'Ürkütücüler’e karşı önyargılı olmayın

Günümüz çocukları fantastik ve korku temaları içeren kitaplara bayılıyor, ancak bu türlerde yayımlanan yerli kitap sayısı oldukça az. Anne babalar da çocukları olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle bu tür kitaplara karşı mesafeli... Peki, çocuklar korku edebiyatından mahrum mu kalmalı? Elbette ki hayır. Çünkü çocuklar fantastik ve korku kitaplarından da en az diğer kitaplardan öğrendiği kadar çok şey öğrenir, öğrenirken de eğlenir.

Ürkütücüler’e karşı önyargılı olmayın

İşte bir örnek: Türkiye’de fantastik çocuk edebiyatına gönül vermiş isimlerden biri olan Göktuğ Canbaba’nın son kitabı ‘Ürkütücüler’ çocukları bambaşka bir dünyanın yaratıklarıyla tanıştırıyor. Üstelik bu yaratıklarla insanlar arasında imkânsız gibi görünen bağlar kuruluyor. Kitap, önyargılarla örülü dünyamıza bir çıkış kapısı aralıyor ve birbirini tanımanın, empati kurmanın önemini öne çıkartıyor. Hem çocuklar sevecek hem de anne babalar…

Yayınevi: Doğan Egmont
Yazar: Göktuğ Canbaba
Tür: Fantastik
Sayfa: 172
Fiyatı: 16 TL

GÜVENLİ OYUNCAK NASIL ANLAŞILIR?

Birçok anne baba oyuncak alırken güvenli veya sağlıklı olup olmadığına bakmıyor. Oysaki çocuk gelişimi açısından oyuncaklar çok önemli. 'Çocuklarla Bir Ömür' programımızın bu haftaki konuğu olan Prof. Dr. Arzu Yükselen açıklıyor…

HADİ ANNE GİDELİM

Yazı atölyesi

Yarın Kartal Masal Müzesi’ndeyiz. Bu atölyede hem masal kitaplarının sayfaları arasında masal tarihi içinde bir gezintiye çıkacağız hem de düş dünyasına dalıp eğlenceli yazılar yazacağız. Yolu düşenleri bekleriz.

Yer: Kartal-Masal Müzesi
Tarih: Yarın
Saat: 13.00
Fiyat: Ücretsiz
Tel: (0216) 280 62 22

Ürkütücüler’e karşı önyargılı olmayın

Origami atölyesi

Çocuklar hayallerindeki gölü canlandırıp, kâğıtlardan ister çiçek, ister ördek ister kurbağa yapacaklar.

Yer: İstanbul-Oyuncak Müzesi
Tarih: Bugün
Saat: 11.00
Fiyat: 40 TL
Tel: (0216) 359 57 25

Ürkütücüler’e karşı önyargılı olmayın

Dinozorlar hayatta

Milyonlarca yıl önce nesilleri tükenen dinozorlar eğer bugün yaşasalardı nasıl bir hayat sürerlerdi? Bu atölyede ‘yeni çağ dinozorları’ geri dönüşüm malzemeleriyle hayat bulacak.

Yer: İstanbul-Pera Müzesi
Tarih: Bugün
Saat: 14.00
Fiyat: 45 TL
Tel: (0212) 334 99 00

Ürkütücüler’e karşı önyargılı olmayın

Kil atölyesi

Hayal gücünün kapıları aralanıyor! Çocuklar kendi düş güçlerine göre konular seçip kil tabletler yapacaklar, alçak ve yüksek kabartma tekniklerini öğrenecekler.

Yer: Ankara-CerModern
Tarih: Bugün/Yarın
Saat: 14.00/16.30
Fiyat: 45 TL
Tel: (0312) 310 00 00

Ürkütücüler’e karşı önyargılı olmayın

Ege ile Gaga müzikali

Doğa Dedektifleri Ege ile Gaga yepyeni bir macera peşindeler. Bu kez bir tiyatro oyunuyla Ay’a gidiyorlar.

Yer: Balıkesir-Güre Amfi Tiyatro
Tarih: Bugün
Saat: 21.00
Fiyat: 30 TL
Tel: (0266) 387 30 70

Ürkütücüler’e karşı önyargılı olmayın

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

İnce hastalık

Eski insanlar hastalıkları bile en güzel sözcüklerle ifade edermiş. ‘İnce hastalık’ derlermiş meselâ… Şimdi ise ‘kanser’ deyip geçiyoruz. Soğuk, tekdüze, uzak…

Ben çocukken hasta ziyareti yapmak çok önemliydi. Hastanelerin soğuk ve yalnız odalarında hâlsiz yatan hastaların gözleri daima kapıdaydı. “Biri gelip hâl hatır soracak” diye mecalsiz bir bekleyiş içindeydiler.

Pek çok kez tanıklık etmişimdir. Hasta ziyaretlerinde mutlaka meyve ve kolonya götürülürdü hastaneye. Hasta olan kişi o meyveleri yiyip güçlenecek, kolonya kokusuyla ferahlayıp temiz kalacaktı. Bu nedenle çocukluğumun hastanelerini ilaç kokularıyla değil, portakal ve limon kolonyası kokularıyla hatırlarım ben. Bir de “Bizim aşağı köyden filanca hastaneye yatmış” sözleriyle…

Şehre inen hastaneye uğramadan dönmezdi eve… Hasta ziyareti önemli bir kültürdü. Çocukluğum gözlerimin önünde ilk günkü gibi taze anılarla canlanıyor. Annemin manavdan alığı portakallar, “Geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin…” cümleleri hastane odalarını doldururdu. İyi dilekler ve umut veren sözlerdi ağızdan çıkanlar… Zira ağızdan önce gönülden çıkardılar…

Pandemi, hayatımızı kökten değiştiriverdi. Zaten hastane kültürü epey sarsılmıştı. Eskiden cana can katan doktorlara dualar edenler, yerlerini çoktan doktorlara saldıranlara bırakmıştı, ama hiçbir şey böylesine sarsılmamıştı. Artık değil hasta ziyareti yapmak, sağlıklıyken bile hastaneye gitmeye korkar olduk. Oysaki doktorlar gece gündüz hastanede, görev başında! Cana can katmak telâşında… Ve kaç kişinin umurundalar acaba?

Kaç kişi 24 saat boyunca uykusuz kalan bir doktorun kendisini ameliyat etmesini ister? Kaç kişi böyle bir zamanda bir doktorun yerinde olmak ister?

İnsan bencil olmamalı… Kimseye yük de olmamalı. Düşünmeli, taşınmalı!

Düşüncesizlik, doktorları ‘ince hastalığa’ düşürüyor artık! Bir doktor kimseyi öldürmez, doktorlar hayat kurtarırlar. Sevin doktorları…

Yazının Devamını Oku

Nasihat işe yaramaz, onlar davranışa bakar

Anne-babalar çocukların yanında çoğu zaman farkında olmadan kişiliklerinde büyük etkileri olacak konuşmalar yapıyor. Örneğin hoşlanmadığı birini gördüğünde “Aaaa ne kadar da şişko olmuş!” diyor veya veya telefondaki birine, evde olduğu halde “Bugün evde değilim!” diye yalan söyleyebiliyor. Bu durum çocuğun kişiliğinde fırtınalar koparıyor. Sonuçlarını uzmanlara sorduk.

