"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

1960 darbesinin 60’ıncı yıldönümünde hak ihlallerini hatırlamak

Yassıada’da devrik Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile devrik Başbakan Adnan Menderes’in alıkondukları bölümde odaları yan yanaydı.

Celal Bayar’ın avukatı Gültekin Başak, yanında bir muhafız olduğu halde Celal Bayar’ın bulunduğu bölüme doğru giderken odasının hemen önünde Adnan Menderes’e rastladı.

Başak, sonrasını şöyle anlatıyor:

“Çok kederli idi. Avukatlarını beklediği anlaşılıyordu. Bana sordu: Merak ediyorum Başak Bey, benim avukatlarım da geldiler mi?”

Menderes’in sorusunun sonrası avukatın anlatımında şöyle devam ediyor:

Benden cevap almaya dikkat kalmadı. Şiddetli bir tokat darbesi Adnan Bey’in yüzünde patladı. Yataktan tutulup oda içinde sürüklenirken başkasıyla nasıl konuşabilirsin, sesi sayhası (bağırış) işitiliyordu. Odasında da dövme, sövme faslının devam ettiği anlaşılıyordu.”

‘İŞKENCELERİN HAKİKAT OLDUĞU ANLAŞILIYOR’

Bu alıntıyı Celal Bayar’ın ‘Kayseri Cezaevi Günlüğü’ adıyla kitap olarak basılan hatıratından aktarıyorum. Bu hatırat, Bayar’ın Yassıada mahkemesinde aldığı idam cezası yaş haddi gerekçesiyle müebbet hapse çevrildikten sonra gönderildiği Kayseri Cezaevi’nde tuttuğu günlükleri kapsıyor. Bayar, hatıratında geriye dönerek avukatı Gültekin Başak’ın Yassıada günleri sırasında kendisine anlattığı bu olaya da yer veriyor.

Bayar, bu olayla ilgili olarak Menderes’e tokat atan askerin “Altın dişli, sarı saçlı bir yarı teğmen olduğunu” da yazıyor.

Günlüğünde daha sonra “Arkadaşlarının uğradığı hakaret ve işkencelerin hepsinin birer hakikat olduğunun anlaşıldığını” belirten Bayar, Ben hayret ediyorum, bu kadar husumet, kin, garaz nasıl olur” diye soruyor.

Peki, Bayar’ın başından böyle bir olay geçmiş miydi? Şöyle yazıyor Bayar:

Bana gelince, yapılan muamele ve rejimin esası çok ağırdı. Yalnız anlattıkları şekilde hususi işkence ve ağır küfür ile karışık hakarete uğramadım. İstihfaf (hor görme) ve istihzaya (alay) maruz kaldığım vaki olurdu. Bu kadarına da şükür...”

KÜFÜR, TEKME, YUMRUK ARASINDAN GEÇMEK...

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra gözaltına alınan, tutuklanan, Yassıada’ya gönderilen Demokrat Parti mensubu siyasetçilerin ve partiye yakın bürokratların, yöneticilerin maruz kaldıkları dayak, tartaklanma ve diğer kötü muameleye ilişkin hadiseler bu dönemin en yüz kızartıcı sayfalarından birini oluşturuyor.

Aktardığımız örnek hadise, tokat atma gibi olayların pekâlâ başbakana kadar uzanabileceğini göstermesi bakımından son derece düşündürücüdür. Darbe sonrasında özgürlüklerinden yoksun bırakılan DP şahsiyetlerinin kaleme aldıkları anıları, keza dönemin askeri görevlilerinin hatıratları, verdikleri mülakatlar yaşanan insan hakları ihlalleri konusunda oldukça kabarık bir külliyat ortaya çıkartmıştır.

Siyasilerin hedef oldukları dayak ve kötü muamele gibi olaylar o döneme ilişkin kitapların büyük bir bölümünde sıkça karşımıza çıkıyor. Bu olayların başlama vuruşu 27 Mayıs sabahı Ankara’da evlerinden toplanan DP milletvekillerinin götürüldüğü Kara Harp Okulu Komutanlığı’nda yapılmıştır. Örneğin, Altan Öymen’in ‘...Ve İhtilal’ kitabının giriş bölümünde 27 Mayıs sabahı Harp Okulu’nun girişinde sıraya dizilen askeri okul öğrencilerinin evlerinden getirilen milletvekillerine yaptıkları karşılamayı anlatan son derece rahatsız edici sahneler yer alıyor.

