu hatırlarsak, kararın dayandığı oybirliğine kendisinin de katıldığını anlıyoruz. Yani sonradan seçimin iptali için AK Parti’nin şikâyet konusu yaptığı bir uygulamaya pekâlâ bu partinin kuruldaki temsilcisi de rıza göstermiş oluyor.

*

Vereceğimiz bir başka örnek Bağcılar 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın 29 Nisan 2019 tarihli yazısından (sayfa 22). Aynı sorun yaşanıyor ve ilçe seçim kurulu başkanlığı yine yasanın 23’üncü maddesinin son fıkrasına atıf yaparak dışarıdan görevlendirme yoluna gittiğini belirtiyor.

Yazının devamı...

İlçe seçim kurulu başkanı siz olsaydınız ne yapardınız?

29 Mayıs 2019

Bu alıntı Fatih 1. İlçe Seçim Kurulu’nun, YSK’nın sandık kurullarına kamu görevlisi olmayan başkan ve üyelerin atandığına ilişkin iddialarla ilgili yazısına gönderdiği yanıtta yer alıyor. Yazışmanın içeriğini ‘birinci çoğul şahıs’ üzerinden aktarırsak, diyor ki Fatih İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı:

1- İlçemizde üç seçim kurulu görev yapıyor. Toplam 843 sandık var.

2- Mülki idare amiri (Fatih Kaymakamı) ve diğer kamu kurumlarından gelen kamu görevlilerini kapsayan liste Fatih ilçesindeki toplam sandık sayısını karşılamadı.

3- Mülki idare amirliğince gönderilen listedeki isimlerin birçoğu Fatih ilçesi ya da il sınırları dışında ikamet etmekteydi.

4- Ayrıca, sandık kurulu başkanı ya da üyesi olarak atanan kamu görevlileri yoğun bir şekilde mazeret bildirdikleri için sandık kurulları oluşturulamayacaktı.

5- (Biz de eksikleri) 298 sayılı kanunun ‘23/son’ maddesi gereğince ilçe sınırları içinde bulunan özel okullar, devlet okullarında görevli ücretli öğretmenlik yapan kişilerden, bankalardan ve görev almak için bize müracaat edip görev almalarında engel olmadığı teşkil edilen kişilerden belirledik.

Son maddedeki “23/son maddesi” göndermesine şimdilik mim koyalım.

*

Yazının devamı...

YSK’nın yöntemini diğer 80 ilde uygulamaya hazır mıyız?

25 Mayıs 2019

Kararın değerlendirme bölümündeki dökümde bu sorunun tespit edildiği 36 ilçenin adı veriliyor.

YSK’nın İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimini iptal etmesine yol açan uygulama, ilçe seçim kurulu başkanlarının yasa hükmüne aykırı bir şekilde kamu görevlisi olmayan kişileri sandık kurullarına başkan atamalarıdır.

İstanbul’da 31 Mart’ta toplam 31 bin 124 seçim sandığında oy kullanıldı. Bu sandıklardan yalnızca 754’ünde bu durum yaşanmış. Yani yüzde 2.4’ünde... Bazı ilçelerde kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanı sayısı yok denecek kadar az. Örneğin Kartal ve Pendik ilçelerinde sayı 1’le sınırlı. Kadıköy’de 5, Başakşehir’de 10 sandık kurulu başkanı bu durumda. Bu sayı Fatih’te 30, Çekmeköy’de 47, Sultangazi’de 51, Şişli’de 68’e yükseliyor. En yüksek rakam Beşiktaş’ta: 102.

Görüleceği gibi bazı ilçelerde -çok az ya da tek de olsa- bu sorun bir şekilde ortaya çıkıyor.

*

Nereye gelmek istiyorum?

YSK, söz konusu görevlendirmelerin seçimin güvenilirliğini ortadan kaldırdığını belirterek, bu durumun sonuca müessir olduğuna hükmedip seçimi iptal etti.

Kabul edelim ki, burada sorumluluk ilk bakışta büyük ölçüde ilçe seçim kurulu başkanlarına gidiyor.

Yazının devamı...

YSK Başkanı’nı da ikna edemeyen gerekçe

24 Mayıs 2019

YSK bu sorunun sonuca “müessir olduğuna”, yani “etkili olduğuna” kanaat getirdiğine göre, kuruldan beklenen, gerekçeli kararında “nasıl müessir olduğunu” hiçbir tereddüde yer bırakmayacak bir berraklık içinde izah ederek bu şekilde Türk kamuoyunu ikna etmesiydi.

YSK tarafından önceki gün açıklanan gerekçe ikna edici olmaktan uzaktır.