Anne-babaların çocuklar yanlarındayken yaptığı bazı sakıncalı konuşmaların üzerlerinde nasıl etkileri  oluyor?

Uzman klinik psikolog Ilgın Şirin: Çocuk doğduğu andan itibaren her şeyi ailesinden, yakınlarından öğrenir. Yani, ailede neyin kabul görüp neyin tepki çekeceğini ev içinde gözlemler ve sosyal yaşamında da bu öğretilerden yola çıkarak bir yaklaşım benimser. O nedenle ebeveynin ağzından çıkan her söz çok önemlidir.

Çocuk ve ergen psikiyatrı Dr. Serdar Alpaslan: Bizim aile yapımızda çocuklar hem aşırı ilgi görür hem de yok sayılır. Örneğin, anne-baba çocuğunun beslenmesiyle aşırı ilgilidir ama ortamda sohbet içindeyken sanki çocuklar yokmuşçasına ilgisizdirler. Başkalarıyla olan ilişkilerini çocukların yanında konuşmaktan çekinmiyorlar. Bir akrabanın, arkadaşın arkasından ‘tembel, pisboğaz, şişko’ vb. ithamlarda bulunurlar ve çocuklar bunları duyuverir. Sonra da çocuğa dönüp “Şşşt! Bunu sakın ona söyleme!” diye tembihlerler.  

GENELLEMELERDEN VE SUÇLAYICI KELİMELERDEN KAÇINMAK LAZIMÇocukların üzerinde en çok etkisi olan cümle ve tavırlar neler?Ilgın Şirin: Örneğin “Ben ona hep doğru söylemesini öğütlüyorum” dese de bir ebeveyn tavır ve davranışlarında bu öğüde uygun olmayan bir tutum içindeyse çocuk öğüde değil, tavra bakacaktır.

Dr. Serdar Alpaslan: Mesela ebeveyn, rahatsızlık duyduğu kişiler hakkında olumsuz cümleler kurup sonra o kişilerle karşılaştığında son derece normal konuşursa çocuk, bu iki davranış arasında ikileme düşer. Aynı davranışı kendisi başkalarına karşı yapmaya başlar.

Yazının Devamını Oku

Koronavirüse yakalandığımı çocuğuma nasıl söyleyeceğim?

COVID-19 riski devam ediyor. Bu süreçte anne-babanın tepkileri, tavır ve davranışları çocukları doğrudan etkiliyor. Eğer ebeveyn endişeli olursa çocuk da endişeli oluyor. Eğer güven ortamı sağlarlarsa çocuk kendini iyi ve mutlu hissediyor. Peki virüse yakalanan anne veya babalar bunu çocuğa nasıl söylemeli? Uzmanlara sorduk.

Yetişkinlerin bile hâlâ ne olduğunu tam anlayamadığı bu virüs hakkında çocuklar büyük endişeler yaşayabiliyor.

EBEVEYN HASTALANDIĞINDA BUNU ÇOCUĞUNA NE ŞEKİLDE İZAH ETMELİ?

Uzman klinik psikolog Funda Tekelioğlu: Ebeveyn bunu mutlaka kendisi söylemeli. Hastaneye yattıysa bile... Bu durumda dijital dünyadan faydalanarak yine kendisi çocuğuna söylemeli. Burada “Aman çocuk hasta halini görmesin” gibi yaklaşımlardan uzak durmak gerekiyor. Ebeveynin gerçeği çocuktan saklamadan, yalana dolana bulaşmadan yalın bir şekilde anlatması çocuğun daha sonra oluşabilecek olumsuzluklarla başa çıkmasını kolaylaştırır ve ebeveynine güven duymasını sağlar. Anlatım, mutlaka çocuğun yaşına, gelişim düzeyine uygun bir şekilde olmalı. Gerçekçi davranmak da çok önemli. Bilgiler basit, doğru ve net olmalı. Daha önce geçirilmiş hastalık varsa (grip bile olabilir) o zamanlar nasıl olduklarını, iyileşmek için neler yaptıklarını, neler hissettiklerini konuşabilirler. Koronavirüsün onun da vücudunda olduğunu, iyileşmesi için ilaçlarını alması ve dinlenmesi gerektiğini anlatmalı. Tabii tüm bunlar çocuğa anlatılırken her türlü fiziki mesafe ve güvenlik koşulu sağlanmış olmalı.

Çocuk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ateş Kara: Mesafe, maske ve hijyen kuralına dikkat edilmeli. Virüse yakalanan kişinin virüsü başkalarına da bulaştırma riski olduğundan, eğer kişi tedaviye evde devam edecekse bir karantina odasına alınmalı. Evdeki diğer bireyler de test yaptırmalı. Ortak kullanım alanlarında hijyene çok dikkat edilmeli, mümkünse evde de maske takılmalı.

ÇOCUK, KENDİSİNİN HASTALIĞA YAKALANDIĞINI DÜŞÜNÜRSE NE SÖYLEMEK LAZIM?

Funda Tekelioğlu: Evet, kendisi de yakalanabilir, bu gayet normal. Özellikle anaokulu ve ilkokul çağındaki çocuklar bilişsel kapasiteleriyle bunu düşünmeye daha yatkın oluyor. Herhangi bir belirti yoksa “Bak, sende hastalığın hiçbir belirtisi yok!” denmeli. Eğer test yapıldıysa ya da yapılmaya gerek dahi duyulmadıysa bu örneklenmeli. Bu arada çocuğa yalnız olmadığı da hissettirilmeli.

Prof. Dr. Ateş Kara:

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı ve mutlu olmak için desteğinize ihtiyaçları var

Salgın çocukları hem fiziken hem de psikolojik olarak etkiliyor. Sürekli ekran karşısında oldukları için mutsuz ve depresif olabiliyorlar. Hareketsiz kaldıkları için de kilo alıyorlar ve duruş bozuklukları riski ortaya çıkıyor. Çocuk doktoru Elif Pınar Çakır ve uzman klinik psikolog Berk Karaoğlu’na göre sağlıklı kalmak için desteğinize ihtiyaçları var.

Pandemi çocukları fiziksel ve psikolojik olarak nasıl etkiledi?

Elif Pınar Çakır: Arkadaşlarından, okuldan, sokaktan, spordan uzak kaldılar. Sadece psikolojik olarak değil fiziksel olarak da etkilendiler. Ekran karşısında geçirdikleri vakit de arttı. Çocukluk çağı obezitesi riski artıyor. Bu, diyabet ve kalp hastalığı gibi sağlık sorunları ve yetişkinlikte obezite için de önemli bir risk faktörü. Ayrıca uzun süre bir ekrana bakmak miyopi ve diğer bazı göz bozukluklarına neden olabilir. Dışarı çıkmayan ve güneş ışığından faydalanamayan çocuklarda D vitamini eksikliği de görülüyor. Maruz kalınan mavi ışıktan dolayı uyku süresi de azalıyor. Sandalyede uzun süre oturmaksa omurga eğriliği, kamburluk, duruş bozuklukları yaratıyor.