Öymen, bu olayların bir bölümünü bizzat bu muameleye maruz kalan Samet Ağaoğlu ve Celal Yardımcı gibi önde gelen DP şahsiyetlerinin anıları üzerinden aktarıyor. DP’liler askeri araçlardan indikleri anda kendilerini askeri öğrencilerin ortasında bulmuş, bu noktada vahim tartaklama olayları yaşanmıştır.

Samet Ağaoğlu, içinde bulunduğu aracı durdurmak isteyen çoğu askeri öğrenci yüzlerce insanın arasından geçerek okulun kapısına geldiklerini kaydedip, araçtan inmesinden sonrasını “Dışarıdan bir kol uzanarak beni çekti. Her çeşit küfür, tekme, yumruk arasından geçirdi” diye anlatıyor.

‘DİSİPLİNSİZLİK YAPANLARI BİZANS MAHZENLERİNE ATTIM’

Yassıada Komutanı Albay Tarık Güryay’ın Emin Çölaşan’ın ‘Unutulmayan Söyleşiler’ başlıklı kitabında yayımlanan uzun mülakatı, 27 Mayıs’a ilişkin en sarsıcı anlatımlardan biri olarak bu alandaki ihlallerinin boyutlarını göstermesi bakımından kayda değer bir belge niteliğindedir.

Mülakatta Yassıada Komutanlığı’na atanmasından sonra DP’lilerin adaya kafileler halinde gelmeye başladığını kaydeden Güryay, “Evet bunları Yassıada’ya gelinceye kadar yollarda hırpalamışlar... Gerek Yeşilköy’de gerek Yeşilyurt’ta vururlardı. Vapurda gelirken de...” diye anlatıyor.

ÇölaşanSubaylardan mı dayak yemişler?” diye sorduğunda Güryay,Subaylardan... Herkes kinini döküyordu orada. Ben Yassıada’da emrimdeki çocukların hepsini topladım ve dedim ki, ‘Bakın bunlar yollarda dayak yiyorlar. Şöyle oluyor, böyle oluyor, ama burada fiske vurulmayacak’...”

Güryay,Siz kimseyi dövdünüz mü” sorusuna “Ben Mumin (Yamanoğlu) gibi bazı polisleri dövdüm gayet tabii. Disipline aykırı davrananları falan... Başka yok. Belki bir-iki polis daha. Veya bazı sivillerden olabilir. Yoksa milletvekillerinden kimseye katiyen dayak atmadım” karşılığını veriyor.

Yassıada komutanı, milletvekili dövmediğini belirtmekle birlikte, bir başka soru üzerine bazı DP’lileri Yassıada’da Bizans’tan kalan mahzenlere “attığını” gizlemiyor. Mahzenlerin rutubetli olduğu yolundaki iddiaları kabul etmeyen Güryay, şöyle konuşuyor

Su falan yok, kupkuru ama karanlık. Oraya lamba yaptırdım. Disipline aykırı hareket edenleri atıyordum oraya. Mesela Osman Turan diye bir profesör vardı. Sıraya girmiyor. Şimdi bunu dövmek olmaz. Atıyorduk Bizans mahzenine birkaç saatliğine ve uslanıyorlardı orada.”

DARBEYİ HATIRLARKEN...

Geçen çarşamba günü 27 Mayıs darbesinin 60’ıncı yıldönümüydü. 1961 yılında darağacında hayatlarına son verilen Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın hatıraları anılırken, bu vesileyle o dönemde yaşanan ihlallerinin yeterince vurgulanmayan bu boyutlarını da hatırlamak gerekiyor.

Bu dönem değerlendirilirken, yaşanan bu tür ağır insan hakları ihlallerini de kapsayan bir bütünlük içinde ele alınmalıdır.

..................................

Kaynaklar: Celal Bayar, Kayseri Cezaevi Günlüğü, Yapı Kredi Yayınları, 1999.

Altan Öymen, Ve İhtilal, Doğan Kitap, 2013.

Emin Çölaşan, Unutulmayan Söyleşiler, Doğan Kitap, 2006.

 

X