*

Meselenin temelinde 2018 yılı mart ayında seçim yasası değiştirilirken sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olması koşulunun getirilmesi yatıyor. Yasa değişikliği, her ilçedeki mülki idare amirinin (kaymakam) o ilçedeki kamu görevlilerinin listesini hazırlamasını, ilçe seçim kurullarının da sandık kurulu başkanlarını bu listelerden seçmesini öngörüyor. Bu sistem ilk kez 24 Haziran 2018 milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde, ikinci kez de geçen 31 Mart yerel seçiminde uygulandı. Bu yönüyle tartışmalı konu bir sistem değişikliği dönemine rastlıyor.

YSK, AK Parti’nin itirazı üzerine yaptırdığı inceleme sonucunda İstanbul’daki toplam 31 bin 124 sandıktan 754’ünde sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmayan şahıslar arasından görevlendirildiği tespitini yapmıştır. Bu sayı toplam sandıkların yüzde 2.4’üne tekabül ediyor. Bu durumdaki sandık başkanları arasında emekli memurlar, emekli öğretmenler, özel öğretim kurumlarından gelen öğretmenler, hastane çalışanları ve özel banka çalışanları da bulunuyor.

YSK’nın gerekçesinde ilçe seçim kurullarının gönderdikleri yanıtlardan, neden bu yola gittiklerine ilişkin  izahatları da okunabiliyor. Bunların çoğunda kaymakamların gönderdikleri listelerde isimleri bildirilen bazı görevlilerin (sağlık sorunları gibi) muhtelif gerekçelerle mazeret bildirdikleri anlaşılıyor. Yanıtlara göre, ilçe seçim kurulları da eksiklikleri bu görevi yapabileceklerini düşündükleri dışarıdan  isimlerle kapatma yoluna gitmiştir.

*

Gerekçeye göre, YSK İstanbul’un 39 ilçesinin 36’sında bu sorunun (Bayrampaşa, Çatalca, Şile hariç) yaşandığı tespitini yapıyor. Bazı ilçelerde bu durumdaki başkanların sayısının iki-üçü geçmediği, bazı ilçelerde ise sayının daha yüksek olduğu gözleniyor. Örnek vermek gerekirse, bu durumda Kartal’da 1, Kadıköy’de 5, buna karşılık Sultangazi’de 51, Şişli’de ise 68 sandık başkanı tespit edilmiştir. Yoğunlaşmada sandıkta CHP’nin önde olduğu ilçeler de var, pekâlâ AK Parti’nin birinci geldiği ilçeler de...

Yazının devamı...

2019 yılında siyasette köken tartışması

23 Mayıs 2019

Geride bıraktığımız 31 Mart seçimi kampanyasında bunun en çarpıcı örneklerinden birine Ankara’da tanık olduk. CHP adayı Mansur Yavaş’ın kökeninin Makedon olup olmadığı uzun bir süre Ankara’daki seçim tartışmasının ana konularından biri haline geldi.

Ankara’nın eski büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek’in bu polemiği başlatıp Yavaş’ı kökeninin Makedon olup olmadığını açıklamaya davet etmesiyle alevlenen bu tartışma, sonunda CHP’li adayın aile soy kütüğünü açıklayıp iddiaların geçersiz olduğunu duyurmasıyla kapandı. Bu arada, polemik Yavaş’ın büyükşehir belediye başkanı seçilmesini engellemedi.

*

Bir vatandaşın seçim kampanyasını yürütürken siyasi saikle yöneltilen suçlamalar karşısında belgelerle aile soyağacını açıklamak ihtiyacını duyması, neresinden bakılırsa bakılsın o ülkede geçerli medeni ölçülerin, insani değerlerin durumu açısından üzüntü vericidir.

Ankara’da yaşanan tartışmanın bir benzerini bu kez yenilenecek olan İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminde yaşıyoruz. Tartışma İstanbul’da Esenler’in AK Partili belediye başkanı Tevfik Göksu’nun geçenlerde partililerin katıldığı bir iftar programındaki konuşmasıyla patlak vermiştir.

Göksu, YouTube’da da izlenebilen videoda şöyle diyor:

Ne dedi Yunan medyası, takip ettiniz değil mi? ‘İstanbul’u Yunan kazandı’ diyor. Bi dakika ya, bu arkadaş nereli? CHP’nin adayı nereli? Ee nasıl oldu Yunan medyası ‘İstanbul’u Yunan kazandı’ dedi, bi sesi çıkmadı... Haa olay büyük kardeşlerim, hesap büyük...”

*

Yazının devamı...

İstanbul seçiminin rakamsal denklemi

22 Mayıs 2019

Geçen 31 Mart’ta yapılan ve Yüksek Seçim Kurulu tarafından iptal edilen büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin önemli bir yönü katılımın genel ortalamanın altında olmasıydı. Bu seçim, İstanbul’da 2011 sonrasında gerçekleşen bütün seçim ve referandumlar içinde 2014 cumhurbaşkanlığı seçimiyle (yüzde 72.76) birlikte en düşük iki katılım oranından birine sahne oldu. 31 Mart’ta İstanbul’da katılım oranı yüzde 83.86’da kaldı.