Berk Karaoğlu: Bilinmezlikler, kaygı ve korku hisleriyle dolu bir süreç bu. Üstelik çocuğun gözünde yetişkinlerin dünyası ve sorunları dev gibi!  Yönlendirilmezlerse hem fizyolojik hem de psikolojik gelişim sorunları kaçınılmaz olur.

Peki, ne yapmak lazım?

Berk Karaoğlu: Belirsizlik ve kaygılarla ilgili konuları yanlarında konuşmayın. Belli etmeseler bile kafalarında kurarlar. Oyun çağındaysa bol bol oyun oynamasına izin verilmeli. Onları haberlere maruz bırakmayın. Çocuklarına ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Ona güven vererek, olumlu bilgileri uygun şekilde aktarmak daha anlamlı. Televizyon, çizgi film ve tablete süre sınırı konulmalı. Uzaktan eğitimin, ders çalışmanın saatleri belirlenmeli. Oynadığı video oyunları denetleyin. Gerektiğini düşündüğünüz anda da psikolojik destek almaktan kaçınmayın.

Elif Pınar Çakır: Onları korumak için sporla enerjilerini atmalarını, ekrana ara vererek sosyal faaliyetler yapmalarını sağlamak zorundayız. Spor hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı destekler. Bağışıklık sisteminin de sağlıklı işlemesini sağlar. Okulöncesi çocuklar (3-4 yaş) günde en az 180 dakika fiziksel aktivite yapmalı, 10-13 saat de uyumalı. Okul çağındaki çocuklarsa (5-17 yaş) günde en az 60 dakika fiziksel aktivite yapmalı, iki saatten fazla hareketsiz ekran başında kalmamalı. 9-11 saat de uyumalı.

HAFTALIK EGZERSİZ PROGRAMI

Yazının Devamını Oku

Onları ev kazalarından korumanın yolları

Pandemi sürecinde evde yoğun zaman geçiren çocukların ev kazası yaşama riski de artıyor. Düşme, yanık, kesikler, çizikler ve zehirlenmeler sıklıkla evde gerçekleşiyor. Önlem almak ve çocukları bilgilendirmek için neler yapılmalı, çocuk doktoru Şirin Seçkin’e sorduk.

* Emekliyorsa sert cisimleri ortadan kaldırın: Emeklemeyi ve yürümeyi düşmeden öğrenmek imkânsızdır ama çocuğun düşerken çarpmaması için sivri köşeli eşyaların kaldırılması veya sivri köşelerinin kapatılması gerek.

* Mutfakta dikkat: Yemek pişirirken bebek ve küçük çocuklar mutfaktan uzak tutulmalı. Eğer mutfakta olacaksa da sevdiği oyuncaklarla kendine ait bir köşede olması sağlanmalı.

* Kesici, elektrikli, yanıcı aletler: Bıçak, çatal, makas gibi keskin delici aletler kilitli bir çekmecede tutulmalı. Elektrikli aletler kullanılmadığında fişten çekilmeli. Kabloları da bebeğin uzanıp çekemeyeceği yerlerde olmalı. Ocak üzerinde duran tencere, tava ya da cezveler bebeğin uzanamaması için sapları içerde olacak şekilde yerleştirilmeli. Kibrit ve çakmaklar da çocukların erişemeyeceği yerlerde durmalı.

* Temizlik maddeleri: Bulaşık deterjanları dahil tüm temizlik malzemeleri çocuğun göremeyeceği ve erişemeyeceği üst dolaplara yerleştirilmeli. Eğer bu malzemeleri lavabo altındaki dolapta tutmak zorundaysanız mutlaka ‘çocuk kilidi’ takılmalı. Çamaşır suyu gibi tehlikeli kimyasal maddeler içeren temizlik ürünleri kendi orijinal ambalajlarında saklanmalı. Bunların yiyecek ve içecek kaplarına konması, plastik su şişelerine doldurulması, çocuklar tarafından yanlışlıkla içilmesine sebep olabilir.

* Ütüyü fişten çekin: Fırın kapağı asla açık bırakılmamalı. Çocuğun elini yakmaması için kaloriferlerin yüzeylerinin sıcaklıkları kontrol edilmeli. Yangın en çok mutfakta çıktığından bir yangın söndürücü burada yer almalı. Ütüler fişte bırakılmamalı, ütü esnasında çocuk odada bulunmamalı. Evde yangın dedektörü sistemi kurulmalı.

Yazının Devamını Oku

Çocukluk unutulmaz

Yetersiz sevilmiş çocuklar hayatı eksik yaşarlar. Çünkü çocukluğu yaşam boyu onunladır. Dününü hatırlamaz ama çocukluğu aklından hiç çıkmaz. Anneannem bir asırlık yaşına eriştiğinde, sabah yediği yemeği hatırlamaz olmuştu, ama ona çocukluğunu sorduğunuzda nefes bile almaksızın heyecanla ve eksiksiz anlatırdı. Çocukluk unutulmaz…

Benim anneannem de ‘yetersiz sevilmiş’ bir çocuktu. Kurtuluş Savaşı’nda annesi onu ardında bırakamamış, beşiğiyle dağlara kaçırmış, sonra savaşa gidip onu da köydeki ahretliğine bırakmış. Savaş kazanılmış ama annesini bir daha görememiş. Köyde bırakıldığı evin bir oğlan çocuğu olmuş. Onu büyütmüş, giydirmiş ve kendisinin bile gidemediği Cumhuriyet ilkokuluna onu göndermiş anneannem! Ve sonra da onunla evlenmiş…

Bu ülkede kadınların çektiği çileyi kimse çekmemiştir. Ancak kadının kadına ettiği eziyeti de kimse etmemiştir herhâlde… Anneannem, bir kadının dizinin dibinden ayrılmadan çalışmış da çalışmış. Annesi başını okşayamamış, babası başını okşayamamış, “Büyütürsün gelinin olur” diye verildiği evde de başı okşanmamış. Eskiden çocuklar erken büyürlerdi. Onun çocukluğuna dair hatırladığı en sarsıcı şey, annesinin onu bıraktığı an. Ancak o anı anlatırken bile ağladığını hiç görmemiştik.

Çocukluğunu anlatırken bazen heyecanlı, bazen hüzünlü olurdu anneannem. Annesine hiçbir zaman “Beni bıraktı” diye de kızmamıştı. “Savaş yıllarıymış” der, geçerdi. Ancak çocukluğu… İşte onu garipserdi. Bir asırlık hayatının içinde, yalnızca çocukluğunda canı çekip de yiyemediği erik için ağlardı. Yüz yaşına gelmişti ama çocukluğunda işittiği bir azarın kursağında bıraktığı o erik, hâlâ gururunu incitiyordu. Bu nedenle olsa gerek sofrası çok boldu. Geleni geçeni yedirir içirir, en güzel yataklarda uyutur, herkesin gönlünü hoş ederek uğurlardı. Yaşlı kalbinin içinde bir çocuk saklardı.

İşte bu yüzden bir çocuğun yüzü gözyaşlarıyla ıslanmamalı! Ve incitilmemeli hiçbir çocuk, canı bir erik çekti diye… Ve asla ‘yetersiz sevilmemeli’ çocuklar! Çünkü çocukluk unutulmuyor.

Yazının Devamını Oku

Çocukları COVID-19 ile korkutmayın

Bu yıl ilk kez okula gidecek çocuklar, kimsenin alışık olmadığı bir deneyim yaşayacak. Maskeli öğretmenler, mesafeli sıralar ve sıkı hijyen kurallarıyla karşılaşacak çocuklar için aileler nelere dikkat etmeli, uzmanlar anlatıyor...

MEDİKAL HAZIRLIK

“GENEL SAĞLIK TARAMASINDAN GEÇSİNLER”Eğitimbilimci Dr. Gülden Dönmez

Okula yeni başlayan çocuklar ilk kez bu kadar kalabalık bir ortama girecekleri için daha sık hasta olurlar. Bu nedenle pandemi olmasa da velilerin okul
başlamadan çocuklarına alerji ve genel testleri yaptırmaları çok önemli.

“ÇİZGİ FİLM KARAKTERLİ MASKE TAKSIN”Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer

- Okula gitmeden önce çocuğun ateşini evde ölçün.

- Hasta olan çocukları okula göndermeyin (38 derece üzerinde ateş, öksürük, burun akıntısı, ishal, kırgınlık, kas ağrısı, eklem ağrısı, ciltte döküntü gibi bulgular).

- Ailede solunum yolu şikâyetleri gelişen ya da COVID-19 tanısı olan biri varsa okula bilgi verin ve çocuğu okula göndermeyin.

Yazının Devamını Oku

Başarılı olmanın yolu yazmaktan geçiyor

Çocukların başarılı olmak için okuduğunu anlama, ifade etme, yorum yapma ve farklı konular arasında bağlantılar kurabilme becerilerini kazanması şart. Bunun en güzel yollarından biri de yaratıcı yazı... Çocuklar yazmayı nasıl sever? Uzmanlara sorduk. Onlara göre en kolay yol çocuğunuzu kitaplarla buluşturmak.

'Yaratıcı yazma’ deyince ne anlıyoruz?

Koray Avcı Çakman (yazar-eğitmen): Yaratıcı yazmada hedef, okuru bilgilendirmek değildir, estetik bakış açısı ön plandadır. İrlandalı yazar Bernard Shaw yaratmanın başlangıcının, düş gücü olduğunu söyler. Düş gücünüzle yazma becerinizi birleştirdiğinizde ortaya yaratıcı yazma çıkar.

Tülay Uğurludural (Bahçeşehir Okulları Ortaokul Türkçe Bölüm Başkanı): Yaratıcı yazma; duygu, düşünce, izlenim, olay ve hayalleri özgürce yazabilmek demektir. Amaç, okuru etkilemektir. Sözcüklerin büyüsüne kendini kaptırıp yaratıcı düşünme becerisini yazı yoluyla ortaya koymak, böylelikle kendini tanımak ve geliştirmektir. Tamamen özgün bir kurgusal yapı ve üslup ile yazmaktır. Bilgi vermekten öte, çocuğun duygularına ait olan metinlerdir bunlar.

Yaratıcı yazı çocukların hangi yönlerini geliştirir?

Koray Avcı Çakman: Hayal gücünü geliştirir, dilin etkili biçimde kullanılmasına katkı sağlar. Çocuk yazı aracılığıyla farklı bakış açılarını keşfeder. Her şeyden önemlisi de yaratıcı yazma çalışması sırasında kendini tanır, duygu ve düşüncelerini özgün ve özgür bir şekilde ifade etmeyi öğrenir.

Tülay Uğurludural: Çok küçük yaşlardan itibaren çocukların sözcük dağarcığını geliştirmek, öğrendikleri yeni sözcükleri yazılarında ve konuşmalarında kullanmalarını sağlamak için yazma etkinlikleri çok önemli. Dil hakimiyeti, planlı düşünme, neden sonuç ilişkileri kurabilme ve görüşleri derli toplu anlatabilme becerisi hayal gücünü geliştirir. Bu da iletişim ve ikna etme becerisinin gelişmesini sağlar. Üstelik yazmak bir tür terapidir ve çocuğun kendisini tanımasına da yardımcı olur.

Peki, ama çocuk yazı yazmayı sevmiyorsa…

Yazının Devamını Oku

Pratik zekâ için bulmaca ve mantık oyunları

Çocukların okul başarını her şeyin üstünde tutan anne babalar aslında büyük bir hata yapıyorlar. Saatlerce ders çalışıp sınavlarda başarılı olamayan çocukları suçlamak yersiz. Uzmanlar uyarıyor: “Çocuğun etkili çalışmayı ve hızlı çözüm bulmayı öğrenmesi için ona mantık oyunları oynatın, bulmaca çözdürün.”

Zekâ oyunlarını ve bulmacaları neden öneriyorsunuz?

Türk Beyin Takım Kaptanı Ferhat Çalapkulu: Ünlü psikolog Piaget zekâyı ‘uyum becerisi’ olarak tanımlar. Günümüzün hızla değişen dünyasına uyum sağlayabilmek için zekâmıza daha fazla ihtiyaç duyuyoruz ve duymaya da devam edeceğiz. Rutini tekrar eden işlerde çalışan kişiler, bir süre sonra rutin kalıplara sıkışır ve beyin kalıplar içerisinde düşünmeye başlar. Zekâ oyunlarında farklı sorularla karşılaştığınız için size öğretilen kalıpların dışında düşünmeye başlarsınız. Bu da yaratıcı düşünme becerisini geliştirerek, gerçek hayatta karşılaşılan problemlere de farklı açılardan bakmamızı sağlar. Zekâ oyunları kalıplara sıkışmış beyinleri özgürleştirir, bakış açınızı zenginleştirir.

Mantık Oyunları Yazarı Ümit Abacıoğlu: Zekâ oyunları ile uğraşmak, uzun süre konsantre olabilmeyi ve etkin düşünebilmeyi geliştirir. Uzun süreli konsantrasyon, odaklanmayı, derinlemesine düşünme becerisini geliştirmeye yardımcı olur. Zekâ oyunlarını çözebilmek için, yeri gelince detayları, yeri gelince büyük resmi, yeri gelince de aynı anda hem detayı hem de büyük resmi görmeyi gerektirir. Bu da çoklu algıyı ve dikkati güçlendirir; parça-bütün ilişkisi kurmayı öğretir.

Peki, çocuğun okul başarısına nasıl bir etkisi var?

Ferhat Çalapkulu: Zekâ oyunlarında ipuçlarını bulmak, doğru sırayla değerlendirmek ve çözüme giden yolu oluşturmayı öğrenirsiniz. Bu da kişiye sistemli düşünme alışkanlığı kazandırır, hayatın her alanında problem çözme becerisinin gelişmesini sağlar. Dolayısıyla olayların sebep-sonuç ilişkisini kavramak ve çözüm üretmekte hız ve kolaylık sağlar.