Katılımın ne kadar düştüğünü gösterebilmek için İstanbul’da 2011 sonrasındaki oranları kısaca hatırlayalım: 21 Haziran 2011 genel seçimi: Yüzde 86.5, 30 Mart 2014 yerel seçimi: Yüzde 89.4, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi: Yüzde 72.8, 7 Haziran 2015 genel seçimi: Yüzde 86.2, 1 Kasım 2015 genel seçimi: Yüzde 88.1, 16 Nisan 2017 anayasa referandumu: Yüzde 88.8, 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimi: Yüzde 87.9.

İstanbul’da 31 Mart yerel seçimindeki katılım oranı, dokuz ay önce 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçiminde bu ildeki yüzde 87.9’luk katılımın net 4.13 puan altındaydı.

Katılımdaki gerilemeyi seçmen sayısı üzerinden göstermek daha çarpıcı olabilir. Önce kayıtlı seçmen sayılarına göz atalım. İstanbul’da 24 Haziran genel seçiminde 10 milyon 573 bin kayıtlı seçmen vardı ve 9 milyon 304 bin vatandaş sandığa gitmişti.

31 Mart yerel seçiminde ise İstanbul’da kayıtlı seçmen sayısı 10 milyon 570 bin görünüyordu ve bu kez 8 milyon 865 bin kişi oy kullanmıştı. Bu durumda oy kullanmayanların sayısının 24 Haziran seçimine kıyasla 439 bin kadar arttığını görüyoruz. Yani, 24 Haziran’da sandığa gidip 31 Mart’ta gitmemeyi tercih eden oldukça kalabalık bir kitle söz konusudur. (Her halükârda 31 Mart’ta toplamda İstanbul’daki kayıtlı seçmenden 1 milyon 705 bini sandığa gitmemiştir.)

Bu arada, geçen dokuz ay içinde İstanbul’da kayıtlı seçmen sayısında bir artış olmaması dikkat çekici görünebilir. Bunun başlıca nedenlerinden biri, İstanbul’dan çok sayıda vatandaşın Anadolu’daki muhtarlık seçimlerinde oy kullanmak üzere seçmen kütüklerini memleketlerine aktarmış olmalarıdır.

*

Yazının devamı...

Bandırma Vapuru’ndaki kadro bugünkü Türkiye’ye baksa ne hissederdi?

21 Mayıs 2019

Bu tür önemli yıldönümleri kapsamlı muhasebeler yapmak, “Nereden nereye geldik” sorusu üzerinde düşünmek, “Nerede başarılı, nerede başarısız olduk” başlıklarında dürüst özeleştirilerde bulunmak için yararlı bir vesiledir.

Kuşkusuz bu vesileyi değerlendirirken, 19 Mayıs 1919 tarihinde Bandırma Vapuru’ndan Samsun’un Tütün İskelesi’ne ayak basan kahramanların bugün hayatta olsalar kendilerini karşılayacak olan tabloya bakınca ne hissedecekleri üzerinde bir fantezi olarak tahminlerde bulunmakta hiçbir mahsur yoktur.

Aslında beni bu yönde düşünmeye sevk eden biraz da Çınar Oskay’ın önceki gün ‘Hürriyet Pazar’ ekinde Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi değerli tarihçi Prof. Ahmet Kuyaş’la yaptığı mülakattaki bir sorusu ve hocanın verdiği yanıt oldu. Çınar, Prof. Kuyaş’a şöyle soruyor:

Biraz hayal kuralım o zaman... Mustafa Kemal ve kurucu kadro gelip yanımıza otursalar... Baksalar bugünkü Türkiye’ye, sizce ne hissederlerdi?”

*

Önce biz yanıt arayalım ve objektif olabilmek için mümkün olduğu kadar somut veriler üzerinden tahminde bulunmaya çalışalım. Bandırma Vapuru’ndan inen kadro, muhtemelen Türkiye’nin durumunu her şeyden önce bilim, teknoloji, eğitim ve kültür gibi alanlarda çağın en ilerisine gitmiş olan ülkelerle kıyaslayarak değerlendirirdi.

Müzikte, edebiyatta, plastik sanatlarda kaydedilen gelişmelerden tabii ki memnuniyet duyarlardı. Hem Türkiye hem de dünyanın saygın üniversitelerinde sayısız Türk bilim adamının görev yaptığını görmekten mutlu olurlardı. Prof. Aziz Sancar’ın kimya dalında Nobel Bilim Ödülü’nü alması herhalde onları en çok sevindiren haberlerden biri olurdu.

Üniversite sayısındaki artışı not etmekle birlikte, yine de dünyanın en iyi 350 üniversitesi içinde Türkiye’den tek bir bilim kurumunun yer almaması bu kadro açısından çok büyük bir hayal kırıklığı olurdu. Atıf yapılan akademik yayınlarda Türkiye’nin dünyada 19’uncu olduğunu ve örneğin matematikte İran’ın gerisinde kaldığını görmekten muhtemelen hoşnut olmazlardı.

Yazının devamı...