Ümit Abacıoğlu: Nasıl düzenli spor yaptığımızda forma giriyor, fiziki sağlımıza kavuşuyorsak; yani vücudumuzun fiziki sağlığı için jimnastik yapıyorsak; beynimizin formda olması, sağlıklı kalması için de düzenli olarak beyin jimnastiği yapmamız gerekir. İşte bu nedenle de bulmaca ve zekâ oyunları çok önemli ve gereklidir.

Ne tür bulmacalar çözülmeli peki?

Yazının Devamını Oku

Her ev bir okul, her oda bir sınıf

Uzaktan eğitim süreci başlıyor. Anne-babalar çocuklarından disiplin ve başarı bekliyor; çocuklar da ekranı yeniden eğitim için kullanmaya hazırlanıyor. Uzaktan eğitim sürecini daha verimli hale getirmek için neler yapmak gerektiğini uzmanlara sorduk.

‘Haftalık plan hazırlayın’

Eğitimci-yazar Dr. Bahar Eriş: Ebeveynler, çocuklarıyla birlikte günlük veya haftalık bir çalışma planı hazırlamalı. Bir planın olması belirsizliği azaltır. Belirsizliğin azalması da motivasyonu arttırır. Gün sonunda planı birlikte gözden geçirin. Evin içindeki çalışma ortamı da sınıf içindeki ortam gibi sessiz sakin olmalıdır. Çocuk ekran üzerinden ders dinlerken başka bir yerde TV’nin açık olması, elektrik süpürgesinin çalışması, etrafta konuşma olması dikkatini dağıtır. Çocuğun dersine saygı göstermek, eğitimin değerli olduğu mesajını da verir. Bu da motivasyonunu arttırır.

‘Teneffüs olmazsa olmaz!’

Eğitim bilimci Dr. Gülden Dönmez: Uzaktan eğitim sürecinde teneffüs çok önemli ama bununla ilgili bir standardın olması çok zor görünüyor. Örneğin birinci dersin sonunda on dakikalık teneffüs yeterli olabilirken üçüncü dersin sonunda daha uzun süreli teneffüsler verilmeli. Sınıf seviyeleri ve günlük ders saatleri dikkate alındığında teneffüs süreleri için bir alt sınır belirlenip öğretmenin inisiyatifine bırakılabilir.

‘Yatakta değil masada çalışsın, uyku saatleri dengeli olsun’

Dr. Bahar Eriş: Yatakta çalışmak iyi fikir değildir. Yatak uykuyla ilişkili bir mekândır, dolayısıyla dersi yataktan izlemek uyku getirir. Çalışma tercihen masa başında olmalıdır. Çalışma alanı dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılmalıdır. Bu bir tatil değil, dolayısıyla uyku saatlerinin okuldaki gibi olması iyi olur. Sabahları erken kalkma düzenini sürdürmek, gece yatma saatini düzenlemek yararlı olur.

‘Sanki okuldaymış gibi giyinsin’

Yazının Devamını Oku

Empati kurmayı öğrenirse tabağında yemek bırakmaz

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün raporuna göre her yıl yaklaşık 1 trilyon dolarlık gıda kaybediliyor. Bu, dünyadaki gıdanın üçte birinin çöpe atılması anlamına geliyor. İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) ‘Gıda İsrafını Engelleme Projesi’ başlattı. Konuyu uzmanlarla konuştuk.

TABAKTA YEMEK BIRAKMAMASI İÇİN ÖRNEK OLUN
İpek Ağaca Özger, diyetisyen

◊ Gıda israfının en büyük bölümünü tabakta bırakılan yemekler oluşturuyor. Bu nedenle anne-babaya düşen görevler var.
◊ Örnek olun. Çocuklar, anne-babanın sofradaki davranışlarını, beslenme alışkanlıklarını örnek alır.
◊ Çocuğunuza danışmadan tabağına sevmediği ve yemeyeceği besinleri koymayın.
◊ Tabağına tüketebileceği miktarlarda yemek koyun.
◊ Öğün saatleri belirleyin, tabakları birlikte hazırlayın. Porsiyonlar konusunda onu bilgilendirin.

Yazının Devamını Oku

Evcil hayvanı ölen çocuğun yasına ortak olun

Çocuklar evcil hayvanlarıyla ilgilenirken bir yandan iletişim becerileri ve duygusal zekâları gelişir, diğer yandan sorumluluk almayı ve empati kurmayı öğrenirler. Ancak evcil hayvanıyla hayatını paylaşan çocuklar, dostlarını kaybettiklerinde büyük bir acı yaşayabilirler. Böyle bir durumda ne yapmak gerekir? Uzmanlara sorduk.

Evcil hayvanlar neden önemli?

Uzman Psikolog Ramazan Şimşek: Evcil hayvan besleyen çocukların empati duygularının geliştiği, sorumluluk bilincinin arttığı, duygusal ve doğa zekâlarının geliştiği ve bağışıklık sistemlerinin güçlendiği artık bilimsel olarak kanıtlandı. Örneğin akvaryum balığı, çocukların dikkat ve odaklanma becerilerine iyi gelir. Suyu ve balıkları izlemek onları rahatlatır. Balıkların beslenme ve belli zamanlarda akvaryumun temizlenme görevinin çocuklara verilmesi, onların sorumluluk alma yönünü güçlendirecektir. Köpek, iletişim becerisi en yüksek olan hayvandır. Çocukların sosyal yönünü, iletişim becerilerini, özgüvenini ve duygusal zekâsını geliştirir. Çok iyi bir dost olmaları, çocukların merhamet duygularını artır. Kedi, iletişim becerisi yüksek olan bir hayvandır. Onu okşadığınızda hem sizi hem de çocuğunuzu rahatlatır. Muhabbet kuşu, bakımı diğer hayvanlara göre daha kolaydır. Sürekli neşeli olmaları, iletişime açık olmaları çocukların pozitif duygularını geliştirir. Evde bir kuş sesinin olması çocukların yalnız hissetmemelerini sağlar. Tavşan duyarlı, sempatik ve nazik bir hayvandır. Asla hırçınlık yapmaz. Çocukların sakin olmaları konusunda model alacakları en iyi örnektir. İşte bu nedenlerle çocukların evcil hayvanlarının olması çok önemlidir.

Peki, ya çocuklar evcil hayvanını kaybederse… Hayvanı ölen çocuğa nasıl yaklaşmak gerekir?

Psikolog Serap Duygulu: Çocuklar için evde hayvan beslemek çok önemlidir. Hayvanlarına bağlanırlar, onların sorumluluklarını almak isterler. Eğer çocuğunuzun sahip olduğu evcil hayvanı öldüyse yapılacak en yanlış hareket, bu olayı geçiştirmek ve durumu hafife almaktır. “Aman boş ver, üzülme, yenisini alırız” gibi sözler çocuğu daha çok yaralamaktan başka bir işe yaramaz. Çocuğun üzüntüsünü önemsememek, onu incitir ve aile bireyleriyle bağlarını koparmasına yol açabilir. Çünkü bu tür kayıplar çocuk için bizim yakınlarımızı kaybetmemiz kadar önemli ve üzücüdür. Dolayısıyla ona yas süresi tanımak, anlayışla karşılamak, üzüntüsünü paylaşmaya çalışmak gerekir. Üzüntüsünü hafifletir düşüncesiyle hemen yeni bir hayvan arayışına girmek de çocuğun acısına saygısızlık olur. Onun istediği yeni bir hayvan değil, çok sevdiği ve benimsediği o hayvana ne olduğunu anlamaktır. Çocuk bu acısını kabullendiği zaman ve yas sürecini atlattığı zaman, onun istediği bir hayvan seçmek en doğrusudur. Kaybın hemen arkasından bu türde teklifler yapılmamalı ve yas tutması için zaman tanınmalıdır. Çocuğu yaşadığı üzüntüyle ilgili olarak konuşmak istediği her sefer sabırla dinlemek ve aynı üzüntüyü paylaştığınızı belirtmek gerekir. Zamanla bu dönemi atlatacaktır ve aynı zamanda ölüm konusunda bir fikir sahibi olarak hayatın en önemli dönemlerinden birine tanıklık etmiş kayıplar çocuğun sözle ifade edemeyeceğimiz ölüm duygusunu tanımasını, sevilen bir varlığın hayatının sonlanmasına dair yaşayabileceği üzüntüleri anlamasını sağlar. Bir hayvanın kaybıyla birlikte çocuk, insanların da hayatlarını kaybedeceklerini ve bunun hayatın doğal bir süreci olduğu fikrini öğrenir, zamanla da bu fikri kabullenir. Bu sırada ikincil öğrenme olarak doğadaki dönüşümü de fark edecektir. Çocuğunuzun bu aşamalar boyunca tek ihtiyacı olan onu anladığınızı ve acısını paylaştığınızı bilmektir. Size düşen, bu dönemde çocuğa karşı anlayışlı ve sevecen olabilmektir.

ÇOCUKLUĞUN İLK 6 YILI NASIL GEÇİRİLMELİ?

Bir insanın yaşamının ilk 6 yılı geri kalan bütün yaşamını etkiliyor. Peki, ilk 6 yıl nasıl geçirilmeli Cocukludunya.com Eğitim Danışmanı ve 200 Adımda Ergenlik Rehberi uzmanlarından Pedagog Prof. Dr. Norma Razon 'Çocuklarla Bir Ömür' programımızda yanıtladı.

<iframe src='//www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=41241978&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allow='autoplay; fullscreen' allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Çocukluk unutulmaz

Ben daha ilkokula giderken, babam bu küçük ilçede bir mobilya dükkânı açtı ve biz bu vesileyle Çınarcık'a taşındık. Çocukluğumun en güzel hatıralarını burada yaşadım.

Muhteşem dostluklar kurdum. Hâlâ ilkokul, ortaokul ve lise yıllarında edindiğim dostluklarım sürüyor. Kaç kişi denize nazır bir okulda okumuştur bilmiyorum ama benim okulum ardımdaki bu manzarayı görürdü. Çınarcık Füruzan Kınal Lisesi... Ne güzel yıllardı. Okuldan çıkınca dosdoğru babamın dükkânına gidip çıraklık yapardım. Akşamları arkadaşlarımla sahilde yürür, sohbet ederdim. Şimdilerde çocuklarını korumaya çalışan ailelere bakıyorum da... O yıllarda biz çocuklar her şeyden önce birbirimizi korurduk. Anne babalarımız ardımızda nöbet tutma ihtiyacı hissetmezdi. Birbirimize karşı sorumluluk hissederdik. Kimse arkadaşına kötü gözle bakmaz, kimse kimseyi yarı yolda bırakmazdı. Birlikte denize girdik, birlikte kafelerde oturduk, birlikte şarkılar söyledik, bazen kavga da ettik, gülüştük ağlaştık ama her biri çok özel anlardı. Geçenlerde Çınarcık'taki çocukluk arkadaşlarımızla bir WhatsApp grubu kurduk. Böylece görüşemediklerimizle de sohbet geliştirmiş olduk. Herkes bir iş tutturmuş, kimi çoluk çocuğa karışmış, çocukluk hatıralarıyla dolu pek çok insan. Öyle bir özlem gideriyoruz ki, sormayın gitsin.

Çocukluk önemli. Çocuklarınızın, çocukluklarını yaşamalarına, arkadaşlar edinmelerine fırsat tanıyın. Onlara değer verin. Çocukluğunu yaşamayan insanlar mutsuz yetişkinlere dönüşüyorlar çünkü.

Kendimi doğaya attım

Koronavirüs süreci hepimizi öylesine yordu ki, hepimiz uzun zaman evlerden çıkamadık. Sonra yaz aylarının gelmesiyle insanlar içindeki sıkılmışlığı açığa vurmaya başladı. Yasakların da kalkmasıyla insanlar arabalarına atladıkları gibi kendilerini doğaya attı. İşte onlardan biri de benim. Yalova’nın Termal ilçesi muhteşem bir coğrafya. Roma dönemine dek uzanan bir tarihi var, ancak orayı asıl önemli kılan Atatürk’ün Termal Köşkü, doğal kaplıcaları ve bizzat Atatürk’ün kurduğu bitkibilim bahçesi. Mutlaka ama mutlaka görülmeli. Atatürk, dünyanın pek çok yerinden ağaçlar getirtip buraya diktirmiş. Her ağacın üzerinde nereden getirtildiği yazıyor. Çok etkileyici… Bu ağaçların dikildiği zamanları düşünüyorum. Atatürk’ün doğa ve vatan sevgisini! Ona hayranlığım katlanarak artıyor…

Koronavirüs günlerine şiir 

Şair Ümit Öztürk birbirinden güzel şiirlerine bir yenisini daha ekledi. İşte, yaşadığımız pandemi sürecindeki hislerini dizelere döken Öztürk’ün şiiri…

Yaz yağmurlarından sonra

Yazının Devamını Oku

Oyuncaklar, çocukların yol arkadaşıdır

Oyuncaklar hayatımıza yön veren en önemli araçlar... Çünkü her oyuncak yaratıcılığımızı destekler, kelime hazinemizi geliştirir, düşüncelerimize yön verir. Ancak pek çoğumuz oyuncakların hayatımızda bu denli önemli olduğunu fark etmeyiz bile! İşte bu farkındalığı oluşturmak için yola çıkan yönetmen Yağmur Kartal ‘Oyuncakçı, Saklı Yadigârlar’ adında bir film çekti. Kartal “Teknoloji harika yenilikler getiriyor ama hayal dünyamızı güçlendirmek için oyuncaklara ihtiyacımız var. Anne-babalar çocuklarıyla daha çok oynamalı" diyor.

Yönetmen Yağmur Kartal

Bu film projesi nasıl ortaya çıktı?

‘Oyuncakçı, Saklı Yadigârlar’ filminin başlangıç öyküsü aslında adında bulunan saklı kelimesinin izini taşıyor. Filmin konusu olan oyuncak ustası Sabahattin Parlar’ı yıllardır tanımama rağmen mütevazı mizacından ötürü bu yönünü yıllar sonra dedem Rıza Baydar’ın ön ayak olmasıyla öğrenebildim. El işlerine ve çocuksu şeylere merakımı bilen dedem, el beceresine dayanan bu zanaatı öğrenmem için bir gün bana arkadaşı Sabahattin Bey’in yaptıklarından bahsedince merakım arttı. O heyecanla evini ziyarete gittiğimde Osmanlı esintileri taşıyan figürlerine ve onları oluşturma becerisine hayran kaldım. O yaz Sabahattin Bey bana işinin inceliklerini anlatırken benim aklımda filme dair fikirler canlanmaya başlamıştı. Aslında filmin amacı biraz hüzünlü bir gerçeğin perdesini aralıyor. Unutulan ya da fark edemediğimiz değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini, bunların güzelliğini insanlara anımsatmak istedim. Hele ki Sabahattin Bey gibi çocukluğumuza dokunan ve el beceresine dayanan eşsiz eserler bence paha biçilemez bir değere sahip. Ustasının varlığıyla bu dünyada bir nebze iz bırakmış ve kaybolma korkusuyla titrerken ona sahip çıkan birkaç minik yüreğin hatırasında hoş bir seda bırakan yadigarlar bunlar. 

Oyuncaklar bize ne söylüyor? 

Oyuncaklar aslında karakterimiz şekillenirken bizimle o maceraya çıkan yol arkadaşlarımız, ruhumuzun derinlerindeki duygularımızı da en doğru şekilde yansıttığımız kahramanlarımızdır. Kendimizi, olmak istediklerimizi ve olduklarımızı en doğru şekilde daha küçük yaşta onlar aracılığıyla ifade etme şansı buluruz. Bu sebeple filmde bir oyuncakçıyı, canlanıp hareket eden oyuncağıyla anlatmak istedim. Bir nevi Gepetto ile Pinokyo’nun arasındaki ilişki gibi. Filmde de oyuncakçı Sabahattin Bey ile yaptığı oyuncaklardan birinin hikâyesi anlatılıyor.

Filmin kahramanı Sabahattin Parlar

Yazının Devamını Oku

Bugün bayram, eğlenin çocuklar

Bayramda çocuklar ziyaretler kadar sokağa çıkmak, eğlenmek de ister ama bir yandan koronavirüs tehlikesi devam ediyor. Bu hafta, güvenlik önlemlerini alarak bayramı ‘bayram gibi’ yaşatacak etkinlikleri, eğlence parklarını ve müzeleri derledik.

OYUNCAK EV TASARIM ATÖLYESİÇocuklarınızla birlikte oyuncak ev tasarlamaya ne dersiniz? 3-12 yaşları arasındaki çocuklara ve ailelerine açık olan etkinlikte boyayın, yapıştırın, kendi oyuncağınızı üretin. Tüm etkinlikler koronavirüs tedbirleri alınarak gerçekleştiriliyor.

Yer: İstanbul-Oyuncak Müzesi
Tarih: Yarın
Saat: 11.30
Fiyat: 80 lira
Telefon: (0216) 359 45 50

DOĞADA MACERACOVID-19 önlemleri alınmış bir etkinlik olan Macera Parkı’nda çocuklarınızla birlikte sizin için oluşturulan parkurları aşıp eğlenceli bir gün geçirin.

Yer: İstanbul-Forest Kemerburgaz Macera Parkı

Yazının Devamını Oku

Bugün bayram, eğlenin çocuklar

Bayramda çocuklar ziyaretler kadar sokağa çıkmak, eğlenmek de ister ama bir yandan koronavirüs tehlikesi devam ediyor. Bu hafta, güvenlik önlemlerini alarak bayramı ‘bayram gibi’ yaşatacak etkinlikleri, eğlence parklarını ve müzeleri derledik.

OYUNCAK EV TASARIM ATÖLYESİÇocuklarınızla birlikte oyuncak ev tasarlamaya ne dersiniz? 3-12 yaşları arasındaki çocuklara ve ailelerine açık olan etkinlikte boyayın, yapıştırın, kendi oyuncağınızı üretin. Tüm etkinlikler koronavirüs tedbirleri alınarak gerçekleştiriliyor.

Yer: İstanbul-Oyuncak Müzesi
Tarih: Yarın
Saat: 11.30
Fiyat: 80 lira
Telefon: (0216) 359 45 50

DOĞADA MACERACOVID-19 önlemleri alınmış bir etkinlik olan Macera Parkı’nda çocuklarınızla birlikte sizin için oluşturulan parkurları aşıp eğlenceli bir gün geçirin.

Yer: İstanbul-Forest Kemerburgaz Macera Parkı

Yazının Devamını Oku

Eşekli kütüphaneciden gezici kütüphaneye

Geçtiğimiz günlerde Bursa’daydım. Fiziki mesafe kurallarına uyarak çocuklarla ve aileleriyle bir araya geldim. Uzun süre sonra ilk kez sokağa çıkıp, çocuklarla buluşmak, aileleriyle sohbet etmek bana çok iyi geldi. Kendi kendime “Eskiden hayat ne güzelmiş” deyiverdim. Evet, uzun süredir dilimize dolanan ‘yeni normal’ kavramını yaşıyoruz. Maskeli, mesafeli, zor!


Bu ziyaretimin anlamlı bir sebebi vardı elbette… Bursa Nilüfer Belediyesi Kütüphanesi her yıl bir yazarı ‘yılın yazarı’ seçiyor ve birbirinden güzel faaliyetler düzenliyor. Bu yıl da Köy Enstitülü büyük yazarımız Fakir Baykurt ‘yılın yazarı’ seçilmişti. Eğer araya pandemi girmeseydi, Bursalılar pek çok güzel etkinlikle buluşacaktı, ancak olmadı, bazı etkinlikler yarım kaldı. Buna rağmen bazı etkinlikler hayata geçiriliyor. İşte onlardan biri: Gezici Kütüphane!

EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ

Fakir Baykurt’un son kitabı ‘Eşekli Kütüphaneci’ öyküsü beni çok etkiler. Gerçek bir hikâyedir ve Cumhuriyet felsefesinin ürünlerinden biridir. Ürgüp’te bir kütüphaneye atanan Mustafa Güzelgöz, her gün insanların gelmesini beklediği bu kütüphaneye kimsenin gelmediğini görünce “Madem insanlar kitaplara gelmiyor, o halde biz kitapları insanlarımıza götürürüz” der ve eşek sırtına yüklediği sandukaların içini kitaplarla doldurur. Köy köy gezer ve köylüleri kitaplarla buluşturur. İşte bu güzelliğin öyküsüdür Fakir Baykurt’un yazdığı…

Eşekli kütüphaneci maalesef aramızda değil, ama anıları yaşıyor; bu anılar herkese ilham veriyor. Bursa Nilüfer Belediyesi de köylere, beldelere kitaplar ulaştırabilmek için ‘Gezici Kütüphane’ projesini hayata geçirdi. Ben de işte bu vesileyle Bursa’daydım. Ürünlü köyünün çocuklarıyla, okudukları okulun bahçesinde buluştum. Her türlü hijyenik kurala uyularak, çocuklar ve aileleri açık havada aralıklı oturtuldu. Önce hep birlikte ‘Gezici Kütüphane’nin açılışını yaptık, ardından da Köy Enstitüleri sohbetimiz başladı. Ben enstitülerin üretici felsefesi üzerine bir konuşma yaptım. Daha sonra da çocuklar için ‘Karaca ve Mucizeler Köyü’ kitabımı imzaladım. Çocuklarla mesafeli de olsa buluşmak çok çok güzeldi, üstelik muhteşem bir köy okulunun bahçesinde! Eski okullar, ulu ağaçlarıyla, geniş bahçeleriyle nasıl da güzel ve sıcaklar…

Yazının Devamını Oku

Steve Jobs ve Bill Gates’in çocuklarına ekranı kısıtlamaları boşuna değil

Ekran bağımlılığı son zamanların en büyük sorunlarından biri. Üstelik ‘ekran’ denilince de aklımıza ilk gelenler çocuklar. Oysaki yetişkinler de en az çocuklar kadar ekran bağımlısı. Remzi Yayınevi’nden çıkan ‘Ekran Çocukları’ kitabının yazarı Meltem Küskü Schmidt ile buluştuk hem ekranı hem de bağımlılıklarımızı konuştuk.

Bu kitap fikri nasıl ortaya çıktı?

İki çocuk annesiyim ve onların sağlığı ve mutluluğu benim için her şeyden önemli. Bir ara kulağıma cep telefonu, bilgisayar gibi dijital cihazların elektromanyetik radyasyon yaydığı, bunun da sağlığı tehdit edebileceği çalındı, anında detektife dönüştüm. Araştırdıkça tek tehlikenin radyasyon olmadığını, dijital ekranların daha birçok zararlı etkisi olduğunu fark ettim. Artık dijital ekranlarla çevrili bir dünyada yaşıyoruz; çocuklarımız modern hayatta yaşamaya devam etmek istiyorsa bunları kullanacak. Dolayısıyla dengeyi bulmamız lazım, kullanırken zararlarından mümkün olduğu kadar korunarak.

Ekranlar bizi fiziksel ve psikolojik olarak nasıl etkiliyor?

Ekranlardaki görüntü bombardımanına maruz kalmak, beynin görsel bölümünü aşırı çalıştırırken; düşünme, karar verme, hafıza, yaratıcılık, sosyal davranış, fiziksel ve ruhsal denge gibi alanları yöneten bölümlerini az çalıştırıyor. Bunun sonuçlarını gösteren birçok çalışma var. Örneğin Rusya’da cep telefonu kullanan çocuklarda hafıza ve dikkatin zayıfladığı, el motor becerilerinin düştüğü bulunmuş. Amerika’da yapılan bir araştırmada, ekranlara günde 2 saatten daha fazla maruz kalan çocukların düşünme ve dil testlerinden daha düşük puan aldığı görülmüş. Daha birçok etkisi var ekranların; örneğin hormonları alt üst ediyor, kortizonu yükselterek stresi artırıyor. Ekranların yaydığı yapay mavi ışık, melatonini baltalayarak uyku sorunlarına yol açıyor; uzun süre ekrana bakmak çeşitli göz problemlerine yol açıyor; boynu bükük duruş çeşitli kas ve omurga problemlerini davet ediyor. Kısırlıktan kansere, hafıza zayıflamasından depresyona bir sürü rahatsızlık riskini artırıyor. Yani bu teknolojileri hayatımıza sokan Steve Jobs ve Bill Gates gibi insanların kendi çocuklarının teknoloji kullanımını sınırlamaları boşuna değil.

Peki, dijital dünya ebeveyn çocuk ilişkilerini nasıl etkiledi?

Gözümüzün önüne odasına kapanıp bilgisayarda veya cep telefonunda zaman geçiren ve bu sebeple gerçek sosyal ilişkilerden uzaklaşmış çocuklar gelecektir ama ebeveynler de dijital dünyaya dalmış durumda. Günde 78 kere yani ortalama 13 dakika da bir cep telefonuna bakıyoruz. Bu durum tabii ki aile bireylerinin iletişiminin kopmasına, paylaştıklarının azalmasına sebep oluyor.

Yazının Devamını Oku

Yazarken ‘b’ ile ‘d’yi karıştırıyorsa...

Çocukların uzaktan eğitim görmesi, ailelerin çocuklarını daha iyi gözlemlemesine olanak tanıdı. Pek çok anne-baba birinci sınıftaki çocuklarının okuma-yazma, toplama-çıkarma hataları yaptığından şikâyetçi ama bunun sebebi uzaktan eğitim olmayabilir. Uzmanlar uyarıyor: “Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve disleksiye dikkat!”

Uzaktan eğitim sürecinde bazı anne-babalar, çocuklarının temel becerileri yerine getiremediğinden şikâyet etti. Bu, dersleri iyi öğrenemediği anlamına mı gelir?

Uzman Psikolog Ramazan Şimşek: Olağan koşullarda bir öğrencinin okulun 1. dönem sonu veya 2. dönem başında okuma-yazma becerilerini kazanması beklenir. Eğer yazın hâlâ okuma-yazma becerilerinde eksiklikler varsa sebepler aramak gerekir. Dikkat eksikliği, disleksi, disgrafi veya diskalkuli mümkün.

Prof. Norma Razon: Eğer birinci sınıf öğrencisi okumada, yazıda, diktede, basit aritmetik işlemlerin çözümünde zorlanıyorsa, bu işlemleri akranlarıyla aynı zamanda öğrenemiyorsa, zorlanmasını açıklayacak özel öğrenme güçlüğünden şüphelenmek gerekir.

Anne-babalar bu durumu nasıl anlayacak?

Dr. Ramazan Şimşek: Birinci sınıfın sonuna geldiği halde dakikada 60-70 kelimeyi doğru bir biçimde okuyamıyorsa, yazmasında hatalar varsa, özellikle ‘b’ ve ‘d’ harflerini karıştırıyorsa, sayıları veya harfleri ters yazıyorsa ve hatta okuma ve yazmaya karşı bir direnç varsa çocuğun öğrenememesinin altında başka bir sebep olabilir.

Prof. Dr. Norma Razon:

Yazının Devamını Oku

Onu güvenle teslim edebileceğiniz 10 bilgisayar oyunu

Bilgisayar oyunlarının şanı çok kötü ama aslında hepsi çocuklara zarar vermiyor. Hatta bazıları gelişimlerini olumlu yönde destekliyor. Çocuklarınızın güvenle oynayabileceği oyunları sizin için derledik.

1. Kelime GezmeceVerilen harfleri kullanarak anlamlı sözcükler meydana getirmeniz gerekiyor. Oyun aynı zamanda birçok popüler şehri de tanıtıyor.

2. Minecraft Creative Mode

Minecraft’ın ‘Creative’ (yaratıcılık) sürümü yaratıcılığı destekleyen, zararsız bir içerik. Bu oyunla üç boyutlu düşünme ve mimari becerilerini geliştirebilirler.

3. Rayman Adventures

Gizemli topraklarda, perili ortaçağ kalelerinde ve Olympus’un efsanevi dünyasında dolaşmaya ve sırları çözmeye yarayan bu oyun hızlı karar verme ve stratejik düşünme tekniklerini ilerletiyor.

Yazının Devamını Oku